<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bizim Kültür Portalı</title>
    <link>https://www.dunyabizim.com</link>
    <description>Türkiye'nin entelektüel birikimi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabizim.com/rss/soylesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 16:05:38 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/rss/soylesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ayşe Şasa tasavvuf soylu bir hâl ilmiydi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/ayse-sasa-tasavvuf-soylu-bir-hl-ilmiydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/ayse-sasa-tasavvuf-soylu-bir-hl-ilmiydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbrahim Ethem Gören, birbirinden âlâ eserleriyle Türk sinemasına beyaz perdenin tam orta yerinde kaybettiği mana ve hikmet boyutunu zerk etme telaşında bulunan Ayşe Şasa merhumeyi sinema eleştirmeni İhsan Kabil’le konuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span><span><em>Senarist <strong>Ayşe Şasa</strong> Hanımefendi’yi bundan tam kırk gün önce Fatih Camii’nden ebediyet âlemine Tuğrul İnançer üstadın “Er kişi niyetine” kıldırdığı cenaze namazıyla uğurlamıştık. Ayşe Hanım artık kırklara karıştı. Rahmeti vesile kılarak, birbirinden âlâ eserleriyle Türk sinemasına beyaz perdenin tam orta yerinde kaybettiği mana ve hikmet boyutunu zerk etme telaşında bulunan Ayşe Şasa merhumeyi sinema eleştirmeni <strong>İhsan Kabil</strong>’le konuştu.</em></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span><span><span style="color:#ff0000"><strong>İhsan Bey, Ayşe Hanım’la uzun yıllar teşrik-i mesainiz oldu. Nasıl tanıştınız, sonraki dönemlerde irtibatınız nasıl devam etti?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım’la tanışmam yirmi yıl kadar önceye gidiyor. Amerika’dan, sinema alanında yüksek lisansımı tamamlayıp Türkiye'ye döndüğüm zamandı. Amerika’ya gitmeden önceki benle, döndükten sonraki kişi aynı değildi. Manevi yanları daha zayıf biri olarak gidip, kendi inanç kökleriyle daha bir ünsiyet içinde olan biri olarak dönmüştüm. Türkiye’nin yerli kültürel dinamiklerine sahip çevrelerle tanışmaya başlamış, bu meyanda yolum tabii olarak<strong> Ayşe Şasa</strong>’yla kesişmişti. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım, bir sinema insanı olmakla kalmıyor, büyük bir ruhî dönüşüm geçirerek, manevi hayatta da merhaleler kat etmiş ve etmekte olan biri olarak takdire şayan bir hal sergiliyordu. Kendimle arasında bir paralellik, bir ruh yakınlığı kurmuştum. Batılı bir eğitim ve hayat tarzı formasyonundan gelip, sonrasında kaderin bir hamlesiyle varoluşsal bir dönüşüm geçirerek, bu coğrafyanın, iklimin rayihasıyla hemhal olup sahih tasavvufun hâlesine girmişti. Konuşmalarımız ülkenin modernleşme sürecindeki sancılardan, sinemanın manevi bir duyarlılıkla nasıl aşkın bir dile kavuşturulabileceği üzerine ve tasavvufun insan hayatı üzerindeki anlamına dair gelişiyordu. Bundan sonrası her zaman için ya telefon marifetiyle veya bizzat yüz yüze görüşerek, çeşitli kişisel ve topluma, dünyaya, varoluşa, yaratılışa dair kendiliğinden gelişen sohbetler şeklinde oldu. Türkiye’de veya dünyada yaşanan herhangi bir sorunla ilgili günün herhangi bir saatinde açtığı telefonlarda hep yapıcı, olumlu, alarme etmeyen bilgiler aktarırdım kendisine ve bundan bir nev’i sürur duyardı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Ayşe Şasa’nın insani vasıflarına ve “ruh macerası”na değinir misiniz?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım çok asil bir hâlet-i ruhiyeye sahipti. Hayatın malayani taraflarına hiç tevessül etmeden bir söylem tutturuyordu. İnsani iletişime çok değer veren, okuyan, duanın gücüne inanan, varoluşsal dönüşüme dair heyecanlar duyan, insan-ı kâmil mahiyetini arayışını daima sürdüren bir çaba içersindeydi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Yabancı dadıların elinde büyüyüp, katı Batılı bir eğitim formasyonu alıp, materyalist bir hayat tarzının içinden geçtikten sonra, şizofreninin hem metaforik hem de gerçek manasını yaşadıktan sonra, manevi hayatın sükunetli limanında yeniden doğan bir anka kuşunu hatırlayabiliriz, Ayşe Hanım’ın özelinde. Bu süreçten