Derviş Zaim'in son filmi Devir neden önemli?

Modernlik ve gelenek sarkacında bir film Derviş Zaim’in son filmi “Devir”..

Derviş Zaim'in son filmi Devir neden önemli?

 

Tekniğin kalbi yoktur. Programlanmış beyinlerle yönetilen makineler, her şeyi eşit kabul eder. Ve bu makinelere temas eden her şeyin ‘malzemeleşmesi’ kaçınılmazdır.

Tekniğin barbarlığın pratiği olduğunu Michel Henry’den duymuştum. Tam da böyle. Teknik insana, yapamadığını yapmayı mümkün kıldıkça insan daha fazlasını diliyor. Ve bu oburluğun iştahı son lokmaya göz dikiyor ki son lokma insanlığın ta kendisi.Derviş Zaim, Devir

Bunları düşünmeme neden olan şey, Derviş Zaim’in son filmi Devir. Zaim, son filmini gelenek, modernlik, teknoloji, kapitalist sistem gibi alt kavramların üzerine inşa etmiş. Geleneğin saflığına ve o saflığın aslında insanı ne oranda saflaştırdığına dair okumalar yapmayı mümkün kılan bir film, aynı zamanda. Filmin bir kefesinde işte bu saflık, diğerinde haberimizin giriş paragrafında değindiklerimiz var.

Sistem, medya ve Derviş’in bakışı

Güzelim dereleri kurutan dağ içi tünelleri, dağların doruklarından bir yılan gibi yürüyen dev borular, gelinciklerin üzerine kül kefeni seren kireç bacaları ve dünyayı binlerce yıldır aynı yerde bekleyen kayaların ansızın göçtüğü gelsin aklınıza. Bunlara yabancı değiliz. Fakat tüm bunları, bu barbarlığı yapan o büyük canavarın gözünden görüyoruz. Ve gördüklerimiz karşısında içimiz ne kadar acısa da içimize dönemiyoruz. Çünkü bunları yapan el ile bize yapılanları gördüren göz aynı bedene ait. Derviş Zaim’in filmini insanî anlamda değerli kılan, saydığımız bu mevzulara, medyanın ajite ve sabote edici dili haricinde bir dille dikkat çekiyor oluşu.

Gerçek ve kurmaca iç içe

Burdur’un Hasanpaşa Köyü’nde her yıl yapılan geleneksel koyun yarışları sırasında yaşanan saf heyecan ve bu heyecanın karşısında, kayalara el koyup kayaları yerinden eden ve her şeyin sentetik bir alternatifine mecbur bırakan bir acımasızlık. Filmin konusu bu. Yönetmenin bu meseleyi filme alış biçimi de meselenin kendisi ile örtüşüyor. Öyle ki film kurmaca ve belgeselin iç içeliğinden oluşmakta. Bu deneme yönetmen nezdinde bir dil arayışı olsa da toplamda daha fazlası. Belgesel -gerçek belki hakikat- filme konu olan saflığın kendisi iken kurmaca sentetik alternatiflere denk düşüyor. Sanat eserinde biçim ve içeriğin tutarlılığı ve birbirini belirlemesi dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

Derviş Zaim, DevirGeleneği bilmek mi, yaşamak mı?

Derviş Zaim, filmlerinin ana meselelerinden biri gelenektir. Filler ve Çimen, Cenneti Beklerken ve Nokta’yı hatırlarsınız. Neredeyse tüm filmlerinde yer bulan gelenek meselesi, bu üç filmde geleneksel sanatlar üzerinden daha somut yer bulmuştu.

Zaim’in gelenek üzerinden giriştiği dil edinme çabası, değerli olmakla birlikte sorunlu da. Derviş Zaim’in geleneği tartıştığı, işlediği ve dikkate sunduğu zemin daha çok bilgi düzeyinde. Geleneğin, öncelikle kendi varoluşsal düzleminde varlık sürmesini ve bize de geleneği, varoluşsal bir zeminde algılamayı mümkün kılacak bir yapı sunması şüphesiz daha anlamlı olur. Yoksa geleneğin, varoluş düzleminden alınıp filme çeşitli şekillerde konu ediliyor oluşu -postmodernizme götüren- bir tehlikeye dönüşebilir. Meseleyi daha iyi anlama noktasında, İran sinemasında geleneksel değerlerin işleniş biçimi ile Derviş Zaim filmlerinde işlenme biçimleri karşılaştırılabilir.

Geleneğin filmlere aktarılışındaki bu sorunlu yapının Devir’de kısmen bertaraf edilmiş olması, filmi önemli kılan bir özellik. Filmin yarı belgesel yapısı ve geleneklerin yaşanma biçiminin tüm gerçekliğiyle kayıt altına alınmış olması bunu sağlamakta. Umarız bundan sonraki filmlerde -kurmaca olsa bile- bu nokta yönetmenin dikkatinden kaçmaz. Ve geleneği daha derin bir katmanda temaşa etme imkânını bizlere sunar.

 

Serdar Arslan yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2013, 14:39
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13