Batılı sinemada daha fazla dinsel öge var!

Dr. Mehmet Akif Enderun’la geçtiğimiz aylarda Işık Yayınlarından çıkan ‘Beyaz Perdenin Din Algısı’ üzerine konuştuk:

Batılı sinemada daha fazla dinsel öge var!

 

Sinema-din çıkmazı

Sinema, dindar çevre ile uzun yıllar boyunca yıldızı barışmayan bir ‘sanat dalı!’. Bu yüzden sinema, tv -din ilişkisi bugüne kadar çok tartışıldı, zaten arası açık nesillerin arasını biraz daha açtı. Malayani işler için kullanılan sinemanın bugüne kadar bizi ne kadar oyaladığını, görsel sanatların insan fikirleri üzerinde ne kadar kuvvetli  bir etki bıraktığını öğrenince anladık. Tebliğ için ne kadar da önemli olduğunu ise biraz daha geç… Bunun için kollarını sıvayan büyüklerimiz dolayısıyla da, bu önemli sanat dalı, artık bize biraz daha yakın, biraz daha bizden…

Sinemaya gitmenin günahı nedir, evinde tv bulunanın yemeği yenilir mi gibi tartışmaların yaşandığı bu topraklarda, yakın zamanlarda başlayan kaliteli içerikli Müslümanca filmler furyası hızla devam ederken, sinema-din üzerine yapılan çalışmalara da yenileri eklenmeye devam ediliyor.  Dr. Mehmet Akif Enderun’un ‘sinema-din ilişkileri üzerine bir analiz’ açıklamalı ‘beyaz perdenin din algısı’ isimli kitabı da bu alanda yapılan çalışmalardan. Yazarla bu  eseri hakkında konuştuk.

Kainatın Efendisi bu konuda da bizim rehberimizdir.

Sizi böyle bir çalışma yapmaya iten sebep neydi?

Beni bu çalışmaya iten sebep 12 yıl önce yaşanan bir zulme dayanıyor. 1999 yılında İmam-Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olarak Radyo-Tv-Sinema bölümünde okumanın hayalini kuruyordum. Fakat bildiğiniz gibi o yıl ÖSYM katsayı adaletsizliğini getirdi. Katsayı sistemi yüzünden Boğaziçi Üniversitesine puanım yetmesine rağmen ilahiyat fakültesini tercih etmek zorunda kaldım. Önceleri isteksiz olsam da ilahiyat fakültesini sevdim ve derece ile mezun olup Din eğitimi alanında lisansüstü çalışmalar yaptım. Fakat bu süreçte sinemaya olan ilgim ve sevgim hiç azalmadı. Karşılaştığım her filmi "okumaya" çalıştım. Doktora aşamasına geldiğimde yıllardır dini perspektiften gözlediğim sinemaya akademik bir açıdan yaklaşmanın zamanı geldiğini düşündüm ve ortaya bu kitap çıktı.

Kitap, “Ey Muhammed! Kalk, seninle şair ve hatiplerimizle yarışacağız.” “Ben şiirle gönderilmedim. Fakat haydi getirin şiirlerinizi” sözleriyle başlıyor. Bu ifadeleri kitabınızın başına taşımanızın sebebi nedir?

Bu ifade Hucurat Suresinin 4 ve 5. Ayetlerinin sebeb-i nüzulü (iniş sebebi) olan bir olaya dayanıyor. Temim Kabilesi lideri Akrâ b. Hâbis “Ey Muhammed! Kalk, seninle şair ve hatiplerimizle yarışacağız.” demiş, Efendimiz (sav) de "Ben şiirle gönderilmedim. Fakat haydi getirin şiirlerinizi" buyurmuştur. Yapılan müsabaka sonucunda Efendimizin (sav) şairi ve hatibi daha iyi çıkınca Temim Kabilesi heyeti toptan Müslüman olmuştur. Kainatın Efendisi her konuda olduğu gibi bu konuda da bizim rehberimizdir. O (sav) döneminin güçlü medya araçları olan şiir ve hitabeti etkili bir şekilde kullanmış, Müslümanların cesaretini artırmak, düşmanların moralini bozmak için de şiir ve hitabetten faydalanmıştır. Şiir ve hitabetin o devirdeki gücü günümüzde sinemada bulunduğu için kitaba böyle bir giriş yapmak istedim.Birleşen Yollar

Din ile çatışma sebebi: Art niyet ve cehalet

Bugüne kadar sinemanın dinle, dindarla çatışmasının sebeplerini kısaca anlatır mısınız?

Bana göre bunun 2 sebebi vardır. Birisi art niyet diğeri cehalet. Resmi ideolojiyi hakim kılma, Marksist düşünceyi yayma, gayr-i meşru fikirlere taraftar bulma gayeleriyle Türk Sinemasının ilk yıllarından beri bazı yönetmen, senarist ve yapımcılar tarafından art niyetli yaklaşımlar sergilenmiştir. Osmanlı'ya beslenen düşmanlıktan dolayı onunla özdeşleşen İslam dini de nasibini almıştır. Diğer bir sebep ise cehalettir. Art niyetli olmayan bazı sinemacılar ise ilahiyatçı danışmana sahip olmadıkları ve önceki art niyetli kişilerin klişelerini cahilce tekrar ettikleri için dini konularda batağa sağlanmaktadırlar.

