banner17

Festival despotizmine cevap: Kısa film yarışmaları

Siyer Vakfı’nın bu yıl ikincisini düzenlediği Âlemlere Rahmet Kısa Film Yarışması ödül töreni yapıldı. Serdar Arslan, ödül alan filmleri ve son zamanlarda sıklıkla düzenlenen bu tarz yarışmaları değerlendirdi.

Festival despotizmine cevap: Kısa film yarışmaları

Siyer Vakfı’nın bu yıl ikincisini düzenlemiş olduğu "Âlemlere Rahmet Kısa Film Yarışması"nın ödülleri, 27 Aralık tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen programla sahiplerini buldu. Derviş Zaim’in başkanlığını yaptığı; Cihan Aktaş, Gökdemir İhsan, Ümit Meriç, Nurten Sancak, Bülent Ata, Gökhan Yorgancıgil ve Mehmet Kaman’dan oluşan jüri tarafından, 103 film içerisinden 12’si finalist olarak belirlendi.

Orhan İnce’nin "Adem Başaran", Murat Bozkurt’un "Anne ve Çocuk", Seda Kaya’nın "Bir Senaryo Yaratmak", Fatih Sezgin’in "Ekmek Kırıntıları", Şenol Çöm’ün "Gün Batarken", Ahmet Toklu’nun "Huzur Evi", Tuğba Kozan’ın "Kayıp", Mehmet Şerif Karakoyun’un "Kıyamet Şehri Arayış", Yunus Namaz’ın "Masumiyetin Düşüşü", Cevahir Çokbilir’in "Nar Zamanı", Hasan Aktaş- Hüseyin Aydemir’in "Sarı Çiçek" ve Mehmet Başak’ın "Son İyi Günler" filmleri finale kaldı. Bu filmlerden altısı ise ödüllendirildi.

Yarışmanın ana sponsoru Es Medya adına verilen ödülü, "Bir Senaryo Yaratmak" adlı filmi ile Seda Kaya aldı. Jüri özel ödülü Şenol Çöm’ün "Gün Batarken" adlı filmine, mansiyon ödülü ise Orhan İnce’nin yönettiği "Adem Başaran" filmine verildi.

Distopik bir film: Kıyamet Şehri Arayış

Yarışmada üçüncülük ödülüne layık görülen film "Kıyamet Şehri Arayış", distopik bir film. Cami minarelerinin yıkıldığı, kubbelerin çöktüğü, sokakların yıkıntılar ve cesetlerle dolduğu bir gelecek zaman İstanbul’unda tek başına ilerleyen filmin kahramanının yolculuğu, bir camide cemaatsiz şekilde, tek başına namaz kıldıran bir imamla kesişmesi ile son buluyor. Yolculuğa eşlik eden -kurtuluşa, feraha çağrı olan- ezanın çağrısını yerine getiren kahraman, bu şekilde kurtulma imkânına kavuşuyor. Filmin hikâyesinin gerçekleştirilen yarışmanın ruhuna uygunluğu ve özellikle başarı ile uygulanan görsel efektler filmi muhtemelen bu dereceye taşımıştır.

Şiirden ilhamla gerçek ve rüya arasında bir film: Anne ve Çocuk

İkinci film Murat Bozkurt’un Sezai Karakoç’un "Anne ve Çocuk" ile "Balkon" şiirlerinden mülhem çekmiş olduğu şiirsel filmi. Film, biçimsel yapısı ile bu şiirselliği sağlıyor. Klasik anlatının çizgisel seyrini bilinçli devam müdahaleleri ile kırarak kronolojik zamanda ve olaylarda kırılmalar meydana getiren film, rüya ve gerçek arasında fakat rüyaya daha yakın bir zaman yaklaşımı ortaya koyuyor. Şiirin mantık içermeyen, daha doğrusu mantığı aşan ve aşkın bir anlam katmanında karşılık bulan yapısına ulaşmak noktasında hayli yol kat edilmiş filmde.

Kısa film mantığına uygun bir film: Masumiyetin Düşüşü

Birincilik ödülünü ise Yunus Namaz, "Masumiyetin Düşüşü" filmi ile aldı. Alt metnini Maide Suresi’nin 32. ayetine dayandıran film, konuyu çok fazla soyutlamaya başvurmadan filme taşımış. Filmin teknik anlamda -renk, ses, çerçeveleme- yetersizlikleri olsa da kısa film mantığını çok iyi taşıyor oluşu ve de yapılan yarışmanın ruhuna uygun çekilmesi birincilik ödülüne değer görülmesinde muhtemelen etkili olmuştur.

Türkiye’de film yarışmaları son yıllara kadar genelde film festivalleri kapsamında gerçekleştiriliyordu. Fakat son zamanlarda festivallerden bağımsız yarışmalarda bir hayli artış oldu. Daha çok kısa metrajlı filmlerin yarıştığı bu yarışmaları çeşitli dernek ve vakıflar, sendikalar ile belediyeler düzenliyor.

Festivaller örtük ve sistematik bir sansür uyguluyor

Festivaller üzerinden yapılan yarışmaların festivali düzenleyenlerin ve jürinin politik yaklaşımlarından nasibini aldığı malumdur. Gerek dünya festivalleri ve gerekse Türkiye’de yapılanların mevcut konjonktürel yaklaşımlardan nasibini aldığı, bu konjonktürlere hizmet eden filmleri öncelediği, böylece yönetmenlere politik gerçeklikler dayattığı da dikkatli bir gözlemle fark edilecektir. Özellikle ödüllendirdiği filmlere prestij kazandıran büyük festivallerin bu tavırda olması, festivallerde sık sık gündeme getirilen sansür olayının dolaylı yoldan bizzat festivalin kendisi tarafından ve hiç boşluk içermeyen bir şekilde en baştan uygulandığı anlamına geliyor.

Festivaller yönetmenlere daha çok konjonktürel ve politik konuları ‘dikte’ ettiriyor. Bu konular dışında kalan filmlere de sistematik ve örtük bir sansür uygulamış oluyor. Türkiye’de sinemasal iktidarı elinde tutanların manevi değerlere ve konulara mesafesi düşünüldüğünde durumun vahameti ortaya çıkıyor.

Festival despotizmine karşı kısa film yarışmaları

Son zamanlarda sıklıkla yapılan özellikle konu bazlı yarışmalar, festivallerin bu despotik yapısına çok etkili bir cevap oldu. Bu yarışmalar yapıları itibariyle film çekenlerin, manevi değerleri filmlerin alt metni yaparak film çekme yoluna gitmesini sağlıyor. Böylece filmler ait oldukları dünyanın ruhuna yaklaşıyor, yabancılaşmalar ortadan kalkıyor. Yarışma konularının en baştan ilan edilmesi de festivallerde bulunması güç bir duruma, dürüstlüğe denk geliyor. Âlemlere Rahmet Kısa Film Yarışması, bu denli yarışmaların en prestijlisi olma yolunda. Umarız gelenekselleşir ve festival despotizmine cevap olmaya devam eder.

 

Serdar Arslan yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2016, 10:52
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20