sonra zaman zaman yaşadığı ruh dalgalanmalarında da muhakkak duanın şifa verici mahiyetinin âlemine girerdi; duanın gücüne çok çok fazla inanırdı. Batı düşüncesinin ve sanat anlayışının bir noktada tefessüh içinde bulunduğunu, bazı şeyleri idrak edememelerinin kalp gözüyle alakalı olduğunu, her zaman hidayet ve selamet dileğinde bulunulması gerektiğini savunurdu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Hakk ve hakikat namına adanmış bir kişiliğe sahipti. Bu hususiyetine dair şahitliklerinizi işitmek isteriz…</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Dervişane bir yaşam onun için olmazsa olmazlardandı. Seyr-i sülûk anlayışına ziyadesiyle önem veriyordu ve bunun ancak bir mürşidin önderliğinde gerçekleşeceğine inanıyordu. Ayrıca yeryüzündeki ve dünya hayatındaki oluşumlara yönelik her daim hayret makamında olmayı, bulunmayı çok önemsiyordu. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Kişiler hakkında konuşurken, her zaman bir seviyenin üzerinde kalmayı yeğlerdi. Mürşidin insan hayatı üzerindeki yerine çok önem verir, onun hallerinin kişinin kendisi için de ne kadar yol gösterici olduğunu belirtirdi. Kanaat ve tevekküle çok önem verirdi, özellikle tevekkül etmenin mükâfatlarla neticeleneceğini bildirirdi. Hiçbir zaman hırs yapmaz, bir ihtiras tavrına girmez, mütevazılığın ince, süzülmüş ruh haletini üstünde taşırdı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Ayşe Hanımın tasavvufla tanışması ona ve fikriyatına neler kazandırmıştır?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım için tasavvuf, hayatın bir rafine edilişi, üst bir katman, soylu bir hâl ilmiydi. Bu tanışma, içinde bulunduğu bulanık ruh hali ve insani şartların arınması, berraklaşması, metafizik âlemin imkânlarının önünde açılmasıyla aynı anlama gelmekteydi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Sinema düşüncesi için de kesinlikle estetik bir söylem çerçevesi anlamına gelmiştir. Oradaki ince nükte, sembolik anlatım, metafizik alan genişlemesi sinema dili ve estetiği içinde Ayşe Hanım için son derece çığır açıcı olmuştur. Tasavvuf onun için daha önce sol düşünce muvacehesinde devrim ne anlama geliyorsa, ferdi manada yapısal dönüşüm ve izzete erişti. Yaratılışın katmanları manasında mikrokozmdan makrokozma bütün bir kâinatının varlığının açıklanma zemini ve çerçevesi, hâl ve oluşun en kavi tanımlayıcısıydı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Ayşe Şasa’nın Türk sinemasında durduğu yer hakkında neler söylemek istersiniz?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Şasa, tanıştığı önemli sinema adamlarıyla ve Kemal Tahir'in düşünce çevresiyle, kendine yabancılaşmış Yeşilçam yaklaşımını yarmak istedi. 1960'ların başından itibaren senaryo yazarı olarak bulunduğu sinemada, yerli bir hissedişin sinemasını gerçekleştirmek istedi. Ancak <strong>Yeşilçam</strong>'ın fizik şartları içinde bu bir raddeye kadar oluştu. Örneğin Ayşe Hanım’ın filmografisinde öne çıkan '<strong>Ah Güzel Istanbul</strong>' filmindeki Şarlo tiplemesi, Batıcıl hayat tarzına getirilen eleştirinin yanında yine Batı'nın kültürel fenomeni olduğundan kendisinin tasvip etmediği görselleştirmelerdendi. Sinemada sembolik dilin, dolaylı anlatımın, aşkın, metafizik boyutun önemine özel vurgu yaptı ve Yeşilçam Günlüğü başlığı altında Dergâh dergisinde yazdığı yazıları topladığı eserinde sinemamız için çok değerli veri ipuçları sundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span style="color:#ff0000"><strong>Ayşe Şasa senaryolarının belirleyici vasıfları neler olmuştur?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım, senaryolarında kalıplaşmış Yeşilçam yaklaşımının dışına çıkma gayretinde oldu. İdeolojik bir tavır içinde olmaktan imtina etti ve bir dönem kadının toplum içindeki yerine değinen çalışmalara imza attı. Hayatında girdiği yeni dönemdeyse medeniyet düşüncesi ve hissiyatından hareketle yeni bir sinema anlayışı için bir gayret içine girdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Merhumenin genç yeteneklere/senaristlere rehberlik ederek önlerini açan bir duruşu vardı. Bu husustaki gözlemleriniz nelerdir?