banner17

Habercilik ve Ahlaki Değerler İlişkisine Dair Çarpıcı Bir Film: Nightcrawler

2014 yapımı Nightcrawler (Gece Vurgunu) filmi, bir habercinin (gazetecinin veya TV muhabirinin de diyebilirsiniz) haber için neler yapabileceğini ve neleri göze alabileceğini gösteriyor. 'Habercilik' denilen mesleğin veya olgunun aslında 'ne olmadığını' anlatarak hakikatin üstüne basan film, televizyon kanalları veya gazetelerde çalışan insanların yaşamak için neler yaptığını veya yapması lazım geldiğini resmen gözümüzün içine sokuyor. İslam Gemici yazdı.

Habercilik ve Ahlaki Değerler İlişkisine Dair Çarpıcı Bir Film: Nightcrawler

Orijinal ismi "Gece Sürüngeni - Nightcrawler" olmasına rağmen, yerli sinema dağıtım şirketinin inisiyatifiyle, filmin ismi "Gece Vurgunu" olmuş. 2014 yapımı bu film, bir habercinin (gazetecinin veya TV muhabirinin de diyebilirsiniz) haber için neler yapabileceğini ve neleri göze alabileceğini gösteriyor. Detayların gözardı edilmediği, iyi haber yakalamak için ne yapılması gerekiyorsa tamamen yerine getirilmesi hikâyesinin sinemaya taşındığı filmde Louis Bloom rolünde Jake Gyllenhaal var. Bir televizyonun haber dairesi başkanı rolünde Rene Russo ile serbest muhabir rolünde Bill Paxton'un eşlik ettiği Jake Gyllenhaal fazlasıyla inandırıcı... Filmin senaristi ve yönetmeni olan Dan Gilroy, habercilerin dünyasını çok iyi tahlil etmiş ve sinemaya ustaca aktarmış. Masa başında uydurulmadan, habercilerin hayatı ve meslekî başarıları çok iyi gözlenerek kaleme alınmış.

Günümüzün habercilik anlayışı: Kan, feryat, suç

Hikâyesi de kısaca şöyle: Kendi çapında ufak hırsızlıklar yapan Louis Bloom (Jake Gyllenhaal) belaya bulaşmak üzereyken, bir televizyon ekibinin gecenin ilerleyen saatlerinde yakaladıkları olayı nasıl haberleştirdiklerini görünce, haberciliğe ilgi duyar. Hele de işin ucunda para olduğunu öğrenince, bu işe nasıl başlayacağını öğrenmek ister. Öyle bir hırsla işe sarılır ki, seyirci olarak “hırs insana neler yaptırıyor?” diye düşünmeden edemiyoruz. İşe nasıl başlayacağını sual ettiği tecrübeli muhabir (Bill Paxton) ona cevap verir: (Geceden gelen hâdiseleri, kazaları kastederek) "Sabah haberlerinde kan demek, reyting demektir. Reyting de para demektir."

Fakat Bloom'un zihni bir defa karışmış ve merakı iyiden iyiye kamçılanmıştır. Hemen peşinden gelen "Aklı olan kişi bu işi yapmaz" cümlesini dinleyecek durumda değildir ve mesleğe en alt seviyeden başlar. Kısa müddet sonra bir televizyon kanalının yöneticisi olan kadınla tanışır. Bu kadın sipariş verir gibi konuşurken, ana haber saatlerinin en çok tercih edilen dehşet verici haberini tarif eder: "Öncelikli tercihimiz; hâli vakti yerinde olan beyazların, azınlık veya fakir kesim tarafından kurban edilmesidir." Ve bir zamanlar Türkiye'nin başına bela olan Reha Muhtar zihniyetini yansıtacak şekilde noktayı koyar: "Bizim haber bültenini, çığlık atarak sokakta koşan, boğazı kesik bir kadın olarak düşün." Yani, ona göre haber getirirsen, bizim kanal da sana para verir, yoksa avucunu yalarsın, demek ister. Çünkü günümüzün habercilik anlayışı bu: Kan, feryat, suç vs.

Filmin ana fikri de, Jake Gyllenhaal'un ağzından verilmiş: "Yeteri kadar araştırırsanız, her şeyi bulursunuz."

Habercilik yufka yürekli, merhametli insanlara göre bir meslek değil 

Özellikle genç ve idealist, vicdan sahibi olan haberciler için verilen şu iki mesajın da vurgulanması gerekiyor:

1) Bir işe başlamadan evvel mutlaka bir planın, bir stratejin olmalı.

2) Neyin peşinden gittiğin kadar, onun peşinden niye gittiğin de önemlidir.

