Bozkırdaki adam dua bekliyor!

Son filmi Bozkırda Deniz Kabuğu'nu heyecanla beklediğimiz ünlü yönetmen Ahmet Uluçay rahatsızlığı için hepimizden dua bekliyor.

Bozkırdaki adam dua bekliyor!

İlk uzun metraj filmini soğuk bir günde, Taksim'in ismini hatırlayamayacağım bir sinema salonunda, arkadaşımla birlikte izlemiştik. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak. Seneler geçmiş tabii üzerinden. Ama salondan çıkıp soğuk ve donuk İstiklal'e adımımızı attığımızda, filmden arta kalan, toprak köy yolları üzerinde seyreden sözleri ve müziği ilk adımda ardımda bırakamadığımı hatırlarım hâlâ: Beyaz giyme tanırlar seni yolcu sanırlar. Zaten bende talih yok seni benden alırlar... 

Karpuz Kabuğundan Gemiler YapmakAhmet Uluçay o günden sonra, köşesinden ayrılmaya gerek görmeden kutsal işler yapan bir adam olarak kaldı aklımda. Ki yaptığın iş sinema. Köyünden ayrılmaya tenezzül bile etmeden sen nasıl geldin bu büyük filmin üstesinden be mübarek adam, diyesi geliyor insanın. Öyledir. Köşende oturarak yaptığın güzel işlerin her biri kutsaldır. Ahmet Uluçay da hep köyünde, köşesindeydi. "Neden sinemanın merkezi İstanbul'a gitmiyorsun?" sorusuna verdiği cevap, "deli miyim ben?" oldu. Sinema eğitimi filan almadı. İlkokul mezunu zaten. Kendi filmlerinden önce bir film setinde dahi bulunmadı. Edebiyatla hep ilgiliydi, hatta gençlik yıllarında kısa süren bir dergi çıkarma macerası da oldu. Şiir yazdı. Fakat sinema tutkusu her zaman herşeyin önünde yer aldı. İlk uzun filmini çekmek, onun için elbette sanıldığından daha zor olsa da bunu başardı. Üstelik Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin ödül törenine bile gidemeyecek kadar da hastaydı. Fakat ne yaparsın ki dert sahibi olmak zordur. "Bir ressam resim yapmazsa, ben film çekmezsem, dünyada bir şeyler değişmez!" demesinin sebebi de bu olsa gerektir. 
 

Ahmet Uluçay kimdir? 

1954 ylında Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi Tepecik köyünde doğmuş ve hâlâ orada yaşayan bir büyük yönetmen. 

İlk olarak 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde beyaz perdeyle tanıştı. Çocukluğundan başlayarak gittikçe büyüyen bir tutkunun başlangıcı kaçınılmaz oldu sonra. İsmail Mutlu isimli bir arkadaşıyla birlikte 12 yaşında sinema makinası yapmak için işe koyuldu. Üç yıllık uğraştan sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladılar. Sinema çöplüklerinden film toplayıp, kareleri birbirine ekler, birkaç saniyelik görüntüler elde ederek köyün bir ahırında dağları, deniz ve ormanı seyrederlerdi.  

Ailesi bu tutkusunun önüne geçmek istemiş. Gerekçeleri; "Sinema ve resim gibi işler zengin çocukların işidir." Ama o dönem kamyon muavinliği ve inşaat işçiliği yapan Ahmet Uluçay'ı vazgeçirmek mümkün olmamış. Almanya'da çalışan işçi bir köylüleri bir kamera getirmiş. Kötü bir kamera tabii. Fakat, köyde tavukçulukla uğraşan İsmail Mutlu ve bir maden işletmesinde işçi olarak çalışan Şerif Akarsu ile hemen işe koyulmuşlar. "Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu"nu kurmuşlar. İlk filmleri için kolları sıvadıklarında, kameranın aküsü olmadığı için sadece elektrik olan yerlerde çalışabilmişler. Ama sonuç olarak 1992 yılında ilk filmleri Optik Düşler ortaya çıkmış. 

İsmail ile birlikte filmi Anadolu Üniversitesi'ne bağlı sinema bölümüne götüren Uluçay ilk gösterimini şöyle anlatır: "Bizi dekana çıkardılar. Dekan Prof. Dr. Dursun Gökdağ bizi görünce ve dinleyince şaşırdı. Herhalde köy düğünü çekip getirdiğimizi düşündü. Ama yine de salonu hazırlattı. Filmi seyrettikten sonra şaşkınlığını gizleyemedi. Filmi İsmail kurguluyordu. Eğer sinemaya devam etseydi bu gün en iyi görüntü yönetmenlerinden biri olurdu." 

