Selden sonra

Esnaftan Kırşehirli Karabacaklar’ın Necip:

Altmış yaşlarında. Yüzünü kazıya kazıya nerdeyse derisiz bırakmış. Dükkanının tam karşısına, taşan derenin kıyısına çömmüş, elindeki çubukla suyun bıraktığı toprağa anlamsız çizgiler çiziyor. Ağlamaklı. Ama gururundan ağlayamıyor. Göz uçları biteviye kaşınıyor. Bir şey var boğazının tam ortasında. Sesinin titrediğini kimselere duyurmak istemiyor. Aklında olmadık şeyler... En çok, “Neden?” sorusuna cevap arıyor. Neden? Neden şimdi ve neden ben?

“O gün kapıdan içeri başını uzatıp bir parça ekmek isteyen, bir sadaka diyen o ihtiyar amcayı eli boş çevirmemeliydim. Haydi elini boş çevirdin, ne diye tersliyorsun adamı. Kepenek altında er yatar, derler. Bacak kadar boyun varken duyduğun sözü unutmanın karşılığı işte bu. Üstelik, mübarek Ramazan’da... Hızır mıdır, İlyas mıdır belli değil. Fakir mi olacaksın akılsız? Belki adam imtihan için gelmişti dükkâna. Allah, Halil İbrahim peygamberi bile sınamış, sen mi kurtulacaksın sınanmaktan. Anam, oğlum el açanın elini boş çevirme, derdi her zaman. O da nenemden dedemden duymuş olmalı. Eskilerin sözü. Bir bildikleri vardı muhakkak. Elini boş çevirdin diyelim, ne diye azarlıyorsun, ekşi yüz gösteriyorsun? Nasibin ayağına kadar gelmiş, kıymetini bilemedim. Adamın ahını aldım anlaşılan. Gitti dükkân. Gitti içindeki milyon değerindeki mal. Az sadaka çok bela defeder, demişler, boşuna mı demişler.”

Süpermarketçi Tahir:

Kırkını biraz geçmiş ama yakından bakınca elli beş gösteriyor. Kirli sakallı. Şehirde imaj yapmak için kirli sakal bırakmış. Cigarayı hiç düşürmüyor ağzından. Emzik gibi. Sönmüş izmarit olsa bile taşıyor. Sel geldiğinden beri yegâne sığınağı bu acı tütün. Sabahtan beri ucu ucuna ekliyor cigarayı. Çamurun içinden yakaladığı kadın çantası, ayçiçek yağı ve saç kurutma makinesini torbasına yerleştiren esmer, kavruk gence bakıyor. Tepkisiz. Normal zamanda olsa bir vuruşta yere sererdi genci. Sesi bir deprem gibi korku yayardı. “Ulan godoşlar, ulan vicdansızlar, ulan fırsatçılar” der ve ödünü koparırdı malına dokunanın. Ama şimdi hiç oralı değil. Ağzını açmak istemiyor. Kendi düşen ağlamaz, diye başka bir düşünceye çengel atıyor:

 

“Babam demişti, oğlum burası dere yatağı, buradan dükkân mükkan alınmaz, el alemin tek akılısı sen misin? Böyle bir şiir vardı, galiba. Dünyaya düşkünlük, mal, mülk biriktirmek, dere yatağına ev yapmaya benzetiliyordu. Bir Cuma vaazında hocadan böyle şeyler dinlediğini hatırlıyor. Başkasının gözü, iz’anı yok da sadece senin mi var? Vardır bildikleri bir şey. Buraya market açılmaz. Şimdi böyle ucuz olduğuna bakma, yarın bunun faturası ağır olur, diye kaç defa söyledi. ‘Ama baba, bu kadar insan almış, devlet de izin vermiş, onu mu düşünüyorsun?’ demiş, geçiştirmişti. Hem sadece beni mi alacak bu sel. Elle gelen düğün bayram.

Haklıymış rahmetli. Valla haklıymış. Şimdi bu halimi görse kahrolurdu. Dövse dövemezdi, sövse sövemezdi. İki çocuklu yaşı kırkı geçmiş adama el kaldıracak değil ya. Ben sana demedim mi oğlum, diye bakar, öfkesini yüzüme bakıp içinden geçirirdi. Tansiyonu yükselirdi hemen. Haklıymışsın baba. Dere yatağına ev yapılmaz, dükkân kurulmaz.”

Parfümeri Hesna Hanım:

Makyaj yapacak fırsatı bulamadığı belli. Çiller benek benek yüzünde. Yanaklar sarkmış. Kremin, allığın bastırmasından bir günlüğüne kurtulmuş tüyler rüzgârda dans ediyor. Dudaklar kuru bir deri parçası. Gözlerinin altı morarmış ve şişmiş. Gözünden akan bulanık yaş, sel sularına karışıyor. Selden sonra gelen ikinci bir tufan bu yaşlar. Bir insan annesini, babasını hatta evladını kaybetse ancak bu kadar ağlar. Ağzına bir lokma koymadı yirmi dört saattir. Tansiyonu yüksek. Ne zahmetlerle biriktirmişti bu parayı. Her şey bir parfümeri açmak içindi. Kulaktan başlayarak küpe, bilezik, yüzük, gerdanlık ne kadar ziynet varsa bozdurmuş, bu işe yatırmıştı. Neonlarla süslenmiş adının altından geçerken, kendini bir assolist gibi hissettiği dükkânın içi şimdi çamur dolu. Vitrindeki fotoğraf güzelinin de hüznüne ortak olduğunu düşünüyor. Dün –selden önceki akşam- bu artisti açılışa getirip sükse yapmayı planlıyordu.  Şimdi bu hale neden geldim sorusuna cevap arıyor:   