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Ayşe Hanım özellikle herhangi bir konuda danışmak, fikir teatisinde bulunmak isteyen bütün gençlere kapısını açardı. Kendi iç dünyasındaki kıpır kıpır çağıldayan fikir ve maneviyat özü, onu gençlerle aynı dilden iletişim kurabilecek bir yetide tutuyordu ve gençlerin yeni, öncü düşüncelerinden kendi de ilhamlar alıyordu. Solun vazettiği misyon düşüncesinden gelen bir tutumla yeni manevi döneminde de misyonun önemine çok fazla inanıyordu. Ancak tabii ki hiçbir zaman dogmatik veya propagandist bir yola tevessül etmiyordu. Türkiye sinema düşüncesinde akademik olmadan çığır açan kitabı <strong><em>Yeşilçam Günlüğü</em></strong>, sinemayla uğraşmak isteyen gençler için aydınlatıcı bir rehberdir. Kitapta sinema düşüncemizin eşliğindeki kuramsal ve eleştirel yaklaşımlar için müstefid olunacak çok değerli yaklaşımlar mevcuttur. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong><span style="color:#ff0000">Vefatıyla ortaya nasıl bir boşluk çıkmıştır?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Kesinlikle gönüllerimiz bir yanıyla boşalmıştır. Orada, öylece, kendi mekânında sorunları, iştiyakları, heyecanları, vecd ve huşu halleriyle varlığının bulunduğunu bilmek bizler için bütünüyle kâfi geliyordu. Zaman zaman zarif, hafif celalli ama daima asilce çıkışları, zamanımızın pelteye dönüşmüş tavır alışları karşısında ne kadar da yeni bir soluk katıcıydı!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span style="color:black">Ayşe Hanım vefatından önce resmi kurumlar tarafından aynen <strong>Turgut Cansever </strong>ve<strong> Yücel Çakmaklı </strong>gibi mümtaz şahsiyet örneklerinde olduğu gibi yeterince değerlendirilememiştir.</span> Bizde maalesef artık yerleşmiş bir kalıptır: Kültür ve eğitim sahalarında inancımıza, medeniyetimize dair yeterince dönüştürücü çalışmalar yapılmadığından, çocukların, gençlerin yetişmesinde sanat ve iletişim ağlarında birçok olumsuz örneğin bulunmasından devamlı şikâyet edilir, ancak bunların giderilmesi için önemli çabalar içinde bulunabilecek potansiyel kişilerin de özellikle resmi destekler veya özel girişime ait sponsorluklar anlamında hiçbir zaman önleri açılmaz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span style="color:#ff0000"><strong>Merhumenin hatırasına sahip çıkmak için neler yapılabilir?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span>Öncelikle yazdığı ve hakkındaki kitaplar yeniden ele alınmalı ve kendisiyle çok değerli anları paylaşmış olanların hatıralarının derlenmesi gerekir. Kendisiyle ilgili tanıyanlarının ve fikirlerini paylaşanlarının katıldığı çeşitli oturumlar düzenlenmelidir. İnternet ortamında bir paylaşım ağı kurulabilir. Sinemadaki konumu gereği bir Ayşe Şasa Senaryo Ödülleri ihdas edilmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><strong>Söyleşi: İbrahim Ethem Gören</strong> </span></span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/ayse-sasa-tasavvuf-soylu-bir-hl-ilmiydi</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2018/11/ayse_sasa_icin_tasavvuf_soylu_bir_hl_ilmiydi_h17717_b045d.jpg" type="image/jpeg" length="19244"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Kudüs’e şiir yazmadım çünkü alınacak öcümüz, sorulacak hesabımız var”]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/kuduse-siir-yazmadim-cunku-alinacak-ocumuz-sorulacak-hesabimiz-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/kuduse-siir-yazmadim-cunku-alinacak-ocumuz-sorulacak-hesabimiz-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şair Hüseyin Akın, “Ustalarla Sohbet” dizisinde Sevda Dursun’a konuştu. Kudüs’e şiir yazmadığını söyleyen Akın, “Kalemi elime almadım, çünkü bu katliamlar karşısında şiir değil, öfke var” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-end="98" data-start="0"><em data-end="476" data-start="462">Hüseyin Akın,&nbsp;</em>“Hiç Şiir Yazmadım Kudüs’e” şiiri üzerine yöneltilen soruya verdiği cevapla dikkat çekti:&nbsp;&nbsp;<strong data-end="796" data-start="655">“Alınacak öcümüz, sorulacak hesabımız var… Bu katliamlar karşısında Filistin ve Kudüs’e dair bir şiire niyet ederek kalemi elime almadım”.&nbsp;</strong>Akın, yaşanan zulmün karşısında şiirin kifayetsiz kalabileceğini ifade etti.</p>

