Filistin: Biz evimizi yüreğimizde taşırız!

'Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler' belgesel filminde Filistin’in bugününe dair çok şey bulacaksınız. Yönetmen bu belgeselde halkın görüşlerinden yola çıkarak çizimlerle, masallarla, insanlara sorarak bir aşkı arıyor. Seval Günbal yazdı..

Filistin: Biz evimizi yüreğimizde taşırız!

33. İstanbul Film Festivali sona erdi. Festival kapsamında seyirciyle buluşan bir belgesel film vardı ki ondan söz etmemek haksızlık olur diye düşünüyorum: “Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler”. Film, festivalin insan gerçekliğine en yakın filmlerinden. Her şeyden önce bir belgeseli şiire bu kadar yaklaştıran filmin yönetmeni Mais Darwazah’i kutlamak gerek. Farklı bir bakış açısı arıyorsanız ve bunda da samimiyet istiyorsanız doğru kaynağa varmışsınız demektir.

Film hiç tanımadığı sanatçı Hassan Hourani’nin peşinden Filistin’e giden yönetmenin serüvenini konu alıyor. Filistin’in dünü ve bugününe dair soru-cevap şeklinde süren film, çekimleri ve anlatımı ile şiirsel bir belgesel olma özelliği taşıyor. Konuşulan insanlar açısından yönetmenin dört mevsim türünde insanın farklı gelişim süreçlerini özellikle seçtiğini düşünüyorum. Sanki insanın yaşamı bir ülkenin kaderinde anlatılıyor. Gençlik, evlilik, olgunluk, aile, çocuklar ve ihtiyarlık…

Film, göremediğimiz bir konuşmacı tarafından bize anlatılırken bir masal dinliyormuşuz hissi veriyor, ardından balığın ve denizin masalını aktarıyor yönetmen: “O balığa âşık bir kuştu, aralarında incecik su vardı” derken öykünün içine dalıveriyoruz ve asla yabancılık çekmiyoruz. ‘Anne, bana denize dair bir şey söyle’ sesinin ardından “denizde bir balık yaşarmış ve gökte de bir kuş” diye sürüyor film. Masal içre masal. 2003’te Yafa limanında boğulan Hassan Hourani, dünyanın birçok yerinde sergi açmıştı. Doğayı çizimlerine yansıtmayı başarmış sanatçı. Kuşlar, ağaçlar, deniz, balık... Belki biraz da bu yüzden ondan esinlenerek ortaya çıkan bu filmin adı ve içeriği masal tadındaydı. İki insanın yüreğinden bir ülkenin yüreğine nasıl geçiş yapılırmış gördük çok şükür.

Savaşın ortasında portakal bahçesi kurma hayali

Hiç sıkılmadan, bazen gülümseyerek bazen de dokunaklı sahneleriyle kalbimi bastırmama sebep olan film, Filistin’e yolculuk arzumu pekiştirdi. Belki bu kadar yakınımızda olan bir evi görmek için sadece kitaplar ve basının akrabalığıyla yetinmemeliyiz. Filmin ilk dakikalarında aradığı Hassan’ı bulmak için şöyle sesleniyor Darwazah: “Hep hayalini kurduğun denize gel.” Film, hayalleri gerçekleştirmenin hayal olduğu bir dünyada hayalini unutmamak üzerine kurulu. Darwazeh’i yola çıkaran da bu duygu olmalı. Siz hayaliniz için ne yapıyorsunuz sorusuna, ‘unutmuyoruz ya, bu da önemli’ diyen Filistinli gencin kararlı bakışları filmden sonra aklınıza mıh gibi çakılıyor ve sorgulamanın başlangıcına varıyorsunuz.

Film boyunca farklı yaş gruplarından çok samimi bir anlatı dinliyoruz. Bir tarafta her gün kimlik soran Etiyopyalı askeri, kendileriyle dost olmaya çalışan güleryüzlü İsrail askerinden daha çok sevdiklerini vurgulayan Filistinli gençler, bir tarafta vatanından ayrılıp başka bir ülkede çocuklarının olduğunu hayal eden Filistinli gençler, diğer tarafta ise savaşın ortasında portakal bahçesi kurma hayali taşıyan yetişkinler ve huzurlu bir yuva arayışı… Bütün göçmenlerin, mültecilerin, yerinden sürülmüşlerin ve belki de doğduğu yerde hiçbir zaman kendisi olamamışların, hep yersiz yurtsuz hissedenlerin öyküsünü işitiyoruz.

Kalanlar savaşta olduklarını, çektikleri acıları unutmamak için asla düşmanlarının sofralarına oturmayacaklar ve yüzlerine gülümsemeyecekler, selamlarını dahi almayacaklar, çünkü selam verip aldığınızda hukukî bir bağ, bir alışveriş kurulacaktır aranızda. Biz ona borçlanma diyelim. İşte bu yüzden düşmanını tanımaktan ve en çok da hayalini unutmamaktan bahsediyor gençler. Yorumsuz.

İsrailli askerler dost olmak istiyor” diyor bir Filistinli, bunu bir yetişkin şöyle açıklıyor: “Çünkü artık onlar da bu savaşa inanmıyorlar. Kendi kendini yok eden bir ihtilal bu. İsrail de artık buna inanmıyor ve peşlerinden sürükledikleri insanlar da artık onlarla aynı düşünmüyorlar. Çünkü bu savaş çok uzadı. İnsanlar olanların ardından tekrar nasıl yaşayacaklar bilemiyorum. Filistin hayli hırpalanmış bir kadın gibi. Sarılacak çok yarası var.”

Anne bana denize dair bir şey söyle”

Bir çiftin evinde gerçekleştirilen çekimler sırasında Yafa’da denize girmek ve portakal bahçesi kurma hayalinden bahseder bir adam: “Yafa’da her yer portakal bahçeleriyle doluydu, şimdi hiç kimse ağaç dikmiyor. Doğal olan kalır, normal olan gider. Benim isteğim çok doğal. Portakal bahçesi istiyoruz, çok mu şey istiyoruz.” Yafa’da önceden Denizin Gelini Yolu’ndan limana inilir ve sabaha dek alışveriş yapılırmış. Şimdiki görüntü; her yerin yıkılmış olduğu.

Aşkım Beni Deniz Kıyısında Bekler’ isimli filmde Filistin’in bugününe dair çok şey bulacaksınız. Yönetmen bu belgeselde halkın görüşlerinden yola çıkarak çizimlerle, masallarla, insanlara sorarak bir aşkı arıyor. Elbette ütopik bir dünya kurduğunu söyleyebiliriz ama gerçekle arasına mesafe koymadığını da kabul etmeliyiz. ‘Uyumak değil, görmekti gayesi, gönlüyle görürdü’ derken buna işaret ediyor olsa gerek.

Anne bana denize dair bir şey söyle’ der ses (yönetmen-oyuncu-tanık kişi) yine filmin sonunda. Anne cevap verir bir öncekinin aynı, ama bunu beğenmez sanki ve şöyle der: “Hayır bu değil, ilkinde daha güzel söylemiştin.” Annenin cevabı denizi aşar ve kuşun göğüne ulaşır:

İlk seferde hep daha iyi oluyor nedense.”

 

Sevâl Günbal yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Mayıs 2014, 13:10
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26