Sadece Allah’ın rızasını gözeten bir ilim adamı

Yaşar Alparslan ne zaman aklıma gelse, Yunus Emre’nin şu mısralarını mırıldanırken bulurum kendimi: “Bilmeyen ne bilsün bizi bilenlere selâm olsun”. Gerçekten de bilmeyen ne bilsin Yaşar Hoca’yı, bilenlere selam olsun.

Yaşar Alparslan’ın kaç tane eseri vardır, bilmiyorum. Kendisine sorsak, sanırım o da “Bilmiyorum,” diye cevap verirdi. Bilmemesinin sebebi, isminin ve imzasının geçmediği kitaplarının da olmasıdır. Bu, bir. İki, çok sayıda eser yayımlamış olmasıdır. İlk maddeyi açıklayayım. Yaşar Hoca kitap yayımlayıp ünlü olmaya çalışanlardan değildir. Çoğu yerde isminin görünmesini, anılmasını bile istemez. O toplumun, daha da önemlisi Müslümanların faydalanacağı, hepsinden önemlisiyse, Allah’ın rızasını kazanmaya belki vesile olur diye düşündüğü bir eser bulduğunda, onu Türkçeye çevirir, sonra da yayımlar. Tek ölçüsü neredeyse sadece budur. Yazarken de aman bunlar benim ismimle çıkacak, şöyle afili laflar edeyim; ya da şu kişileri de kastedeyim, bu mercilere de yaranacak sözler edeyim diye düşünmez. Bütünüyle ilme vermiştir kendini; o an bütünüyle fikirlerle meşguldür sadece. O, bu şekilde kendini unutarak, yazdıklarının içinde eriterek çalışır. Tek emeli vardır: Allah’ın rızasını kazanmak, ona layık bir kul olmak. Bunun dışındaki her şeyi unutmak gerektiğini düşünür, söyler. Çünkü bundan başka her iki dünya hayatında da, kalıcı diyebileceğimiz hiçbir şey olmadığını bilir. Çevresindeki gençlere de böyle tavsiyelerde bulunur. Bir Yaşar Alparslan ahlakından söz edeceksek, kendini bu şekilde adayan bir ahlaktan konuşmaya başlamamız gerekir.

Çok sayıda eseri vardır Yaşar Alparslan’ın. Yayıma hazırladıkları da, bir kütüphaneyi rahatlıkla doldurur. Çevirilerini ve teliflerini birlikte hesaba katarsak, uzun süre okusak da, kolay kolay bitiremeyeceğimiz bir Yaşar Alparslan külliyatıyla karşılaşırız. Tekrar edelim: Kendi imzasıyla çıkmayan eserlerin de bu külliyat içinde değerlendirilmesi lazım. Ama bu mümkün değildir. “Al oğlum, bunu kendi isminle yayımla, memlekete bir faydası olsun,” diyerek verdiği dosyalardan, bir ara bana söz etmişti ama o eserlerin kimlerin imzasıyla yayımlandığını söyleme noktasında ketumluk göstermişti. “Önemli değil,” diye eklemiştir çünkü, “benim imzamla çıkmış, onun imzasıyla, hiç önemli değil, yeter ki ortaya estetik, ahlak, tarih, toplum, din açısından büyük bir eser çıksın ve bu, ilgililerine ulaşsın, bizim vazifemiz budur, gerisini düşünmemek gerekir.” O yüzden, Yaşar Alparslan imzalı kitaplara bakalım. Neler vardır bunların içinde?

Yaşar Alparslan Arapça bilir, Türkçeyi, ağız çeşitlerinin çoğuna vakıf olarak bilir, ayrıca mükemmel bir Osmanlıcası vardır. Kimsenin çözemediği, tamir edemediği metinleri, Yaşar Hoca burnunun ucuyla bakarak söyler, tamir eder. Uykuyu yitirir yoksa. Bu kelime neydi, ne kastedilmiştir, murat edilen anlam nedir diye. Söylemeyi unuttuk, Yaşar Alparslan aslında bir tarih öğretmenidir. Bununla birlikte tefsir, kelam, hadis, fıkıh ilimleriyle de ilgilenmiştir. İlgilenmek ne kelime, yalayıp yutmuştur bu ilimleri. Halk edebiyatını avucunun içi gibi bilir. Divan edebiyatına vakıftır. Modern şiirle çok uğraşmamıştır. Çoğu profesörün adını bile duymadığı, mesela 17. yüzyıl alimlerinden bir kelam kitabının ismini Arapçasıyla birlikte anar, oradan misaller getirir. Bir ilahiyat profesörü gördüğünde, şu kitapları gördün mü, bu kitabın Kahire baskısına rastladın mı diye, onu inceden inceye sınavdan geçirdikten sonra konuşmaya devam eder veya hiçbir şey söylemeyip, işim var diyerek oradan ayrılır. Diyar diyar gezip, saydığımız ilim dallarıyla ilgili temel eserleri aradığı olmuştur Yaşar Hoca’nın. Bu tür seyahatlere halen çıkmaktadır. Bir tefsir kitabının, hangi yıllarda, nerelerde, kaç defa basıldığına kadar söyleyebilir. Böyle şaşırtıcı, hayret verici bir zeka ve hafızası vardır hocanın. Onun yanındayken, allame diyebileceğimiz kitap kurtlarının bile sus pus kalmalarına şaşırmamak gerekir. O kişi, tabii haddini bilen biriyse, sus pus olur. Haddini bilmezse, Yaşar Hoca ona haddini bildirmeyi de bilir. Meşhur kütüphanesini görmek için, İstanbul’dan Maraş’a gelen profesörleri “Sen kitap kapağını açmasını bilmiyorsun, sen kitabı nasıl tutman gerektiğini bilmiyorsun, bak şöyle açacaksın sayfaları” diyerek hizaya çekmişliği de vardır.

