Sahabe efendilerimizin Hz. Peygamber’e olan muhabbet ve bağlılıkları

Dün Mukâtil b. Süleymân'ın (ö. 150/767) tefsirini okuyordum ve Nisa Suresi 69. ayetin tefsirinde beni çok etkileyen bir olayla karşılaştım. Bu kitap günümüze kadar ulaşan ilk tam tefsir kitabı olması bakımından ayrı bir öneme sahip. Bu kitapta anlatılan ve sizlerle paylaşacağım olayı bilenleriniz elbette ki vardır. Fakat bu olay öyle üst bir muhabbet eşiğinden haber veriyor ki bize gerçekten, “dilden dile dolaşsa sezadır” diye düşünüyorum.

Birazdan aktaracağım pasajda sahabe efendilerimizin Resûllah’a duydukları bağlılığın ne derecelerde olduğunu bir örnek özelinde görme fırsatı yakalayacağız.

Sâhibü'l Ezân Nâm Sahabe Abdullah b. Zeyd el-Ensârî (r.a)

Müfessirimiz Mukâtil b. Süleymân'ın anlattığına göre Efendimiz (s.a.s) bir gün, ezân-ı şerifi rüyasında görüp bugünkü haliyle okunmasına vesile olduğu için "sâhibü'l ezân" lakabıyla meşhur Abdullâh b. Zeyd el-Ensârî'yi (r.a) bir köşede ağlarken görüyor ve neden ağladığını soruyor. Abdullah b. Zeyd de (r.a) cevaben:

“Yâ Resûlallâh! Senin yanından ayrıldığımda seni çok özlüyorum ve gelip seni görmeden edemiyorum. Sonra aklıma bir gün sizin de, bizim de vefat edeceğimiz; sizin peygamberlerle beraber yüksek makamlarda olacağınız, bizim ise eğer cennete girsek bile aşağı makamlarda kalacağımız aklıma geliyor. İşte bu yüzden ahirette seni göremeyeceğim için ağlıyorum." diyor. Peygamber efendimiz de (s.a.s) bu durum karşısında ziyadesiyle kederleniyor ancak cevap veremiyor.

Bu olayın ardından, “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel dostlardır!" mealindeki Nisa suresi 69. ayet-i kerîme nâzil oluyor.

Müfessirimiz burada Abdullah b. Zeyd'den (r.a) bahsederken aynı zamanda hepimiz için güzel bir teselli olan bu ayetin sebeb-i nüzul bilgisini aktarıyor bizlere. Fakat benim sizlerle paylaşmak istediğim asıl bölüm burası değil. Ben sizlere bu zâtın Hz. Peygamberi ne şiddetli sevdiğini gösteren aynı sayfadaki bir diğer olayı aktarmak istiyorum.

Müfessirimizin anlattığına göre Abdullah b. Zeyd el-Ensârî hazretleri bir gün bahçesinde çalıştığı bir esnada oğlu nefes nefese gelip büyük bir üzüntü ile Resûlullâh’ın (s.a.s) vefat haberini ulaştırıyor kendisine. Bu acı haberle ciddi manada sarsılan Abdullâh b. Zeyd de (r.a) o anda; “Allah’ım! Şimdi beni kör et ki gözlerim bundan böyle tek sevdiceğim olan Resûlullah'tan başka kimseyi göremesin.” diye dua ediyor.

İçtenlik ve samimiyetle yapılan bu dua kabul oluyor ve Abdullah b. Zeyd'din (r.a) gözleri oracıkta görmez oluyor. Hz. Osman döneminde de vefat ediyor (İsmail Lütfi Çakan, "Abdullah b. Zeyd b. Sâlebe", DİA, TDV Yay., İstanbul, 1998, c. 1, s. 144). Allah kendisini rahmet deryâlarına gark eylesin.

Abdullah b. Zeyd bu tavrıyla bizlere Fatih Sultan Mehmed'in, "Sen kokmayan gülü n'eyleyim, n'eyleyim sensiz baharı yâ Resûlallah?" dediği gibi "Sana bakmayan, seni görmeyen gözü neyleyim ya Resûlallah?" diyor.

Günümüzde neredeyse kendimizi Hz. Peygamberle denk tutmaya kalkışan bizler bu sevgiyi anlayamayız, anlayamayacağız. Allah, Efendimiz’i sevmenin doruk noktasını bizlere gösteren sahabe efendilerimizden razı olsun. Efendimiz’e komşu olmak inşallah bizlere de nasip olsun.

Kaynak:

Mukâtil b. Süleymân, Tefsîru Mukâtil b. Süleymân, Dâru'l kütübi'l ilmiyye, Lübnan, 2003, c. 1, s. 240

YORUM EKLE

banner26