banner17

Hayal Perdesi Artık E-Dergi!

Hayal Perdesi, artık e-dergi olarak yayınlanacak. Yayın danışmanı İhsan Kabil, yönetmeni ise Ayşe Pay..

Hayal Perdesi Artık E-Dergi!
11588
(+)

Sûretimiz Hayal Perdesi'nde

Sinemayı sadece seyirci koltuğundan takip etmek bana eksik geliyor, film izlemeyi yüzer metre arayla sıklaştırdığım günlerden beri. Klasik mertebesine erişmiş veya vizyona yeni girmiş okkalı bir film üzerine yorumları, eleştirileri okumak, söyleşileri hatmetmek, kafamda naçizane kendi yorumumu da oluşturmak niyetim artıyor gün be gün.

Böyle bir niyetin eşiğinde, Hayal Perdesi’nin fanzinden e-dergi hâline geçtiğini haber almak gibisi yoktu işte. Hayal Perdesi, İstanbul’un gözde kültür mekânlarından,  methini çok duyduğumuz Bilim ve Sanat Vakfı [BİSAV] bünyesindeki Sanat Araştırmaları Merkezi’nin sinema fanzini, yeni hâlindeki alt başlığıyla, sinema dergisi. Yayın danışmanı İhsan Kabil, yönetmeni ise Ayşe Pay.

11589
(+)

Tıklım tıklım sinema!

E-dergi hâlindeki ilk, sürekliliklerindeki 14. sayılarında neresinden başlasak anlatmaya dedirten bir dolulukta ortaya sürülmüş Hayal Perdesi. Açık Alan kısmında Yücel Çakmaklı’yla 2004’te yapılmış bir söyleşi var, Halit Refiğ 1 Yönetmen 3 Film köşesine konuk alınmış, sayının söyleşisi Ayşe Şasa ile gerçekleştirilmiş. Konu edindikleri meseleleri enfes bir şekilde anlattıkları için dergideki dosya konusu olan ‘‘Türk Sinemasının 2009 Vizyonu’’ içerisindeki iki yazıyı merkeze almak istiyorum, Ayşe Pay’ın ve Celil Civan’ın yazılarını.

‘‘Gişenin Vicdanı Ne Söyler’’ yazısında Ayşe Pay, Recep İvedik 2 ve Kurtlar Vadisi: Gladio filmlerinin gişedeki başarısından hareketle toplumun hangi ihtiyaçlarına karşılık geldiklerini irdeliyor. Bu iki filmin, ‘‘Pasifi aktifle, uyumluyu uyumsuzla, zayıfı güçlüyle, korkağı cesurla değiştirdiği, halka kaybettiği gücünü teslim ettiği noktada’’ birleştiğini belirten yazar bu filmlerle gerçeklik arasındaki ‘örtüşmeyi’ beyazperdeden ödünç alınan yaşam biçimlerinin toplumda görünürlük kazanmasıyla oluştuğunu söylüyor.

11591
(+)

Bu filmlerin belli bir gişe başarı sağlayıp topluma uymaları konusunda ise, iki filmin ayrı taraflardan aynı sonucu oluşturduğunu; Recep İvedik 2’nin ‘‘geçmiş ve gelecek tasavvurundan yoksun, yüksüz bir insanın içine düştüğü ‘şimdi’ çukurunda debelenmesi’’ ile, Kurtlar Vadisi: Gladio’nun ise şanlı bir geçmişin herkes gibi sıradan insanlar tarafından [Polat Alemdar ve adamları] tekrar yürürlüğe sokma çabasını resmetmesiyle, herkesin kahraman olabileceği ve bu zamanlardaki modernizm karşısındaki aciz, itilmiş hâllerinden çıkıp ‘büyük işler’ yapabileceği fikrini sunduğunu, böylece seyircinin iki filmden de kendi’nin dışında hâllolan ve felaha eren bir keşkemekeşin bitiminde tatmin olarak ayrıldığını anlatıyor. Filmler sona erdiğinde ve ışıklar yandığında kurtarılmış bir şey olmadığı için seyirci, aynı sorunlarıyla dolu hayatına bıraktığı yerden devam ediyor, boşa harcanmış bir-iki saatin ardına düşüyor tabii bu kırıklık.

‘Ötekiler’ beyazperdeye yansır iken

‘‘Türkiye’de Kürtler, Müslümanlar, taşralılar vs. artık yavaş yavaş ortaya çıkarken toplumsal dönüşümleri, yönsemelerin estetik algıda değişiklikler yapmaması mümkün mü?’’ sorusunu cevap niyetiyle yöneltiyor Celil Civan, sinemada yeni yeni anlatılmaya başlanan konuları irdelediği ‘‘Bastırılanın Gölgesi’’ yazısında. İki Dil Bir Bavul filminde bir Kürt köyüne giden öğretmenin baştan itibaren idealist öğretmen kimliğine bürünmemesiyle ve ilk dakikalardan itibaren içeriye ‘‘kara tahtanın, büstlerin ve Türkçenin kenarlarından Kürtçe ve Kürt çocuklarının sızmaya başlamasıyla [film], Cumhuriyet tarihi boyunca çatılmış kurgunun gerçekler karşısında sarsıldığına işaret ederken öğretmenin idealizme dahi el sürememesi resmî ideolojinin maaşlar ve toplumsal imkânlar bağlamında pek de itibar etmediği öğretmenlere yönelik ilgi ve saygısının, Milen Kundera’nın kullandığı anlamda ideolojik bir ‘kitsch’ten öteye gitmediğini gösteriyor’’.

11592Süt, Gölgesizler ve Vavien filmlerini ise sinemadaki değişen taşra imgesinin ‘‘taşrayı narsistik bir masumiyet figürü olarak ele almak yerine kendi özgü gerçekliğiyle yansıtma çabasının örnekleri’’ olarak anıyor. Değişimi kekeleyen iki filmden biri [diğeri Nefes: Vatan Sağolsun] olan Uzak İhtimal’i ise 2000 sonrası ‘görünürlük’ kazanan Müslümanların değişimini bir yanından açıklayan bir yapım olarak anıyor, zira tıpkı 90’lardan sonra İslâmcı edebiyatta bireysel söylemlerin, kişisel sorgulama ve özeleştirilerin artmasında olduğu gibi burada da aynı söylemlerin görünürlük arzettiğini belirtiyor.

15. sayıda dosya: Ahmet Uluçay sineması

Vizyon kısmında Fuat Er, Enesl Özel ve Hanife Gümüş’ün yazıları yer alırken, Festival Günlüğü’nde ise Mustafa Emin Büyükcoşkun’un 4-13 Aralık 2009 tarihleri arasında Diyarbakır’da gerçekleştirilen Uluslararası Kürt Sineması Konferansı’ndaki gözlemleri yer alıyor. Mücahid Eker Ahmet Uluçay’ın kısa filmlerini incelerken, Ayşenur Gönen ise İki Dil Bir Bavul’u Sinema Odası’’nda ‘‘‘Büyüklere’ Sinemasal Bir Vicdan Dersi’’ başlığıyla inceliyor. Derginin Mart-Nisan sayısının dosya konusu ise Ahmet Uluçay sineması olacak.

http://www.hayalperdesi.net/

 

M. Fatih Kutan uzun metrajlı niyetiyle bol virgüllü cümleler kurdu

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2010, 14:56
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20