Şahsiyeti en büyük eseridir

Yazının bu noktasına geldim, halen onun eserlerinden söz edemedim. Onun şahsiyeti çünkü en büyük eseridir, bana sorarsanız. İçine girdiği her ortama, dahil olduğu her sohbete zenginlik katan bir şahsiyettir çünkü Yaşar Hoca. O, ayaküstü karşılaşmalarınızda bile mutlaka size, sizin işinize yarayacak bir fikir, bir kitap, bir nasihat, hiçbir şey olmasa, bir duygu bırakır, sizden öyle ayrılır. Anlaşılmayacak derecede hem ilimde hem de diğer hususlarda cömert biridir o. Gerçekten ihtiyacın olsun ve Yaşar Hoca’ya “Cebindekilerin hepsini ver” deyin, düşünmeden çıkarıp verir. Tabii senin gerçekten ihtiyacın olup olmadığını da anlar. Bunu zamanla oluşmuş bilgeliği neticesinde anlar. Bir kişinin duruşundan, bir cümle kuruşundan, yürüyüşünden, ufak bir tepkisinden bile, o kişinin nasıl biri olduğunu çözer. Keskin bir gözlemcidir Yaşar Hoca. Ona kül yutturmak kolay değildir. Sadece o kişiyi değil, onun babasını, dedesini hatta dedesinin dedesini de bilir. Çekinmeden de her şeyi anlatır. Yalnızca anlatacağı şeyler, anlatacağı kişiye göre olsun, yeter. O, her sözü her kişiye söylemez. Onun edeceği sözlere layık olmak gerekir. Bu da, onun ilim adamlığının başka bir yönüdür.

Yazı uzuyor, Yaşar Hoca’nın kitaplarından yine de söz edemiyorum. Sadece birkaç tanesini anayım. Diğerlerini başka bir yazıya saklayayım. Öncelikle Yaşar Alparslan sayesinde Maraş tarihinin gün yüzüne çıktığını söyleyeyim. Onun ismini anmasalar bile, Maraş’la ilgili bütün tarih kitaplarında, onun izlerine rastlamak mümkündür. Yaşar Hoca Maraş tarihini, sadece siyasi tarih açısından ele almaz. Maraşlı ilim adamlarının hayatı da bu tarihe dahildir. O ilim adamlarının eserleri de Maraş tarihi içindedir. Maraş’ın en ücra köşesindeki köyün patika yolları da bu tarihe eklenmelidir. Şehrin mutfağı, dağları, ovaları, camileri, kümbetleri, eski uygarlıklardan kalma duvarları, yolları, ırmakları, şairleri, hikayecileri, dergicileri bu tarihledir. Yaşar Alparslan’ın özelde bir şehrin tarihine, genelde ise tarihin bütününe bakışı bu şekildedir. Çünkü tarih, böyle bir bütünün eseridir. Tarihle ilgili problemler çözülecekse, bu şekilde, bütüncül bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Tarih kitaplarındaki açmazların birçoğunu, bu şekilde kolayca çözmek mümkündür. O yüzden Yaşar Alparslan, mesela Anadolu’ya yapılan Moğol akınlarını anlatacaksa, önce onların geçtiği güzergahları anlatır. Güzergahları anlatırken, hiçbir dağı, ırmağı ıskalamaz. Bu şekilde coğrafyayı, tarihî olaylara uygulamakla kalmaz, Moğollara ait tarihî eserlerin hangi savaşlarla bağlantılı olduğunu da çözümlemeye başlar. Kendinizi tarihin herhangi bir dönemini dinliyor gibi değil de, insanlığın tarihini dinliyor gibi hissedersiniz o anda. İnsanlığın ve bütün dünyanın… Öyle ki Hz. Adem’den bu yana insanlığın geçirdiği ortak noktaları, ortak yönleri, ortak çıkmazları… Bu geniş bakış açısıyla Yaşar Hoca, bir konuyu anlatırken onunla bağlantılı başka konuları da aydınlatır; dinleyicisine tarihî olaylara uygulayacağı şifreler verir. Şifreleri, hiç ummadığınız zamanlarda kullandığınızı fark edersiniz. O an, Yaşar Hoca’nın söylediklerini daha iyi anlamaya başlamışsınızdır.

Bu noktada hemen Eshâb-ı Kehf (Ukde Yayınları, 2010) kitabını anmak gerekir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinden, Afşin’deki Eshâb-ı Kehf Külliyesi’nin kim tarafından, hangi amaçla, ne zaman yapıldığına kadar, derin bir çözümlemeye, bu konuyla ilgili sorulara cevap vermeye girişir hoca. Maraş-Fransız Harbi (Ukde Yayınları, 2012) ise, onun belgelere ne kadar değer verdiğini göstermesi açısından örnek bir çalışmadır. İslam Âleminde ve Maraş’ta Dinî Hareketler ise, araştırmacılığıyla fikir adamlığının birleştiği kitaplarına bir örnektir. Münâcaât ve Nâ’tlar (Ukde Yayınları) kitabıyla karşılaşırsanız, şanslı birisinizdir, çünkü onun şairlik yönüyle de karşılaşmışsınız demektir. 2019’da hazırladığı Derdiçok ve Şiirleri kitabıysa, tam bir editörlük başarısıdır. Resimlerle Eski Maraş ise, Yaşar Hoca’nın Maraş’la ilgili duyulmayan kaynaklara bile vakıf olduğunu gösteren bir çalışmadır.

YORUM EKLE