banner17

Anadolu'nun kayıp şarkıları

Şarkısı, türküsü, ağıtı, ninnisi, duası, ilahisi, deyişi, şathiyesi doludur sinelerde. Sesin kana cana büründüğü yerdir Anadolu…

Anadolu'nun kayıp şarkıları

Kimileri yapar; çoğunluk ise konuşur!

Irkçılık, milliyetçilik, faşizm vs. karşıtı bir dille hazırlanan eserler bu ülkede her nedense epey “medyatik” destek bulur oldu. Bir şeyin karşıtını vurgulayarak, ötelemelerle kendini tanımlama aslında “bir iddiası olmamak” gibi kısırlığı da yanında getiriyor. Düşmanım, sen benim hızımsın… anlayışı; düşmanı olmadan “var olamamak” anlamını da içerisinde barındırıyor. Bu sebeptendir ki Anadolu’nun Kayıp Şarkıları şu veya bu guruba adapte edilemeyecek kadar geniş yürekli bir soluk taşıyor bağrında. Belki de bu Anadolu hoşgörüsünün ahenkle harmanlandığı ender bir eser olarak tarihin hafızasında yerini alacak. Birileri bu albüm/belgesel üzerinden “ötekileştirme” yapmaya kalkışsa da…

Zor şartlarda ortaya çıktı

Nezih Ünen, Anadolu’nun Kayıp Şarkıları adlı bir belgesel çalışması yaptı. Eser, zor şartlarda meydana çıktı. Oluşum aşamasında çalınan kapıların çoğu yüzüne kapansa da o niyetinden dönmedi. Ve mükemmel bir emek harmanını dünyaya savurdu. Her Adem nasibince alır o ezgilerden…

12909

Nasip demişken; bir aydır basında çıkan haber ve yorumlara bakıyorum; takdir ve tahkir yüklü haber ve yorumlar. Takdir edilecek bir çalışma; “ötekileri” tahkir ederek yorumlanıyor ya… Bu da bir tür kompleks, bilinçaltına sinmiş faşizm olsa gerek.  Evet, Nezih Ünen “Türk Anadolu’nun Müziğini” yapmadı. Ama, bunu yapmadığını şımarık bir dille neden dillendirir ki insanlar anlayabilmiş değilim. Bu sanatı icra eden insanların asla “siyasi ya da etnik” kaygıları olmadığı halde.

Söz ola kese savaşı…

Pagan, Bizans, Alevî, Kürt, Roman, Abdal, Laz, ehl-i keyf Anadolu mudur Anadolu; yoksa biricik “Anadolu” mudur asıl ismini vasfettiğimiz. Her neyse; ünlü büyüklerimizden Hasan Saltık da bir gün çıkıp “sağcıları” ötelemişti:”Sağcılar müzik yapamaz!” diyerek. Ne sağcıyım, ne Anadolucu. Lakin, her dem “ötelendiklerini” söyleyenlerin, iyi bir eser arkasına saklanarak kendileri dışındakileri “kibirle” ötelemelerine hasta oluyorum. Oysa, Anadolu’nun Kayıp şarkıları Bâki’nin meşhur sözleri gibi “söz ola kese savaşı” diye ünlüyor adeta.

Anadolu’nun Kayıp Şarkıları, bildiğimiz şarkı ve türkülerin farklı bir formatla sunumu. Tabi, bu sadece bir yorum farkı değil. Ancak kullanılan sazlar, yeni argümanlarla zenginleştirilen akustik düzen ve belgeselden anlaşıldığı kadarıyla yoğun bir “bâkir ses” arama süreci eseri orijinal kılıyor.

Bir dengbejin kendinden geçercesine ah eylemesi, Karadenizli kadınların uğunurcasına söyledikleri şarkı, Dersimli Dede’nin adeta Anadolu’ya doğru yetmiş iki millet halinde yürümemizi diliyle görünür kılması, Muharrem Ertaş’ın zaten yeri göğü inleten sesinin ardı sıra orkestranın koşturması; sanırsınız ki Avşar elleri üzerimize üzerimize gelmekteler…

“Bizim romanlarımız şarkılarımızdır.”

