Finlandiyalı bir kör Yakup

Şefaat mektupları hem de finlandiya dilinde. Postacı getiriyor.. ancak filmi izleyince şaşmamak mümkün..

Finlandiyalı bir kör Yakup

 

10331Yabancı dilde Film Oskarları arasında Yakup’ta vardı! Kör bir pederin ne işi vardı oskar yarışında? Bilmiyorum sebebini. Yönetmen Klaus Haro’ya sormak daha doğru olur. Hele ki Yakup as’dan mülhem modern bir uyarlamanın kırmızı halı düşü kurması  filmin retoriğiyle uyuşmazken!

Peder Yakup’u ayakta tutan mektuplardır.

Yakup a.s.’ı dirençli kılan imanı ve bitimsiz ümididir; Rabbine olan ümidi.

Peder Yakup’u hayatın anlamlı olduğuna inandıran, başkalarından gelen mektuplara dua etmesi, bu mektuplardaki dertleri dinlemesidir.

10332Yakup a.s.’a hayatı anlamlı kılan kainâtın sahibine ve onun imtihanına razı olmasıdır. Peder Yakup, duasız ve mektupsuz kaldığı gün büyük hesaplaşmasını yaşar.

Yakup a.s., Yusuf’unu kaybettikten sonra ağlaya ağlaya gözlerini kaybeder ama umudu gür bir ırmak gibi akmaya başlar. Peder Yakup’un sabahları kapısından geçen bisikletli postacının sesi pederi dirençli kılar.

Yakup a.s.’ı aldığı kokular daha bir inandırır Yusuf a.s.’ın yaşadığına.

Peder Yakup’a bazı insanlar sürekli yazarlar ve bu peder için “tanrıya ihtiyacın daimiliği konusunda” bir ispattır.

Yakup a.s.’a “Yusuf yaşıyor!” diye haber getiren sahtekâr dahi olsa, yalana karşı malını mülkünü vereceği bir muhabbet vardır.

Peder Yakup “eğer insanlar yardım istemezlerse, o zaman tanrı…” deyip bitiremediği kederli cümleleri vardır.

Yakup a.s., ihaneti evinin içinden gördüğü halde “Allahın bir bildiği vardır” imanıyla tutunur hayata.

10333Mektuplar ilahi olana bir köprü…

Filmde Yakup a.s. ile Peder Yakup arasında doğrudan bağlantılar yok. Ancak, Peder Yakup’un kör olması, dua’yı hayatın dili haline getirmesi, ümidini yitirmemek ve Tanrıdan istekte bulunmanın insaniliğin ve kulluğun şanından bilmesi Yakup as ile bağlantı kurulacak yerler. Daha çok metaforlarla Yakup a.s.’ı ve çilesini hatırlatan film “ümid etmenin ve affedilmek için dua etmenin  gerekliliği” üzerine kurgulanmış basit yapımlı bir film. Zira, öyle efektlerin uçuştuğu, pahalı sahnelerin olduğu, kostümün bini bir para olan filmlerden değil Peder Yakup’un Mektupları.

Filmin ana unsurları; mektuplar, Peder Yakup, müebbet hapis iken 25 yıl sonra hapisten çıkmış olan Leila ve zaman zaman ekrana dahil olan postacı.

Leila, belki de Peder Yakup’tan daha ön planda filmde. Zira, imanını ve ümidini kaybetmiş, hayatta tutunacak dalı kalmamış bir mahkumdur. Gidecek tek yeri ablasının yanıdır. Oysa, ablasını hapisteyken görmek istememiş, hatta mektuplarını dahi okumamış geri yollamıştır. Yaşayıp yaşamadığını dahi bilmemektedir. Kör Peder Yakup’un daveti üzerine kimselerin gelmediği bir kiliseye gitmek…başka gidecek yeri olmadığı için, kimselerin uğramadığı o kiliseye gider; Peder Yakup’a gelen mektupları okumak için.

İbadethaneleri dünyamızdan uzaklaştırmak imanı da uzaklaştırır mı?

Filmde garip bir metefor olarak karşımıza çıkar kilise. İnsansız bir kilise vardır. Dua edeni, vaftiz olanı, nikah töreni, Pazar ayinleri olmayan bir kilise. Adeta insanlar şehirlere saklanmışlar “Tanrıyı” kentlerin dışına itelemişler ve bir kör peder  insanlarından gelen mektuplarla “Tanrı” arasında iletişim sağlar… Şefaat Mektupları ifadesi tam da burada anlam kazanmaktadır.(Bir oda dolusu mektup…) 

10334

Ancak, Peder, mektuplar gelmedikçe kederlenir ve yıllardır hata yaptığını düşünmeye başlar:”Eğer her şeyimi feda etseydim, bedenimin yanmasına izin verseydim lakin aşk hariç hiçbir şey kazanamazdım” der, İncil’den alıntı yaparak. Zira, mektupları  Allah’ın rızası için aldığını, okuttuğunu ve dua ile karşılık verdiğini düşünürken, mektupsuz kalmak “bencilliğini” ortaya çıkarmıştır. Başkalarının dertlerini dinleyerek mutlu olmak!

Tabi, aksiyon filmi değil karşımızdaki. Bir durum filmi. Leila’nın gitmekle intihar arasındaki duruşu, bir yandan da Peder’in halini kabullenemeyişi vardır. Finale doğru filmdeki mektupların amacı tam olarak ortaya çıkar: Leila, kendisinden olmayan bu dünyada kendisine ait izler bulur.

Şunu söylemekte fayda var sanırım: Film sinema tekniği yahut keyif namına izlenilirse hem filme hem gözlerinize yazık olur. Ancak iki saat dünyadan kopmak ve “mektup, dua, affetmek” kavramları üzerine düşünmek isterseniz kârlı çıkarsınız kanaatindeyim.

Mektupsuzluk bir illettir!

Özellikle de iki Yakup karşılaştırması açısından, modern Finlandiya ya da modern dünyada duasızlık nelere kadirdir tarzı sorularınız varsa; Allah ile mümkün, kullar ile mümkün olmayan nedir? Merak ediyorsanız peder’in mektuplarına bakmak güzel bir eylem olur kanaatindeyim. Mektubun yerini spamlı e-maillerin, okunmadan gönderilen iletilerin aldığı bir zamanda “mektup” temalı bir film izlemek;  eminim ki kafamızın kalabalıklaştığını, bu kafa karışıklığında sade cümlelerle mektup yazmanın mahrem ve samimi dünyasını özletecektir…

10335

Not: Danimarka yapımı Adam’s Apples (Ademin Elmaları) da bu tarz bir filşm olup, Eyyub as’ı Danimarkada uzak bir kilisede metaforik olarak görmeniz mümkün.

 

Zeki Bulduk, ağlar Yakup ağlar mektupsuzluğumuza dedi ve yazdı mektubu.

10336

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2010, 21:12
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26