<p data-end="98" data-start="0">Şairlik serüvenine çocuk yaşta başladığını belirten <em data-end="983" data-start="969">Hüseyin Akın</em>, şiire yöneliminin tasavvufi metinlerle şekillendiğini ifade ederek,&nbsp;<strong data-end="1257" data-start="1054">“İlkokulda şiir adına elime ne geçtiyse okudum. Evimizdeki vitrinde duran üç kitaba defalarca döndüm: Niyazi Mısri, Eşrefoğlu Rumi ve Yunus Emre. Şiiri bana sevdiren bu üç sufi şairin divanları oldu”</strong> dedi.</p>

<p data-end="98" data-start="0">İmam Hatip ve ilahiyat eğitiminin şiirine etkisini soran <em data-end="1367" data-start="1351">Sevda Dursun’a</em> yanıt veren <em data-end="1394" data-start="1380">Hüseyin Akın</em>, aldığı din eğitiminin şiir diline yansıdığını belirterek,&nbsp;<strong data-end="1628" data-start="1454">“Dine dair çıkmazlar kalemimin ucunu daha çok açmama vesile oldu. ‘Kadın Sesi Helaldir’ ve ‘Söylenmemiş Yalana Bir Şey Gerekmez’ şiirlerim bu tahsil sürecinin mahsulüdür”</strong> diye konuştu.</p>

