Batı’nın kara vicdanına gömülen göçmenlerin hikayesi: Styx

Sömürgecilik, kolonyal ve postkolonyal dönemde, sömürülen ve medeniyet dışı kabul edilen “öteki” kavramının içine günümüzde mülteciler de dahil edilmiştir. Abdullah Turut mültecilik konusunu işleyen Styx filmini değerlendirdi.

Batı’nın kara vicdanına gömülen göçmenlerin hikayesi: Styx

Wolfgang Fischer’in yönetmenliğini yaptığı, Almanya-Avusturya ortak yapımı Styx (2018), insanlığın ezeli meselelerinden biri olan mülteci krizine, Batı merkezli bir bakış açısıyla odaklanıyor. Filmin büyük bölümü, açık denizde geçmesine rağmen, klastrofobik bir atmosfer yaratmayı başaran Fischer, izleyiciyi Atlas okyanusuna sığmayan bir sıkışmışlık hissi içinde bırakır. Atmosfer ile başlayan sıkışmışlık hissi, başkarakterin yaşadığı ahlâkî ikilem ve çaresizliğiyle birlikte büyümektedir.

Styx, Cebelitarık’da başıboş iki berberi makakının sokaklarda dolaştığı görüntülerle açılıyor. Maymunların caddeden kaybolduğu sırada, trafik lambasına rağmen aşırı hızla seyreden iki araba, kontrolü kaybederek yoldan çıkar ve kaza yaparlar. Bu prolog sahnesiyle birlikte, kazazedelere müdahale etmek için olay yerine gelen ilk yardım doktoru Rike ile karşılaşırız. Prologun izleyiciyi başkarakter ile buluşturmasının yanında, ileride değinmek üzere alegorik bir anlam ifade ettiğini de söylemek gerekir. Berberi makaklarıyla başlayan Charles Darwin’in ünlü tekâmül nazariyesine dair göndermeler film boyunca karşımıza çıkmaktadır.

İlk yardım doktoru Rike, kırk yaşında denizsever bir kadındır. Kaza gecesinden sonra, yelkenli yatıyla uzun zamandır çıkmak istediği mavi yolculuğun hazırlıklarına başlar. Rike’nin arzusu, Atlas okyanusunun ortasında yer alan cennetvâri Ascension Adası’na gitmektir. Charles Darwin’in ziyaret ettiği adayı ve onun tasarladığı yapay ormanı görmek istemektedir. Bu yolculukta Rike’nin rehberi, “Cennetin Yaradılışı: Darwin Ascension Adasında” adlı kitaptır. Yol boyunca kitap aracılığıyla, adanın tarihini, adada yer alan bitki türlerini ve bitkiler hakkındaki açıklamaları inceleyecektir. Rike’nin yolculuğu bizi, canlılar dünyasında ilkelden mükemmele doğru bir tekâmül ve oluşumun meydana geldiğini ileri süren Darwin’in fikriyâtına götürür. (Bayrakdar  2011: 337) Bir anlamda Rike’nin yolculuğu, tekâmül sürecinde bir süper organizmaya doğru evrilen insanın geldiği durumun ironisini yapmaktır.

Asa Gray isimli yelkenli yatıyla, tek başına okyanusa açılan Rike, stresli hayatından bir müddet olsun sıyrılıp, hayalini kurduğu ada tatiline doğru yelken açar. Yolculuğun başında her şey planladığı gibi gider, lâkin yatıyla aynı rotada seyreden yük gemisi Pulpca’dan bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu öğrenir. Yelkenlisine ismini veren Asa Gray, Darwin ile birlikte çalışmış Amerikalı bir hekim ve botanikçidir. Rike’nin de bir hekim olduğunu ve botaniğe ilgi gösterdiğini göz önünde bulundurursak yelkenlinin Asa Gray ismi anlam kazanmış olur.

Okyanusun ortasında mahsur kalmış insanlar

Rike, fırtına ile karşılaştığında yelkenlisini tek başına idare etmeye çalışır. Bütün kötü ve zorlu koşullara rağmen, Rike’nin dirayetiyle yelkenli, fırtınadan sağ salim çıkar. Fırtınanın dindiği ertesi gün Asa Gray, açık denizde seyreden balıkçı teknesiyle karşılaşır. Tekne ile iletişim kurmaya çalışsa da karşılık alamaz. Teknenin güvertesinde birçok insanın ona doğru bağırıp çağrıştığını görür. Okyanusun ortasında mahsur kalmış insanlar ondan yardım beklemektedir.

