Seyyid Abdullah Efendi’nin kurtarılmayı bekleyen mezar taşı

Oktay Türkoğlu uzun zamandan beri İstanbul'daki tarihî eserlerin üzerindeki kitabeler ve bunları yazan hattatlar hakkında araştırmalar yapıyor. Çalışmalar sonunda, bunlara dair bir harita çıkarmayı düşünüyor. Zannediyorum bu çalışmaları belli bir aşamaya da geldi. Zaman zaman Eyüp Sultan'da buluşup beraber hazire hazire dolaşarak imzalı mezar taşları ve bunların hattatlarına dair alan araştırması yapıyoruz. Ocak ayının ortalarına doğru yine Eyüp Sultan'da buluştuk. Ebniye-i Hassa Müdürü Abdulhalim Efendi'nin Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi Haziresi'nde olduğu söylenen mezar taşını tespit edecektik.

Abdulhalim Efendi, kaynaklarda daha çok Mimar Seyyid Abdülhalim Efendi adıyla geçmektedir. Osmanlı Devleti’nde şehreminliğe bağlı olarak vazife yapan Hassa Mimarlar Ocağı’nın 1824-1831 yılları arasında idareciliğini yapan son başmimarıdır. Zeki Sönmez'in verdiği bilgilere göre Abdülhalim Efendi, Ebniye-i Hâssa müdürlüğü sırasında Osmanlı Devleti’nin mimari faaliyetlerini yürüten bu teşkilât ile mimarlık mesleğinin son dönemlerdeki gerileyişi ve içine düştüğü çöküşü önleyebilmek için büyük gayretler sarf etmiştir.

“Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi” adını kaynaklarda görmemize, önünden defalarca geçmemize rağmen nerede olduğunu tam olarak bilmiyorduk. Okuduklarımıza göre Bahariye Mevlevîhanesi ile Şah Sultan Camii Şerifi arasında, İdrisköşkü Tepesi eteklerinde bir yerde olmalıydı. Elimizdeki fotoğrafların da yardımıyla tahmin ettiğimiz bölgede, fazla zahmet çekmeden Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi haziresini bulduk. Şah Sultan Camii Şerifi'ni geçtikten sonra, az ileride, sol tarafta ve set üzerindedir. Az ötesinde Şehit Savcı Mehmet Kiraz Otobüs durağı vardır. Otobüs durağının arka tarafında ise bir zamanlar tarihî olan, yakın zamanda yapılan definlerle bu özelliği tamamen kaybolan yeni bir kabristan vardır. Bu kabristanda tarihî hüviyeti bulunan birkaç şahide kalmıştır. Kabristanın en uç noktasında, küçük bir bahçe içerisinde yer alan bu şahidelerden birisi de İhtifalci Mehmed Ziya Bey'e aittir. Yayımlanmış pek çok eseri bulunan Mehmed Ziya Bey'in "İstanbul ve Boğaziçi: Bizans ve Osmanlı Medeniyetlerinin Sâr-ı Bâkıyesi" isimli eseri yakın zamanda İBB Kültür A.Ş. Yayınları arasında yeniden neşredildi. Eserin yeniden hayat bulmasında Fatih Dalgalı'nın önemli katkıları vardır.


 