<p data-end="1452" data-start="1294">İşte Hüseyin Akın'ın Yeni Şafak'tan Sevda Dursun'un sorularına cevap verdiği o söyleşisi:</p>

<p><strong>Bütün şairlere sorulan klasik soruyla başlamak istiyorum sohbetimize. Şair olunur mu doğulur mu?</strong></p>

<p>Alman şair Hölderlin’in dediği gibi “İnsan bu dünyada şairane mukimdir” Yaratılış şaşkınlığını üzerinde taşıdığı sürece yolu şiirle çakışır. Her insan şiir fıtratı ile doğar. Verili dilin hapishanesine düşmediği sürece bu sürüp gider. Ya şiiri söyleyen ve yazan olur ya da okuyan ve kulak veren. Her insanla şiir arasında bir duvar vardır. O duvarı yıkanlar kaybettikleri dile kavuşup şair olurlar. Dolayısıyla insan şiirle doğar demek daha doğru olur. İçinde uyuyan şiiri uyandırdığında şair olma sürecine girmiş demektir.</p>

<p><strong>Sizin şairlik yolculuğunuz nasıl başladı?</strong></p>

<p>Ben, beni duyu organlarının mahdut dünyasına mahkûm eden duvarı çocuk yaşta yıkmış olmalıyım ki gündelik dilin kifayetsizliğini fark edip kendimi ifade edebileceğim yeni enstrüman arayışına yöneldim. Acziyetimle tanıştım, yerimi yadırgadım. İlkokul 5. sınıftan itibaren şiir adına elime ne geçtiyse okudum. Ne zaman evde canım sıkılsa oturma odasındaki vitrinin en üst rafında babama ait üç kitabı saatlerce okurdum. Asında bilmeden büyük bir madene rasgeldiğimin farkında değildim. Uzun süre dönüp dolaşıp bu mutasavvıf şairlerin, Niyazi Mısri, Eşrefoğlu Rumi ve Yunus Emre’nin kitaplarını okudum. Yoğun tasavvufi sembollerle dolu bu kitapları okurken hiçbir şey anlamasam da şiirlerin ses ve tınısı beni kendine çekmeye yetiyordu. Benim içimdeki şiiri uyandıran işte bu üç sufi şairin üç divanıdır.</p>

<h2>DİN EĞİTİMİNİN KATKISINI ŞİİRİMDE HİSSETTİM</h2>

<p><strong>İmam hatip ve ilahiyatçı bir şair olduğunuz için bu soruyu soruyorum, din alanında eğitim almanız şairliğinizi nasıl etkiledi?</strong></p>

<p>Aldığım din eğitimi bana dinin hayattan başka bir şey olmadığını öğretti. Bu yüzden dine dair açmazlar, çıkmazlar ve çarpık insan davranışları kalemimin ucunu daha çok açmama vesile oldu. “Kadın Sesi Helaldir”, “Söylenmemiş Yalana Bir şey Gerekmez” başlıklı şiirler hep bu tahsil sürecinin mahsulüdür. Diğer taraftan kelimelerin afakına ve âmakına ulaşıp fizikötesinin uzak mesafelerini yakın kılmak için de “din eğitimi” dediğiniz şeyin etkisini ve katkısını şiir serüvenimde yakından hissettim. T. S. Eliot: “Büyük sanatçı, yüksek bir din şuuruna sahip olmasına rağmen, onu vaaz etmeyendir” der. Vaaz diline mesafeli yetiştiğim için yazdığım şiirde bir yalvaç ya da ulak gibi davranmadım. Bütün bunlar İmam Hatip ve ilahiyat tahsilinin farkında olmadan bende oluşturduğu farkındalıklardır. Bu sayede görünmeyenin arkasına saklanan dağları ve denizleri görebilme imkânı yakaladım.</p>

<h2>FİLİSTİN İÇİN ÇIĞLIK ATTIM SLOGAN ATTIM</h2>

<p><strong>Beni en çok etkileyen şiirlerinizden biri “Hiç Şiir Yazmadım Kudüs’e” şiiriniz. Üstelik bunu yazdığınızda henüz 7 Ekim gerçekleşmemişti, ama zaten zulüm de 7 Ekim’de başlamamıştı. Fakat yine de sormak isterim, hâlâ Kudüs’e şiir yazmadınız mı, neden?</strong></p>

