Rusların 1000 yıllık geçmişi: Derin Rusya

Dünyanın en büyük milletler hapishanesini oluşturan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)’nin merkezi Rusya, kendine özgü sosyalist rejimi dağılana kadar gizemini koruyan birkaç ülkeden biriydi. SSCB’nin dağılmasından bu yana yaklaşık 30 yıl geçmiş olmasına rağmen, Rusya’nın gizemli tarihi hâlâ merak ediliyor. Rusların anlaşılmasındaki sürenin bu kadar uzun olmasının asıl nedeni, Sovyet tarihçilerinin önemli kısmının Rusya tarihinde yaptıkları tahribatlardır. SSCB sonrası, hem içeride hem de dışarıdaki kimi Rusya uzmanlarının yardımıyla bu tahribatlar giderilmeye çalışılmıştır. Sovyetlerin birçok tarihçiyi ve uzmanları yanılttığı ortadadır. Elbette bu durum geçiciydi ve yeni çalışmalar itinayla hazırlanarak araştırmacıların ve tarih meraklıların ilgisine sunuldu. Rusya’nın gizemini koruyan tarihi hâlâ merak ediliyor ve ilgi de görüyor.

70 yıllık SSCB tarihini son 35 yılda ancak anlayabilmiştik. Araştırmacılar SSCB dönemini en azından siyasi olarak fakat eksik parçaların da olduğunu belirterek, tamamlamış sayılsa da Rusya’nın tarihi geçmişi bölgeyle ilgili merak edilenler arasındadır. Bunun yanı sıra Rus devletinin sürekliliği nasıl gerçekleşiyordu, bu da karmaşık bir haldedir.

Bölge uzmanlarından Azerbaycanlı akademisyen Telman Nusretoğlu’nun 2020’nin Şubat ayında Ketebe Yayınları’ndan çıkan “Derin Rusya/Güç Mücadeleleri, Gizli Teşkilatlar, Darbeler ve İsyanlar Tarihi” kitabında, Rusya tarihinin 1000 yıllık gizemli tarafı anlatılmaya çalışılmış. Nusretoğlu’nun çalışmasını özgün ve mühim kılan sadece bir noktaya odaklanmasıdır; bu da Rusya’nın derin devlet yapısıdır. Kitapta Rus tarihi ile ilgili her yerde rahatlıkla ulaşabilen bilgiler bulunmamakla birlikte kimi satırlarda konuyla ilgili hatırlatma babında geçmektedir. Son cümlede vurgu yapmak istediğim kitabın özgünlüğüdür.

Rusların nasıl bir araya gelip devletler kurduğundan bahisle başlayan kitap, yaklaşık 1000 yıl önceki “derin devlet” ve “özel kuvvetler” tarafından yapılan operasyonların anlatımıyla kronolojik şekilde sürmektedir. Bu derin devletlerin ve özel kuvvetlerin knezlikten çarlığa, Bolşevikler’den günümüz Rusya’sına dek nasıl devam ettiğinin anlatıldığı kitapta Rus tarihinin kiliselerde tutulan yıllıklar sayesinde anlaşılır olduğuna dikkat çekiliyor. Meseleye açıklık getirmek üzere “Üçüncü Roma: Moskova” tezine ayrı bir bölüm ayrılmış:

“1510’da Pskov’un Moskova’ya eklenmesinden sonra Pskov Eleazarova manastırı piskoposu Filofey’in Moskova knezine yazılmış müracaatında ilk kez Ortodoks Kilisesi’nin olgunlaştırmış olduğu ‘Moskova-Üçüncü Roma olmalı’ siyasi-ideolojik tezinin dile getirildiğini, bu yönde bir programın hazırlanması gerekliliği fikrinin ileri sürüldüğünü görüyoruz (s.71).”

