Sıddıka Zeynep Bozkuş’tan Dönüşüm Hikâyeleri

Edebî türlerin tümü için geçerli olan bir kural olay kaynaklı eserlerde kendini daha net gösterir; hayatı doğru okumak. Ömür hızla akıp giderken yakalanan anlık görüntüleri kendi hayal dünyasında biriktiren kalem sahibi, günü geldiğinde olup biteni kendi iç evreninin renkleriyle buluşturarak ortaya öykü, roman, şiir diyeceği bir ürün çıkarır. Hayatla irtibatı olan cümlelerin canlılığı daha çabuk ele verir kendini.

Sıddıka Zeynep Bozkuş’un İnsan Çiftliği / Dönüşüm Hikâyeleri’ni okurken hayatın karanlık, aydınlık, çok renkli, rengi kaçmış yüzü ile karşı karşıya geldim. İlk kitabı bu Bozkuş’un. İçerik ve üslup olarak aradan yıllar geçse de yazarının yüzünü ağartacak bir ilk kitap.  

Biraz hüzün, biraz tebessüm, çokça ironi

Kıvrak bir dili var Sıddıka Zeynep Bozkuş’un. Bunu şairliğine borçlu. Bir şairden öyküler okuyoruz. Şiir tadında cümleler ile karşılaşmamız da bundan.

Yirmi dört öykü var kitapta. Her ne kadar kitabın alt başlığı Dönüşüm Hikâyeleri olsa da ben Bozkuş’un metinlerine öykü demeyi daha uygun buldum. Kurgusal anlamda zengin içerikli öykülerde gidiş gelişler yakamıza yapışıyor ve kitap boyunca bu gelgit devam ediyor. Gazoz Kapakları ile hepimizi çocukluk yıllarımıza götüren Bozkuş, Emanet Organ ile içimizde bir şeylerin eksildiğini hissediyoruz. Ay-dın ile kırık bir kalbe konuk olurken Damdakinin Oğlu ile hüzün, tebessüm ve pastoral bir ezgi takılıyor yakamıza. Modern hayattan kaçan ve köyün huzurlu iklimine sığınmak isteyen bir profesörün geçmişiyle yüzleşmesi var Damdakinin Oğlu’nda.

Dönüşüm hikâyelerinin hikmetine gelince… Hayat bir dönüşümden ibaret. Uzaktan yakına, iyiden kötüye, gerçekten yalana her şey dönüşümünü yaşıyor. Her şeyin merkezinde de insan var. Bozkuş bu dönüşümü öykü kahramanlarının kişiliğinde oldukça başarılı tasvirlerle veriyor. Siz de satırlar arasında yaşıyorsunuz bu etkileşimi.

Dönüşüm her yerde devam ediyor.

“Bulanık sular lavabodan döne döne süzülmekteydi. Sonunda bembeyaz pirinçlerin yüzü göründü. Ateşi yaktı kadın. Ve…”

“Çaresiz bir kuş çırpınışı basamakta dönüp duruyor.”

“İzmarit dönüyor, merdiven dönüyor, zaman ne çabuk öğütüyor her şeyi. Oysa baktığımızda henüz kalıbından bile kurtulmuş değil.”

“Tren, dişlerini gıcırdatıp inliyor, başım dönüyor.”

İroniyi de güncel göndermelerle öykülerinde sıklıkla kullanıyor Sıddıka Zeynep Bozkuş. O kadar yerli yerindeki bu anlatım tarzı, öyküleri de kurgusal bağlamda canlı tutuyor. Olağan akış kendini kurguyla buluşturuyor. Aile Grubu öyküsünde teknolojinin bir aileyi nasıl kuşattığına şahit oluyoruz. Bir dönüş burada da var. Aileden, sokaktan, şehirden, ülkeye bir dönüş. Kuşatma devam ederken kendini sakınma maharetini ne yazık ki kullanmak o kadar da kolay olmuyor.

 İroni devam ediyor. Çakmak öyküsü kitaptaki göndermesi yoğun olan öykülerden. Bir yazarın eşiyle yaşadığı çelişkili mücadeleye şahitlik ediyoruz. Kitapları ile eşi arasında sıkışıp kalan yazarın dünyasını çevreleyen kitaplar ve buna kayıtsız kalan eş. He şey bir çakmağın ucunda, her şeyin küle dönmesi an meselesi iken Serap, eşini kitapları ve yazıları ile baş başa bırakıp en güzel romanı kendi yazıyor. “Hoş çakal.”

Kitabın sonu uzun bir hikâyeye ayrılmış; Şeytanla Dans. Üç bölümden oluşan bu hikâye gerek kahramanları ile gerekse olay örgüsünün yoğunluğu ile bir roman olmayı hak edecek bir anlatım zenginliğine sahip. Bozkuş’un betimlemeleri olay akışını canlı tutuyor.

“İçinde bir kızılca kıyamettir kopuyor, dışarı taşan ses kütlesi karşı binanın, en çok da Koca Ramiz’in üzerine boşanıyordu.”

“Bir beyaz güvercinin kanadı kadar leke götürmez gerçek aşklardandı.”

“Kuzeyden esen sert rüzgârın etkisiyle cam çerçeve zangırdıyor, kapının altından nefesi duyulan soğuk, Kartal sahilinden gelip de gitmek bilmeyen med-cezirin çığlığını taşıyordu.”

Kelime işçisi bir yazar

Sıddıka Zeynep Bozkuş; dergilerde şiir ve öyküleri ile yer alan bir isim. Bunun yanında edebiyat atölyesinde yeni kalemlere rehberlik yapan, onların cümlelerine yordam veren bir eğitimci. Bozkuş’un cümlelerindeki çalışılmış hissi buradan gelmekte. Kelime işçiliğini kendi yazdıklarında da kullanıyor ve ete kemiğe bürünen cümleler armağan ediyor edebiyat dünyamıza.

İnsan Çiftliği, bir yazarın ilk kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Yaşanan bunca telaş ve koşuşturma içinde ruhunuzu arıtılmış cümlelerle buluşturmak istiyorsunuz Sıddıka Zeynep Bozkuş’un öyküleri sizleri bekliyor. Çünkü Bozkuş hayatı sımsıkı kuşanarak öyküler topluyor bir dönüşümü adım adım yaşayarak.

Sıddıka Zeynep Bozkuş- İnsan Çiftliği- Halk Edebiyatı Dergisi Yayınları