<p>Adarno, “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz” demişti. Peki Yahudi Siyonistlerin Filistin’de Gazze’de yaptıkları insanın kanını donduran katliam ve soykırımdan sonra şiir yazılır mı? Alınacak öcümüz, sorulacak hesabımız var… Bunlar yerine gelmeden şiir olarak yazdıklarımız da aslında şiir değildir, öç alma temrinleri ve hesap sorma denemeleridir. Ben de dünyanın gözü önünde yaşanan savaş süsü verilmiş bu katliamlar karşısında Filistin ve Kudüs’e dair bir şiire niyet ederek kalemi elime almadım. Filistin için çığlık attım, slogan attım, kalemi ve televizyonun kumandasını fırlattım. Bir Filistinli çocuğun sapanında taş olma mertebesidir özlediğimiz.</p>

<h2>TÜRKÜLERİN ŞİİRLERİNİ YAZIYORUM</h2>

<p><strong>Kendi şiirlerinizi dönemlere ayıracak olsanız nasıl bir tablo çıkar karşımıza?</strong></p>

<p>İlk kitabım “Sevmek Karanfil ve Kiraz” ve hemen ardından (1 sene sonra) çıkan onun küsuratı sayılabilecek “Ay Tanığım Olsun” isimli şiir kitaplarım kendi şiirimi bulma noktasındaki arayışın yoğun hissedildiği zamanlara tekabül ediyor. Okuduğum şairlerin bilinçaltıma yerleşmiş şiirlerinden yer yer esintiler taşıyan özellikte şiirlerdir bunlar. Üçüncü şiir kitabım “Çöl Vaazları” içime kaçan sesimi çekip çıkardığım bir döneme rastlıyor. Benim için üçüncü dönem form ve muhteva noktasında yeniden yola koyuluş dönemi oldu. Kelime seçimi, söz dizimi, kafiye örgüsü, kolay söyleyiş denemeleri ile geleneği bugüne taşımaya çalıştım. “Yan Tesir”, “Babam İle Mersedes”, “Tipide Koşu” bu sürecin mahsulleridir. Üç senedir “Modifiye Şiirler” başlığı altında türkülerin şiirlerini yazıyorum. Benim şiirlerimin dönemleri arasında büyük gürültüler, devrilişler ve nümayişler yoktur. Ne oluyorsa kendi içinde oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>YARINI DA YÖNETENLER VAR</h2>

<p><strong>Şiir yazıp şair olamayan, şair olup kalıcı olamayan birçok insan gelip geçiyor. Kalıcı olmak için nasıl bir yol izlenmeli?</strong></p>

<p>Her şeyin tek kullanımlık hale getirildiği bir dünyada kalıcılıktan bahsetmek öyle kolay olmasa gerek. Şiirde kalıcı olmanın popüler olmakla, kitaplarının çok okunmak ve çok satmakla doğrudan bir ilgisi olmadığını söyleyebilirim. Hiçbir şair öldükten sonra şiirinde yaşayacağından emin değildir. Yaşarken bilinmeyen kıymet, gülmeyen talih çoğu zaman öldükten sonra kendini göstermeye başlar ki bunun Türk ve dünya edebiyatında örnekleri çoktur. İçinde yaşadığımız aktüel zaman, ölüm sonrasının hafızasını bile ipotek altına almış. Bugün için bildiğimiz şey şudur: Bu dünyadan hiçbirimiz sağ çıkmayacağız. Yarın dünkü yarın değil artık. Yarını da yönetenler var. Onlar geleceğin dünyasında kimlere yer ayırmışlarsa onların sesleri ve sözleri de zamanın derin dondurucusunda yerini alacaktır.</p>

<h2>ŞİİR, AZINLIK BİR OKUYUCUNUN UMURUNDA</h2>

<p><strong>Günümüz teknoloji çağında şiir de dönüşüyor mu? Dönüşüyorsa nasıl bir dönüşümden söz edebiliriz?</strong></p>