Aslında bir bakıma "Nightcrawler" filmi, bize habercilik sisteminin bütün günahını bir kişinin üzerine yıkarak, yanlış hedef gösteriyor. Louis Bloom karakterinin, medya dünyasındaki kirliliğin, bozulmanın başlangıcı veya sebebi değil, aslında bir sonuç olduğuna hassaten dikkat etmemiz lazım geliyor. Yoksa kurunun yanında yaşın yanmasına neden oluruz. Bir bakıma bu film, bize yanlış adres gösteriyor. "Habercilik" denilen mesleğin veya olgunun aslında "ne olmadığını" anlatarak hakikatin üstüne basan film, televizyon kanalları veya gazetelerde çalışan insanların yaşamak için neler yaptığını veya yapması lazım geldiğini resmen gözümüzün içine sokuyor. Bu halet-i ruhiye de insanı bazen öyle noktalara sürüklüyor ki, ben defalarca şahit oldum, haberciler icra ettikleri meslek uğruna, haberini yaptıkları psikopatlardan daha vicdansız ve acımasız olabiliyorlar. Zaten habercilik yufka yürekli, merhametli insanlara göre bir meslek değil... Çünkü muhabir ve kameramanlar mesailerinin büyük bölümünü hep sıradışı, kafadan çatlak, suçlu veya suç işlemeye meyilli kişilerle harcıyorlar, tıpkı polisler gibi...

Seyirci talep ederse…

Öte yandan, haberciliğin aslında "ne olmadığını" anlatan, gerçeklerin üstüne ters taraftan basarak söylemek istediğini ifade eden bir yönetmenle karşı karşıyayız. Film, sinematik olarak eksik diyebileceğimiz bir hususa tesadüf etmediğimiz müddetçe, filmin her zaman bütçe olmadığını da ispatlıyor. Bazen çok fazla para harcamadan, teknolojinin nimetlerinden faydalanmadan da güzel işler yapılabilmesini göstermesi açısından mühim.

Sevmediğim aktörlerden biri olmasına rağmen Jake Gyllenhaal'in böyle psikopat rollerin altından rahatlıkla kalktığını da ifade edeyim. Medya dünyasındaki reyting canavarı uğruna, duygu ve empatiden mahrum personelin sadist atmosferine dair muhteşem bir bakış açısı yakalanmış, bunda da Jake'in rolünü iyi giyinmiş olmasının katkısı pek fazla. Hatta bu duruma, “medyadan çok insanlığın kendisine bir eleştiri getirilmiş” dersek yanılmış olmayız. Çünkü seyirciler talep ediyor, medya da şiddeti alabildiğine körüklüyor. İnsanlar kanlı-canlı haber görüntülerini izleyince daha çok talep ediyor, istek arttıkça da medya çalışanları daha fazla şiddet-suç görüntüleri yayımlıyorlar. Anlayacağınız tam bir kısırdöngü... Bu da filmdeki başrol karakterimizi neticede tam bir sinir bozucu şahsa dönüştürüyor. Hele o gözlerindeki ihtiras dolu bakış, inanılmazdı.

Habercilik ve ahlâkî değerler

Medyanın nasıl korkunç bir güce sahip olduğunu göstermesi açısından da ele alıp, hatta memleketimizden de popüler örnekler vererek, konuyu daha da dallandırmak gerek ya, ben öyle yapmayıp, meseleye biraz uzaktan bakmaya devam edeceğim. Bu kadar kuvvetli bir mekanizmaya sahip olan yazılı ve görsel basının toplumu nasıl yönlendirebildiğine sadece bu filmde değil, başka birçok yabancı filmde de rastlayabilirsiniz. “Yabancı filmler” dedim çünkü Türkiye sinemasında ne böyle filmler yapılır, ne de seyirci iltifat eder. Varsa yoksa komedi ve aşk filmleri...

Kısacası, filme birkaç değişik açıdan bakmakta fayda vardı. Habercilik ve ahlâkî değerler... Azimli bir insan eğitimsiz bile olsa, gayret ederse ve çok çalışırsa insanları da insafsızca kullanarak zirveye çıkabilir. Yani kapitalist modern dünyanın arzu ettiği gibi yakan, yıkan, döken, parçalayan fakat neticede başarılı olan insan tipi... Son senelerde Türkiye'de de oldukça yaygınlaşan hırslı ve tatminsiz karakterler filmde çok iyi vurgulanmış. Hatta o kadar gerçekçi ki, film bittikten sonra bile insanın zihninde tedirginlik uyandıran bir şeyler bırakıyor.

Seyircinin ahlâkî ve insanî bakışını sınayan, çok sert ve keskin bir film olan "Nightcrawler" aslında tam da biterken başlıyor. İkincisi de yapılırsa, birinci filmden daha iyi olacağını düşünüyorum.

 

İslam Gemici

Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2017, 16:27
YORUM EKLE
YORUMLAR
Engin K. Demir
Engin K. Demir - 2 yıl Önce

Medya her sektörde olduğu gibi haberin satışıyla ilgileniyor. Haber satılıp satılamayacağına bakılınca toplumun istediği türde içerikler üretilmeye başlanır. Ya topluma istediği haber bulunur ya da haberin toplumun ihtiyaçı olduğu söylenir. Burada toplumun duygularını üst sınırlara çıkarıp haber üretim merkezi kurulmuş. Film ilginç, yakın zamanda izlemeyi düşünüyorum.

banner19

banner13

banner20