Sancağa çıkmadan padişah olan ilk şehzade: Sultan I. Ahmed

                                                                              

Osmanlı'nın 14. padişahı, İslâm'ın 79. halifesi: Sultan I. Ahmed Han

Sultan I. Ahmed, babası III. Mehmed'in Saruhan Valiliği sırasında 28 Nisan 1590 (h. 998) tarihinde Manisa’da doğmuştur. O, III. Mehmed'in üç oğlundan ortancasıdır. Annesi Handan Sultan'dır. Osmanlı Devleti'nin 14. padişahı olan Sultan I. Ahmed, aynı zamanda Müslümanların 79. halifesidir. I. Ahmed'in ağabeyi olan Mahmud, tahta kastettiği iddiasıyla öldürülmüştür.  Böylece tahtın yolu kendisi için açılmıştır. Anadolu’da devam eden Celâlî İsyanları nedeniyle Şehzade Ahmed, sancağa çıkmadan saltanata geçen ilk şehzadedir.

Sultan I. Ahmed'in zevceleri Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü kadın simalarından biri olan Mahpeyker Kösem Sultan ve Mahfiruz Hatice Sultan'dır. Muktedir bir kadın olan Kösem Sultan Osmanlı'nın 17. padişahı olan IV. Murad ve İbrahim'in de annesidir. Mahfiruz Hatice Sultan ise II. Osman(Genç Osman)'ın ve Şehzade Mehmed'in annesidir.

Sultan I. Ahmed, babası III. Mehmed'in vefatı üzerine 21 Aralık 1603'te, henüz 14 yaşındayken Eyüp Sultan'da kılıç kuşanarak tahta geçmiştir. Tabir caizse bir anda kendisini tahtta bulmuştur. Fakat zamanında iyi bir eğitim aldığı için başa geçince çok da zorlanmamıştır.  Askerlik ve devlet yönetimindeki eksikliklerini kısa zamanla tamamlamıştır.  Onun saltanat koltuğuna oturduktan sonra sünnet olduğu bilgisi enteresan olsa da doğrudur.

Vicdan sahibi bir insan olan Sultan I. Ahmed herkesin görüşüne saygı gösterir, kararlarını daima istişareyle alırdı. Yeri gelince yumuşak, yeri gelince de çok sert mizaçlıydı. Devlete ve millete yanlış yapanları affetmezdi.  O, halk içinde daima Hakk'la beraberdi.

İradeli ve kararlı bir insan olan Sultan I. Ahmed Han ava ve cirit oyununa meraklıydı. Osmanlı'nın eski payitahtları olan Edirne ve Bursa'da avlanmaya gittiğine dair bilgiler mevcuttur. Ok atmak, kılıç kullanmak ve ata binmek konusunda son derece başarılıydı.

Çok zeki ve feraset sahibi bir insan olan I. Ahmed, çocukluğunda çok iyi bir eğitim görmüştü. Dönemin saygın âlimlerinden Aydınlı Mustafa Efendi'den dersler almıştı.  Hocazâde Mehmed ve Esad Efendiler de onun hocalarındandı. Arapça ve Farsçayı iyi derecede öğrenmişti. Dinî bilgileri üst düzeydeydi. Fıkıh ilmine fazlasıyla vakıftı.

Sultan I. Ahmed, saltanatında hanedan veraset sistemini değiştirip kardeş katli kanununu kaldırmış, yerine "Ailenin aklı başındaki en büyük üyesi padişah olur" hükmünü(Ekber ve Erşet sistemi) getirmiştir. Bu Osmanlı idaresinde bir dönüm noktasıdır.