<p>Bu teknoloji çağında değişimden şiirin de nasibini alması şaşırtmamalı. Teknoloji form ve hızı değiştirip dönüştürebilir belki. Fakat şiirin özüne müdahale etmesi, ruhunu kemirmesi mümkün değildir. İnsanın şiirde aradığı ile şiirin insana söylediği aşağı yukarı dün ne ise bugün de öyledir. En fazla yapay zekaya şiir yazdırmaya kalkarsınız, o da aczini kabiliyetsizliği ve ruhsuzluğu ile itiraf eder. Teknoloji ne kadar gelişse de insandan insana uzanan yolu kısaltamıyor. İletişim çağı denilen çağ ironik bir çağ. Yani iletilerin kalbe sirayet etmediği, insanların konuştukça anlaşmazlık oranının artıp birbirlerine yüz çevirdikleri bir plastik çağdır yaşadığımız. Hangi sözün takipçisi çoksa ona yöneliyor kitleler. Halbuki şiir her dönemde olduğu gibi azınlık bir okuyucunun umurunda olan bir konuşma, anlaşma ve anlatma biçimidir. Tabii ki azınlık dedimse uçsuz bucaksız bir azınlıktan bahsediyorum.</p>

<h2>HER ŞEYİ YAZDIM DEDİĞİM ŞİİRİ YAZMAK İSTERİM</h2>

<p><strong>Yazmadan ölmek istemiyorum dediğiniz o şiirden bahseder misiniz?</strong></p>

<p>Her şiirde dışarda kalan ne ise işte o şiiri yazmadan ölmek istemiyorum. Şairler yazmaya oturup niyet ettikleri şiirin çok azını yazabilir. Yazmak istemek ile yazabilmek arasında bir boşluk var. Şair o söz boşluğunu doldurmak ister. Bu yüzden son nefesine kadar şiirin izini sürer. Şair “Her şeyi gördüm, içim rahat” diyebilir, ama “Her şeyi yazdım, içim rahat” diyemez. Hiçbir şairin içi rahat değildir, çünkü yazmak istediğini, söylemek istediğini hiçbir zaman tümüyle söyleyebilmiş değildir. Bir gün “Her şeyi yazdım içim rahat” diyebileceğim o nihai şiiri yazmayı çok isterdim.</p>

<h2>Yazarlık bağı şiiri yazana kadar</h2>

<p><strong>İnsan kendi şiirlerini sever mi bilmiyorum ama en sevdiğiniz şiiriniz hangisi diye sorsam sebebiyle birlikte söyleyebilir misiniz?</strong></p>

<p>İnsan kendi şiirini sever. Hem de başkasının şiirini sever gibi sever. Zaten şairle şiiri arasındaki yazarlık bağı şiiri yazıncaya kadardır. Yazdıktan sonra şair de başkaları gibi o şiirin okuyucusudur. Sezai Karakoç’un ifadesiyle: “Şiirin yazanı yoktur/ Vardır yalnız okuyanı/ Şair de bir okurdur/ Kendi şiirinin okuyanı.” Bu minvalde halet-i ruhiyeme göre bazı şiirlerimi diğerlerinden daha çok sevip onları okuyarak ilgi gösterdiğimi söyleyebilirim. Mesela; Buradan Bakınca Gökyüzü, Kumaştan Çalan Terzi, Babam İle Mersedes, Fotoğraf, Bıçak Parası, Suya Giden Kadın… şiirlerinin sadık okuyucusuyum.</p>

<h2>Şairleri uzaktan severim</h2>

<p><strong>Şair küslükleri ve kavgaları geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ediyor. Şairler kendi aralarında biraz geçimsiz mi?</strong></p>