Ne zaman dindar çevre sinemayı sahiplenmeye ve bu alanda ürünler vermeye başladı. İlk eserler neler?

Bildiğimiz kadarıyla sinema hakkında dindar çevrelerde ilk çıkan yazı Üstad Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisindeki 17 Eylül 1943 tarihli Beyaz Perde adlı yazısıdır. Uzun bir aradan sonra 1950'li yıllarda da benzer yazılar yayınlanmıştır. Film olarak ise ilk olarak 1971 yılında Yücel Çakmaklı tarafından çekilen ve başrolünde Türkan Şoray'ın oynadığı "Birleşen Yollar"ı zikredebiliriz. Bu dönemin en önemli gelişmelerinde biri de Milli Türk Talebe Birliği MTTB Sinema Kulübü'nün kurulması ve buradan Salih Diriklik, Mesut Uçakan gibi onlarca değerli sinemacının yetişmesidir.

TRT ödülleri görmezden geldi

O güne kadar sinemayı tekelinde tutmaya çalışan kesimin bu çalışmalara tepkisi nasıl oldu?

Genellikle bu filmler görmezden gelindiler ve film festivallerinde hak ettikleri ödülleri alamadılar. Örneğin Mehmet Tanrısever'in ilk yönetmenlik denemesi olan "Sürgün" İtalya'da yapılan 45. Salerno Film Festivali'nde ikincilik ödülü , 11. Taşkent Film Festivali'nde ikincilik (Gümüş Simurg) ve "İlk Filmini Yapan En İyi Yönetmen" ödülünü kazanmış, bir yıl sonraki, 16. Philadelphia Uluslararası Film Festivali'ne de katılarak 124 film arasından birinci seçilmiştir. Fakat 29. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde hiç ödül alamamıştır. En basit sanat olaylarını bile gündeme taşıyan TRT bu filmin yurtdışı ödüllerini görmezden gelmiştir.

Takva provakatif sahnelere yer veren bir filmdir

TakvaGünümüz çalışmalarına baktığınızda günümüz sinema-din ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?

Eskiden din ve dindar; sinema perdesinde ya alabildiğine olumsuz ya da alabildiğine yüceltilerek sunulurdu. Günümüzde bunun iki taraftan da yumuşadığını görüyoruz. Zaten bu da hayatın gerçeklerine ve insanın fıtratına uygun olan bir yaklaşımdır. Önceleri din hayatın dışındaymış sanki hiç yokmuş gibi davranılırdı. Filmdeki bir karakterin yolu hiç caminin önünden geçmez, kulağı ezan duymaz, namaz kılan bir insana rast gelinmezdi. Rast geldiğimizde de zaten bir aşağılama ya da kötüleme ile karşılaşırdık. Günümüzde dini hayatın akışı içerisinde bir olgu olarak gösteren filmlerin çoğalması sevindirici. Fakat eski klişeleri kullanmayıp yine de dine karşı bir tutum içerisinde olan filmleri de burada zikretmeliyiz. Örneğin "Takva" filmi eski göbekli, kaba ve pis sakallı, kirli elbiseli, çatık kaşlı dindar klişelerini kullanmasa da yine de İslamın sosyal hayat içerisinde var olamayacağını savunan ve provakatif sahnelere yer veren bir filmdir. Ben bu tip filmleri mutasyona uğramış virüsler olduğunu düşünüyorum.

Horton, karşılaştığım en iyi dini filmlerden biri

Kitabınızda Takva’nın yanısıra başka filmlerden de örnekler vermişsiniz ve bunların dinle ilgili sahnelerini yorumlamışsınız. Bize dinle ilgili olumlu ve olumsuz mesajlar taşıyan (gizli ya da açık) filmlerden örnekler verebilir misiniz?

Yukarıda da değindiğimiz gibi Takva, İslam'ın sosyal hayatta var olamayacağı ancak inzivaya çekilerek yaşanacağı, dolayısıyla insan fıtratına aykırı bir din olduğu tezini savunan bir filmdir. Film jenerikte takva yazısını kırmasıyla aslında niyetini ortaya koymaktadır. Horton ise benim en çok etkilendiğim dini filmlerden biridir. Bu filmi 30 kereden fazla izledim ve birçok kişiye izlettim. Her izlediğimde farklı bir derinliğini ve mesajını yakaladım. Aslında Ice Age ya da Shrek'ten hiçbir farkı yokmuş gibi görünen bu film alt metninde çok önemli mesajlar barındırmaktadır. Alt metnini okuduğumuzda film gaybe imanı teşvik eden, materyalizmi eleştiren ve peygamberlik mücadelesinin özetini sunan bir destan olarak karşımıza çıkmaktadır. Horton ve Belediye başkanının mücadelesinde peygamberlerin ortak mücadelesini, kanguru ve Temsilciler Meclisinde ise müşrik kavimlerin önde gelenlerini görmekteyiz. Ayrıca film bir şeyi görmesek, duymasak ve hissetmesek de o şeyin var olabileceği fikrini etkili bir şekilde sunmaktadır. Bu bakımdan Horton'un karşılaştığım en iyi dini filmlerden bir olduğunu söyleyebilirim.

