banner17

Gosick: Postmodern dünyaya modern bir başkaldırı

2011 yapımı Gosick isimli anime postmodern bir dünyada önümüze modern ve seküler bir dünya savunusu koyar. Filmde bilim yüceltilirken karşısında din aşağılanır. Ayşegül Er yazdı.

Gosick: Postmodern dünyaya modern bir başkaldırı

Uzun süre önce bir anime seyretmiştim. Bende farklı çağrışımlar yaptı. Aslında bolca gotik temaların bulunduğu suç, gizem ve dedektiflik konulu sıradan bir animeden başka bir şey olmadığı da söylenebilir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken argümanların olduğunu düşünerek bu anime, uzun bir makalenin devamında, bu yazının konusu oldu.

Yazının sonunda söylenecek şeyi başta söylemekte fayda var. Bu yazıyı Gosick’te savunulan ideolojinin gerçekliği saptıracak bir şekilde ele almasından ötürü yazma gereği duydum. Filmdeki kutsallık ile somut gerçeklik arasında kurulan çarpık anlatımdı. Daha genel anlamda, din & bilim ‘karşıtlığına’ bir örnek olarak tanımladığım bu animede, kutsal olan -animedeki adıyla doğaüstü güçler- gerçek dışı, mantık dışı, büyü, sihir, sahtekârlık ve hile kapsamında yorumlanmış. Bunlar yorumlanırken, tek gerçekliğin ve hakikati bulma yönteminin akıl, gözlem ve bilimle mümkün olacağına dair bir görüş savunuluyor.

Genele bakacak olursak bireylerin dünyayı ve fenomenleri yorumlarken tek gerçeklik olarak kendi akıl ve gözlemine güvenmelerinde herhangi bir sorun olduğunu söyleyemeyiz. Ancak kutsal ve metafizik güçlerin sihir, büyü cinsinden bir sahtekârlık olduğunu söylemek bir tür aşağılama ve dinî öğeleri büyü ve sihre indirgeyerek bir tür gerçekliği saptırmadır. Şimdi konuyu daha detaylı bir şekilde açabiliriz:

Hayalet hikâyelerinin anlattıkları

Gosick, Bones stüdyosunun 2011 yılında yayınladığı suç, gizem, tarih konulu 24 bölümlük mini bir anime. Hikâye, 1924 Avrupası, Fransa, İtalya, İsviçre sınırlarındaki kurgusal Sauville ülkesinde seçkin ailelerin çocuklarını gönderdikleri Saint Marguarite Akademisi’nde geçer. Hikâye Kazuya Kujonun Japonya’dan bir değişim öğrencisi olarak kabul edildiği St. Marguarite Akademisi’ne gelmesiyle başlar. Kujo, Japonya’da imparatorluk askerinin 3. oğlu olarak abilerinin gölgesinde yetişen ve naif yapısı sebebiyle babası tarafından suçlanan mutaassıp bir çocuktur. Kültürel farklılığı ve görünüşünden ötürü dışlanır ve arkadaş bulmakta güçlük çeker. Tek arkadaşı ise zamanını tek başına kütüphanede kitap okuyarak geçiren Victorica olur.     

Victorica, bilgelik pınarı olarak nitelendirdiği bir bilgi birikimi, gözlem gücü ve analitik zekâya sahip ana karakter. Aynı zamanda ülkedeki gizemli cinayetleri çözer ancak bunlar arka planda verilir. Gosick’te bolca hayalet hikâyeleri ve fantastik yaratıklar mevcuttur. Saint Marguarite Akademisi’nde hayalet hikâyelerine duyulan inancın yüksek olduğu görülür. Örneğin Kujo, başına sürekli talihsiz olayların gelmesi ve okulda işlenen bir cinayeti çözmesi sebebiyle Kara Ölüm Meleği ismiyle çağrılır. Kara Ölüm Meleği aynı zamanda okula belli aralıklarla gelerek çalıntı eşyaları saklayan I. Kuiran’ın bir diğer ismidir. Baharda gelmesi ve o geldiğinde ölüm vakalarının olması sebebiyle Baharda Gelen Ölüm Meleği olarak çağrılır.

Bununla beraber Sauvelline’de işlenen cinayet vakaları bu hayalet hikâyelerinin arkasına gizlenir. Hayalet hikâyeleri bir tür, gerçeği gizleyen mantıkdışı önerme, hile ya da sihrin beraberinde getirdiği şeydir. Bunun en tipik örneklerinden biri Simyacı Leviathan hikâyesidir. Simyacı Leviathan, “Altına Hücum” döneminde madenlerde çalıştırılarak sonrasında katledilen Afrikalı bir grubun mensubudur. Leviathan, o daha küçükken gerçekleşen bu toplu katliamdan sağ olarak kurtulur. Aynı zamanda, o sıralarda ölen Sauvelline Kralı dışında altının yerini bilen tek kişidir. Leviathan, bundan sonra esir edilen Afrikalıları ve ulusunu kurtarmak için “Simyacı” kimliğine bürünür. Bir kulede gizlenmiş olan altınları yarattığını iddia eder ve ünü zamanın kral ve kraliçesine kadar gider. Simyacının becerileri bunlarla da sınırlı kalmaz; aynı zamanda ölümsüzlük veren felsefe taşı ve yapay insan denilen homunkulusları yapma gibi yetenekleri olduğu söylenir.

Simyacı karakteri sahtekârlıkla özdeştirilir

Simyacı karakteri animede doğaüstü olayların bir sahtekârlık olduğunu ifade etmek için kullanılan enstrümanlardan bir tanesidir. Victorica ise simyacının hilelerini çözmek için uğraşır ve altının Leviathan’ın gizli güçlerinden gelme olmadığını kulede sakladığı altınları eriterek elde ettiğini ispatlar. Bu şekilde Leviathan’ın altını yarattığını iddia eden bir sahtekâr olduğu ortaya çıkar.