Sultan I. Ahmed, çok genç denebilecek bir yaşta tahta geçse de tahtta iz bırakmıştır. Çevresi tarafından sevilip sayılmıştır. Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi'nin oğlu Bostanzâde Yahya Efendi, "Tarih-i Sâf Tuhfetü’l-Ahbab" adlı eserinde I. Ahmed Han’dan övgü ve sitayişle bahsetmektedir: “O, felek rütbeli, melek yüzlü, derviş tabiatlı olup Süleyman ululuğundadır. Adalette Nuşirevan’a, büyüklükte İskender’e benzer. Mutluluk ve devlet sahibi olan padişahımız, adalet ve şeriat yolundadır. Ataları gibi iyiliği ve hayır işlemeyi sever. Bilginlerin el üstünde tutulup gözetilmelerini ister. Temiz ve aydınlık yüzü değirmi, teni beyaz, boyu sultanlık bahçelerinin selvisi gibi olup sözleri ölçülü ve nüktelidir. Bayramlaşma törenlerinde elini öpen mollalara, şairlere ve vezirlere saygı olsun diye tahtında kalkıp oturur. Bu, sultanlara yaraşan güzel bir davranıştır. Yürüyüşü bile bir padişaha uyacak biçimdedir. Bütün bunlar izlenince dedesi Sultan Murad Han’a benzediği anlaşılır. Ama Sultan Murad Han’dan bin derece yüksek, bağışlayıcı ve seçkindir. Boyu ondan daha uzundur. Orduyu ve ülkeyi yönetmede dedesinden üstündür. Sevimli yüzü ve gülümseyişi nur saçan güneş kadar aydınlıktır. Şakada, övgüde ileri gitmez. Alçakgönüllülüğüyse sonsuzdur. Ne var ki, Allah vergisi heybeti ve büyüklüğü karşısında her canlı titrer.”

Genç yaşında devlete baş olan ve Osmanlı'ya can veren Sultan I. Ahmed'in kısa hayatında 14 sayısının apayrı bir yeri ve önemi vardır. Zira o, hicrî takvim hesabıyla 14 yaşında 14. padişah olarak tahta çıkmış, 14 yıl saltanat sürdükten sonra 28 (yani 2 kere 14) yıl yaşadıktan sonra ölmüştür. 14 rakamı onun hayatının hep merkezinde yer almıştır.

Osmanlı sultanı I. Ahmed ve gönüller sultanı Aziz Mahmud Hüdâyî dostluğu

Dindar bir padişah olan I. Ahmed'in peygamber sevgisi üst düzeydeydi. “N’ola tâcım gibi başımda götürsem daim/Kademi nakşını o hazret-i şâh-ı resûlün/Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir/Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün” şiiri bunun ispatıdır.

Sultan I. Ahmed, zamanın manevî büyükleri olan Abdülmecid Sivasî ile çok sevdiği Aziz Mahmud Hüdâyî'den manevî feyiz almıştır. Onların manevî gölgesinde dinî hassasiyetlerini her zaman muhafaza etmiştir. Onun özellikle İstanbul'un manevî havasına önemli katkılar sunan Aziz Mahmud Hüdâyî sevgisi dillere destandır. I. Ahmed, Osmanlı'ya sultan olduğunda gönüller sultanı Aziz Mahmud Hüdâyî vardı yanında. O, devlet işlerinden artakalan zamanlarında gönül ehli Hüdâyî Hazretlerine gider, onun hoş sohbetinde bulunmaktan büyük keyif alırdı. I. Ahmed'in bu dünyada bıraktığı en büyük mimarî abide olan Sultanahmet Camii'nin açılışında da Aziz Mahmud Hüdâyî en ön safta yer almıştır.

Bir gün Aziz Mahmud Hüdayi "Kudûmun rahmet u zevk u safâdır Yâ Rasûlallâh/Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır Yâ Rasûlallâh//Nebî idin dahî Adem dururken mâ-ı tîn içre/İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır Yâ Rasûlallâh//Kemâl-i zümre-i kümmel senin nûrunla olmuştur/Vücûdun mazhar-ı tâm-ı Hudâdır Yâ Rasûlallâh" diye başlayan naatı okurken Sultan I. Ahmed mest olmuştu. Çocuklukta başlayan Hüdayi sevgisi son nefesine kadar sürmüştür.

Bahtî mahlaslı I. Ahmed sadece Osmanlı'nın değil, kelimelerin de serdarıdır.

Osmanlı Devleti'ni cihan imparatorluğu mertebesine yükselten padişahların çoğu şiir ve edebiyatla yakından ilgilenmişlerdir. Padişahların divan edebiyatında önemli bir yeri ve ağırlığı vardır.  İstanbul’u fethederek çağ açıp çağ kapayan Sultan Fatih "Avnî", oğlu II. Bâyezid "Adlî", Yavuz Sultan Selim "Selîmî", Kanunî Sultan Süleyman "Muhibbî", III. Murad Han "Muradî" ve III. Selim "İlhâmî" mahlasıyla birbirinden güzel ve özgün şiirler yazmışlardır.  Osmanlı sultanları şiirin yanında, hat sanatıyla da yakından ilgilenmiştir.

