banner17

Aynı trende olmak herkesi aynı yolun yolcusu yapmaz

“Bir adamı adam yapan fırtına geldiğinde ne yaptığıdır.” Alexsandr Dumas’a ait olan bu söz belki de The Cummute (Yolcu) filminin özeti olabilir. Hatice Kübra Karadeniz film hakkında yazdı.

Aynı trende olmak herkesi aynı yolun yolcusu yapmaz

Evinden işine, işinden evine gitmek için her gün düzenli olarak banliyö trenini kullanan eski bir polis ve sigortacı Micheal McCauley’in (Lieam Neason) bu seferki yolcuğu farklı başlar. Trene binmeden az önce işinden olmuş ve telefonunu çaldırmıştır. Bu yolculuk hayatını büsbütün etkileyecek olan bazı ani ve önemli kararlar vermesine sebep olacaktır. Maddi açıdan sıkıntılı günler yaşayan McCauley oğlunun üniversite parasını acaba bulabilecek miydi?

Lieam Neason (Micheal McCauley), Vera Farmiga (Joanna) Patrick Wilson (Alex Murphy) ve Sam Neil’in (Captain David Hawthorne) oynadığı The Cummute (Yolcu) filminin yönetmen koltuğunda Jaume Collet-Serra oturmakta. Bu film haricinde yönetmen ayrıca Kimliksiz, Non Stop, Karanlık Sular, Hayatta Kal ve İnsanlığın Sonu gibi pek çok filme imza atmış. Toplam bir saat 45 dakika süren film, 12 Ocak 2018 tarihinde gösterime girmiş. Senaryosunu Byron Willenger Phlip de Blasi Ryan Engle yazmış, müzikleri ise Roque Barios’a ait.

Micheal McCauley düzenli olarak aynı treni kullandığı için artık yolculuk yaptığı pek çok kişiyi tanımaktadır. Ama o gün gizemli bir kadın Vera Farmiga (Joanna) ile tanışır. Joanna kendisinden, son durağa gelmeden, trende olmaması gereken bir yolcunun kimliğini bulması için yardım ister. Karşılığında da gayet cazip bir para teklif eder. Micheal McCauley kendini bir anda gizemli bir olayın içinde bulur ve istese de istemese de artık o yolcuyu bulmak zorunda kalacaktır. Zaman geçtikçe olayın onun ve yolcuların üzerinde kurulan bir komplo olduğunu anlar. O andan itibaren her şeye şüpheyle yaklaşan McCauley’in işi oldukça güçtür. Ama her şeye rağmen bu durumu çözmek için elinden geleni yapar. Başarılı da olur.

Hikaye pek çok filmin içeriğini dolduran trende geçiyor. Bir olaydan çok olgular üzerinden giderek konu, aksiyon ve gerilim türünde aktarılmaya çalışılıyor. Her ne kadar bazı noktalarda bütünlüğü bozan kopukluklar olsa da kurgunun insanda merak uyandırmayı başardığını söyleyebiliriz.

Aksiyonla gerilim arasında gelgitler

Aksiyon ve gerilim havası zaman zaman bayrak değiştirse de film, izleyiciyi diken üstünde oturtmayı başarıyor. Kısa bir zaman diliminde kendisi ve trendeki yolcuların hayatını kurtarmak zorunda olduğunu fark eden McCauley’in kapana kısılmış bir ruh haliyle ürettiği çözümler ve tahminler heyecanı tırmandırdığı gibi hayal kırıklıkları da yaşatıyor seyirciye. Ama o, her şeyi tekrar tekrar gözden geçirerek, kafasında kurduğu düzeneği farklı kulvarlara uyarlayarak trendeki kimliği belirsiz yolcuyu bulmak için azami bir çaba sarf ediyor.

Film boyunca meçhul kişiyi bulma konusunda yaşanan başarısızlıklar neticesinde, asıl meselenin onu bulmak olmadığını, arka tarafta çok daha farklı oyunlar döndüğünü anlıyoruz. Daha doğrusu bunu McCauley anlıyor. Sonunda amacına ulaşıyor. Aranan kişiyi buluyor. Ancak ucunda para olduğu halde canı pahasına da olsa onu kimseye teslim etmiyor. Tabiri caizse kurulan tuzak karşı tarafın elinde patlamış oluyor böylece.

Bana sorarsanız film daha gerçekçi ve içerik açısından daha tatmin edici olabilirdi. Kurgudaki bazı hatalar filmi zayıflatıyor ve benzerleri arasında sınıfta kalmasına yol açıyor. Ama yinelediğim gibi trende geçen bir film olması ve Lieam Neason’un oyunculuğu sayesinde durumu kotarıyor.

Fırtına geldiğinde…

“Bir adamı adam yapan fırtına geldiğinde ne yaptığıdır.” Alexsandr Dumas’a ait olan bu söz belki de filmin özeti olabilir. Sakin havalarda veya her şey güllük gülistanlıkken herkes olumlu bir izlenim verir. Ancak fırtına başladığında bunlar tepetaklak olur. İnsanların karakteri, ne kadar güçlü olduğu büyük sınavlardan geçerken ortaya çıkar. İşte böylesi durumlarda kriz çözebilme kabiliyeti veya çözüm üretme kapasitesi ayırt edici vasıflar olarak kişileri öne çıkartır. Filmde bu özellikleri sebebiyle McCauley içinde olduğu muammayı öngörüleri, mantığı ve belki de sezgileriyle sayesinde çözmeyi başarmıştır.

Trenin yoldan çıkmasıyla birlikte olayın gizemi çorap söküğü gibi çözülmeye başlar. Aslında genel bir hikâyenin zamanla kişiselleştirilmesidir tanık olduğumuz durum. Masum bir adam için hazırlanan yolsuzluk dosyasının dıştan değil de içten nasıl çözülebileceğini gözler önüne seriyor film. Son raddede filmin temel mesajının şöyle özetleyebiliriz: para her şey değildir; insani değerler milyonlarca dolardan daha kıymetlidir; para her zaman elde edilir ancak insanın gururunu ve onurunu yitirmesi telafi olmayan kayıplardır.

Hatice Kübra Karadeniz

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2018, 00:19
YORUM EKLE
banner8

banner20