Şehirleri şairler anlatsın

Şair-yazar sıfatının yanında gazetecilik mesleği ile de yayın dünyasının içinde yer alan M. Ali Köseoğlu; işi gereği Konya’dan ayrılıp Muğla’ya yerleşti. Yazılar, şiirler, kitaplar derken yayın dünyası ile olan bağı hiç kopmadı. Muğla’daki ikinci yılında Menteşe’deki Muğla kitabı ile çıkageldi. İki yılda bir şehri tanımak ne kadar mümkün olur sorusunun cevabı Köseoğlu’nun kitabında gizli. Kitabı okuyunca, şehrin hakkını verdiğini görüyoruz Köseoğlu’nun. Görmek, duymak, hissetmek kavramlarının bir şehri tanımak için ne kadar değerli kavramlar olduğuna şahit oluyoruz.

Şehirde yaşamak ile şehri yaşamak arasındaki farkı Köseoğlu bize bu kitapta gösteriyor. Muğla üzerine yazılmış kıymetli kitaplar arasına bu kitap mutlaka girecek. Kitap bizlere ansiklopedik bilgi vermiyor sadece. Bir şairin kaleminden çıktığını hissettiren şiir tadında bir şehir kitabı Menteşe’deki Muğla.

Çok gezmek mi çok okumak mı gibi bir klâsik soruyla sık sık karşı karşıya geldiğimiz oluyordur. Ben oyumu hep gezmekten yana kullananlardanım. Bir şehri tanımak için sayfalar dolusu kitap okumak yerine şehrin havasını solumayı her zaman tercih ediyorum. Menteşe’deki Muğla’yı okuyunca hiç görmediğim Muğla’yı görmüş kadar oldum. Demek ki ehil bir elden çıkınca yazılanlar şehri gönül gözüyle de görebiliyormuş insan.

Şehre adım atınca

“Konya’dan Muğla’ya” diye başlıyor kitap. “Yağmurlu bir pazar günüydü. Aslında şehre girdiğimizde hatırladığım kadarıyla yağmur yağmıyordu yahut pek bir nazlıydı.” Bu cümleler bize şiirli bir şehir yolculuğuna çıktığımızın ilk işaretini veriyor.

Bir şehri adım adım içine çekmek gibi bir duygu bu. Hissetmek, yaşamak, keyif almak. Bir şehirden başka bir şehre geçerken kalbinin sesini de şehre armağan etmek. Bir şehri sevmek o şehri gönülden fethetmek demektir. M. Ali Köseoğlu ile birlikte şehri adım adım fethediyoruz. Konya- Muğla arasındaki gönül bağlarını, Muğla mı Menteşe mi sorusunun cevabını, türkülere can şenliği olan Muğla’yı yaşıyoruz ağaçlar arasındaki parkın bir köşesinde.

Şiirli şehir kitabı

Şairlerin şiir dışında yazdıkları metinleri bir şiirin devamını okur gibi okuyorum. Şiir tadında öykü, şiir tadında deneme, şiir tadında şehir yazısı…

Menteşe’deki Muğla’da bir şehri keyifli keyifli gezerken şiirler de yoldaşlık ediyor bize. Mevlana, Nazım Hikmet, Şâhidî İbrahim Dede, Yahya Kemal, Ziya Osman, Necip Fazıl, Erdem Bayazıt, Turgut Uyar, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve daha birçok şair çıkıyor karşımıza. Şiirlerin şehirlere yakışan bir yüzü var. M. Ali Köseoğlu bize bir şehir turu attırırken heybemize demet demet şiirler de bırakıyor. Bu şiirli yolculuk adım adım gezdiriyor Muğla’yı bize. Sokakları, evleri, nefes alan eski zaman taşları, göğe yükselen bacaları, heybetli efeleri, asırlık zeytinleri derken Muğla geniş bir yer tutuyor bizim de içimizde. Sonbaharda dökerken ağaçlar yapraklarını, dilimize bir M. Ali Köseoğlu şiiri takılıyor:

yeşilinden soyunan ağaçların
çığlıkları sarıyor menteşeyi

Acısıyla tatlısıyla Muğla

Her yönüyle Muğla çıkıyor karşımıza. Bir sokaktan dönüyoruz karşımızda Belen Kahvesi. Kurulmuş bir dama masası, sanki az sonra ormancı gelecek ve dağıtacak masayı. Az ötede kimseye umursamadan çayını yudumlayan Serpil. Yanından geçerken canlanacak ama yine kimseyi umursamadan çayını yudumlamaya devam edecek. Tarhana yemeğinin yanında yudumlanan her çay ile birlikte Zihni Derin’e hayır dualar gönderilecek. Bir Pazar yerinden geçerken rengârenk sebzelerin önünde oturan teyzenin sorduğu; “Nedip durusunuz?” sorusuna kendimizi kaptırıp “Nedem nenem, gezip dururun.” deyip gezmeye devam edilecek.

Köseoğlu, gazeteciliğinin bütün inceliklerini kitabında da gösteriyor. Muğla’nın basın yayın dünyası, milli mücadelede Muğla, şehrin bilinen ve bilinmeyen tarihi gibi birçok konuyu Muğlalı gazetecilerin rehberliğinde aktarıyor bizlere.

Muğla’yı hiç görmediğimi söylemiştim yazımın başında. Menteşe’deki Muğla’yı okuyunca şehri görmüş kadar oldum. Keyifli bir şehir rehberi sunmuş bize Köseoğlu. Şehirleri şairler anlatsın ki şiir tadında seyahatlerimiz olsun şehirlerin kalbine. Günün birinde Muğla’ya yolum düştüğünde çok da yabancılık çekeceğimi sanmıyorum. Serpil Park’ı elimle koymuş gibi bulup Serpil’in yanındaki boşluğa oturup hiç sesimi çıkarmadan çayımı yudumlayacağım. Artık geriye, yanıma gelip beni izleyecek serçeler kalacak.