banner17

Evine dönen şairin filmi!

'Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete' şarkısını biraz susturma zamanı…

Evine dönen şairin filmi!

Yalnız yüzlerSemih Kaplanoğlu - Yumurta

Yusuf; saralı, şair, sahaf, kendinin dahi uzağında bir yalnız adam.

Zehra; anne, hasretlik, geride bir adak, bir oğul, bir evlatlık bırakmış ölü.

Ayla; genç, güzel, mahçup, sanki yerinde durmanın erdemini anlamış kadar yaşlı. Belki de Zehra Hanım ile beş yıl yaşamış olmanın verdiği bir bilge duruş var halinde…

Bu da geçer ya Hû

Yusuf, İstanbul’da bir sahaftır. Yıllar önce şiirler yazmış, hatta ödül almıştır. Ancak biraz bohem, biraz lümpen bir duruşu vardır hayat karşısında. Hayatta en yakını olan tek insan, yani annesi öldüğünde çocukluğunun ve ilk gençliğinin geçtiği yere, Tire’ye döner. Her ne olduysa bu “dönüş”le oldu. Yusuf’u anılarıyla birlikte kimsesiz bir kız ve bir adak beklemektedir. Oysa Yusuf adaklardan, dualardan, ibadetlerden geçeli neredeyse bin yıl olmuş. Sadece rüyalarının baskıları mistik bir esinti vermekten öteye geçmemektedir. Teoman şarkılarındaki kahramanlar gibidir Yusuf; kayıpları olan ama kayıplarının peşinden gitmeye erinen bir insan…

Durulmak ve yetinmek

Ayla, bir delikanlı ile görüşmektedir. Ama bunun adı ne aşk ne de sevdadır. Zira okumak isteyen Ayla, uzaklara gitmeyi o kadar da istememektedir. Sanki durduğu yer varabileceği en yüksek noktadır. Ama eksik bir yanı vardır. Onu bütünleyecek olan erkek yoktur meydanda. Onun ruh dünyasını, mahcubiyetini, sessizliğini anlayacak bir erkek… Yusuf’un gelişi Ayla’da başka yollara çıkma isteği uyandırır. Ama bu, filmde, izleyicinin gözüne gözüne sokulmaz. Arı, duru bir güzellik vardır Ayla’da. Bu güzellik sadece yüz güzelliği değil, hal güzelliğidir de. Yusuf’a, dünyada saf kalmış bir şeylerin olduğunu anlatan bir güzellik.

Semih Kaplanoğlu - YumurtaAdak ve rüyalar… Zehra, ölmeden önce oğlu Yusuf’a bir adak vasiyet eder. Yusuf adaklara inanmasa da, Ayla’nın, “bunu bir akrabanın borcu gibi düşün” demesi üzerine adağı yerine getirmeye karar verir. Bir yolculuk başlar… Zaten filmde de bir yolculuk hikâyesi metaforik bir dille anlatılır. İnsanın dinginleşme, durulma yolculuğu. Rüyalarında elindeki yumurtaları kırılan bir adamdır Yusuf. Yumurta, başlangıçtır. Nüvedir. Temel atmadır. Hayatın ilk çekirdeğidir. Yuvadır. Umuttur. Ama rüyalarında her dem yumurtası kırılan bir adam, yumurtalara tedirgin bakmaktadır. Çocukluğunda tavukların gizlisine saklısına yumurtladıkları yerlerini bildiği bahçede gülümser Yusuf. O bahçeye tekrar dönmüştür. Adeta yumurtalarla tekrar bir sınavı vardır. Ya yüzleşecek, ya da İstanbul’a, kaçak oynadığı hayat oyununa dönecektir.

Analar ölseler de öğretirlerSemih Kaplanoğlu - Yumurta

Annesinin ne için adak adadığını öğrenemez Yusuf. Yine de adağı yerine getirir. Adak için gidilen yerde bir otelde kalınır. Bir Çerkez düğününe şahit olan Yusuf ve Ayla’nın göz temasları adeta adağın kodlarını verir izleyiciye. Anne, oğulun sükûna ermesini, durmasını, durulmasını, kök salmasını adamıştır.

Adaktan sonra İstanbul yoluna düşen Yusuf yolda koyunların çıngırak seslerini duyar. Tabiatın güzelliğini seyre dalar. Ancak bir kangal köpeği Yusuf’u olduğu yere mıh gibi saplar. Sabaha kadar başında duran köpekten korktuğu için mi, yoksa acizliğinden mi ya da kendi hayatına mı üzüldüğünden ağladığı bilinmez; ağlar… O ağlamayla birlikte içindeki zehir akmıştır adeta.

Değişime hazır olmak

Döner gelir Tire’ye. Ana yurduna. Ayla’nın yanına. Tavuk daha yeni yumurtlamıştır ve Ayla o yumurtayı Yusuf’a verir. Klasik anlamda bir bitiş değildir bu. Bu, hayatın devam ettiğini gösteren bir bitiştir. “Onlar evlenip erdiler muratlarına, biz de kerevette seyrettik” diyeceğimiz bir bitiş değildir bu. Zira hayatın önemini kavratan bir bakış vardır vizörde. Hayatın her saniyesinin kıymetli olduğunu ve çevremizde onca iz olduğunu anlama ve durulmaya dair bir bakış…

Yumurta, yumurtayı hangi ucundan kıracağımızı düşünmeye davet eden bir film. Yumurtanın, yani yuvanın ve umudun önemli olduğunu sakince anlatan bir film. Şehre sırtını yaslayan insanı alıp, özgür olacağı yerlere yani çocukluğuna ve düşünme dağlarına çağıran bir film.

Güzel gören bir yönetmenin izlerine göz atmak isteyenler için:

http://www.kaplanfilm.com/tr/yumurta.asp

Semih Kaplanoğlu - Yumurta

Zeki Bulduk, yumurtayı kırmaktan korka korka yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2010, 13:04
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Adem Falanca
Adem Falanca - 8 yıl Önce

Sembolizm ile imgesel anlatım arasındaki farkı idrak etmeniz gerekmekte sayın Serkan Asfalt. Ortalama insan gibi tabirlerde itici duruyor bunun yerine Tarkovski'nin dediği üzere sanatın seviyesine yükselmeye gayret edin hakkınızda daha hayırlı olacağı kanaatindeyim...

serap bircan
serap bircan - 8 yıl Önce

Güzel bir film gerçekten. Konuşmadan anlaşabilenler için özellikle ;)
Yine de herkesin izlemesini tavsiye ederim.

banner8

banner19

banner20