banner17

Hayata uyanmak o kadar zor mu?

Felsefî ve düşsel imgelerle kotarılmış Waking Life filmi özgürlük, tüketim toplumu, rüya, yolculuk üzerine esaslı şeyler söylüyor..

Hayata uyanmak o kadar zor mu?
Waking Life, Richard Linklater
(+)

Modern çağ, bir kavram anarşizmiyle insanı savunmasız bıraktığı günden beri arayıştayız. Bu arayışta dört bir yanımız İlhami Çiçek diliyle söylersek “çepçevre şeytan kilitleri”yle dolu. Öyle ki, elimizin altında özenle büyüttüğümüz kelimeler bile, bir müddet sonra masumiyetimize kasteden silahlara dönüşüyor.

Peki, ne yapmak gerek? Kadim medeniyetin izinden gidersek, hayat bir uyku halidir ve ancak öldüğümüz zaman bu uyku halinden kurtulacağız. Hayata uyanmaksa ölüme uyanmaya denk bir anlam arayışıyla ilintili daha çok. Uyandığımızda ölüm gelip bizi bulacaksa o güne dek uyuklama hâli ne olacak o zaman. Ya da yaşadığımızı sandığımız şeylerin hepsi bir rüya ise. Rüya içinde rüyalar görüyorsak ve hangi yaşam kesitinin gerçek, hangi yaşam kesitinin rüya olduğunu idrakten acizsek o zaman ne yapacağız?

Hayal edebildiğimiz kadar özgürüz

Amerikalı yönetmen Richard Linklater’in Waking Life (Hayata Uyanmak) adlı filmi tam da yukarda andığımız ikilemler üzerinden ilerleyen bir sinema diliyle olağanüstü bir görsel ve felsefî şölen sunuyor izleyiciye.

Richard LinklaterPeşinen söyleyeyim, bildiğiniz, bir olay örgüsü üzerinde gelişen ve genişleyen bir film değil Waking Life. Düpedüz felsefî göndermelerle, içsel sorgulamalarla, karakter monologlarıyla ilerliyor. Filmi izlerken, insan tıpkı bir kitap okur gibi durup durup notlar alma ihtiyacı hissediyor. Heideger, Lorca, Dostoyevski, Lawrence, Yeats, Sartre diyaloglarda geçen isimlerden sadece bir kaçı.

Film, oldukça farklı bir animasyon tekniğiyle çekilmiş. Karakterler, eşyalar bir boşlukta sallanıyor izlenimi veriyor insana. Hayatın iğretiliği, vaktin uçup gidiciliği başka türlü anlatılamazdı belki de.

Bu açıdan bakıldığında filmin çekim tekniğinin de ayrı bir mesaj taşıdığını söylemek mümkün.

Ayağa kalkacak ve insan olacağız

Film, insanın bu dünyadaki varoluşunun anlamını çözmeye çalışan bir karakterin içsel yolculuğundan yola çıkıyor. İnsanı, cümleleriyle, diyaloglarıyla popüler kültür zehirlenmesine karşı daha sahih bir alana çağırıyor Waking Life. Bunu yaparken, sıkı bir sistem eleştirisi yapmaktan da geri durmamış amcalar. Zaten, filmin can alıcı noktası da burası. Örneğin, şu cümleyi alıntılamadan geçemem: “Tüketim toplumu haline getirilmiş vatandaşların üzerindeki büyüyü kaldır ki, tekrar düşünebilen bir toplum olsunlar.”

Waking Life, Richard LinklaterLiberal demokrasi, muhafazakâr cumhuriyetçilik, kapitalist burjuva, emperyalist salgılar madeni paraların iki kirli yüzeyidir. Dokundukça kirleniyoruz. Dokundukça özgürlük görünümlü kölelikler satın alıyoruz. Umut satarak yerine yapay korkular alıyoruz. Evet, rüyada yaşıyoruz ve rüya içinde rüyalar görüyoruz. Çünkü ölüm, koşarcasına kaçtığımız bir yanılsama bizim için. O zaman yapılacak şey basit, hayata uyanacak, ayağa kalkacak ve insan olacağız.

Kendimizi unutulmuş değerlere adamak zorundayız

“Tanışma ve ayrılmalar zaman kaybıdır, yolculuk açıklama talep etmez, sadece yolcu ister.” diyor karakterlerden biri. Yolculuk sadece yolcu ister. İşte tam da bu yüzden kısıtlanmış, daraltılmış yaşama alanlarından alabildiğince kaçmak ve kendimizi unutulmuş (unutturulmuş) değerlere adamak zorundayız. Bunun için yapılacak en öncelikli eylemse hayata uyanmak.

Waking Life, Richard LinklaterFilm boyunca rüya içinde rüya gören ve hayata uyanmaya çalışan genç, en sonunda havalanarak göğe doğru yükselir. Bulutlara değin yükselir. Bu, hayata uyanmayı başarabilmiş insanın gidebileceği yegâne menzili göstermesi açısından oldukça manidar geldi bana. Son bir not daha, “Zaman” diyor kahraman, “bir illüzyondur. Aslında sadece tek bir an vardır. O da ‘şimdi’dir. Ve sonsuzluk… Tanrı soruyor: şimdi’yi yani sonsuzluğu istiyor musun?”

 

 

Kerem Alkazar hayata uyanma isteğiyle izledi, yazdı. 

keremalkazar[at]hotmail.com

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2010, 20:06
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zahid Arhavili
Zahid Arhavili - 9 yıl Önce

Tanışma ve ayrılmanın zaman kaybı olduğunu söylüyor.
Bir bakışla tanışabileceğimiz insanlarla yolculuk yapmak gerekir kuralını mı çıkarmak gerekiyor buradan.
Uzun uzun tanışmakla herşey olmuyor diyor ve ayrılığı da sözde kestirip atıyor, kalpte bıraktıkları da vardır elbette.

Flört de bir çeşit zaman kaybıdır denebilir bence...

banner8

banner19

banner20