Biz bir gün elektriksiz kaldık, Gazze her gün ışıksız

Ülkemizde geçtiğimiz günlerde yaşanan uzun süreli elektrik kesintisi Gazze'de her gün yaşanıyor. Al Jazeera yapımı 'Gaza: Left In The Dark' isimli belgesel, Gazze'de kanıksanan bu duruma karşı çaresizliğimizi yüzümüze vuruyor. Rumeysa Kılıç yazdı.

Biz bir gün elektriksiz kaldık, Gazze her gün ışıksız

Gerçek, Kurgu’dan daha acayiptir; çünkü Kurgu, olabilirlikleri gözetmek durumundadır; Gerçek’in öyle bir zorunluluğu yoktur.” (Mark Twain)

Hollywood, küresel olarak ortadan kalkan güç ve enerji kaynakları ve devamında insanlığın kıran kırana geçen yaşam mücadelesi temasıyla filmler ve diziler çekedursun, dünyanın diğer köşesinde Filistin, gerçeğin en orta yerinde ayakta kalmaya çalışsın… Oldukça ironik değil mi? Bir CNBC-E dizisi olan “Revolution”ın yapımcıları elektriğin ve diğer tüm güç kaynaklarının ortadan kalktığı post akoliptik bir kurguda insanlığı resmederken, akıllarına Filistin ve benzer durumdaki ülkeler gelmiş midir bilmem. Ama bu gerçeklikten uzak olmamız onu kurgudan daha az ilginç hale getirmemelidir.

Al Jazeera yapımı “Gaza: Left In The Dark” isimli belgesel, Gazze’de işlerin nasıl bir hal almaya başladığını, oranın halkının, yöneticilerinin, aktivistlerin ve hatta Mısırlı bir üst düzey yetkilinin ağzından görmemizi sağlıyor. Tek bir elektrik santraline sahip olan Gazze, günlük ihtiyacı 300 megawattken ancak 80 megawatt elektrik sağlanılan, elektrik kesintileri günlük programa bağlanmış bir şehir. Belgeselin açılışı, elektrik dağıtım elamanının şehirdeki gücü kesmesi ile başlıyor. Gücün kesilmesi ile memura yönelik memnuniyetsizlik yükselirken bizdeki emir kulu tabiri ile memurun kendini açıklama çabasını izliyoruz. Devamı ise, tabii ki jenaratörler, idare lambaları, kandiller vs…

Bıkkınlıkla, hayatlarını elektrik hiç yokmuş gibi ayarlamaları gerektiğini ifade ediyorlar

Kesinti günlük hayatın o kadar içinde ki, belirtilen vakitler dışında da yapılması artık alışık olunan bir durum. Kesinti ile birlikte şehir, jenaratör seslerinin duyulduğu karanlık bir fabrikaya dönüşüyor. Bu gürültünün insanların sinirleri üzerindeki etkisini ise bir Gazzeli'nin gürültüden kaynaklanan kavgaların yaşandığından bahsetmesi ile anlıyoruz. Jenaratör şehrin içine o kadar yerleşmiş ki jenaratörü bozulan bir Gazzeli tamire götürürken ‘Artık bakkaldan çok jenaratör tamir dükkanı var.’ diyor. Tamirci ise şehirde 1800 kadar jenaratör tamircisi olduğundan bahsediyor. Tabii Çin bu pazarın bir numaralı figürü. Kalitesiz jenaratörlerden kaynaklanan yangınlar ve ölümler ise işin çıkmaz sokağı.

Jenaratör mevzusunun şakaya vurulan tarafları da yok değil. Kesintiden dolayı bahçelerinde yaktıkları ateşin etrafında muhabbet eden Gazzeli'lerden bir tanesi ‘Bir damadın geline verebileceği en güzel hediye jenaratördür.’ diyor, 'Gelinin yüzünü görebilmek istiyorsa tabii.’ Aynı muhabbet içinde Gazzeli'lerin bu sorunun çözüleceğine olan inançlarını kaybettiklerini de görüyoruz. Arap ülkelerinden, İsrail’e gaz satan Mısır’ın onlara elektrik vermesini sağlamasını istiyorlar, ‘Parasını ödeyeceğiz, yeter ki elektrik sağlansın.’ minvalinde konuşuyorlar fakat bıkkınlıkla, hayatlarını elektrik hiç yokmuş gibi ayarlamaları gerektiğini de ekliyorlar.

Geceleri kesilen ve kesintinin 12 saati bulduğu elektrik, en çok da eğitim hayatının içindeki çocukları etkiliyor. Kesilme zamanlarındaki belirsizlikle birlikte çocuklar ne zaman ders çalışacaklarını şaşırıyorlar ki gaz lambası etrafına oturmuş ders çalışan çocuk görüntüleri belgeselde sık görünen sahnelerden.

Elektrik kesintileri birkaç yıl daha sürerse...