Yahya Kemal Beyatlı: “Bizim romanlarımız şarkılarımızdır.” demişti. Güzel de söylemişti; içli bir türkü gibidir bu söz…

12910

Bitmeyen bir yazısı ve yazgısı var gibidir Anadolu’nun. Hz Ali Cenkleri’nin, Hamzanâmeler’in, Kerem'le Aslılar’ın, Leyla vü Mecnûnlar’ın, adeta can bulduğu bu topraklar her dem bereketli topraklar olarak kalmıştır dünyanın tam gözü önünde. Bitimsiz bir türküsü vardır bozkırın. Bozkır’da ağaç bitmez ama adam ekseniz boy boy kadınlar ve erkekler biter bu topraklarda. Hatta, kurak gördüğünüz bir Anadolu köyüne gittiğinizde sulu bir armut ya da iri taneli bir üzüm salkımı getirip koyduklarında Halil İbrahim sofralarına şaşırıp kalırsınız. Anadolu; şaşırtıcıdır. Bu yüzden şarkıları, ezgileri, türküleri de alabildiğine şaşırtıcı ve anlam yüklüdür; bilgecedir. Hasreti, aşkı, sevgiyi, bağlılığı ve bunların her türlü halini yoğunluğuna hissedersiniz yetmiş iki milletin dilinde. Neşet Ertaş bozlağında da, Mahzûni Şerif türküsünde de Murat Çobanoğlu atışmasında da Ahmet Yurt dede deyişlerinde de insana tefekkürün ve dinginliğin kapılarını açan tınılar vardır.

İşte, Anadolu’nun Kayıp Şarkıları bu tının yani bizim romanımızın/ hikâyemizin peşinde koşmuş. Emeğinin karşılığını ise tutup baharda bozkırda açan çiğdem çiçeklerini derleyip sunar gibi sunmuş cümle âleme.

Eyvallah!

Hasan Dede’nin o güzelim deyişine şöyle bir göz atıp gözümüze abdest aldırmanın tam sırasıdır şimdi:

Eşrefoğlu al haberi
Bahçe bizim gül bizdedir
Biz de Mevla’nın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir

Erlik midir eri yormak
Irak yoldan haber sormak
Cennetteki ol sekiz ırmak
Coşkun akan sel bizdedir

Arı vardır uçup gezer
Teni tenden seçip gezer
O can bizden kaçıp gezer
Arı biziz bal bizdedir

Kimi sofi kimi hacı
Cümlemiz Hakk’a duacı
Resül-i Ekrem’in tacı
Aba hırka şal bizdedir

Biz erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin çiçeğiyiz
Hacı Bektaş köçeğiyiz
Edep erkan yol bizdedir

Kuldur Hasan Dede’m kuldur
Manayı söyleyen dildir
Elif Hakk’a doğru yoldur
Cim sorarsan dal bizdedir

 

Belgeselin "Eşrefoğlu Al Haberi" video klibini izlemek için tıklayın.

 

Zeki Bulduk, kayıp şarkıları dinlemeye devam ediyor…

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2010, 19:27
YORUM EKLE
YORUMLAR
Atıf Kara
Atıf Kara - 9 yıl Önce

İnsan niye kendini dünyanın merkezi sayarki... Senin bilmediğin şeyi herkesin bilmediğini sanman ne kadar doğru, ne kadar hak? Yakup Kadri'yi okuyan herkes Hasan Dede'yi de meşhur türküsünü de bilir:
Biz de Mevlâ'nın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir
Yahut Ali Ekber Çiçek'i dinleyen herkes bundan haberdardır. Doğru dürüst bir lise tahsili olan herkes böyle şeyleri bilir. Eli yüzü düzgün antolojileri karıştıranlar da aynı imkâna sahip olabilirler. Lise diplomalılara her şey mübah demek ki.

banner8

banner19

banner20