Asa Gray ve Afrika kökenli göçmenlerin tıka basa doldurduğu balıkçı teknesi, iki ayrı yolculuğun kesiştiği Atlas okyanusunun ortasında karşılaşır. Rike, acil yardıma ihtiyacı olan insanları görür görmez sahil güvenlikle iletişime geçer. Sahil güvenlik, balıkçı teknesine yaklaşmamasını ve yardım gelinceye kadar beklemesini salık verir. Bu süre zarfında Rike, yelkenlideki erzaklarının bir kısmını toplayarak balıkçı teknesine doğru yaklaşır. Bu sırada, güvertedeki insanlar denize atlayıp canhıraş bir şekilde Asa Gray’e doğru yüzmeye başlar. Suya atlayanların birçoğu boğulur; yalnız küçük bir çocuk gemiye ulaşmayı başarır. Rike’nin fırlattığı can simidine güç belâ tutunan küçük çocuğun gemiye çıkacak tâkati dahi kalmamıştır.

İlk yardım doktoru Rike, Kingsley adlı on dört yaşlarındaki küçük çocuğa ilk tıbbî müdahaleyi yapar. Aşırı su kaybeden ve enfeksiyon kapan küçük çocuk tir tir titremektedir. Görülen lüzum üzerine sahil güvenlik ile tekrar bağlantı kurar. Denize atlayan ve boğulan insanların olduğunu, acil yardımın derhal gelmesi gerektiğini yineler. Sahil güvenlik, Asa Gray’e hiçbir şeye karışmaması gerektiğini, müdahale etme yetkisine sahip olmadığını söyler. Rike’nin yardım edip etmeme konusunda kararsız kalmasının yanında, sahil güvenliğin mültecilerin durumuna nazaran Asa Gray’in vaziyetiyle ilgilenmesi çözümsüzlüğü büyütmektedir.

Batı kurumları, mültecilerin durumunu ortaya çıkartan siyasî ve iktisadî nedenlerden öte, kendi güvenliği açısından meseleyi ele almaktadır. Herhangi bir güvenlik açığına yer vermemek için mülteciler, denizin ortasında kendi kaderlerine bırakılır. Sahil güvenliğin yanında, yük gemisi Pulpca’da, kendi firmasının katı kuralları ve işini kaybetmek istemeyen mürettebatın kaygısı üzerine yardım etmekten kaçınır.

Styx, cehennemde yer alan bir ırmak

Küçük çocuk iyileşir iyileşmez, Rike’den teknedekilere bir an evvel yardım etmesini ister. Balıkçı teknesi su almakta ve Kingsley, teknedeki kız kardeşinin durumunu merak etmektedir. Rike, tekneye yanaşırsa diğer göçmenler denize atlayıp onun gemisine doğru yüzmeye çalışacaktır. Oysa Asa Gray bu insanları taşıyamayacak kadar küçüktür. Film boyunca, güçlü ve korkusuz bir karakter olarak karşımıza çıkan Rike’nin çaresizliğe düştüğünü görürüz. Göçmenlere yardım edip etmeme konusunda sıkışıp kalmıştır. Bu noktada Rike’nin hipokrat yemini etmiş bir doktor olması ironiktir. Teknedeki insanlara yardım etmemesinin yanında oradan çekip gidemez de. Kendi içinde yaşadığı bu ahlakî ikilemde kararsız kalmıştır. Rike’nin ne bir vicdan muhâsebesi yaptığına ne de kendisiyle konuştuğuna şahit oluruz. Film boyunca çok az diyaloga yer veren yönetmen, Rike’nin kararsızlığını da sessizliğiyle anlatmaktadır.  

Filme ismini veren Styx, mitolojik bağlamda cehennemde yer alan bir yeraltı ırmağıdır. (Erhat 2012: 277) Balıkçı teknesinde mahsur kalan mülteciler için okyanus, cehennem ırmağı Styx’den farksızdır. Ölüm kalım arasındaki ince çizgi ayaklarının altında su almaya devam eden tekne parçasıdır. Onlar için geri dönüşü olmayan bu yolculukta gelecek de müphemdir. Suyun öte tarafındaki Rike içinse mavi yolculuk, Darwin’in tasarladığı edenvâri bir cennete -Ascension adası- doğru gider.