1220 yıllarında Moğolların ilk akınlarına, Rus knezliklerinin nasıl kontrol altına alındığına da değinen Telman Nusretoğlu, Rus-Kıpçak ittifakı ile Moğollar arasında geçen, “Moğolların Ruslar karşısındaki ilk zaferi” şeklinde gördüğümüz Kalka Savaşı’ndan da bahsetmektedir:

“Moğol birlikleri İran ve Azerbaycan’ı işgal ettikten sonra Gürcü Çarlığı ve Şirvanşahlar’ı hakimiyetleri altına aldılar. Sonra Derbent’i geçerek Kuzey Kafkasya’da Kıpçaklarla savaşmaya başladılar. Cebe ve Subutay’ın orduları karşısında tutunamayarak geri çekilen Kıpçakları takip eden Moğollar, Kırım ve Sudak Kalesi’ne ulaştılar. Kıpçak-Rus ittifakını bozmak, Rusları kendi taraflarına çekmek amacıyla Kiev’e gönderilen Moğol elçisi orada öldürülünce daha büyük bir savaş kaçınılmaz hale geldi. Kiev, Çernigov, Galiç, Volin ve Smolensk knezleri Kıpçaklarla ittifak yaparak Moğol ordularının karşılarına çıktılar. 31 Mayıs 1223 tarihinde Kalka Irmağı’nın kıyısında gerçekleşen savaşta Rus-Kıpçak orduları Moğollar karşısında ağır bir yenilgiye uğradılar (s.51).”

Kırım Savaşı sonrasında şiddetlenen küresel paylaşım mücadelesi ile Rusya’da gelişen süreçler de değerlendirilmekte. Karadeniz sahillerinden söküp atmak, Ortadoğu ile Balkanlar’da Rusya’nın ilerleyişinin engellenerek gücünün kırılması adına Osmanlı ile yapılan Kırım Savaşı, İngiltere ve Fransa adına önemli bir fırsattır. Yine aynı dönemlerde Rus yayılmacılığı meselesi tâ Kudüs’e kadar uzanmış ve bu durum Avrupalıları en çok da İngiltere’yi rahatsız etmektedir.

“İngiltere İçişleri Bakanı Palmerston, Kırım Savaşı’nın asıl amacının Rusya’nın saldırgan, yayılmacı tutumunu engellemek, gururlarını kırmak, Karadeniz’deki üstünlüğüne son vermek olduğunu ifade etmiştir. Filistin’deki kutsal mekanlara hakim olmak uğrundaki Ortodoks-Katolik çekişmesinin şiddetlenmesi bu savaşın başlaması için bahane oldu. Bu konuda karar verme yetkisi Osmanlı sultanında olduğu için Fransa ve Rusya kendi aralarında kılıçları çekerken İstanbul üzerindeki baskılarını da artırmaya başladılar (s.195).”

Kurşuna dizilen Romanov Hanedanlığı ile Bolşeviklerin karanlık ilişkileri kitabın hayli ilgi çekici bölümlerinden. Yazar Ekim Devrimi ile ilgili sorular sormakta ardından bunları da yanıtlamaktadır. O sorulardan bazılarını buraya alıyoruz:

“Rusya’da Bolşevik Devrim engellenebilir miydi? Bolşevikleri Çarlık rejiminin sistemi ve güç unsurlarının üzerinde zafere taşıyan temel ögeler nelerdir? Devrimin şatlarını oluşturan hangi güç odaklarıydı? Saray içi muhalefet, Rusya’nın güvenlik teşkilatlarındaki çözülme, devrimin başarılı olmasında ne kadar etkili oldu? (s. 249).”

IMF’nin kurulmasında Stalin’in payı ve Rus altınlarının küresel bankalara sermaye olarak konulması kimi okurları şaşırtabilir. Bolşevik Devrim sırasında sarayın altınlarına el konulmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise iki bankanın sermayesinin oluşturulmasında Moskova kendi payına düşeni de Çarlık kasasından aktarmıştır:

“İlginçtir ki, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın müttefiki olan Fransa istihbaratı bu altınlara savaş ganimeti olarak el koymuş, lakin Amerikan Başkanı Wilson’un itirazı sonrası para geçici süreliğine Fransa Merkez Bankası’nda tutulmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 44 ülke ABD ve İngiltere’nin liderliğinde toplanarak doların yeni küresel para birimi olması, IMF ve Dünya Bankası’nın kurulması yönünde karar alınca Stalin’in talimatıyla bu altınların önemli bir kısmı bu iki bankanın kasasına aktarılmıştır (s. 283).”

YORUM EKLE

banner26