banner17

Filmlerinde Türk insanının peşine düşen bir yönetmen: Ömer Lütfi Akad

Ömer Lütfi Akad’ın başarısı, merkezine Türk insanı alması ve kendisine has çizgisini oluşturmasında gizlidir. Filmlerine son derece hâkimdir. Büşra Ünal yazdı.

Filmlerinde Türk insanının peşine düşen bir yönetmen: Ömer Lütfi Akad

“Filmlerimde bilinçli olarak peşinde olduğum şey Türk insanı... Türk insanını vermek... Türk insanının ne olduğu, nasıl olduğu, davranış biçimleri... Oyuncular filan bilinmese de, sözünü duymasak da bir Türk filmi gördüğümüzde buna işte bu Türk filmi diyebilelim... Çünkü orada Türk insanı olacak davranışlarıyla... Her şeyi ile... Ben bunun peşindeyim.”

Yaşam öyküsü

Çalışmamızda Âlim Şerif Onaran’ın Akad’la yaptığı ve doktora tezi olarak yayımladığı röportajdan oldukça faydalandım. Bu sayede yaşam öyküsünü bizzat Akad’ın ağzından öğrenme şansı bulduk. 1916’da İstanbul’da doğan Akad, farklı sebeplerle birkaç yıl gecikmeli olarak eğitim kademelerini tamamlar. 22 yaşındayken Galatasaray Lisesi’nden mezun olur. Oradan Yüksek Ticaret’e geçerek 1942’de bitirir. Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlar. 45 gün sonra Şakir Sırmalı’nın yeni kurduğu yapım şirketinde yapım müdürü olmak üzere buradan istifa eder. Mali işlerle ilgilenir. Bu sıralarda sinema yönetmenliği yahut filmle ilgili herhangi bir işi, eğilimi olmaz. Daha sonra Lale Film’in muhasebesinde çalışmaya başlar. Lise son sınıfta iken Orhan Hançerlioğlu’nun müdürlüğünü yaptığı Halkevi’nde tiyatroyla ilgilenir. Bir müddet orada dekor yapar, tiyatrolar sahneye koyar, amatörce birkaç kez sahneye çıkar. Gene o yıllarda Şakir Sırmalı, Orhan Hançerlioğlu, Baha Gelenbevi gibi arkadaşlarıyla “Beş Sanat” dergisini çıkarır. Sinemaya adım atışı Lale Film’de yarım kalan Damga filminin son iki sahnesini çekerek gerçekleşir. Tamamen kendine ait olan Vurun Kahpe’ye filmi ise 1948 tarihlidir. Aynı çalışmada Akad: “On dört yılda 29 film, aşağı yukarı her yıl 2 film yapmışım geçinmek için” der. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Senatosu kararı ile 'Onursal Profesörlük' unvanı verilen Akad, yurtiçinde ve dışında kazandığı pek çok ödülün yanı sıra 1998 yılında 'TC Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü. Ardında yüzlerce film, belgesel, senaryo, kısa film bırakan, çalışmalarıyla sinema dünyasında bir dönüm noktası olan yönetmen 19 Kasım 2011’de vefat eder.

Akad sineması

Akad sineması dendiğinde şüphesiz akla ilk gelen Türk sinemasının Muhsin Ertuğrul öncülüğünde ilerleyen Tiyatrocular dönemini bitirerek Sinemacılar dönemini başlatmış olmasıdır. Bu değişimi; topluma, insana yönelik getirdiği bakış açısı, teknik ve üslubunda yakaladığı yenilik ve gerçekçiliğe borçludur.

Sinemasında topluma tüm çıplaklığıyla ve tüm kesimleriyle yer vermeyi hedefleyen Akad, Onaran’ın çalışmasında şöyle der: “Meselelere daha başka türlü, tabii herhalde sosyal ağırlık taşıyacak bir doğrultu veririm.”