Kingsley, Rike’nin sessizliğine -eylemsizliğine- daha fazla dayanamayarak onu denize iter ve yelkenliyi çalıştırıp uzaklaşır. Şimdi Rike, okyanusun ortasında bir başına çırpınır ve yelkenliye doğru yüzmeye çalışır. Kingsley’nin gemiyi durdurması, bir nevi yardım etmesiyle gemiye ulaşabilir. Kingsley, Rike’nin bir nebze olsun balıkçı teknesindeki insanların durumunu anlamasını ister, ancak ilk yardımın önemini en iyi bilebilecek bir ilk yardım doktoru olan Rike, derhal yardım etmek yerine tekrar sahil güvenlikle bağlantıya geçmeyi denemektedir.

Bu kez de bütün uluslararası acil durum çağrılarını kullanır. Balıkçı teknesi için yaptığı tüm çağrıların geçiştirilmesi üzerine, kendi yelkenlisi Asa Gray için yardım çağrısı yapar. Gemisinin batmak üzere olduğunu tekrar eder ve cevabı beklemeksizin bağlantıyı keser; ne var ki çok geç kalmış, balıkçı teknesindeki sesler kesilmiştir. Teknedeki göçmenler susuzluktan ve hastalıktan kırılmıştır. Balıkçı teknesi ceset dolu, hayalet bir gemiye dönüşmüştür. Bu felaketten yalnızca Asa Gray’e yüzerek ulaşan küçük Kingsley hayatta kalmayı başarmıştır. Bütün yardım çağrılarına rağmen bir türlü gelmeyen yardım, Asas Gray için yapılan çağrıdan sonra nihâyet gelmiştir.

Bir doktorun ahlâki ikilemi

Yardıma gelenler için geriye, batmakta olan balıkçı teknesindeki cesetleri tahliye etmek kalmıştır. Yaşadıklarının şokunu atlatamayan Rike, Kingsley’i kurtardığı ve balıkçı teknesine müdâhale ettiği için sahil güvenlik tarafından soruşturmaya tâbî tutulur. Bu soruşturmanın sebebi ise, balıkçı teknesinde hayatını kaybeden göçmenlerden çok Atlas okyanusunun ortasında uluslararası bir güvenlik krizinin ortaya çıkmasıdır. Mavi yolculuğun başında, cesur ve korkusuz bir portre çizen Rike, yol boyunca yaşadığı ahlâki ikilem ve içine düştüğü çaresizliğin ardından cehenneme dönen cennetvâri ada hayali, Afrikalı göçmenlerle birlikte Styks sularına karışmıştır.

Rike’nin yolculuğu aynı zamanda Darwin’in fikriyâtıyla, biyolojik olarak insanın, tarihî süreç içindeki tekâmülüne ironik bir açıdan işaret etmektedir. İlkel olandan mükemmele doğru seyreden insan, Rike’nin yolculuğunda tepetaklak olmuştur. İronik anlamda insanlığın geldiği nokta, göz göre göre insanların ölümüne göz yummaktır. Böylelikle prolog sahnesi de anlam kazanmış olur. Berberi makaklarının başıboş dolaştığı Cebelitarık sokaklarında, bir süper organizma(!) olan insan, kendi koyduğu kuralları çiğneyerek kendi hayatını tehlikeye atmıştır.

Batılı devletler, gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak müsebbibi oldukları mülteci krizi meselesinde, bütün kurumları ve mekanizmalarıyla kendi vatandaşı olmayan insanlara karşı riyâkâr bir tavır geliştirmiştir. Sömürgecilik, kolonyal ve postkolonyal dönemde, sömürülen ve medeniyet dışı kabul edilen “öteki” kavramının içine günümüzde mülteciler de dahil edilmiştir. (Ataman, 2019: 16) Krizin özünü oluşturan siyasî ve iktisadî nedenleri görmezden gelen hâkim güçler, yalnızca kendi güvenliklerine odaklanmaktadır. Bu sebeple, Çağdaş Batı medeniyeti ve pratiklerinin çözüm değil çözümsüzlük ürettiği modern dünyada, mülteci krizinin çözümü için yepyeni bir insan ve ahlâk anlayışının gerekliliği açıktır.

Kaynakça

Ataman, Muhittin. (2019). Batının Yeni Ötekileri: Mülteciler. Diyanet Aylık Dergi S:342 Haziran

Bayrakdar, Mehmet. (2011). İslam Ansiklopedisi: Tekâmül Nazariyesi. C:40 İstanbul: TDV

Erhat, Azra. (2012). Mitoloji Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2020, 10:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26