Şehrden şehire, şiirden şuura

Mevzu dergisindeki şiirlerinden ve hikayelerinden tanıdığınız Musa Avcı'nın ilk şiir kitabı Sebepsiz Yere yayımlandı. İlklerin yeri ve heyecanı ayrıdır. Bu kitap birçok ilkleri bir araya getiren bir çalışma olmuş. Konya'da yakın bir zamanda kurulan Morena Yayınevi, Musa Avcı'nın bu kitabı ile birlikte ilk şiir kitabını yayımlamış oldu. Ümit Polat ilk editörlüğünü yaparken Yahya Yıldız da ilk redaksiyon çalışmasına imza attı. Kitabın editörünün şair olması, redakte edenin edebiyat hocası olması bir avantaja dönüşmüş.

12 Mayıs Pazar günü Konya'da Zindankale Sanat Galerisi’nin karşısındaki Morena Yayınevinde iftar ile sahur arasında ilk kitabını yayımlayan Musa Avcı için çok hoş bir imza programı düzenlendi. Avcı'nın ailesi, dostları, öğrencileri, öğretmen arkadaşları yayınevinin arka bahçesinde çay içip sohbet etme imkânı buldular. Avcı'nın şehir dışından gelen öğrencileri vefa duygusunun timsali olarak köşedeki yerlerini almışlardı.

Dizgi ve tasarım konusundaki uzmanlığı ile bilinen yayınevinin sahibi Ali Kocabıyık’ın aynı zamanda iyi bir iç tasarımcı olduğunu öğrenmiş olduk. Arkabahçe varillerin ve araba lastiklerinin bir konsept dahilinde nasıl işe yarar ve kullanışlı hale gelebileceğini gösterdi bizlere. Yayınevindeki düzgünce yerleştirmiş raflar ve kitaplar ilk görüşte, burada bir sanat ve estetik var, diyordu.

Bir yayınevinin yazarını ve onun kitabını önemsediğini görmek bizi mutlu etti. Teravih namazı için programdan erken ayrılırken içimden “Keşke Avcı gelen misafirlere o hoş okuyuşuyla birkaç şiir ikram etseydi” dedim.

Şehr-i Ramazan’da, Konya şehrinde, şiir şuuruna sahip insanlarla bir araya gelmek muhteşemdi. Alaaddin Camii ve Hacıveyiszade Camii arasında kalan Zindankale Sokağında etraftaki camilerden gelen Kur'an, sela ve vaaz sesleri geceye doğal musiki ve fon havası katıyordu. Konya semalarını kaplayan muhteşem ezan sesleri arasında hatimle teravih kılınan tarihi Kapu Camii’ne ulaştığımızda boş yer bulmakta zorlandık. Kadın-erkek, genç-ihtiyar sanki Konya halkı orada toplanmıştı. Bu da şehr-i Ramazan'ın bereketiydi.  

Gazeteci Mustafa Balkan’ın aktardığına göre Musa Avcı şiirini “İnsanın bilinçaltının dışavurumu, lal olan dilin gönülden ses vermesi” olarak görüyor. Oysa şiir bilinçaltının değil; bilinç/şuur halinin dışavurumu değil midir? Hatta şiir bir şuur halidir. Şair şiirini bir şuurla dile getirir. Bu dile getirişteki sanat, estetik incelik ve derin anlam o şuur halini şiir haline getirir. Birçok şair şiiri ile halkı şuurlandırmayı amaçlamıştır. Şiir ve şuur kavramları arasındaki ilişki edebiyatçılar arasında uzun uzun tartışılmıştır.

Kanaatimce, Ziya Gökalp'in “Şuur devrinde şiir susar. Şiir devrinde şuur seyirci kalır” cümlesi bir gerçekliğin tespiti değil, dönemin şartları ile ilgili bir durum tespitidir. Gökalp, ıstırabın hakim olduğu bir geçiş döneminde halkı şuurlandırmak için yazılan şiirlerin şiir olmaktan uzaklaştığını ve şairlerin yerini müteşairlerin/şairimsilerin aldığını anlatmaya çalışmıştır.

Lal olan dil gönülden ses verse de, bu ses başkalarına aktarılacaksa yine dil aracılığıyla aktarılacaktır. Yazı diliyle ya da konuşma diliyle. Dilin dile getirdikleri anlam ve duygu dünyamızdan bizi yakalayıp alıp götürürse işte o has şiirdir. Gönülden gelen duygu tabloya yansıyınca resim, sese yansıyınca musiki, nesneye yansıyınca heykel, kağıda yansıyınca şiir olarak çıkar karşımıza. İnsanoğlu gördüğü güzellik karşısında hayrete düşüp, hayran olup “şiir gibi!” der.

Sebepsiz yere mi?

“Sebepsiz Yere” denilerek sebep gizlenmeye çalışılmışsa da, bu sebebi daha çok açık etmiştir şair. Kitapta “Sebepsiz Yere” şiirinden daha etkili şiirler olsa da kitaba ismini vermek bu şiire nasip olmuş.

