Don Kişot’u kim öldürdü?

Çekim sürecindeki talihsizlikler ile çekimi 25 yılı aşkın bir sürede tamamlanan ve çekim süreci bir belgesele konu olan Don Kişot’u Öldüren Adam filmi başarılı bir uyarlama. Serdar Arslan filmi izledi ve değerlendirdi.

Don Kişot’u kim öldürdü?

Deliliğin sınırında dolanan karakterleri ve kendine has üslubuyla çektiği filmleri ile tanıdığımız Terry Gilliam’ın kendi tarzından ödün vermeden çektiği oldukça iyi bir film Don Kişot’u Öldüren Adam. Filme geçmeden önce filmin ayrı bir film olmuş ilginç hikâyesine değinelim.

Çekim süreci belgesele konu olan film

Terry Gilliam’ın 1990 yılında Don Kişot’u Öldüren Adam ismiyle bir Don Kişot uyarlaması çekmeye niyetlenir. Çekim sürecine geçilir fakat birçok olumsuzluk baş göstermeye başlar. Yapımcı ile çeşitli sorunlar yaşanır. Çekim yapıldığı sırada sel suları seti silip süpürür. Tüm bu olumsuzluklardan sonra filmin lanetli olduğu düşünceleri bile oluşmaya başlar. Bu ilginç ve meşakkatli yapım süreci Keith Fulton, Louis Pepe ikilisine ilham verir ve sırf bu süreci konu edinen bir belgesel yapmaya karar verirler. La Mancha'da Kaybolanlar -Lost in La Mancha- isimli belgesel 2002 yılında tamamlanır.
Yaşanan olumsuzluklara rağmen tutkusundan vazgeçmeyen Terry Gilliam, filmi yapma konusunda ısrarını sürdürür ve nihayet filmi tamamlar. 71. Cannes Film Festivali’nde kapanış filmi olarak gösterilen Don Kişot’u Öldüren Adam, Türkiye prömiyerini bu yılki Filmekimi’nde yapmıştı. Filmin Türkiye vizyonu ise geçtiğimiz Cuma günü başladı.

Başarılı bir Don Kişot uyarlaması
Don Kişot’u Öldüren Adam filmi için romandan esinlenen bir film demek eksik bir ifade olur. Zira film, oldukça başarılı bir Don Kişot uyarlaması. Çünkü film, edebiyat uyarlaması deyince akla gelen olay örgüsünü birebir kullanarak kitabın sözel yapısının görsel tercümesini yapmak gibi bir kolaylığa düşmüyor. Yönetmenin yaptığı şey, kitabın ruhunu filme taşımak ki uyarlamanın tam da bu olduğu kanaatindeyim. Peki bunu nasıl yapıyor Gilliam?

Miguel de Cervantes’in 1615 yılında yayımlanan romanı Don Kişot, yayımlandığı çağda yaygın şövalye kültürünün parodisini yapan bir eser. Aynı zamanda -Arnold Hauser’in tespiti ile- simgesel-alegorik bir eser de. Yani içinde bulunulan çağı eleştirel bir temsile soyunur Don Kişot. Gilliam’ın da Donkişot’u Öldüren Adam’da benzer bir anlatıma yöneldiğini görüyoruz. Ortaçağ’ın şövalyelerinin yerine Toby karakteri ile yönetmenleri koyuyor Gilliam. Ve yönetmenlerin efendileri durumunda olan patronları da aynı simgesel düzleme yerleştiriyor. Sonrasında rollerin büyük bir kaos oluşturacak şekilde yer değiştirmeye başlamasıyla sürüyor anlatı. Oluşan kaosun bir süre sonra bir cinnet haline dönüşmesi, beraberinde getirdiği algı yitimi, filmi romana yaklaştıran oldukça önemli bir nokta. Gilliam oluşturduğu bu kaotik durum ile filmin ana karakteri Toby’nin algılarını dumura uğratmanın ötesinde oluşturduğu kaosa seyirciyi de dahil etmeyi başarıyor. Don Kişot’un zihin evreninde dolaşmaya başlıyor adeta seyirci de.

Eğlenceli bir zaman tecrübesi

Filmin tek başarısı, romandaki simgesel düzlemin filmde başarılı biçimde kurulmasından ibaret bir uyarlama olmasında değil şüphesiz. Daha önemli olan film sanatının temel malzemesi olan zaman konusunda filmin başarabildiği. Film geçmiş ve şimdi arasındaki geçişleri neredeyse aynı plan içerisinde yapabilmesi ve izleyiciye zamanı tecrübe imkânı sunması ile de önemini arttırıyor. Bu tarz bir zaman tecrübesini yaşatan filmlerin ilki değil şüphesiz Don Kişot’u Öldüren Adam, fakat bu tecrübe halini komedi türünde yapan belki de ilk örneklerden.

Asırları aşan bir tutkuya ortak olmak

Filmin önemli bir diğer özelliği de yönetmeninin filme dair tutkusunun izlerken hissediliyor oluşu. Sona doğru büyük bir epik şiire dönüşen film, 25 yılı aşkın çekim süreciyle birlikte düşünüldüğünde Gilliam’ı önce bir Don Kişot sonra da onu var eden Cervantes’e çeviriyor. Cervantes’e Don Kişot’u yazdıran, Don Kişot’u devler ve büyücüler ile ölümüne mücadeleye sevk eden ve Gilliam’a bu filmi çektiren şey aynı tutku. Ve asırları aşan bu tutkuyu seyirci olarak hissetmek oldukça güzel bir deneyim. Filmin adının Don Kişot’u Öldüren Adam olmasında, filmde şahit olduğumuz ölümden öte, Don Kişot’un tutkusunu taşıyan Gilliam’ın kendisine yapmış olduğu gönderme var belki de.

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 13:29
YORUM EKLE

banner19

banner13