Hikâyenin buraya kadar olan kısmında herhangi bir sorun yok bana göre. Ancak ilerleyen kısımlarda simyacının sihirli güçlerine inanan Doğaüstü Olaylar Bakanlığı’nın üyelerinden Albert de Blois’in Leviathan’ın ölmesinden ötürü büyük bir hayal kırıklığına uğradığı görülür. Marki Albert de Blois, (Yukarıdaki resimde arkadaki sarı saçlı çocuk) simyacının sihirli güçlerine inanmakla kalmaz onun yolunu açtığı doğaüstü güçlerle kitleleri yönetebileceğini de düşünür. Özellikle onun ortaya attığı homunkulus denilen fikre dayanarak.

 Victorica da bu homunkuluslardan bir tanesi olarak Albert’in ülke yönetimini ele geçirmek için kullandığı kişilerden biridir. Sonuç olarak hayalet hikâyeleri doğaüstü güçlerin gerçek dışı ve sahte olduğuna dair bir vurgu niteliğinde kullanılır. Doğaüstü güçlerden kasıt animede, Simyacı’nın yaptığı bir takım basit hileler, ölümsüzlük veren felsefe taşı ve homunkuluslardır. Bunların kitleleri cezbeden ama gerçeklikle ilgisi olmayan şeyler olduğu sıklıkla vurgulanır. 

Doğaüstü olaylar bakanlığı akademiye karşı

Sauvelline’de kral ve kraliçenin dışında yönetimde söz sahibi olabilen iki bakanlık vardır. Bunlar Bilimler Akademisi ve Doğaüstü Olaylar Bakanlığı’dır. Manastırı ve Hıristıyanlığı temsil eden bu bakanlık yönetimde daha çok söz sahibi olmaya başlar. Doğaüstü Olaylar Bakanlığı manastırı, Hıristiyanlığı, sihir, büyü ve mucizeye olan inançla özdeşleştirilirken Bilimler Akademisi ise gözlemlenebilir olgular, nesneler dünyası, mucizeye karşı olmakla, bilgiyle tanımlanır.

Yandaki resim on yedinci bölümde yer alan bir kesit. Bu bölümde Victorique, Albert de Blois tarafından manastıra kapatılır. Kujo ise onu kurtarmak için Sineğin Başı isimli manastıra gelir. O sırada manastırda bir gösteri sergilenmektedir. Gösteride sihrin ve mucizenin var olduğu kanıtlanmaya çalışılır. Kujo, Victorica’yla hücresinden çıktıktan sonra bu gösteriyle karşılaşırlar. Gösteride, ilk önce antik büyü gücünü kullandığını söyleyen iki kadın elleri bağlı bir şekilde dolabın içindeki sandalyeye oturtulurlar. Dolap bir süre sonra açıldığında iki kadının yerleri değişmiş olduğu görülür. Rahip bunu antik güç olarak tanımlar. Tren, zeplin, radyo gibi imkânların faydalı olduğunu ancak sihir gücünün de önemli olduğunu söyler ve “Peki, bu gücü (sihir ve büyü) unutmadık mı? Bizim için önemli güç nedir?” diye sorar. Bu soruya seyircilerin arasından biri, saatçi Hunt-san cevap verir ve gerçek gücün yalnızca bilim olduğunu ve mucize diye bir şey olmadığını söyleyerek karşılık verir.  

Bu sahneyi birkaç farklı şekilde ele alabiliriz. İnsan, doğa ve evrene ait bütün bilginin Tanrı ile anlaşılabileceği düşüncesi Aydınlanma ve sonrasında kırılmış. Ve kilise-Hıristıyanlık tarafından çözümlenemeyen soruların bilim tarafından çözülebileceği varsayılmıştır. Sahnede varlığı tanımlama biçimi rahiplerce doğaüstü, antik güç aracılığıyla yapılırken; bilimi savunan Hunt-san için bunun mantıksal, deneylenebilir, gözlemlenebilir bir sonucu olmalıdır. 

Modernizme saygı duruşu

Gosick isimli anime önümüze modern ve seküler bir dünya savunusu koyar. Bu tartışmalar birçok makalede bilim-din çatışması çerçevesinde ele alınmıştır. Filmde bilim yüceltilirken karşısında din, yani tek Tanrılı dinlerden Hırıstiyanlık yer alır. Doğaüstü güçler gözlemlenebilir olmamasından ötürü sihir ve büyüyle eşdeğer görülmüştür. Daha da ötesinde doğaüstü olayların kitleleri cezbeden bir sahtekârlık olduğu ifade edilmiştir. Ve maneviyata ait olan şeyler büyü ve sihrin tekeline sokulmuştur. Bunun yerine ise dünya ve içindekilerin salt akıl, gözlem ve deney çerçevesinde maneviyattan uzak bir şekilde yorumlanması gerektiği fikri savunulmuştur.

Animenin, 2011 yılının post-modern dünyasında yayınlandığı düşünülecek olursa konu ilginç hale gelebilir. Postmodernizm ile dünya bütün kimliklerin iç içe girdiği, büyük teorilerin anlamını yitirdiği, Habermas ve Berger’e göre dine geri dönüş, Mesut Hazır’a göre ‘çoklu değerler sistemi’ olarak tanımlanan bir dönemdir. Bu anlamda Gosick postmodernizme karşı modernist bir tavırdır.  

Ayşegül Er

Güncelleme Tarihi: 20 Ağustos 2018, 11:52
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20