'Elly Hakkında' Filmi Özelinde İran Kültürü ve Sinemaya Yansıması

Asghar Farhadi'nin 'Elly Hakkında' filmi çok iyi bir film olmakla beraber, ödül almasında kendi kültürünü yeriyor olmasının etkisi de yadsınamaz. Ayşe Karaköse yazdı.

'Elly Hakkında' Filmi Özelinde İran Kültürü ve Sinemaya Yansıması

Asghar Farhadi’nin 2009 yapımı ve kendisi gibi bol ödüllü filmi “Elly Hakkında”, yapımından 8 yıl sonra 22 Eylül 2017’de vizyona girdi. Filmin orijinal adı “Darbareye Elly”. İran sinemasına ilgi duyanlar için önemli bir yönetmen Farhadi… Ses getiren iki filmi “Satıcı” ve “Bir Ayrılık” ile tanınıyor.

Birbirlerini üniversiteden beri tanıyan bir grup arkadaş birlikte tatil yapmaya karar verirler. Buna, Almanya’da yaşayan Ahmet’in, eşinden boşanarak Tahran’a dönmesi vesile olmuştur. Diğer 6 arkadaş, evli üç çiftten oluşmaktadır. Çiftlerin küçük çocukları da vardır. Kadınlardan Sepideh’in çocuklarının İngilizce öğretmeni olan Elly de onlara katılır. Sepideh onu, yeniden evlenmek isteyen Ahmet ile tanıştırmak için tatile özellikle davet etmiştir. Tatil yerine geldiklerinde kötü bir sürprizle karşılaşırlar. Kalmak için kiraladıkları evin sahibi gelmiştir ve artık yeni bir ev bulmak zorundadırlar. İstemedikleri halde deniz kıyısında eski, büyük ve bakımsız bir ev kiralarlar. Evi, kendileri temizler ve alışveriş yaparlar. İlk gün ve akşam çok güzel geçer, radyodaki müzik eşliğinde dans bile ederler.

Ancak ertesi gün denizde çocuklardan Arash’ın boğulma tehlikesi geçirmesi ve sonrasında Elly’nin kaybolduğunu anladıklarında tatil zehir olur. ‘‘Elly boğuldu mu kendisi mi gitti?’’ gibi sorularla birlikte karşılıklı suçlamalar olur. Konuşuldukça sırlar ve yalanlar açığa çıkmaya başlar. Konuyla ilgili detaylara yeri geldikçe değinmek üzere, filmin hikâyesini burada bırakalım ve filmin asıl anlattıklarına odaklanalım.

İran filmleri neden bu kadar ödül alıyor?

Naçizane kanaatim; Batı’nın ödül verme kriterlerinin bizden farklı olduğu ve Doğu’dan çıkmış bir filmin, iyi film olmasının, ödül almasına yetmediği yönündedir. Eğer Batı’dan ödül almak isteyen bir yönetmenseniz, kendi kültürünüzü ve memleketinizi kötülemek ya da en hafifinden eleştirmek zorundasınız. Ödül almış bütün Doğu filmlerinde iyi ya da kötü toplumsal özeleştiri vardır veya Batı’nın görmek istediği türden bir ülke algısı mevcuttur. Bu, İslâm coğrafyasından çıkan filmlerde de böyledir, Asya’dan çıkanlarda da diğerlerinde de… Eğer bu filmlerle aynı derecede iyi olduğu halde kendi memleketinin iyi yönlerini gösteren filmlere de ödül vermeye başlarlarsa, bu fikrimden memnuniyetle vazgeçerim.

Bunu iddia ettikten sonra, İran filmleri neden bu kadar ilgi görüyor ve ödül alıyor bütün dünyada, bunun da cevabını vermem gerekir. Şüphesiz en başta çok iyi, kaliteli filmler yaptıkları ve özgün film dillerini kendi kültürlerinden beslenerek geliştirdikleri için ödül alıyorlar. Ama en çok da kendi toplumsal dinamiklerini, İslâm’ı ve rejimi örtük bir şekilde sürekli eleştirdikleri için. İdeolojisi ne olursa olsun baskıcı rejimi eleştirmelerine sonuna kadar hak veriyorum ancak bunu bahane bilip, sürekli İslâm’ı eleştirmelerini kabul edemiyorum. Tabi bunu üstü kapalı yaptıkları için kolay kolay kimse dile getiremiyor, dile getirince hayalet görmüş muamelesi görebiliyorsunuz.

“Özgürlük buralardan gitmekle mümkün”

“Elly Hakkında” filminde de ciddi manada bir toplumsal eleştiri var, ne kadarı haklı ne kadarı haksız, onu İran kültürünü iyi bilenler daha iyi yorumlar mutlaka. Ben film dili açısından kendi gördüklerimi sizinle paylaşayım. Filmin ilk sahnesinde karanlığın ortasında dikdörtgen ışıklı bir açıklık var ve buradan mektuplar atıldığını görüyoruz, daha doğrusu öyle olduğunu düşünüyoruz, sanki bir posta kutusunun içinde gibiyiz. Biraz sonra içerdeki gölgeyle beraber sanki sinema sahnesi algısı oluşmaya başlıyor ve sonrasında bir araba farı ve tünel ışığına dönüşüyor. Kadın kahramanlar arabadan başlarını çıkarmış ve anormal şekilde sevinç çığlıkları atıyorlar. Sonra gün yüzüne çıkınca sesler azalıyor ve sakinleşip arabaya giriyorlar. Sanki yönetmen Farhadi bu sekansta film diliyle şöyle diyor: “Ben özgürlükleri kısıtlı olan İran kadınlarına, (ya da onların durumunu dünyaya duyurmak adına) sinema yoluyla bir mektup yazdım.” Ayrıca çığlık sahnesiyle sanki şunu da demek istiyor: “İran’da kadınlar ancak kısıtlı ve kapalı alanlarda özgürdür, gün ışığında ve açık alanda değil”…

