banner17

Danimarkalı gelin müslüman olursa

'Müslümanlar, inançlarıyla ve fikirleriyle hayatın tam içinde ve özne olmalıdırlar' hakikatini bize aşılayan, eksikleri olmasına rağmen yeri doldurulamayacak bir film 'Danimarkalı Gelin'. Fatih Pala yazdı.

Danimarkalı gelin müslüman olursa

Yozlaşmış ve mesnetsiz bilgilerle hayatlarını devam edenlere nokta vuruşlarla ödevler verip görevler yükleyen kıymetli bir sinema yapıtıdır “Danimarkalı Gelin” filmi. Öyküsünün yazımını Şule Yüksel Şenler’in kardeşi Gonca Gülsel Şenler’in yaptığı, yönetmenliğini Salih Diriklik’in üstlendiği “Danimarkalı Gelin” filmi, 1993 yılında önemli mesajlar vermek için izleyenlerin dikkatine sunulmuş.

O günden bugüne 20 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen filmde ele alınanların aynısının hâlâ yaşanıyor olması, tazeliğini koruyor olması; film hakkında, özellikle de izlemeyenler için, birkaç kelam etmemiz gerektiği hissini doğurdu bizde.

Kulaktan dolma bilgilerle ve kaynaklara dayanmayan, onları esas almayan geleneksel bir din algısıyla hayatlarını devam ettirenlerin olduğu bir ortamda, Avrupalı ve aynı zamanda da Hıristiyan olan genç bir kız, evleneceği şahsın Müslüman olmasından ötürü evlenmeden önce dinini değiştirip eşinin dinine, yani İslam’a girer. Eşinin dinine girmiş olmaz aslında. Çünkü eşi ve daha pek çok insan, yaşadıkları gibi inanmaya başlayan, dinlerini yaşadıklarından ibaret görenlerdir. O zaman cümleyi şöyle kurmak doğru olur: Danimarkalı genç gelin eşinin tabi olduğunu söylediği din olan İslam’a yüzünü dönmüştür. Dönüş ama hem de nasıl dönüş! Eski inancına dair hiçbir şeyle karşılaşmak, muhatap olmak istemez. İlk şaşkınlığını Avrupai tarzdaki gelinlikleri gördüğünde yaşar. Zira geldiği inançla örtüşüyordu bu gelinlik şekli. Hıristiyanların düğün ve nikâhlarını kilisede yaptıklarını bilmesi, Müslümanların da büyük ihtimalle bu merasimlerini camilerde yapacakları düşüncesine sevk eder kendisini. Ve bu düşüncesinden dolayı da gelinlik uygulamasına karşı çıkar ve sade bir elbiseyle düğün gününü geçirir.

Hayatını dinine göre şekillendirmeye azmetmişti

Daha ne şaşkınlıklar yaşayacağından habersizdir kızcağız. Yine evlenmeden önce müstakbel eşinin, kendisine İslam’ı öğrenmesinde kolaylık sağlayacağını, yardımcı olacağını söylemesine rağmen, evlendikten sonra bir türlü bu yardım etmenin vakti gelmez. Zaten eşi de klasik bilgiler harici pek bir şeyden haberdar değildir. Zaman geçer, ama kızımızın arayışları son bulmaz. “Madem dinim İslam oldu, ona göre yaşamalıyım, dinimin gereklerine göre hareket etmeliyim” düşüncesinden dolayı arayışlara girer. Lakin çevresinde kendisine yardım edecek kimse yoktur. Bulunduğu semtteki kitapçılara dinî eserler sorar, ama onlardan da yüzü gülmez. Onu Beyazıt Kitapçılar Çarşısı’na yönlendirirler. Beyazıt’taki kitabevlerinden birinden içeri süzülmüş kitaplara bakarken baştan aşağı örtülere bürünmüş birkaç hemcinsi dikkatini çeker ve onlara yanaşarak tanışmak ister ve dinini öğrenmesi konusunda kendine yardımcı olup olamayacaklarını sorar. Ve değişimi de işte bu yanaşmadan sonra başlayacaktır.

Okudukça fikirleri oturur ve böylece değişmeye başlar gelinimiz. Kitabın tam ortasından bir hayatı yaşamaya çalışır. İş arkadaşları örtünmesine şaşırır ve aşırıya gittiğini söylerler. Ama hiç aldırış etmez; ‘gereken neyse o yapılmalıdır’ inancındadır artık. İnandığı gibi yaşamaya başlaması, eşiyle arasının açılmasına sebep olur. “Bu kadarı da fazla” diye durmadan çıkışır eşi kendine. Hâlbuki o, inancını kuşanmaktan başka bir gayenin peşinde değildir. Hayatını Kitab'a uydurmayıp da her şeyi bir şekilde kitabına uydurmayı tercih etmiş eşine ve bu minvalde yürüyen bütün insanlara hayretle bakar. Ve böylesi insanların kendilerini Müslüman olarak görmelerine de bir anlam veremez. İman etmek ispat isterdi sonuçta. İnandım demek yeterli değildi ki.

İşte Danimarkalı gelin, aklını ve inancını kullanarak hayatını dinine göre şekillendirmeye azmetmiştir. Bu haliyle nicelerine büyük dersler veriyordu. Yirmi yıl önce bir amaca mebni olarak film haline getirilmiş olan bu öykü, bugün de aynen yaşanmıyor mu? Evlendikten sonra ismi Hatice olarak değişen Danimarkalımız, zamanının bir Aişe’si, bir Fatıma’sı olmuştur. Bütün olumsuzluklara ve mâniliklere rağmen, baş koyduğu yolda “adam gibi” yürümeyi becerebilmiştir. Sözümona Müslümanların sahici bir inanca dönüş yapmaları gerektiğini bir anlamda haykırmıştır. Allahu Teâlâ’nın belirlediği sınırlar ölçüsünce yaşamadan Müslüman olunmayacağını resmetmiştir. Her şeyin kaynağından öğrenilip tatbik edileceğinin örnekliğini göstermiştir.

Bu film, tamamıyla gerçekleri yansıtan bir film. Bu gerçekler karşısında içimiz ne kadar acısa da; öğüt almak yönünden hem yeni neslin hem de önceki nesillerin önemseyerek izlemesi gereken bir film. ‘Müslümanım’ demenin tek başına pek bir şey ifade etmeyeceğini hafızalara kazıyan bir film. "Müslümanlar, inançlarıyla ve fikirleriyle hayatın tam içinde ve özne olmalıdırlar" hakikatini bize aşılayan, eksikleri olmasına rağmen yeri doldurulamayacak bir film “Danimarkalı Gelin”.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2015, 11:39
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20