banner17

Çok iyi bir yönetmen o!

Abbas Kiyarüstemi İran İslam Devriminden, halkından, tarihinden, geleneğinden kaçmayan bir yönetmen..

Çok iyi bir yönetmen o!

11343Bir sinema dolusu insanı  torpido gözüne sokarak film çeken Abbas Kiyarüstemi’nin Kirazın Tadı ve 10 isimli iki filme işaret etmek isterim. 

Abbas Kiyarüstemi, İran’ın önde giden sinema yönetmenlerinden. Onun sinema yönetmenliğine geçmeden önce diğer sanat dallarıyla ilgisine bakmamız lazım.

İyi bir gözü var

Öğrenimi resim ve grafik üzerine. Ödüllü resimler yapıp, dikkat çekici reklamlar hazırlamış.

Çocuk kitaplarına yaptığı  çizimlerin onun farkında olarak ya da olmadan gelecekte yapacağı sinema yönetmenliğine yatırım haline dönüştüğünü görüyoruz.

Sinemayla tanışması  filmlere hazırladığı jeneriklerle olmuş. Senaristlik, kurgu yönetmenliği, sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği gibi sinemanın yardımcı alanlarında hizmet verdikten sonra kendi filmini çekmeye karar verdiği anlaşılan Kiyarüstemi’nin ilk kısa filmi Ekmek ve Sokak.

Film çekimine kısa filmle başlamak hem sinemanın tarihsel gelişimi hem de ekonomi ve sanat yeteneği düşünüldüğünde doğru bir yaklaşım.

11348

11349

11350

11352

11354

11355

11356

11358

Abbas Kiyarüstemi'nin Objektifinden İran yolları. Büyütmek için resimleri tıklayın.

11344Kısa film ve belgesellerle birlikte 40’a yakın film çeken Kiyarüstemi’nin uluslar arası anlamda dikkat çeken filmleri Kirazın Tadı, Rüzgar Bizi Sürükleyecek ve 10.

"Terk edemem, kopamam" dedi

Bu filmlerle aralarında Cannes ve altın palmiye ödülleri de olmak üzere pek çok ödüle layık görüldü.

1979 da İslam devrimiyle ülkesini terk ederek batı ülkelerine göçen pek çok yönetmenin aksine o ülkesinde kalmayı tercih ederek milletinden kimliğinden bağımsız sanat yapamayacağını açıkça ifade etti. 

Kiyarüstemi, İran Yeni Dalgası adı verilen sinema akımının öncülerinden biri olarak gösterilmekte. Eserlerindeki şiirsel diyaloglar, politik ve felsefi konulardaki duruşu, hikâye anlatma tarzı onun bu akımın güçlü taşıyıcılarından olduğunu ispatlamaya yetiyor. 

Eserlerinde kullandığı  yaşam, ölüm temaları ve ikisi arasındaki geçişler onun metafizik film anlayışı dünya çapında elle gösterilir kişiler arasına girmesini sağlamış. 

Araba sevdası

Kirazın Tadı ve 10(on). İlki ölümden intihardan bahseden bir film diğeri ise gündelik yaşantıdan dem vuruyor. 

97de çektiği Kirazın Tadı  filmi kırsal bir alanda arabayla dolaşan gerçekleştireceği harakiri öncesinde insanlardan yardım almak isteyen bir adamın arabasına aldığı insanlarla yaşam ve ölüm konulu diyaloglarının oldukça fazla olduğu bir film.

11345Arabaya binen insanlar toplumun çeşitli kesimlerinden, kimi asker, kimi işçi, kimi din adamı.

Hepsi intihar etmek isteyen amcamıza yardımcı olmamakta ısrarlı. Herkes kendi hayati tecrübelerini aktararak adamımızı intihardan vazgeçirmeye çalışıyor. İntihar etmeyi göze almış birini ancak yine daha önce intihar etmeyi göze alıp vazgeçmiş biri vazgeçirebiliyor. 

2002de çektiği 10(on) filminde ise Tahran sokaklarında arabasıyla dolaşan bir kadının kendi öz çocuğuyla ve şehir yaşantısına eklemlenmiş farklı karakterdeki insanlarla geçen diyalogları önplanda. Bir sokak kadını, kaçak bir gelin, şoförün kendi kız kardeşi arabasına binen 10 yolcu arasında. Her birinin içinde bulunduğu durumu şoföre anlatma şekilleri ve şoförün görüşlerini algılama biçimleri oldukça farklı.  

Kirazın Tadı filminde arabanın ön camına sabitlenen kamera ile gerçekleştirilen çekimler oldukça gizemli geliyor insana. Yönetmenin arabanın torpido gözüne nasıl sığdığını merak ediyorsunuz mesela. Arabaya binen yolcuların şoförü gasp etmesini ya da rehin almasını bekliyorsunuz ama çoğu zaman tersi oluyor. 

10 (on) filminde yine torpidodan çekimler var ve hep var. Araba dışından bir çekim film boyunca söz konusu değil. Yönetmen buna gerek görmemiş. Kirazın Tadındaki dış çekimler de muhtemelen kırsal alandaki toprak yapılarının arka fon gibi durup izleyiciyi acaba araba hareket etmiyor mu düşüncesine kapılmasın diye var. 10’daki Tahran sokakları sürekli değiştiği için arabanın gerçek anlamda hareket ettiği anlaşılıyor. 

11346Araba sanat eserlerinde oldukça  çok kullanılmış bir imge. Fakat bu kullanımlar çoğunlukla endüstri devrimi sonrasına tekabül eder. Ressamlar resimlerinde, mimarlar çizimlerinde yer vermiştir arabalara. Bu artık insanın ya da canlıların tek başlarına dünyayı şekillendiremeyeceği makinelerin canlıların önüne geçeceği görüşünün yansımalarıydı.

Ancak Abbas Kiyarüstemi’nin araba sevdası başka 

Kiyarüstemi’nin filmlerindeki araba yeni bir egemen yapının haberciliğinden çok  yönetmenin torpido gözüne sığabileceğinin yani film çekmenin sabit kamerayla oldukça basit bir şekilde doğal ortamlar sahneler kullanılabileceğinin ispatını yapıyor. 

Yönetmenliğin fetişizmine bir karşı duruş var Kiyarüstemi filmlerinde. Buna yönetmen tevazusu da diyebiliriz. 

Kiyarüstemi 2004te çektiği bir belgesel filmde şoför koltuğuna kendisi geçiyor ve 10 filmindeki Tahran sokaklarını dolaşarak filmindeki çekim kriterlerini anlatıyor.

Bu method özellikle Amerikalı sinema eleştirmenlerince çok beğenilerek gazete ve dergilerde haftalarca tartışıldı. 

Ülkemizde de Abbas Kiyarüstemi’nin Kirazın Tadı sinemada gösterilmemesine rağmen beğenilerek gazete ve dergi köşelerine taşınmıştı.

Bu yazılardan biri de Rasim Özdenören’in 2008'deki yazısı.


 

Sami Yaylalı torpidoya sığmayacağını kanıtladı. 

 

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2010, 19:33
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20