Şair ve öykücüler için yol yapım çalışmaları

Edebiyat şahsîdir. Şahsın kişisel duyuş ve hikayesinden neşet eder. “Nefs” yani ego üzerine odaklanmanın en keskin örneklerini edebiyatta görürüz. Odaklanma şayet kapaklanmaya dönüşmüşse durum her zaman marazi bir hal almış olur. Edebiyatın bir ortamla beraber tanımlanması yaratım safhasının dışında daha çok geniş bir etki alanı oluşturma hedefine yöneliktir.

Günümüzde edebiyat bir endüstri halini almıştır. Şahsi yaratım kendini bilinir ve tanınır kılmak, sesini daha geniş kesimlere aktarabilmek için yeni yeni vasıtalara ihtiyaç duymaktadır. Bu vasıtalar olmaksızın kişisel yaratım unsuru olan eserler sadece zamanın dikkati nispetince gündeme gelebilirler. Edebi eserin ve edebiyatçının taşıyıcı unsurları olmadığı zamanlarda bu görev zamana tevdi edilmişti. Bir edebiyatçının geleceğe kalıp kalmayacağı zamanın vereceği hükme bağlıydı. Şimdilerde sık sık seslendirilse de zamanın asli ayıklayıcı olduğu gerçeği ikinci planda kalmaktadır. Öncelikli etki bir eseri vücut bulduğu zaman ve coğrafyada en yukarılara taşıyabilme kudretine sahip olmaktır.

Çağdaş edebiyatımızda bugün kimlerin geleceğe kalıp kalmayacağı sorusunun çok sabit bir cevabı yoktur. İmkân ve iktidara sahip olan kalemlerin omuzlara çıkarılması, eserlerinin geniş ölçüde dolaşıma sunulması geleceğe yönelik bir sigortalama gayreti gibi durmaktadır.

Edebiyatta birbirine benzerlerin ittifakından bahsedebiliriz. Bu bir sesi büyütme çabasıdır ve de anlaşılır bir şeydir. Birlikteliklerin çoğu genelde karşı birlikteliklerden motive olup biçimlenir. Kendilerini mevcutlar içerisinde ayrı bir yerde gören edebiyat toplulukları içerisinde her zaman sivrilen tek kişidir. Gruplar ve mahfiller ortama büyük oranda şenlik katmak için vardırlar. Bir üstat ya da ustanın etrafında bulunmak söz konusu oluşuma daha çok tanımlanma kolaylığı sağlar. Tek kişi ile var olma çabası tanımlanma sıkıntısını da beraberinde getirir. Halkaya dahil olanlar büyük bir paragrafın cümleleri gibidirler. Her kişi bir manifestonun ilgili cümlesidir artık.

Kulağı en çok kendi sesinde olanlar şairlerdir. Bu yüzden kendi ağızlarından (kalemlerinden) çıkan dizelerin başkaları tarafından kulaklarına fısıldanmasından büyük heyecan duyarlar. Buna kendi sözlerinin başkaları tarafından yüzlerine üflenmesi de diyebilirsiniz. Bu heyecan ne kadar doruk noktada yaşanırsa şairimiz o derece havaya girmiş olur. Yanlış anlaşılmasın, çok büyük bir şair olmak şart değildir böyle durumlarda, sadece çevrenizde sizi öyle olduğunuza inandıran güçlü ve görkemli bir kalabalık varsa yetkin bir şair olarak adınız kayıtlara geçmiş sayılır.

Bir şair düşünün bisikletle, bir başka şair düşünün Mersedes’le, bir diğeri yaya ya da akbille mesafeleri aşmaya çalışıyor. Görünür mesafeyi en iyi aşacak olan elbette Mersedes’le gidendir. Üstelik kendisini kalabalıklardan münezzeh kılmıştır. Yaya ya da akbille evine gidip evinden gelen şair ise sadece mesafeleri değil aynı zamanda çağcıl endişeleri de aşmış sayılır.

Edebiyatçıların kitle iletişim aygıtlarından eşit ve adil bir şekilde yararlanmadıkları bir gerçek. Bunun şair, öykücü ya da romancı olmanın olmazsa olmazı olduğunu söylüyor değilim. Fakat tam da şunu söylemek istediğimi çok iyi biliyorum: Yolunuz yoksa evinizden dışarıya isteseniz de çıkamazsınız. Eviniz olmasa da size birileri yol yapmışsa o yolda gide gele kendinizi bir şey zannedersiniz. Zaten o yol siz kendinizi bir şey zannedin diye yapılmıştır. Ne yolunuzu bekleyen var ne de gideceğiniz bir yer; lakin önünüzde yürümeniz için upuzun bir yol yapmışlar. Siz yalnızlığınızı aradığınız yerde bulamayın diye size adreslerden evvel yollar göstermişler.

Halbuki bilenler bilir ki gerçek edebiyatçı işleri yolunda gitmeyen kişidir. Adımlarının tıkandığı yerde gönlünün kıvrımlarından yol olsun diye patikalar açar. Ona yol yapanlar biraz da onu yoldan çıkarmak isteyenlerdir. Edebiyat ortamları içten içe yaratıcı yalnızlıkla savaşan güçlerdir. Tenhadan, sessizlikten ve yalnızlıktan korkmak gibi bir huy geliştirmişlerdir.

Elinde yeni çıkan kitabıyla bir başına kalmış edebiyatçıya gelince… Neyse, iyisi mi ona hiç gelmeyelim. Bekleyelim o bize gelsin. Ürkütmeyelim ki onu, sessizliğin parmaklarından doya doya süt içsin.

YORUM EKLE
YORUMLAR
baha
baha - 5 ay Önce

Ona yol yapanlar biraz da onu yoldan çıkarmak isteyenlerdir.