Ferhat Bilmem kaçıncı dağı delmiş

Kerem Aslı’yla dolaşır olmuş kem gözlerden Irak

Kays Mecnun olmaktan çıkmış

Ne çölde dolaşıyor

Ne de ceylanlara yoldaşlık ediyor

Leyla'nın gözüyle okuyor

Fuzuli'nin mesnevisini

Sebepsiz yere

Kitabı elime ilk aldığımda birinci bölümün başlığının “Müzmin” olduğunu görünce, “‘Müzmin’ bu kitaba ne güzel isim olurdu” dedim. Sonra da “Haddini bil. Şairin eserine/emeğine isim koymaya kalkma” diye uyardım kendimi. Çünkü sayfalar ilerledikçe şairin bazı konularda ‘müzmin/süreğen’ olduğunu fark ettim: Aşk, hüzün, yalnızlık, ayrılık…

Şiirden şaire giderek kısa bir tanımlama yapsaydım “müzmin mahzun” derdim. Çünkü şiirlere hakim olan ana duygulardan biri hüzün. Kitapta 8-9 yerde açık olarak, bazı yerlerde de imgelerle geçiyor bu kavram. Birçok şiirinde gidişlerden mustarip olan şair, artık dayanamamış olmalı ki, en son şiirinde kendi gidiyor huzur niyetine.

Gidiyorum

Yarınlara tebessüm ederek

Geride kalan hüzünleri

Kar altında bırakıp

Huzur ikliminin esintisinde

Dost mekanlara misafir olma niyetiyle.

Kitabının konuları: Ayrılık, aşk, yalnızlık, gece, hüzün, anılar, mevsimler, Kudüs, Ortadoğu…

Kitabının bölümleri: Müzmin, Unutulan, Özlenen, Hengame.

Avcı'nın insani olaylara son derece duyarlı olduğu şiirlerinden anlaşılıyor. Şair peşin hüküm satan tüccarlardan ve kibir çemberine hapsolanlardan şikayetçidir.

Kalbi kibir çemberine hapsolan

Varlıkları kendinden ibaret olanlar

Ah bir bilebilselerdi oturdukları kuleler kumdan.

Şair iyi bir gözlemci

Kitabın baş tarafındaki şiirler biçim olarak birbirine benzese de ilerleyen sayfalarda değişik tarzların denendiği ve ele alınan konuların çeşitliliği fark ediliyor. Şair mevsimleri, tabiat olaylarını, renkleri, insan yüzlerini iyi gözlemliyor. Menfi şeyleri karla, kışla, buzla, buzul çağı ile imgelerken güzel şeyleri güllerle ve renklerle imgeliyor.

Şiirlerinden anlaşılıyor ki Avcı tam bir duygu insanı. Kitabını da “Duygu dünyasına yolu düşenlere” ithaf ediyor. Bunların neler ve kimler olduğuna dair şiirlerinde bolca ipucu var: Ana, yar, Muhsin, Kudüs, Ortadoğu… Şair duygu dolu bir insan olmakla birlikte kırılgan ve küskündür aynı zamanda. Bazen dayanamayıp içinde biriktirdiği sevgileri “Yüreğim Yara” şiirinde bir akşamüstü mahallenin eskicisine haraç mezat satıverir.

Dün akşamüstü

Aklıma düştü

Mahallemizin

Eskicisi.

Düne dair ne varsa,

Haraç mezat

Sattım gözümü kırpmadan.

Dost

Akraba

Arkadaş

Yar

Yaran

Ne de çok birikmiş sevgi varmış

Şu daracık yüreğimde.

Aralık ayı bir yaradır yüreğinde

Aralık ayı Avcı'nın yüreğinde bir yaradır. Çünkü yüreğinin yarısı olan annesini kaybetmiştir.

Aralıkta akşamının ayazında,

Yüreğimin yarsı koptu da gitti.

İnsan, yüreksiz yaşayabilir mi anne?

Hazana dönmüş gönül yurdumda

Tutunacak bir dal aradım ardınca

Eller olmadan dalı nasıl tutulur anne?

“Bizim mahallenin çocukları” şiirinde şair çocukluğunu ve mahallesini arar. “Uyuma çocuk” şiirinde Suriyeli Aylan bebeğe seslenir.

Uyuma sen de çocuk

Hadi kalk ne olur

Oynamak dururken

Sana uyku değil yakışan.

Eser veren yazar ve şairlerin okullarda aktif öğretmenlik yapıyor olmasını bu işin kıymetini bilen öğrenciler için önemli bir fırsat olarak görüyorum. Kitabın kapağındaki tanıtım yazısında geçen duygulara ben de katılıyorum. “Susarak konuşan, gönül alan, gönül yapan, saf, temiz, gönülden İlk düşen, aklın demin de demlenip kirlenmeden, olduğu gibi, hissedildiği ilk andaki tazeliğiyle kalemden kağıda süzülen şiirler…”

Avcı'nın daha nice güzel kitaplar yazması temennimizdir.