banner17

Aile olma meselesine dair: Arakçılar

Japonya adına yarıştığı Yabancı Dilde En Film Oscarı’nın güçlü adaylarından biri olan Shoplifters Türkçe’deki adıyla “Arakçılar” vizyonda. Serdar Arslan filme dair yazdı.

Aile olma meselesine dair: Arakçılar

Geçtiğimiz yıl Cannes’te yarışıp Altın Palmiye Ödülü’nü alan ve Japonya adına yarıştığı Yabancı Dilde En Film Oscarı’nın da güçlü adaylarından biri olan Shoplifters Türkçe’deki adıyla Arakçılar; aile olma meselesine dair getirdiği tersten bakışla, konu anlamında dikkat çekici bir film. Filmin uzun iddiasız anlatısı ise Japonya denince akla gelen sükûnetin yansıması gibi.

Kimsesizliğin duygudaşlığı

Filmografisinde aile, aidiyet gibi konuların önemli yer tuttuğu Hirokazu Koreeda son filminde de benzer bir konudan hareket ediyor. Beş kişiden oluşan Usamo ‘ailesi’nin fertlerinin ortak özelliği bir aileden yoksun olmalarıdır. Hepsi bir şekilde ailesini yitirip kimsesizliğin duygudaşlığı ile bir araya gelmiş karakterlerdir. Onlara son olarak biyolojik ailesi tarafından şiddet gören Yuri katılır. Geçimlerini illegal işlerle hatta suç işleyerek sağlayan aile, yapmış oldukları kötülüklere kendilerince bir gerekçe bulurlar. Marketteki eşyalar henüz kimseye ait olmadığı için alınabilir, dükkân sahibi açısından da iflas etmediği müddetçe bir problem yoktur gibi. Bu tavır ailenin yaşama karşı tavrının da özetidir aslında. Kendiliğinden akan, iddiasız, şartların gerektirdiği hareket tarzı haricinde bir eylemde bulunmayı gerekli kılmayan bir yaşam.

Aileyi kuran biyolojik bağ mıdır yoksa çıkarsız birlikte olabilmek midir?

Filmin karakterleri kötülük yapabilen iyi karakterler. Bu paradoks, iyilik-kötülük temelinde üzerine düşünülebilecek ahlaki bir alana da kapı aralıyor. Mecburiyetler yapılan kötülüğün gerekçesi olabilir mi, olsa dahi bu, o eylemin kötü olduğunu değiştirebilir mi, gibi ahlak felsefesi alanındaki konuları izleyicinin düşüncesine sunuyor film. Fakat kimsesizliğin ve çaresizliğin bir araya getirdiği insanların adına aile dedikleri birliktelikleri, aile olmak için yeterli midir sorusu, filmin üzerine temellendiği ana konu. Yönetmenin filmde net olarak verdiği cevap ise, evet. Üstelik doğmuş veya doğurulmuş olmak aile olmak için yeterli değildir, reddiyesi ile açıklıyor fikrini yönetmen. Filmden çıkan aileye dair net tanımlama şu: Çıkarsız ve iddiasız birbirine destek olma temelinde kurulan birliktelikler manevi açıdan bir aileyi var edebilir.

Son dönem sinemada karakter gerçekliğinin biçimi

Son dönemde, film süresini uzatıp seyircinin karakterin yaşamına daha fazla şahitlik etmesini sağlamak ve böylece anlatının gerçeklik düzlemini kurmak yönünde biçimsel bir yaklaşım tercih ediliyor sinemada. Hikâyedeki çatışmalar üzerinden karakterin karşı karşıya kaldığı ikilemlerle kişiliğinin detaylarını açığa çıkarmak şeklindeki klasik biçimin yerini, karakterin yaşamına daha uzun süre şahitlik ettirme yöntemi alıyor. Bu, aynı zamanda filmin anlatısını hikâyeden ayırıp romana yaklaştıran bir durum. Arakçılar filmi de yapmış olduğumuz bu tespite uyan bir yapım. İki saati aşkın süresi boyunca karakterlerin yaşamış olduğu büyük çatışmalardan ziyade, onların doğal seyrindeki yaşamına şahitlik ediyoruz. Bu sakin anlatı biçimi, ailesinden şiddet gören bir kızı evlat edinmek gibi oldukça radikal bir karar söz konusu olduğunda bile değişmiyor.

Arakçılar’ın, aile olma meselesine getirmiş olduğu bakış, modern dünyanın aile kurumuna yapmış olduğu fenalığın dolaylı bir özeti olarak da görülebilir. Bir tarafta biyolojik bağa rağmen bir arada olamayan ve dağılan aile, diğer tarafta aile bağlarından yoksunluğun bir araya getirip aile sıcaklığına kavuşturduğu bireyler. Yasujiro Ozu’nun erken dönemde yapmış olduğu, aileye dair okumaların Hirokazu Koreeda’nın kamerasından çıkmış yeni bir örneği.

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 24 Ocak 2019, 15:05
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20