“Ben biliyorum bunun sebebini. Başkası olamaz. Odur. Zorla olmasa da hile ile aldık dükkânın yerini adamdan. Burasının değer kazanması için, ohooo, elli, altmış yıl lazım, dedik. Adam, belki satmayacaktı, belki bekletecekti daha. Moralini bozduk adamın. Gavurun elinden mal kaçırdık sanki. Gelişeceği belli değil mi? Gözü kalmış zahir garibimin. Göz değmesine inanmazdım bir de. Kaç defa dedi annem halbuki, ‘Kızım bir nazar duası as, bir kan akıt, konu komşunun duasını al,’ diye. Yeni açılmış iş hanında iş yeri açmak herkesin işi değil. Hem de bu kriz zamanında. İnsanların gözü taşı eritecek. Eritti işte.”

Buketçi Necla:

“Doğru söz, haram para yaramaz. Bankadan faiz almamalıydım, bankanın semtine bile uğramamalıydım. Haram para, ah çekilmiş, gözyaşı karışmış para, insana sermaye mi olur. Olmadı işte. Faize bulaşma, küçücük aşım kaygısız başım, dediler dinlemedim. İş büyüyecekmiş. Büyüttün işi, al hayırlı olsun! İşi büyüt ama sen büyüklenme. Banka kredisi ile büyüklenilir mi horşamba, aptal. Kim zengin olmuş banka faiziyle, kim huzur bulmuş. İşte böyle bir sel gelir, topunu alır götürür. Canını kurtardığına şükret. Mala gelsin cana gelmesin diye teselli et artık kendini.”

Kuruyemişçi Alaeddin:

“Hiç kimsede aramıyorum suçu, günahı. Kendimi kandırmaya niyetim yok. Bütün suç, günah bende. Ramazan geldi, gidiyor, bir kuruşluk sadakamız nasip olmadı fakir fukaraya, garip gurabaya. Sadaka verecek birini bulamadım desem, yanında çalışan işçileri de mi görmüyorsun öküz, derler ki yerden göğe haklılar. Zekatımı versem elimle iyi olacaktı. Hem gönüllerini hoş etmiş olurdum bu mübarek ayda malımı kurtarırdın selden, yağmadan. (Etrafına bakındı, kimse var mı diye kontrol etti ve sonra mırıldandı.) Sen temizlemezsen maldaki kiri, pası; Allah böyle sel gönderir, kökünden temizler işte. Kırkta birden kaçarken, kırkın hepsinden oldun, enayi. Enayiliğine doyma. İslâmın şartı beş, der durursun ama birden öteye geçmezsin. Az bile sana. Öküz. Nekes herif.”

İktidar partisinin ilçe başkanı:

“Belediye başkanına kaç defa söyledim. Sayın başkan dedim, halk için olmazsa bile siyasi geleceğiniz için olsun biraz düşünün. Bu dere ıslah olmadıkça burayı imara açamayız. Yarın bir gün bu dere bir taşarsa, soluklanacak yer bulamazsın. Seni tefe koyarlar, tıngır tıngır çalarlar. Gelmeyiversin şu kadar oy. Bu oy avcılığı, gelip bizim gözümüzü oyacak haberin olsun. Sakalımız yok diye dinlemedi zahir. Al gördün şimdi ananın örekesini. Çık da cevap ver bakalım halka. En önemlisi partililere. Sen hapı yuttun oğlum. Genel başkan artık bir gün bile tutmaz seni o koltukta.”

Muhalefet partisinin ilçe başkanı:

“Bu iktidar uğursuz arkadaşlar. Bunlara nazar boncuğu da kar etmez. Bunlar geldi ülkenin başı dertten kurtulmadı. Heyelanlar, çığlar, susuzluk, yollarda trafik kazası. Ülke elden gidiyor. Derhal sıkıyönetim ilan edilmeli. Milli Birlik veya Teknotratlar hükümeti kurulmalıdır.”

Belediye başkanı:

“Sayın Basın Mensupları! Sel olayı için çok üzgünüm. Yakınlarını kaybedenlere sabır ve başsağlığı diliyorum. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Arkadaşlar gerekli incelemeleri yapıyor. En kısa zamanda size açıklama yapılacaktır. İş yerlerini sigortalayanlar zararlarını sigorta yoluyla telafi edeceklerdir.”

Bir köşe yazarı: (Başlık)

“Tabiat şaşırdı.”

Cami cemaatinden biri:

“İnsanların olduğu gibi toplumların da kaderi vardır. Ya nasip, ya kısmet!”

Tv spikeri:

“(Yağmurluk giymiş, ayaklarında çizmeleri, elinde mikrofon ve nefes nefesedir.)

Sayın İzleyiciler! Su Deresi bu yıl yine taştı. Geçen yıl da bu zamanlarda taşmış, dükkanlar yine su içinde kalmış, üç kişi de sel sularına kapılmıştı. Gördüğünüz gibi her taraf yine sularla dolu. Dükkanların içi çamurla kaplı. Sel ne varsa hepsini sürüklemiş. Sel gider, kum kalır demişler ama burada kum da yok. Bazı fırsatçılar sudan kurtardıkları malları evlerine taşımakla meşgul. Bu fırsatçıları ayıplıyoruz. Türk milletine yakışmıyor. Haber merkezi sendeyiz.”

Yaşlı bir teyze:

“Kıyamet alameti bunlar, kıyamet alameti. Elli yıldır burada oturuyorum, bu derenin böyle taştığını görmedim.”

 

 

 

 

YORUM EKLE

banner26