Filmlerini çekerken temeldeki hedefinin ne olduğunu ise Sadık Battal ile yaptığı röportajında buluruz: “Filmlerimde bilinçli olarak peşinde olduğum şey Türk insanı... Türk insanını vermek... Türk insanının ne olduğu, nasıl olduğu, davranış biçimleri... Oyuncular filan bilinmese de, sözünü duymasak da bir Türk filmi gördüğümüzde buna işte bu Türk filmi diyebilelim... Çünkü orada Türk insanı olacak davranışlarıyla... Her şeyi ile... Ben bunun peşindeyim.” Devamında bu yaklaşımını filmlerde nasıl uyguladığını anlatır: “Türk insanının davranışındaki standartları bilip oyuncunuza verirsiniz. Zaten oyuncu buna hazır. (...) Bunun dışında önemli olan, daha kökte olan şey, sadelik ve yalınlıktır. Ama yoz bir yalınlık değil, derinliği olan bir yalınlık... (...) Mesela Türk insanının suskusu, pasif bir direniştir... Çaresizdir, önüne geçemezsiniz, bu direnişi kırmanıza imkân yoktur...(...) Biz ülkece bu direnişi her zaman yapıyoruz... Beğenmediğimiz bir durumda, güvenin bittiği yerde aynı şeyi yapıyoruz, direniş gösteriyoruz. Benzer bir ifadesine Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı’nın çalışmasında da rastlarız: “Bizim insanımızın kendine has özellikleri nedir? Bin yıldan eski bir kültürün sahibi… Bugün okumamış bile olsa o kültürü sindirmiş bir insan… Her bakımdan, her davranışı ile…”

Topluma ve insana yönelik vurgular

Topluma ve insana yönelik vurguları haliyle tekniğini ve üslubunu şekillendirir. Kamera çekimlerinde, sahnelerde, teknoloji kullanımında evvela “insanî” olanı baz alır. En önemli çekim özelliklerinden birisi kamerayı sokağa taşımasıdır. İnsan seviyesinde çekimler yapar. Önceden sabit ve gizlenen mizansenlerle yapılan sokak çekimlerini, kamerayı sokaktaki insanın gözünün içine sokarak, yani insan görüşüyle, hareketli şekilde gerçekleştirir. İstanbul’un günlük yaşayışı içine girerek dinamik bir kurgu meydana getirir. Ali Gevgili, Kanun Namına filmiyle ilgili şunları kaydeder: "Kanun Namına, yurdumuzda dekordan sokaklara, caddelere, evlere taşan ilk bilinçli Türk filmidir. Polisin elinden kaçmaya çalışan katil (A. Işık), Beyazıt'tan köprüye giderken kamyonlara atlar, tramvaylara, mavnalara sığınır. Sokaklarda koşar, insanlara çarpar, tezgâhları devirir. Böylece 1951 İstanbul'u, çevresine korkusuzca bakabilen bir kameradan sinemaya girmektedir."

Oğuz Adanır’ın belirttiği gibi; "Filmine hâkim olabilen sanatçının bir de ‘stil’i vardır. Hâkim olmayan yönetmenin ise yoktur." Akad’ın başarısı, merkezine insanı alması ve kendine has çizgisini oluşturmasında gizlidir. Filmlerine son derece hâkimdir. Senaryoya ve şartlara göre sınırları belirlenen esnek bir çekim anlayışı vardır. Onaran’a verdiği röportajda şöyle der: "Bilmediğiniz bir yere gittiniz ve senaryonuz o yere uymuyor. Meselenizi nasıl halledeceksiniz? Çok basit: kameraya bırakın. Kamera size en doğru yolu gösterecektir, mizansen yolunu… Yalnız açınızı tespit edin, ötesini kamera kendiliğinden halleder, ama şimdi bu anahtarı alıp da bütün filmleri bu yolda çevirmeye kalktı mı insan, o zaman kendi kendini mekanik bir tekrara düşürmüş oluyor."

Tekniğine yönelik bu bilgileri edindiğimiz yönetmen; dil ve diyaloğuyla ilgili şunları belirtir: “Dil ve diyalog üzerinde söyleyeceğim şudur: Halk kaynaklarıyla… kaynaklarımızdan… bir sürü kitaptan, atasözlerinden yararlandım. Olmadı, kendim atasözü icat ederek… Ve halk şairlerimizden almışımdır. Hataî’nin şiirlerinde nefis bir Türkçe vardır. Ondan da yararlandım. Pir Sultan Abdal’dan da… Masalların dilinden de yararlandım. Ekonomik ve gayet kısa anlatım. Evet, sinema işte o… ekonomik anlatımı… çerçeve düzeni açısından, mizansen düzeni açısından… sinema diline de aktarmışımdır. Yalnız konuşma diline değil…”

Türk sinemasına karakteri soktu

Yaptığımız okuma ve izlenimlere dayanarak Akad sinemasıyla ilgili tespit ettiğimiz bir diğer nokta da Türk sinemasına ‘karakter’i sokmuş olmasıdır. Türk edebiyatının ilk roman verimleri olan Tanzimat dönemi romanlarında olduğu gibi ilk filmlerimizde de ‘karakter’den ziyade ’tip’ler bulunmaktadır. İyiler ve kötüler, hatları belirgin şekilde sinemada yer alırlar. Tahmin edilebilir ve tek tiptirler. Öyle ki tipleri oynayacak oyuncular bile bellidir. Kötü oyuncu denince akla gelen aktörler, iyi oyuncu söz konusu olduğunda sahneye çıkacak isimler bellidir. Bir kadın, iki erkek olmak üzere başlıca üç oyuncu tipi mevcuttur. Engin Ayça bu konuyla ilgili olarak, "Başrol oynayan bütün oyuncular hep bu üç rolden birini kendi tarzına göre canlandırır, aralarında temelde önemli bir farklılık gözlenmez. Karakter tipler için de durum aynıdır. Belli bir karakter tipinin belli oyuncuları vardır. Filme göre ya da oyuncuların zamanına göre biri o tipi oynar. (...) Ayrıca her tipin kendine özgü bir ses tonu ve konuşma tarzı vardır. Ses açısından da tipleşme söz konusudur." çıkarımını yapar. Zamanla, Türk romanında olduğu gibi sinemasında da karakterler meydana gelmeye başlar. Bu değişimi belirgin şekilde Akad’da görürüz. İkilemleri, insanî zaafları, ferdî ve toplumsal değerler arasındaki çatışmaları vb. tüm yönleriyle ‘insan’ Akad sinemasında yerini alır. İnsanı ve insana ait olanı ötelemeden kameraya alan Akad, bu sayede gerçekçiliğini ortaya koyar.

Daha önce de belirtildiği gibi Akad tiyatrovâri sinema havasını kırar. Bunun için çoğunlukla tiyatro kökenli değil sinema kökenli oyuncularla çalışır. Ses, konuşma, diyalog, hareketler üzerine yoğunlaşır. Örneğin; tiyatroda bulunan, seyirciye sırtını dönmeme kuralının ayniyle sinemaya aktarıldığı ilk dönem filmlerinde oyuncunun kameraya sırtını dönmemesi komik sahneler meydana getirir. Kameranın hareketli olmaması da bir etkendir. Akad sinemasında bu duruma rastlanmaz. Kamera, insanî bir duruş ve bakış açısıyla, insan seviyesinde çekimler yapar. Akad, ‘zoom’ gibi teknikleri kullanmayı insanî olmaması gerekçesiyle reddeder.

Büşra Ünal

Kaynakça

Adanır, Oğuz. Sinemada Anlam ve Anlatım. Ankara: Kitle Yayınları, 1994.

Ayça, Engin. "Yeşilçam'a Bakış", Türk Sineması Üzerine Düşünceler. Haz. Süleyman Murat Dinçer. Ankara: Doruk Yayımcılık, 1996.

Battal, Sadık. Asıl Film Şimdi Başlıyor. Ankara: Vadi Yayınları, 2006.

Gevgili, Ali. "Bir Rejisörün Analizi-Osman F. Seden". Yeni Sinema, Aralık 1960. S.26.

Kayalı, Kurtuluş. Yönetmenler Çerçevesinde Türk Sineması Üzerine Bir Yorum Denemesi. Ankara: Deniz Kitabevi, 2006.

Onaran, Âlim Şerif. Lütfi Ö. AKAD. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2013.

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2018, 21:42
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20