Şekil Yapma romanında Duran Çetin bize Ahmet Mithat Efendi’yi hatırlatıyor

İnsan hayatında önemsiz gibi görünen bazı küçük ayrıntılar, aslında o ayrıntının sahibi tarafından büyük olguların ve durumların sembolü olarak görülebilir. Bu küçük özelliklere eğilmek, özelliğe sahip kişiyi tanımak ve onu anlamlandırmak adına büyük kapıları aralayabilir. Çünkü insanoğlu yapısı gereği kendisini çoğu zaman simgeler üzerinden ifade etme yolunu seçer. Bu ifade yolu karaktere hem bir gizem katar hem de onu toplumdan farklı kılar. Söz konusu bu duruma ilk gençlik çağını yaşayanlarda daha sık rastlanılır. Duran Çetin, işte tam da bu noktada Şekil Yapma adlı romanını kaleme almış. Romanda lise çağındaki gençlerin aykırı sembollerinden hareketle onları anlamaya çalışmış, onların kişiliğini şekillendiren bu tarz ayrıntılardan yol alarak davranışlarını çözümleme yoluna gitmiş, bu gençlerin hayal dünyasına ortak olmuş. Eserde, bizim için sıradan ama Talha adlı kahramanın nezdinde tüm gençler için hayatlarında sıra dışı bir anlam edinen ve yer tutan gençlerin saç kesim sitili üzerinden aile içi hayatlar ve genç neslin geleceği irdelenmiş.

Duran Çetin’in Şekil Yapma adlı bu eseri ana kahraman Talha’nın “Eyne’l-Mefâr?” (Kaçış Nereye?) diye söze girmesiyle başlıyor. Sonrasında Talha, aykırı saç tıraşıyla ailesi arasındaki uçurumları daha da derinleştiriyor. Talha’nın saç tıraşı; başta babasıyla olmak üzere ailesiyle, arkadaşlarıyla, okuluyla ve ait olduğu toplumla arasındaki en önemli çatışma unsurudur.  Aynı zamanda Talha’nın fizikî şeklindeki bu sıra dışılık ailesinde ve ait olduğu toplumda yer edinme, fark edilme çabasının ürünüdür. Romanın ana ekseni bu fark edilme duygusundan kaynaklı çatışma etrafında şekillenir. Aslında bu çatışma iki nesil arasındaki ya da birey ile toplum arasındaki zıtlığı, uzaklığı, sürtüşmeyi de sembolize etmektedir.

Yazar, Talha’nın şahsında tüm gençliğe hitap etmektedir. Bu roman kahramanı, oluşturmak istediği asi, umarsız, farklı kişiliğinin doğurduğu sorunlarla zamanla daha çok karşılaşmaktadır. Bu durum saçlarını kestirmek için gittiği kuaförde Adem isimli karakterle tanıştıktan sonra kendini, kişiliğini ve hayatını her yönüyle sorgulamaya başlamasından anlaşılmaktadır. Romanın sonlarına doğru “Eyne’l-Merâf” sözü kahramanımız için daha büyük ve anlamlı hâle gelir. Bu sözün anlamını Kıyamet suresinden hareketle araştırır, derinliği üzerinde düşünür. Kahramanımız kendi içsel gelişimini bu sözden hareketle sürdürmeye çalıştığı gibi insanlığa ve hayata dair bakış açısını da bu sözün anlamına göre şekillendirmeye koyulur. Şekil yapma gayesiyle eserin başında karşımıza çıkan Talha, eserin sonlarına doğru bambaşka şekillere yelken açar. Ancak bu yeni arayışı ve yolculuğu zoraki değil; insan tabiatına uygun doğal bir arayıştır. Yazarımız ise bu arayış vesilesiyle gençlere ideal hayat tarzının yollarını göstermektedir. Duran Çetin; bu hayat tarzını sadece gençlere maddî bir gelecek hazırlayacak şekilde anlatmamaktadır. O, bunu gençlerin kişisel gelişimleri, manevî, ahlakî, insanî görevleri için lazım olacak bir hayat reçetesi olarak sunmaktadır. Romandaki kişilerden Adem ile Ayşe abla eserin akil kişileri, gençlere yol haritası çizen mihmandarlardır. Olay örgüsündeki diğer önemli kişiler, Talha’nın babası, annesi, kardeşi Osman, arkadaşı Halit ve okul idarecileri ile öğretmenleridir.