Vaktiyle Silahdarağa Caddesi üzerinde, Ebubekir Ağa Çeşmesi’nin sağ tarafında yer alan Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi'nden gününüze arsası ve haziresi ulaşmıştır. Hazireye girdikten hemen sonra fazlaca zorlanmadan Ebniye-i Hassa Mimarı Abdülhalim Efendi'nin sütun tarzı şahidesini tesbit ettik. 1271/1854 tarihli celi talik hatla yazılmış bu şahide Hattat Malik Efendi imzalıdır. Hazirenin ortalarında, caddeye cepheli vaziyettedir. Yaklaşık 150 civarında şahidenin yer aldığı orta halli bu haziredeki en eski tarihli (1698) mezar taşı "Abdülkadir Kulu" isimli birine ait. İkinci eski mezar taşı ise 1731 tarihlidir. Hattat Seyyid Abdullah Efendi'ye aittir. Bu zât Yedikuleli olarak meşhurdur. İsmine aşinaydık. Eyüp Sultan'da medfun olduğunu da biliyorduk. Lakin burada medfun olduğunu bilmiyorduk. Bu durum bizim için tam anlamıyla bir sürpriz oldu. Tabi bu arada hakkında biraz olsun araştırma yapmak da vacip oldu. Abdullah Efendi'ye ait Hamzavî formlu şahide ortadan ikiye bölünmüş, yerde yatık vaziyettedir. Üzerinde şu ifadeler yer alır:

"Hûve'l Hâyyû'l Bâkî / Allah Subhânehu ve Teâlâ / Mîrâhur Cami İmamı / Hattat es-Seyyid Abdullah / Kuluna ve bi'l-cümle müminin ve / Mü'minât'a rahmet eyleye /

 Bi hürmet-i sureti'l-Fatiha / Sene: fi 8 Rebîulevvel 1144/1731"

Büyükşehir belediyesine bağlı İBB Miras yakın zamanda Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi Haziresi'nde bir çalışma yaptı. Hazire içerisindeki çer çöp toplanıp taşların basit temizliği yapıldı. Ancak hak ettiği biçimde esaslı bir elden geçirme, restaroyon ne zaman yapılır? Hiçbir fikrimiz bulunmuyor. Hazire içerisinde çok farklı şahide örnekleri vardır. Bu bakımdan burası benzer hazirelere göre bir hayli zengindir diyebiliriz. Bu arada hazire girişinde, açık türbe içerisindeki mezar taşlarının yakın zamanda tahrip edildiğini de belirtmekte fayda görüyoruz. Kim ne maksatla böyle bir faciaya yol açabilir? Anlamakta güçlük çekiyoruz. Peki, ya ilgili alanlara kayıtsız kalan sorumlulara ne demeli?!

Seyyid Abdullah Efendi, Yedikule Semti’nde dünyaya geldi. Soyu hem anne hem baba tarafından Efendimiz Aleyhisselam'a bağlandığı için Seyyid, Yedikule'de doğduğundan Yedikuleli olarak bilinir. Seyyid Abdullah Efendi, Hafız Osman'ın önde gelen talebelerinden biri olarak gösterilir. Zamanın ileri gelenlerinden bir zatın sorması üzerine hocası Hafız Osman'ın Yedikuleli'yi göstererek: "Seyyid Çelebi budur, benden iyi yazar" dediği dilden dile dolaşmıştır. Bu iltifata mazhar olan Seyyid Abdullah ise "Utancımdan neredeyse kalem gibi ikiye bölünecektim" demiştir. Şehzâdeliği sırasında meşk hocalığını yaptığı Sultan III. Ahmed’in saltanatı döneminde Topkapı Sarayı hatt-ı ta’lik muallimliğine tayin edildiği rivayet edilir.

Babası Yedikule İmrahor Cami İmamı Seyyid Hasan Hâşim, oğlu Seyyid Abdulhalim Hasib ve torunu Seyyid Mehmed Said hattat olduklarından aile dört nesil boyunca hat sanatı ile içli dışlı olmuş eserleriyle yazı dünyamıza zengin bir miras bırakmışlardır. Sadece Seyyid Abdullah Efendi'nin 24 Kur'an-ı Kerim, 1000 civarında En'am ve evrad ile pek çok kıt'a, murakka ve hilye yazdığı rivayetler arasındadır.