Hazırlık aşamasında kimlerle çalıştınız, nerelerden yararlandınız?

Öncelikle bu alanda Türkiye'de yeterli çalışmanın olmadığını söylemek isterim. O bakımdan çalışmamın 1 yılını ABD'de tamamlamak zorunda kaldım. Türkiye'de ise Salih Diriklik gibi değerli sinemacılardan fikirler alarak işe başladım...

Kitaptan neler öğrendim?

-          2009 yılında ülkemizde en çok okunan kitap 400 bin adet satılmıştır. En çok okunan gazete yaklaşık 800 bin okura ulaşmaktadır. Camilerin, kütüphanelerin ulaştığı insan sayısı da yüz binleri geçmemektedir. Fakat Türk sinemasında en çok izlenen film olan ‘Recep İvedik 2’ yi Türkiye ve Avrupa’da 8 milyon 600 bin kişi izlemiştir.

-          1960’lı yıllarda, yılda yaklaşık 3000 bebeğe ‘Şaban’ ismi verilirken ‘Hababam Sınıfı’ ve diğer bazı filmlerin etkisiyle 2008 yılında sadece 225 bebeğe bu isim verilmiştir.

-          Jack Shaheen’in yaptığı bir araştırmaya göre, Müslüman karakterler içeren 900 Hollywood filminden sadece 12 tanesi olumlu tipleme içermekte, 50 tanesi de iyi-kötü karışık karakterler olarak sunulmaktadır. Özellikle 11 Eylül’den sonra Müslümanlar terörist olarak gösterilmiş, böylece insanların İslam dininden uzak durmaları amaçlanmıştır.

-          Star Wars serisinde geçen Jedi savaşçıların dini olan Jediism günümüzde Hristiyan toplumlarda taraftar bularak yayılmaktadır. Yakın bir zamanda yapılan nüfus sayımlarında Avustralya’da 70 bin kişi, İngiltere’de 390 bin kişi kendisini Jedi olarak tanımlamıştır.

-          Necip Fazıl Kısakürek, 17 Eylül 1943 tarihli Büyük Doğu Dergisi’nde ‘Beyaz Perde’ başlıklı yazısında sinema ile ilgili görüşlerini şöyle özetlemektedir: ‘Sinema, fikir ve ruhun emrine geçtiği taktirde, şüphesiz ki azametli bir imkan ve inşa planı… Fakat bugün bu planı dolduran cevher, bütün hüneri, körkütük nefsleri lif lif cezbetmekten ibaret bacak ve vücut hazretleridir. Gerisi sadece bu (hüdayi nabit) kıymetin etrafında , bir yüzüğün ana taşlarını halkalayan kırıntı mücevherler gibi bir şey…

-          1989-90, 1990-91 sezonlarında bütün Amerikan filmleri de dahil olmak üzere en çok izlenen film ‘Minyeli Abdullah’tır. Film, Haziran ayına kadar Türkiye çapında 107 sinemada gösterilmiş, 400 bin kişi tarafından seyredilmiş, 982 milyon TL hasılat elde etmiştir.

ve

-          Bir zamanlar hayranlık duyarak izlediğim ve Allah-evren-peygamber düşüncelerini fark etmeden – ettirmeden pekiştirdiğini düşündüğüm animasyon film, Horton (Horton Hears A Who)’nun aslında bilinçli bir yapım olduğunu öğrendim.

 

Zehra Sena Güray, beğenerek okudu ve sordu

 

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2011, 23:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
hacettepeli
hacettepeli - 8 yıl Önce

Bu yazıyı ve bu kitapı okuduktan sonra türk sinemalarını izlemek lazım...Özellikle Kemal Sunalın filimleerindeki o imam karakterlerini tiplerini,, Tüm bunlar zındıka komitesinin Türk Milletinden dinini uzaklaştırmak için yaptıklarından sadece ufak bir bölümü..

Ahmet Yılmaz
Ahmet Yılmaz - 8 yıl Önce

bu konu titizlikle üzerine eğilinmesi gereken fakat çoğunlukla ilgilenemediğimiz bir alan. kitabı okuduğumda bu eksikliğin doldurulması adına önemli bir adım atıldığını gördüm. kitabı sinema alanına ilgi gösteren herkese tavsiye ederim. ayrıca bu tür çalışmaların artması gerektiğini de düşünüyorum.

banner19

banner13