banner17

Çok eskiden karşılaşmalıydılar!

Aşk, nurdan kanatlarıyla öte âleme yol gösterici olmalı değil midir? A. Leyla Uysal, 'Vesikalı Yârim' filminden hareketle yazdı.

Çok eskiden karşılaşmalıydılar!

Yalnız konusu, kadrosu ve çizdiği insan tablolarıyla değil; “Çok eskiden karşılaşacaktık…”, “Bazen sevmek de yetmiyormuş…” gibi unutulmaz replikleri ve müzikleri ile de bir klasik olduğunu her izleyişte hissettiren, Türk sinema tarihinin sevdaya dönüşmüş bir kült filmi “Vesikalı Yârim.”

Kalpler kıran bir aşkın kahramanlarıÇok önceden karşılaşmalıydılar

Pek çokları Türkan Şoray’a bu film ile âşık oldu. “Sigaramı yakar mısınız?” diye ekranda belirdiği o sahne, gözleri, sevdiği adama evli olup olmadığını soramayış nedeni ise gönülleri aldı daima… “Ya evet derse” diyordu, ya evet, evliyim derse… Zira bir yasak aşktı onlarınki. Evde fedakâr, vefalı, sessiz bir eşi ve iki tane dünya tatlısı evladı olan bir İstanbul çelebisiydi onun sevdiği…

Sabiha… Aslında o bir kadınla değil, bin kadınla bile başa çıkabilirdi, bıçak sırtında iken sevdiğini savunabilirdi, onun için her şeyden vazgeçebilir, bir tek onun olabilirdi… Ne var ki, çocukların önünde durmaya güç yetiremezdi. Nitekim yetiremedi.

Halil… Manav Halil… Bağıyla bostanıyla baba ocağını tüttürürken, iki güzel evladı ve başında mütevazı bir dağ gibi duran babası olan bu temiz adam niçin koşuyordu Sabiha’ya? Sükûnet ve saygı dolu evinde olmayan ne vardı onda?

Çok önceden karşılaşmalıydılarVar olanın dayanılmaz cazibesi

Sabiha konuşuyordu. Sabiha koku sürüyordu. Küpe takıyordu Sabiha. Gelince “git” diyordu, gitmeye davranınca ayaklarına kapanıyordu. Bir elinde içki kadehi vardı ama mutfağında Halil’in ona “arada bir kaynat” dediği ıhlamurların da buğusu tütüyordu. Gülüyordu, tüm yüzüyle, gözleriyle gülüyordu. Bazen de alay ederek gülüyordu. Sonra pişmanlıkla gözyaşı döküyordu ama. Fakat ne olursa olsun, o gülen yahut ağlayan gözler, inadına inadına adamın gözlerine sokuluyordu. Bu yüzden miydi? Bunlar mıydı sebep?

Sabiha vardı! “Ben varım, buradayım” diye bağırıyordu tüm uzviyetiyle…

Yoksa asıl sebep bu muydu?

Bir İstanbullu aile

Halil İstanbullu bir ailenin çocuğuydu. Ahşap bir evleri vardı. Hâkim ve fakat halim bir babanın evladıydı. Annesi bu babaya muti, saygılı ve sessiz. Bu haliyle bir abide. Bu haliyle muhteşem bir kudret. Ve kayınvalidesine benzer bir gelin. Akıl almaz bir bağlılık timsali!Çok önceden karşılaşmalıydılar

Mübalağa değil, bugünkü kadınların aklının alabileceği bir şey değil bu. Kadın, kocası gece arkadaşlarıyla içmeye gittiğinde susuyor. Eve gelmiyor, susuyor. Ertesi gün oluyor, adam yok, susuyor. Adam başka bir kadınla yaşamaya başlıyor, susuyor. Adam bu başka kadın için hapse düşüyor, susuyor. Aradan bir seneden fazla zaman geçiyor, hiçbir şey yokmuş gibi eve geliyor ve bu kadın hayret edilecek şekilde hâlâ susuyor.  Fakat öte yandan tüm bu suskunluklar, evine ve namusuna halel getirmeyecek bir hayatı ve pırıl pırıl yetişen çocukları haykırıyor.

Ve yine sessizliğin onun yerine konuştuğu bu kadın, bir gün eve gelen kocasını çocukları ile birlikte sekerek çıktığı sofada karşılıyor, terliklerini ayağına veriyor, odasına yatağını seriyor, tüm bunları başını yere eğerek edeple yapıyor ve odadan gidiyor.

Çok önceden karşılaşmalıydılarArdında bir çocuk sesi… Küçük oğlan kız kardeşine söylüyor: Başımı okşadı, gitmeyecek galiba!

Hangisi aşk?

Yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış bir kişi için düşülen şey “aşk” mıdır? Film bize bunu sorgulatıyor biraz da… Bizim aşkımız her zaman ve her şekilde, nurdan kanatlarıyla öte âleme yol gösterici olmalı değil midir? Halil de bunu yaptı, her duvarında “aşk”ın hüküm sürdüğü yuvasına döndü.

Sabiha ve Halil… Onlar için sevmenin yetmediği bir vakitti. Çok eskiden karşılaşmalıydılar.

 

Ayşe Leyla Uysal, “aşk denilen şey her zaman affedilir mi?” diye sordu

Güncelleme Tarihi: 11 Temmuz 2010, 21:53
YORUM EKLE
YORUMLAR
leyla marankoz
leyla marankoz - 8 yıl Önce

bu film gerçekten harikaydı. "ya evet derse"
filmin akışına uygun olarak dağılan şarkılar ve kalbimi kıra kıra şarkısının buğulu finali..
"halil nasıl" diye soran bir baba
"karnın aç mı" diye soran bir kadın..
gerçekten müthiş bir filmdi. izlenmeli vesselam..

Mehmet Necip
Mehmet Necip - 8 yıl Önce

Vesikalı Yârim'in en dokunaklı ve vurucu tarafı, Halil'in de Sabiha'nın da farkında oldukları halde imkansızı talep etmeleri olsa gerek. Zaten ismi de muhal olanı çağrıştırmakta. Ve dahi insanı yiyip bitiren; Sabiha'nın Halil'e söylediği: "Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık" cümlesi... Filmi izlemeyenler izlemekle kalmayıp "Metis"ten film üzerine çılan kitabı da okumalı derim...
Hatırlattığı için de Leyla hanıma müteşekkiriz...

hakan
hakan - 8 yıl Önce

halil'in sabiha'da bulduğu şeyler vardı şüphesiz ama aradığı şey yoktu. belki aradığı sanılan şey vardı ve nihayet bu mevhum şeyi bulamadığında sabiha'yı hiç bırakamayacağını düşündüğümüz anda bırakıp kendi mutevazı ama kavî hakikatine döndü. eşi'nin halil'e veremeyeceği tek şey, şehvetperest nefsaniliğin bulanıklaştırıcı merceğinden kaynaklanan bir yanılsamaydı. bakımlı, çekici, gözde, konuşan ve kendi kendine yetebilen kadın şehrin erkeklerine hoşgösterilen ayartıcı bir imajdı... hala da

banner8

banner19

banner20