Birçok Osmanlı padişahı gibi Sultan I. Ahmed de şairdir. Şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanmıştır. O sadece Osmanlı'nın değil, kelimelerin de serdarıdır. Onun askerlerine dair kaleme aldığı şu şiir ne güzeldir: "Ey uranlar kılıcı heybet ile küffâra/Cân u dilden sizi ısmarlamışam Settâra/Hazret-i Hak’dan umaram ki kral-ı bed-hâl/Vire hep şehr ü hisârını gelip yalvara/Ahmedâ hayr duâ ile guzâta her dem/Diler isen ki mu’în ola Hüdâ anlara"

I. Ahmed Han, âlimleri ve sanatçıları çok sever, korur ve onlara büyük bir ihtimamla hürmet ederdi. Onun saltanat devrinde Şeyhülislâm Yahya, Nef’i ve Nergisî gibi büyük edebî şahsiyetler yetişmiştir. O, zamanın Allah dostlarından Aziz Mahmud Hüdâyî'ye çok hürmet gösterirdi. Onun için yazdığı şu şiir, ona duyduğu derin muhabbetin tezahürüdür: "Vârımı ben Hakk’a verdim gayri vârım kalmadı/Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı/Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine/Açtı gönlüm gözünü gayri gümânım kalmadı"

Aruzu ustaca kullanan Sultan I. Ahmed mürettep bir divan oluşturacak miktarda şiir yazmıştır. O, şiirlerinde anlaşılır bir Osmanlı Türkçesi kullanmıştır. Şiirlerinde Allah ve peygamber sevgisini ağırlıklı olarak işlemiştir. Divanında 5 münâcât, 1 naat, 1 terci-i bend, 17 gazel, 36 kıta, 3 şarkı, 4 beyit, 2 tarih manzumesi ve 9 küçük manzume mevcuttur. 

Bahtî mahlasıyla güzel şiirler kaleme alan Sultan I. Ahmed'in Allah aşkını işlediği şu şiiri okunmaya değerdir: "Dil hânesi pür-nûr olur envâr-ı zikrullâh ile/İklîm-i dil ma'mûr olur mi'mâr-ı zikrullâh ile//Her müşkil iş âsân olur derd-i dile dermân olur/Cânın içinde cân olur esrâr-ı zikrullâh ile//Gamgîn gönüller şâd olur dem-besteler âzâd olur/Güm-geşteler irşâd olur âsâr-ı zikrullah ile//Zikreyle Hakk'ı her nefes Allah bes bâkî heves/Pes gayrıdan ümmîdi kes tekrâr-ı zikrullah ile//Gör ehl-i hâlin fırkasın çâk etdi ceyb-i hırkasın//Devreyle zikrin halkasın pergâr-ı zikrullah ile//Terk et cihân ârâyişin nefsin gider âlâyişin//Bul cân ü dil âsâyişin efkâr-ı zikrullah ile//Bahtî sana ikrâr eder tevhîdini tekrâr eder/İhlâsını iş'âr eder eş'âr-ı zikrullah ile".

Sultan I. Ahmed Han'ın çağlara vurduğu manevî mühür: Sultanahmet Camii

Selâtin camilerin başında gelen Sultanahmet Camii'nin banisi, dinî hassasiyetleri üst düzeyde olan Sultan I. Ahmed Han'dır. 17. yüzyılın önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Mimar Sinan ekolünden gelen Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından inşa edilmiştir.

1609-1620 yılları arasında inşa edilen Sultanahmet Camii, sadece bir cami değil camiyi de içine alan devasa bir külliyedir. Bu caminin etrafında hünkâr kasrı, sıbyan mektebi, medrese, arasta, hamam, dârüşşifâ, imâret-i âmire (mutfak, fırın, kiler, yemekhane), tabhâneler, han, dârülkurrâ, türbe, sebiller, çeşmeler, dükkânlar, odalar, mahzenler, kahvehane ve evler bulunmaktaydı. Bu yapılardan önemli bir kısmı ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır.