İlk kez 1994 yılında 6. Ankara Uluslararası Film Festivaline katılarak belgesel filmi Optik Düşler ve kısa film Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak isimli yapıtlarıyla tanınan Ahmet Uluçay 11 filmiyle 22 ödül kazandı. 2004 yılında vizyona giren, 2001 yapımı ilk uzun metraj filmi olan Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ı kendi köyünde ve köyünden insanlarla, müthiş bir dille çekti. Yurt içinden ve dışından topladığı birçok ödül, bu büyük yapıt için az gelecek kadar. Filmin kendi çocukluğundan izler taşıyan bir hikâyesi var. 60'lı yıllarda bir köyde iki arkadaşın sinema tutkusunu ve projeksiyon makinesi yapma hayallerini konu alıyor. 
 

"Bütün sanatçılar çocuktur, çocuk kalmalıdır" 

Ahmet Uluçay'ın bu söylediğinin izlerine filmlerinde de rastlanıyor. "Büyüyemedim. Çocuklarla çalışıyorum. Filmlerimde onlara eğiliyorum," diyor zaten. Büyümüş bir adamın taşıdığı çocukluğun ne denli büyük bir nimet olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz biz de böylece... "Evcilik oynar gibi film yapıyorum. Entelektüel olmaya çalışmıyorum. Sinema yaparken bildiklerimi de unutuyorum," diyor sonra. İşte ihtiyacımız olan şey. 

 Uzun senelerdir yapmayı istediği bir film olan Bozkırda Deniz Kabuğu'nun macerası ise tam bir muamma. Film için gerekli destekler konusunda çekilen sıkıntılardan hariç, Ahmet Uluçay uzun senelerdir beyin tümörüyle savaşıyor. Biraz toparlanıp ayağa her kalkışında hemen koyulduğu ilk iş, bu filmin çekimleri. Son olarak çekimlerin bittiğini duyduk. Fakat teknik sıkıntılar filmin yakasını bırakmıyormuş. Tabii bir de filmin yeterli destek bulamaması var. 2009 yılında vizyona girmesi beklenen Bozkırda Deniz Kabuğu'nun vakti saati biraz gecikmiş olsa da, biz heyecanla beklemeye devam ediyoruz. 

Ahmet Uluçay hepimizden dua beklediğini söylüyor. Hastalığının şifa bulması ve kuvvetinin artması için ona dua ederken, yazdığı şu şiirin aklımıza gelmesi muhtemeldir: 

parmağıyla ilkokul çantama tık tık diye vurur

cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam

küçük bir askerdim ben de

siyah önlüğümün içinde bembeyaz bir yürek

dökülürdüm yollara hava soğuktu okulum uzak

bir avucumda közde pişmiş sıcacık bir patates

hem beslenmeliyim hem üşümesin diye elim

değiştirirdim ara sıra çantamla patatesi

dikkat ederek çantama

cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam

babamın bilmediği bir şey vardı

her sabah çantamın içine bir gün doğar

ortasından ekvator geçer

ve masmavi gökyüzünde çantamın

güneyden kuzeye göçmen kuşlar uçardı

gülün bakalım bıyık altından şimdi siz

söylesem inanmayacaksınız

siz uyurken çantamın içinde atatürk samsun'a çıkardı

ve bilirdi yedi kere sekizin kırk iki olduğunu

bilmeseydi eğer bandırma vapuru sinop burnu'na çarpardı

ben bir türlü bilemedim aram hiç iyi olmadı hesap kitapla

nohut ve fasulyeden bir abaküsüm vardı

hesabını hâlâ verebilmiş değilim hayata

iyi şiir okurdum ama iyi resim yapardım

eyvah dediler bu çocuk adam olmaz

yazık oldu çantaya

cevizdendi inegöl işiydi... 

 

Esra Türkân hatırlattı.

turkan.esra[et]gmail.com

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2010, 12:03
YORUM EKLE
YORUMLAR
Molla Kasım
Molla Kasım - 9 yıl Önce

Kutsal kelimesini böyle ulu orta kyllanmanın ne manası var. Biraz akaid okuyun.

Ahmet Faruk
Ahmet Faruk - 9 yıl Önce

deriz ama hep lafta kalır.

BİLİYOR MUSUNUZ ? Ahmet Uluçay' ın acil bir AKÜLÜ TEKERLEKLİ SANDALYE ihtiyacı varmış.

Dünya Bizim okurları bir kampanya yapsalar da ustanın bu ihtiyacı giderilse ne iyi olurdu değil mi dostlar ?!

Hatırlattığı için Esra ablaya teşekkürler.

banner19