Sevincini yitirmek ya da modern yalnızlık

Gidecek bir yeri olmayan insanın yaşadıklarını anlamak için şu feryada kulak verin: “Şu kapı zili bayram olmasına rağmen neden hiç çalmıyor? Bari mahallenin çocukları şeker toplamaya gelse. Ya da her zamanki gibi zile basıp kaçsalar. Bayramlık elbiselerimi güzelce giyindim. İnsan kendi için güzel giyinir mi? Telefon sehpanın üstünde duruyor sessizce. Bir arayan olsa, yanlış aradım özür dilerim, dese. Telefonu elime alıp rehberi karıştırdım. Meşguldürler şimdi. Birçoğu ile aylardır, belki de yıllardır görüşmedim. Bu köyüne gitmiştir, bu da tatile gitmiştir.

Çıkayım arabayla dolaşayım biraz. Mahalle boşalmış. Kuşlar bayram ediyor. Mahallede bu kadar kuş mu varmış? Bu sokaktan kaçıncı geçişim? Nereye gidecektim ben? Hiçbir yere. Dolaşacaktım. İşte dolaşmak bu. Dönüp dolaşıp eve geldim. Vestiyerin önüne koyduğum bayram şekerlerinden aldım. Mutfağa geçip masadaki Antep Baklavasından bir dilim ağzıma attım. Ne şekerin ne baklavanın tadı var. Televizyonu açtım. Görüntüler gelip geçiyor. Sesler uğultuya dönüşüyor. Televizyonu kapatıp telefonla oynamaya başladım. Zil sesi ayarlarına girdim. Arama ayarlarına girip biri arıyormuş gibi üç defa kendi telefonumu çaldırdım, sonra cevap verdim:

-Alo, sana da hayırlı bayramlar. İyiyim. Mutluyum. Evlatlarım geldi uzaktan, torunlar… Komşular gelip gidiyor, meslektaşlarım, iş arkadaşlarım, akrabalar…

Telefonun ekranı ıslanmış. Kapatırken parmağım kayıyor...”

İnsan hayata ve geleceğe dair umutlarını kaybettiğinde, sevincini yitirdiğinde hiçbir şeyden tat almamaya ve yalnızlık hissetmeye başlar.      

Bayramlar yok olmaya yüz tutan sıla-ı rahim ve ziyaretleşmeler için yılda en az iki defa dahi olsa bir imkân sunar. Maalesef bayramlarımız da sekülerleşmeye kurban gitti. Yaşlı insanlar çocuklarını ve torunlarını evde beklerken küçülmüş aileler tatil beldelerinin yolunu tuttu. Bu ülkede gelecek kimsesi olmayanların yanında bir de gidecek bir yeri olmayanlar var.

Modern hayat insanı yalnızlaştırdı. Gelişen iletişim araçları insanın yalnızlığına çare olmadı/olamadı. Toplum, İslam'ın kendisine sunduğu doğal sosyalleşme imkânlarının kıymetini bilip değerlendiremedi.  İslam’ı doğal mecrasında yaşayıp hayat tarzı haline getiren Müslümanların yalnızlık diye bir problemi olamazdı.

Selâm vermeyi, gülümsemeyi, hâl-hatır sormayı sadaka sayan, cemaatle namazı tavsiye eden, zekât ve infak ile servete hareketlilik getiren ve alan/veren ilişkisi geliştiren, komşuyu mirasçı kılmaya yakın derecede önemseyen, komşusu açken tok yatmayı reddeden, hasta ziyaretini ve cenazeye katılmayı ibadet sayan, sıla-ı rahmi hayatın merkezine koyan bir dinin mensuplarının yalnızlık kavramına yabancı olmaları beklenirdi.

Bereketli yalnızlık

İslam kendi mensuplarına gönüllü yalnızlık ya da bereketli yalnızlık diyebileceğimiz muayyen bir hayatı teşvik eder. Oruçla, itikâfla, gece namazıyla, inziva ve zühd hayatı ile yalnızlığa hazırlar. Yalnızlığın insan iradesinin kontrolünde olmasını sağlar.

Peygamberler ve salihler zorlu mücadelelerine hazırlanırken gönüllü ve bereketli yalnızlık hallerini tercih etmişlerdir. Hz Muhammed (sas), müşrik Mekke halkından uzaklaşıp Hira Mağarası'na çekildi. Hz Musa (a.s), Firavun ve adamlarından kaçıp Medyen'de çobanlık yaptı. Hz İsa, havarilerinin evine sığındı. Meryem (a) çocukluğundan itibaren mabetteki hücresinde büyüdü. Hz İbrahim, bayram günlerinde tapınma merasimlerine katılmayıp yalnız kalmayı tercih etti. Bir amaç uğruna yalnız kalmak ve Allah'a yakın olmanın huzurunu hissetmek insanı olgunlaştırır.

Allah'a iman eden bir kimsenin yalnızlığından bahsedilemez. O bize şah damarımızdan daha yakındır. (Kaf suresi,16) Bir kişi yalnız kalsa ikincisi O’dur. “…Üç kişi gizlice konuşsa dördüncüsü O’dur. Beş kişi gizlice konuşsa altıncısı O’dur…” (Mücadele suresi,7)        

Asıl yalnızlık insanlardan değil Allah'tan uzak kalmak, kendi kalbimizden kopmaktır. Bu gerçeği yakınen idrak eden İbni Teymiye der ki: “Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir. Değil mi ki göğsümde Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sünneti vardır!”

Rasülullah’a (sas) vahiy gelmeden önce ona yalnızlık sevdirildi. Modern insanı müstağnilik (hiç kimseye ihtiyacım yok) duygusu yalnızlaştırdı. Cemiyet içinde yaşaması gereken insan Allah’a olan imanı sayesinde yalnızlığa karşı özgürleşir. Bu inançla özgürleşen gariplerden biri olan Derviş Yunus yalnızlığa meydan okur.

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin.