banner17

Çocuğumuz doğuştan şair olsaydı, ne yapardık?

Konusu itibarıyla bizi üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ikilemle karşı karşıya getiren bir film, Anaokulu Öğretmeni. Serdar Arslan filme dair yazdı.

Çocuğumuz doğuştan şair olsaydı, ne yapardık?

Bir şair-i maderzad, yani doğuştan şairle henüz çocuk yaşlarında karşılaşsak nasıl tepki verirdik acaba? Onun ansızın ilhama tutulmasını hayranlıkla izleyip söylediklerini kaybolmadan kaydetmenin derdine mi düşerdik? Sonra onu sakınıp bu hüneri külleyecek her türlü tehlikeyi bertaraf etmenin yollarını mı arardık? Yoksa bu hâle hiç eğilme gereği duymadan, çocuk da olsa sorumlulukları vardır ve yerine getirmesi gerekir, onun için aslolan budur, diye mi düşünürdük.

Sara Colangelo ikinci uzun metrajı Anaokulu Öğretmeni filminde bizleri bu sorularla karşı karşıya getiriyor. Henüz okuma yazmayı dahi bilmeyen bir şair çocuk Jimmy ve ona saldırmak için tetikte bekleyen dünyaya karşı onu savunmanın derdine düşen öğretmen Lisa'nın hikâyesi ile, bizleri bu ikilemle karşı karşıya getiriyor.

Bazen şiir değil şair gelir

Anaokulu öğretmeni Lisa, şiir kursuna katılıp orta yaşlılığın vermiş olduğu rutini aşmak için çaba sarf etmektedir. Hem eşi hem de ergenlik dönemindeki iki çocuğu ile çok sağlıklı bir iletişimi yoktur. Bu sıradanlığı, şiirle aşmanın yollarını arar. Kendisine anlam katacak şiirleri yakalamanın derdindedir. Ne var ki bu konuda vasatı aşamaz. Bir gün bir öğrencisinin ilhama tutulduğunu ve oldukça güzel bir şiir mırıldandığını fark eder. Lisa'ya şiir değil bir şair gelmiştir. Bu saatten sonra Lisa, kendi yazacağı şiiri kenara koyup doğuştan şair Jimmy’nin peşine düşer. Ona özel zaman ayırır. Onun dünyasını daha yakından tanımak için çabalar. Bu noktada yukarda bahsini ettiğimiz ikilemle karşı karşıya kalır. Sorumluluğu; öğrencilerini müfredatın buyurduğuna uygun olarak yetiştirmek olan bir öğretmen, daha anlamlı bir çaba için müfredatın sınırlarının dışına çıkmalı mıdır? Tabii ki toplumsal sistem müfredattan yanadır. Bu sistem içinde varlık sürdüren ebeveynler de aynı şekilde tanımlanmış sorumlulukların yerine getirilmesi gereğinde karar kılmışlardır. Lisa, bu şartlarda Jimmy’nin sahip olduğu yeteneği korumasını sağlamak için çaba harcar. Çabanın da ötesinde bunu takıntı haline getirir. 

Hikâyeyi zayıflatan nokta

Lisa’nın Jimmy için verdiği mücadelesinin saplantı boyutuna varması filmi, hikâye noktasında zayıflatıyor. Lisa’nın şiirle olan ilişkisinin geçmişte nasıl olduğuna dair yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu durumda Lisa’nın öğrencisi için bu kadar riski göze alması mantıksal olarak oturmuyor ve hikâyenin inandırıcılığına zarar veriyor bu durum. Filmin son sekansında Lisa’nın riskten öte suç olan bir eylem gerçekleştirmesi bu noktadaki mantıksal boşluğu büyütüyor. Fakat sekansın sonunda Lisa’nın kendi yaşamından hareketle yapmış olduğu açıklama hikâyede taşların yerli yerine oturmasını bir nebze sağlıyor. Zayıflayan hikâye yeniden toparlanıyor.

Oldukça başarılı bir küçük oyuncu

Filmin küçük oyuncusu Parker Sevak, oldukça iyi bir oyunculuk sergiliyor filmde. Bir çocuktan kendisini, yani çocukluğu oynamasını beklemek oldukça güzel bir deneyim. Parker bunu çok iyi başarıyor. Üstelik kimliğine dâhil olan şairliğin de hakkını fazlasıyla vererek. Bu anlamda küçük şair karakterinin bütünü ile başarılı çizildiğinin altını çizelim. Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmindeki Küçük Yusuf da başarı ile çizilmiş bir şair çocuk karakterdi. Bu filmlerarası hatırlatma, oyunculuk anlamında başarılanın ne olduğunun daha iyi kavranmasına yol açacaktır.

Anaokulu Öğretmeni, sinematografisi yahut yönetmenin ortaya koyduğu özgün biçimi ile dikkat çeken bir yapım değil. Fakat hikâyesi ile bizleri karşı karşıya getirdiği ikilem oldukça kıymetli. Şiiriyetin giderek hayatımızdan çekildiği, kalbi duyuşun yitirildiği günümüzde şiire ve şaire dikkat çekmesi anlamında değerli bir yapım.

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2018, 15:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20