Halvetî Târikatı’na sülûk edip hilâfet alan, dindârlığı ve güzel ahlâkı ile meşhur olan Seyyid Abdullah Efendi, İsmail Orman'ın verdiği bilgilere göre yüzden ziyâde hattat yetiştirmiş olup tilmizleri arasında Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa ve oğlu Genç Mehmed Paşa, Kaymak Mustafa Paşa, Hekimzâde Alî Paşa, Şerîf Halîl Paşa, Mehmed Râkım Paşa gibi ricâl mensupları da vardır. İlk yazı derslerini aldığı babası 1687 yılında vefat edince usulüne uygun olarak onun yerine geçip ömrünün sonuna kadar İmrahor Camii'nde imamlık yapmıştır. Ölümüne düşürülen tarihlerden birisi de Yusuf Sure-i Celîlesi 101. ayet-i kerimesinden bir bölümdür: "Teveffenî müslimen ve elhaknî bi's-sâlihîne / Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!"

[1144/1731]

“Eyüplü Meşhurlar” isimli eserde 1731'de vefat eden Seyyid Abdullah Efendi'nin Şah Sultan Dergâhı karşısındaki kabristana defnolunduğu, mezar taşının 1987 yılına kadar yerinde durduğu, aynı yıl yapılan yol çalışmaları esnasında ortadan kaldırılarak Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi Haziresi'ne atıldığı belirtilmiş. Adı geçen eserde Yedikuleli'ye ait sütun tarzı başka bir mezar taşına yer verilerek buna da "ayak şahidesi" denmiş. Civarda küçük bir araştırma yaparak bahse konu sütun şahideyi Şah Sultan Camii Şerifi karşısında, penceresi bulunan, üstü açık türbe görünümlü bir yapı içerisinde tespit ettik. Şahide üzerinde şu ifadeler yer alır:

"Hûve'l Hâyyû'l Bâkî / Şeyh-ül Hattatin / Yedikuleli / Merhumun kabri / Şerifidir /

Sene:1144/1731"

Form, yazı biçimi ve metin bakımından tamamen birbirinden farklı olan bu şahidelerin aynı döneme ait olması ve aynı sanatkâr elinden çıkmış olması çok düşük bir ihtimal. Türbede yer alan bu sütun tarzı mezar taşı sonradan yapılmış olmalı. Anlaşıldığı kadarıyla Hattat Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi'nin asıl kabir yeri Eyüp Sultan Bahâriye'de, Şâh Sultan Camii karşısında yer alan buradaki üstü açık türbedir. Daha önce burada bir türbe var mıydı? Yoksa daha sonra mı yapıldı? Sonradan yapıldıysa Lagarî Tekkesi Haziresi'ne atılan mezar taşı buraya neden getirilmedi?! Bunlar hakkında herhangi bir malûmat edinemedik. Hattat Seyyid Abdullah Efendi'ye ait bu iki farklı mezar taşının öyle ya da böyle bir noktada birleştirilip kafa karışıklığının giderilmesi gerekiyor. Münasip olan kabrinin bulunduğu asıl yerdir. Mehmet Nermi Haskan 1990'lı yıllarda Eyüp Sultan Tarihî isimli eserinde, Taşlıburun (Lagarî) Tekkesi Haziresi'ne atılan bu orijinal kırık şahide için "Bu taş muhakkak kurtarılmalıdır" demiş. Varsa bir kıymeti bu talebi otuz yıl sonra biz de yineliyoruz. Kimler tarafından, nasıl, ne zaman yapılır?!.. Allâh bilir…

Kaynakça:

Eyüplü Meşhurlar, Eyüp Bel. Yay. c.1, s.123-126, İst, 2015.

Mehmet Nermi Haskan, Eyüp Sultan Tarihi, Eyüp Bel. Yay. c.1, s.241-244 İst. 2009.

Zeki Sönmez, TDVİA, Seyyid Abdulhalim Efendi, c.1, s.212, İstanbul, 1988.

İsmail Orman, "Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi", www.ketebe.org Erişim Tarihi: 26.01.2021.

Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, www.yedikule.org Erişim Tarihi: 26.01.2021.

YORUM EKLE

banner26