Şehirleri anlamlı kılan insanlarıdır

“Gördüğüm her yeni şehirde içimin biraz daha açıldığını anlıyorum.” Ben bu coşkuyla geziyorum şehirleri. Gezmek, görmek, tanımak, tanıtmak.. Bütün bunlar insanın ruh dünyasını güzelleştiren faaliyetlerden. Gezmek nasıl ki şifa ise ruha ve bedene gezip görülen yerleri anlatmak da cümlelerin şifası oluyor.

Gezmelerin de çok türü vardır. Anlatmak için, yaşamak, tat almak, huzur bulmak için, ferahlık bulmak için gezer insan. Daha çoktur sebep. Sonuç ne olursa olsun insan yeni yerler görmenin sevdasını hiç terk etmek istemez. Açılan her yeni kapı yeni mekânlar, yeni dostluklar demektir.

Fahri Tuna’nın portre yazarlığı artık herkesin malumu. Günümüz edebiyat dünyasında kimsenin kimseyi görmediği körlük ortamında o gördüğü, sevdiği, tanıdığı kişilerin portrelerini yazarak bir muhabbet ortamında cümleler ve dostlar biriktiriyor. Ve bir seyyah gibi geziyor Fahri Tuna. Onun enerjisine yetişmek öyle herkesin harcı değil.

Şimdi de Osmanlı Medeniyetinin İzinde 40 Şehir Portresi kitabı ile karşımızda. Şehri tarih ile bağdaştırarak anlatıyor Tuna. Bu da şehrin köklerine kadar giden bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Haykitap’tan çıkan 40 Şehir Portresi, Osmanlı medeniyeti ile buluşan büyük bir coğrafyaya hitap ediyor. Tokat da var kitapta Sofya da Mamuşa da.

Şehir ve insan

Fahri Tuna, şehri insanlarıyla bütünleştirerek anlatıyor kitabında. Medeniyeti sadece betonların arasında arayanlardan değil. Şehir ve insan iç içe… Çünkü Tuna’nın hayatı da öyle. Şehri dostlarıyla kucaklayan bir yürek taşıyor o.  Edirne, Diyarbakır, Yozgat, Malatya dostlarıyla anlam kazanıyor.

Şehri sevmek ve kabullenmek de insanlarıyla olunca anlamlı olur zaten.

“Gittim, yaşadım, gördüm. Kulak kesildim sırlarına. Tanıştık, ahbap olduk onlarla. Neler anlattılar neler: Osmanlı şehirleri ne besteler terennüm ediyor, onlara kalbini açana.

Kalbim onlarda kaldı, yalnız. Okuyunca sizin de kalabilir, diyeyim baştan.”

Şehri insanlarla sevmeyi öğreniyoruz. Onların sesiyle, ruhuyla birleştiriyoruz şehirleri.

“Bana Diyarbakır’ı ilk sevdiren adam, kadim dostum, emekli albay, İstanbul Şehir Tiyatroları Eski Müdürü Mehmet Abdullah Kaplan olmuştur. Tipik bir Diyarbakırlıdır bizim Mehmet; karayağız, yere sağlam basan, mert; ağırbaşlı, vatanperver, inançlı.”

“Mardin’de çok ahbabı olan biriyim ben. Mardin’i bu kadar çok sevdiren biraz da onlar elbette bana.”

“Prizren şair, ressam Zeynel Beksaç demektir benim için. Genç şairler Taner Güçlütürk ve Canan Özer demektir sonra. Evlerini ve gönüllerini Türkiye’den her gelene sonuna kadar açan emekli Türkçe öğretmenleri Şükran-Seza Celina demektir.”

“Geçenlerde dikkat ettim; çok sevdiğim arkadaşlarımın / kardeşlerimin belki yarısı Trabzon kökenli. İsmail Aydın, Hasan Sağlam, Yılmaz Güney, Rıdvan Duran, Ömer Kahveci, Yusuf Mısırlıoğlu, Hakkı Yıldırım, Osman Karataş, Mücahid Kofoğlu, Necdet Başoğlu vesaire vesair.”

“Tokat en çok Mustafa Uçurum’dur benim için. Şair hikâyeci Uçurum kardeşim benim o. Üç nehrin kıyılarından sesler, sözler, yüzler anlatıyor bizlere. Doğduğu Yeşilırmak, büyüdüğü Sakarya, okuduğu Kızılırmak çağıltısı sestir onda. Amma ille de yaşadığı Yeşilırmak’tan, Tokat’tan. Bu velud ve hisli yürekle sevdik biz biraz da Tokat’ı. O da dize dize, dergi dergi, şehir şehir fethe çıkmış Anadolu’yu. Görüyoruz. Görüyor, biliyor, seviyoruz.”

Şehre kalbiyle bakmak

Fahri Tuna’dan kırk şehri okurken onunla birlikte şehirleri adımlayacaksınız. Tarihin görkemiyle serinlerken bir dostun huzur veren sesinde şehirlere yeni anlamlar yükleyeceksiniz. Şehir, şehir olmaktan çıkacak, sizden bir parça olacak. 40 Şehir Portresi’nden sonra bir şehri gezerken kalp gözünüzü de açarak adımlayacaksınız sokakları. Özellikle kitapta anlatılan 40 şehre farklı bir gözle bakacaksınız.

“Kuru bir nostalji kitabı değil elbette bu eser. Okura sorumluluk da yükleyecek; bu şehirleri yaşamak ve yaşatmak için.”