İstanbul'un huzur mekânlarından Sultanahmet Camii mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve de yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca Mavi Camii (Blue Mosque) olarak adlandırılır. Caminin içinde 23 bin adet İznik çinisi bulunmaktadır; bunlar 50 ayrı çeşitten oluşmaktadır.

Sultan I. Ahmed Han kendi adını taşıyan bu devasa caminin yapım sürecinde cami inşaatıyla özel olarak ilgilenmiştir; hatta inşaatın temelinde bizzat çalışmıştır. 1610’daki törende Evliya Çelebi bu durumu şu şekilde anlatır: “Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanıp, Üsküdarlı Mahmut Efendi’nin ve üstadımız Evliya Efendi’nin duaları ile esasinin kazılmasına başladı. Evvelâ Sultan Ahmed Han, eteğine toprak doldurup "Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle” deyüp amelelerle birlikte temelden toprak taşıdı.”

Sultanahmet Camii’nde padişahların ibadeti için oluşturulmuş özel mekânlardan biri olan hünkar mahfili, altın yaldızlı çinilerin sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle bir şaheserdir.   Bu ulu mabet altı minaresi olan ilk camidir. Minarelerin dördü üçer, ikisi de ikişer şerefelidir. Bu caminin inşasından evvel altı minareli cami yalnız Mekke Camii olduğu için, şerefini muhafaza etmek üzere Mekke camiine yedinci bir minare ilâve edilmiştir. Evliya Çelebi, Sultanahmet’teki avizelerin, yapıldığı yıllarda, oradaki çiniler kadar güzel ve değerli olduğunu söyle anlatır: “…Bu camide asılı avizeler yüz Mısır hazinesi değerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadından beri toplanan kıymetli eşsiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok değerli hediyeleri buraya koymuştur. Mesela Habeş veziri Cafer Paşa camiye altı adet zümrüt kandil göndermiştir ki, her bir kandil altışar okka ağırlıkta idi…”

Hakk'ın ve hakikatin nabzı olan mabetler şehrin kimliğini de tayin ederler. İstanbul siluetinin ayrılmaz bir parçası olan Sultanahmet Camii’nin 23,5 metre çapındaki büyük kubbesinin yerden yüksekliği 43 metredir. Bu devasa kubbeyi her biri 5 metre çapında olan dört adet fil ayağı taşımaktadır. Ana kubbeyi aynı zamanda dört tane yarım kubbe desteklemektedir. Renkli camlarla süslü 260 pencere, camiye benzersiz bir iç aydınlığı sağlar.

Sultanahmet Camii’nin temeline kazmayı ilk vuranlar, devrin şeyhülislâmı Mehmed Efendi, Aziz Mahmud Hüdâyî, Kuyucu Murad Paşa ve I. Ahmed Han'dır. Caminin temeli atılırken Sultan I. Ahmed’in kullandığı kazma Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.

Kısa bir ömrün bereketli semeresi ve sonsuzluk kapısı

İnsanlar vardır uzun ömürlerine kıymeti haiz, iz bırakacak hiçbir şey sığdıramazlar; insanlar da vardır kısa hayatlarına çok kıymetli şeyler sığdırabilirler. Sultan I. Ahmet ikinci kategorideki has insanlardandır.  O, 28 senelik kısa hayatına çok önemli şeyler sığdırmış, tarihte güzel izler bırakmıştır.  Neticede Sultan I. Ahmed Han 51 gün süren bir mide rahatsızlığı sonucunda 22 Kasım 1618'de vefat etmiştir. Vefatının akabinde, İstanbul’da Atmeydanı'nda yaptırdığı Sultanahmet Camii yanındaki türbeye defnedilmiştir. Söz konusu türbede Sultan I. Ahmet'in yanında; hanımı Kösem Sultan, şehzadeleri Sultan II. Osman ve Sultan IV. Murat ile bazı torunları da sonsuzluk uykularını uyumaktadır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ercan  İlgün
Ercan İlgün - 4 ay Önce

Selamun Aleykum Sayın yazar.Yazı yazmayı sevmediğim için kısa yazdım.'SONSUZLUK UYKULARINI UYUMAKTADIR' ne demektir?

banner19

banner26