Olay şimdiki zamanda geçiyor

Olayların geçtiği zaman, içinde bulunduğumuz, yaşadığımız zaman dilimidir. Bunu berberlerin artık kuaför diye isimlendirilmesinden, akıllı telefonlardan, bilgisayar oyunlarından, internet bağlantısından ve en önemlisi de birkaç yıldır gençler arasında yayılan saç tıraşı modellerinden anlıyoruz. Olayların geçtiği mekân daha çok Talha’nın evi, okulu, mahallesi ve sık sık uğramaya başladığı Adem ağabeyinin kuaförüdür.

Yazarımız eserini Talha’nın ağzından anlatmıştır. Bu kahraman bakış açısıyla yazar, eseri okuyacak gençlere yine yaşıtları olan, kendileri gibi biri olan Talha’nın ağzıyla hitap etmiş, onun düşünceleriyle, bakış açısıyla olaylara bakmıştır. Bu durum da eserin gerçekliğine; tavsiyelerin, öğretilerin gerçekleşebilirliğine güç katmıştır. Yazarımız, ortaöğretim çağındaki gençlerin ruh ve hayal dünyalarını, davranışlarının altında yatan sebepleri Talha’nın şahsında yansıtma açısından çok mahirdir. Yazarımız öğretilerini, düşüncelerini genellikle bu kahramanın üzerinden vermeye çalıştığı için bazen Talha’nın yaşından ve şahsiyetinden beklenemeyecek derecede ağır fikirleri de ona mal edebilmektedir. Ayrıca yazarımız bazen kahramanın diyaloglarıyla yetinmemiş, ana kahramanı ilahi bakış açısıyla okura hitaba yöneltmiş, olay akışını zaman zaman keserek onu okurla aracısız bağlantıya geçirmiştir. Bu durum eserin bazı kısımlarına özellikle de baş kısımlarına sohbet havası katmıştır:

“Benim gibi olanlarınızın yüreklerinin kıpır kıpır ettiğini biliyorum. Dertlerimiz aynı, içinde bulunduğumuz çıkılmaz durum bu. Bunu nasıl aşacağız diye bir derdim yok. Olsun mu, bence gerek yok. Böyle iyiyiz…”  Bu tür ifadelerle yazar; ana kahramanı olaylara daha da müdahil ettirerek okuyucuya soru yöneltmekte, cevapları da yine kahramana verdirtmektedir. Bu cevaplar aslında yoğun bir didaktizmi barındırmaktadır. Yazarımız ise satır aralarında bu mesajları gizlemiyor; tam aksine bilinçli bir şekilde bu mesajları gözle görülebilecek biçimde satır aralarına yerleştiriyor. Bu tarz anlatım, onun eserlerini yazma amacıdır ve kendisi bu amacı dert edinmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz bu tarz bir anlatı yazarımızın nezdinde bize Tanzimat edebiyatçısı Ahmet Mithat Efendi’yi hatırlatmaktadır.

Duran Çetin, ana fikrin dışında –bize göre eserin varoluş ve yazılma sebebi bu fikirlerdir- Şekil Yapma adlı eserine pasajlar şeklinde kendi özlü sözleri diyebileceğimiz sözlerle sık sık  yardımcı fikirler serpmektedir:

“…Gözler anlamanın, iyi düşünmenin ve sorgulamanın kapısıydı. Hayatın içindeki olayları tahlil edebilmek için vazgeçilmez bir organımız…”,

“…Bizim; amca, dayı, dede gibi kelimelerimiz nereye gitmişti? Şekil olarak kendimizi kaybetsek de ruhumuzu kaybetmemiştik.”,

“…Bu zamanda kim kime bu kadar yardım edebilir ki, müthiş bir şey bu.Bu insanın gönül güzelliğinden kaynaklı bir durum. Gönül güzelse her şey bir yol bulup güzellik denizine akıyor…” ibareleri aslında yazarımızın eserlerini kaleme alma amacını bize bir kez daha vurgulamış oluyor. Bu tür kullanımlar bize bu kadar mesaj, öğüt, hikmet bir romana, romanın akıcılığını, yapısını bozmadan nasıl yerleştirilir, sorusunu sordurtmaktadır.