Kiraladıkları eve gidemeyince buldukları eski ve köhne eve girerken bütün ekibi ve tek olarak da Elly’yi evin kapısında görüyoruz. Kapının parmaklıkları ardında hepsinin, özellikle de Elly’nin şahsında yine İran kadınının özgür olmadığı ve hapishanede olduğu iması var. Evin kendisini de köhnemiş toplumsal gelenekler ve baskıcı rejim olarak düşünürsek; bu evin içine girmek bu ekibe iyi gelmiyor ve uğursuz bir süreç başlıyor. Elly’nin kaybolmadan önce çocuklarla uçurtma uçurduğu bir sahne var. Elly’yi sadece burada ve yalnızken, özgür ve kendisi gibi görüyoruz. Ardından “Benim gitmem lazım” diyor ve havada asılı kalan uçurtmayla denizi görüyoruz. “Özgürlük buralardan gitmekle mümkün” diyor, “Nereye olursa olsun yeter ki gidilsin”… Bu gitme teması yönetmenin “Bir Ayrılık” filminde de vardı.

İran kültüründe taarof

Kayboluş gerçekleştikten sonra Elly’yi davet eden Sepideh suçlanıyor. Onu en çok suçlayan, hatta tartaklama raddesine gelen ise kocası oluyor. Çünkü ona göre Tahran’a gitmek isteyen Elly’yi göndermeyerek ve en başta tatile davet ederek yaşananlara o sebep olmuştur. Onu bulmaya çalışırken hakkında ne kadar az şey bildikleri ortaya çıkar. Aslında sadece Elly’yi değil gerçek manada hiçbiri birbirini tanımıyordur. O kadar fazla sır, yalan ve “taarof” hâkimdir ki hayatlarına, yaşama biçimleri zaten “taarof”tur. Sepideh, Elly’yi davet ederken neden çok ısrar ettiği sorulunca, “Bütün suç bende mi, ısrar ettim diye hemen kabul etmek zorunda mıydı?” diyerek, daveti kolay kabul eden Elly’yi suçlar.

İran kültürünü bilenler “taarof” (sahte nezaket) kültürünü iyi bilirler ama bize de çok uzak bir gelenek değildir. Bizim kültürümüzde de İran kültürü kadar olmasa da ısrar etmek ve ısrar beklemek olgusu nezaketten sayılır. Aslında filmin en fazla bu sahte kültürü ve Taarof’u eleştirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü filmin can alıcı noktası Elly’nin nişanlı olduğu ve buna rağmen, ısrara direnemeyerek Ahmet’le tanışmaya geldiği gerçeği. Bu gerçek, tartışmalar sırasında ortaya çıkar. Elly, başta nişanlı olduğunu söyleyerek tatil ve Ahmet’le görüşme teklifini reddetmiş ancak Sepideh ısrar ettiği için Ahmet’le görüşmeyi kabul etmiştir. Hafifletici sebep nişanlısından ayrılmak istemesi ancak bir türlü ondan kurtulamamış olmasıdır.

Film, yalanı ve insan doğasının zorda kalınca yalana ne kadar kolay meylettiğini de irdeliyor. Hatta Elly’yi aramaya gelen nişanlısı, onun kardeşi olduğu yalanını söylüyor, onlar da gerçeği bildikleri halde bu yalana inanmış gibi davranıyor ve yeni yalanlar söylüyorlar. Nişanlısı geldikten sonra da hâlâ bulunamayan Elly’nin hatırasını lekelemek pahasına söz birliği edip bir yalan daha söylüyorlar. Elly’nin Ahmet’le tanışmaya hiç itiraz etmediği ve gönüllü olarak geldiği, yalanını... Oysa hem ısrar sonucu gelmiş hem de durumdan rahatsız olup sürekli gitmek istemişti.

İran kültüründe istemediğin halde ısrar etmek ve ısrar edildiği için bazı şeyleri yapmaya mecbur olmak, Batının kolay anlayacağı veya hoş göreceği bir durum değil. Nişanlısından ayrılmak üzere olan bir kızın başka biriyle tanışmak istemesi de Batı kültüründe Doğu’daki gibi hayat memat meselesi olmaz. Batı’dan bakılınca bu meselenin bu kadar hayatiyet arz etmesi ilkellik(!) olarak görülebilir.

Neticede “Elly Hakkında” çok iyi bir film olmakla beraber, ödül almasında kendi kültürünü yeriyor olmasının etkisi de yadsınamaz. Bütün bunlara rağmen kendi içine kapalı ve taassup sahibi bir kültürün nasıl dramlar üreteceğinin temsili olan film, insan ve toplumla ilgili derdi olan herkesi sarsacak ve derinden etkileyecek...

"Kitabın Ortası dergisi, 7. sayı"

 

Ayşe Karaköse

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:39
YORUM EKLE

banner19