Elektrik kesintileri ve şehre bir türlü yeterli elektriğin sağlanamaması tamamen politik sebeplerden kaynaklanıyor. Şehir halkı İsrail’in elektriği bir savaş silahı olarak kullandığında hemfikir. Ki zaten öyle. 2006 yılında Gilad Şalit kaçırıldığında İsrail’in bombaladığı ilk yer Gazze’deki elektrik santrali oluyor ve onarılmasına da uzun bir süre müsaade etmiyor. Dış İşleri Bakanı Avigdor Liberman, 2009 yılında bir konuşmasında Gazze’ye (Hamas’la mücadele için) Amerika’nın Japonya’ya yaptığını yapmak gerektiğini, şehrin işgalinin gereksiz olduğunu söylemişti.(*) Gazze, uluslararası kamuoyu önünde nükleer silah kullanma teklifi getirmekten çekinmeyen bir ülkenin işgalindedir. Bu yüzden sorunun çözümü için hiçbir itibarı kalmamış bu ülkeye başvurmak aptallıktan başka bir şey olmayacaktır.

Açıkçası Birleşmiş Milletler’in altyapı ve enerji yetersizliğinden dolayı yaşanabilir bir yer olmaktan çıkacağı ile ilgili rapor hazırladığı Gazze için, yöneticiler, kesintinin birkaç yıl daha sürmesi durumunda kontrol edilemez bir kirlilik, beraberinde salgınlar, kullanılamayan toprak ve su sorunlarının ortaya çıkacağını öngörüyorlar. Çünkü ortaya çıkarılan her proje elektrik gerektiriyor ve jenaratör bu elektriği sağlamakta oldukça yetersiz kalıyor. Su işlerinden sorumlu yetkili, Gazze’nin doğal su kaynaklarının sadece %5 oranında içilebilir olduğunu söylerken, arıtma için ya da yer altı su kaynaklarına ulaşabilmek için elektriğe ihtiyaç duyduklarını belirtmekte. Su ve toprak kirliliği her geçen gün artarken elektrik kesintileri makine desteği ile yaşayan hastaları, küvözdeki bebekleri de yaşamsal tehlikelerin içine sokuyor. Ambargo nedeniyle bir çok zaruri ihtiyaçtan mahrum bırakılan şehir halkı bir de elektrik yokluğundan kaynaklanan sorunlarla uğraşıyor ki ekonomik gelişme açısından elektriğin ne kadar gerekli olduğu malumdur. Geçen hafta ülke genelinde yaşadığımız elektrik kesintisinde yaşanan kaos ve kesintiden dolayı edilen şikayetleri düşünürsek Gazze halkını belki bir nebze anlamış oluruz.

Filistin’le ilgili bir çok belgesel var, ama...

Sorunun çözümü ise kolay olduğu kadar zor. Gazzeli yetkililer, İslami Kalkınma Bankası’nın Mısır’dan Gazze’ye elektrik sağlayacak projeyi finanse ettiğini, bütçenin, projenin ve Gazze’nin hazır olduğunu söylüyorlar. Diğer taraftansa Mısır, teknik sorunlar sebebiyle projeye onay veremeyeceğini söylüyor. Peki, ortada çözülemeyecek teknik sorunlar yokken, İsrail’e doğalgaz satan Mısır, ekonomik olarak kendisine de fayda sağlayacak bu projeyi neden istemiyor? Gazzeliler’in de dediği gibi: “İşte bunlar hep politika.”

Ashraf Masshawari tarafından çekilen 2013 tarihli 45 dakikalık belgesel, Gazze’deki durumu yorumlamaktan ziyade seyirciyi Gazzeliler ve sorumlular ile karşılaştırarak kendi yorumunu yapmasını sağlıyor. Bu açıdan kaliteli bir yapım olduğunu söylemeliyim. Yönetmen dramatize yoluna giderek seyircileri duygusal yoldan etkilemektense yalın hali gösterme gayretiyle belgeseli çekmiş ve başarılı da olmuş. Al Jazeera’nin ‘Against The Wall’ da dahil olmak üzere Filistin’le ilgili bir çok belgeseli var fakat beni izlediklerim arasında empati yaptığımda bu kadar çaresiz hissettiren bir başka belgesel olmamıştı. Bu, elektriğe duyulan ihtiyaçtan çok İsrail gibi bir kabile toplumunun karşısında çaresiz kalmak ile ilgili. Kısaca belgesel, Gazze’den haberdar eden kaliteli bir belgesel.

Not: Belgeselin Türkçe altyazılısını bulmak mümkün olur mu bilmiyorum ama rastlarsam sayfanın yorum kısmına eklerim.

(*): Liberman’ın cümlesinin İngilizce versiyonu şu: ‘We must continue to fight Hamas just like the United States did with the Japanese in World War II. Then, too, the occupation of the country was unnecessary.’ Çeşitli kaynaklardan bulunabilir.

 

Rumeysa Kılıç yazdı

Yayın Tarihi: 11 Nisan 2015 Cumartesi 10:57 Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2015, 11:08
banner25
YORUM EKLE

banner26