Mizahtan hatırı sayılır derecede faydalanmış

Eserde, daha çok öğretici anlatım ve tartışmacı anlatım hissedilmekle beraber bu anlatı yazar tarafından öyküleyici ve betimleyici bir anlatı içine eritilerek eser roman anlatısından koparılmamıştır. Ayrıca üslûp konusunda dikkat çekici bir diğer taraf da Çetin’in mizahî anlatımdan ve ironiden hatırı sayılır derecede faydalanmasıdır. Yazar, didaktik yanı ağır olan eserini mizahî anlatımla yoğurarak eserin hitap ettiği genç okuru sıkılmaktan kurtarmış esere akıcılık katmıştır. Akıcılığı sağlayan diğer bir husus da ana kahramanın iç diyaloglarıdır. Bu iç diyaloglar eserin tamamına hakim olmakla beraber okuru kahramanın iç alemine ortak etmekte, okuru onun bilinç altına sürüklemektedir. Yazar sahneleme ve gösterme tekniğiyle de olayları canlı bir biçimde sergileme konusunda ustadır. “Eyne’l-mefâr?” sözü leitmotiv tekniğine uygun olarak eserin başından sonuna kadar sık sık tekrarlanmakta ve üzerinde eserin kilit simgelerinden birini barındırmaktadır. Eserin dili, konusuna ve vermek istediği iletilere son derece uygundur. Sade, yalın, duru bir konuşma dili kullanılmıştır. Dil gereksiz ayrıntılardan kurtarılmış, gerektiği kadar, romanın yazılma amacına hizmet edecek kadar ve onu bu amacından uzaklaştırmayacak tarzda kullanılmıştır. Eseri sıkıcı olmaktan kurtaran bir başka yön de dilin bu sadeliği ve cümlelerin kısalığıdır.

Şekil Yapma’da yazar; bozulan tüm şekil özelliklerimize rağmen bizim gibi toplumların bozulmayan, değişmeyen, şekilleşmeyen bir iç tarafımız olduğuna inanır ve bu tarafımızı uyandırıp harekete geçirmeye çalışır. Bunun daha çok çocukların ve gençlerin bünyesinde uygulanabileceğine inanır. Çünkü bu grup bozulmaya da yine dirilmeye de en müsait yaş grubudur. Aslında bu durum yazarımızın çoğu eserinde benimsediği ve savunduğu yazma amaçlarından biridir. Bu hedefine varmak, bunu gerçekleştirmek için de yazarımız kalemini, mürekkebini öğreticilikten, hikmetten sakındırmaz. Çünkü yazar için yarınlara kalmış, edebiyat ve sanat yapmış, öldükten sonra edebiyat tarihlerinde adı anılmış, kıymeti anlaşılmış bir yazar olmak yazın hayatındaki çıkış noktası değildir. Çetin için yaşarken, gözleri gördüğü, elleri tuttuğu müddetçe yeni nesillere, insanlığa, topluma sunduğu hizmetler; gözle görülür iyileşmeler, yararına inandığı, dönütünü hayattayken aldığı somut neticeler önemlidir. Onun bu tutumu yine kendisini Ahmet Mithat Efendi ile ilişkilendirdiğimiz, söz konusu yazarla bir başka ortak özelliğidir. Duran Çetin, edebî kalıcılığa dair eserler de vermiş olmakla beraber incelediğimiz “Şekil Yapma” isimli eseri tamamen toplumsal faydacılığa dönük bir eseridir. O da halefi olduğu yazar gibi bir yazı makinesidir. Onun için önemli olan daha fazla yüreğe ve akla daha fazla ve çeşitte eserle dokunabilmektir.

Duran Çetin; elliye yakın eseriyle, onlarca edebiyat ve çocuk dergisindeki yüzlerce yazısıyla, eserleri üzerine hazırlanan tezlerle, yurdu şehir şehir dolaşarak verdiği eğitimlerle kendisini; insanın yararına, gelişimine, daha iyi bir geleceğe ve dünyaya adamıştır. Çocuklarımız ve öğrencilerimiz için düşünüp de söyleyemediklerimizi, bu eser bizim adımıza dillendirmektedir. Yine çocuklarımızın olumlu kişilik kazanmaları, İslamî ve insanî terbiyeye ulaşmaları için, eğitim ve öğretimleriyle, kendilerini bekleyen hayatları ve meslekî gelecekleri için ihtiyaç duyduğumuz bir eser bizleri kucaklamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı gibi kurum ve kuruluşlarla ebeveynlerin ve yetişen neslin, şahsını bu kutlu davasına adayan yazarımızdan ve eserlerinden yararlanmasını tavsiye ediyoruz.  Onu; eserlerinin çokluğu, üreticiliği, faydacılığı, yazma teknikleri vb. sebeplerle ısrarla Ahmet Mithat Efendi’ye benzetmekle kalmıyorsunuz, bu eseri okuduktan sonra ister istemez: “Bizim Kemalettin Tuğcularımız vardı.” ifadesinin yanına, bir neslin gün gelip de “Bizim Duran Çetinlerimiz vardı.” diyeceği günleri özlemle bekliyorsunuz.