<p>Şairlerin sadece kendi aralarında değil kendileriyle de geçimsiz olduklarının edebiyat dünyamızda bol örneği vardır. Ego yükselmesi, kulaklarını sadece kendi seslerine ayarlamaları, yaratma taklidini sahici sanmaları gibi birçok sebebi vardır bunun. Sözün zehirli bir iğnesi vardır, önce söyleyeni zehirler. Şeytan sözü çoğaltır, şairi manipüle eder. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim sadece şiir yazanlara karşı insanları teyakkuza çağırır. Şuara Suresi 224. Ayet, “Şairlere gelince, onlara azgınlar, sapkınlar uyar” diye söze girer. Öykücüler, hele denemeciler şairlerle mukayese edilmeyecek derecede birbirleriyle uyumludur. Yıllar önce bir şairimiz “Şairlerden bıktım, öykücülerle arkadaş olmak istiyorum” demişti de yerden göğe kadar hak vermiştim. Bu yüzden arkadaş ve dostlarımın çoğu denemeci ve öykücüdür. Şu yaşa geldim hiçbir yazarla bir dargınlık küskünlüğüm olmadı, şairler hariç! Şairleri uzaktan severim, şiirlerine bile öyle sokulmam, uzaktan severim. Kendime karşı temkinliyim. Bu yüzden kendimle de seviyeli bir ilişkim var!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/kuduse-siir-yazmadim-cunku-alinacak-ocumuz-sorulacak-hesabimiz-var</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Jun 2025 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/06/huseyin-akin.jpeg" type="image/jpeg" length="37791"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Yolun yolunu bulmada eğri yolları da bilmek gerekir"]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/yolun-yolunu-bulmada-egri-yollari-da-bilmek-gerekir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/yolun-yolunu-bulmada-egri-yollari-da-bilmek-gerekir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Edebiyatçı Yazar M. Nihat Malkoç, Mesut Doğan ile yeni öykü kitabı "Gökyüzü Arayan" üzerine söyleşi gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>ŞAİR VE ÖYKÜCÜ MESUT DOĞAN'LA SON KİTABI "GÖKYÜZÜ ARAYAN",&nbsp; SANAT VE EDEBİYAT ETRAFINDA BİR SÖYLESİ</u></strong></p>

<p><strong>* Söyleşimizin başında bize kendinizi tanıtır mısınız? Mesut Doğan kimdir?</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong>-Afyon doğumlu. Eskişehir’de ilk ve ortaokul. Bursa Ziraat Lisesi yatılı. İstanbul askerlik ve memuriyet, üniversite. Trabzon evlilik. Yine Eskişehir, hastane yöneticiliği. Kalite danışmanlığı, yurt içi ve yurt dışı (Paris, Bilbao) kalite ödülleri. 3 yıl Sağlık Bakanlığı geçici görev ve tüm illerde verdiği eğitimlerde Anadolu insanını yakından tanıma. Hâlen on üç yıldır havuzda Oblomov gibi yatmakta…</p>

<p><strong>*Bugüne kadar yapmış olduğunuz edebî çalışmalarınızdan bahseder misiniz?</strong></p>

<p>-Şiir Kitapları: <em>Ağzı Karanfilli Dost</em> (Beyan Yayınları)</p>

<p>Gezi ve İnceleme: <em>Düşlerin Son Sığınağı Endülüs</em> (İz Yayıncılık),</p>

<p>Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler (Okur Kitaplığı)</p>

<p align="left">Hikâye Kitapları:<em> Meczupların Görevleri</em> (Hece Yayınları), <em>Unutulmuş Sesler </em></p>

<p><em>Odası</em> (Ötüken Neşriyat-Loras Yayın Kitap)</p>

<p>Roman: <em>Oblomov’un Dönüşü</em> (İz Yayıncılık)</p>

<p><strong>* Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirmiş, bankacılık ve sigortacılık üzerine yüksek lisans yapmış bir insan olarak edebiyatla ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?</strong></p>

<p>-Ortaokulda başladı ama daha çok yatılı okulda gelişti.</p>

<p><strong>* Mesut Doğan şair mi, hikâyeci mi, gezi yazısı yazarı mı? Yoksa hepsi mi? Kendinizi hangisine yakın görüyorsunuz? </strong></p>

<p>-Şairliğe yakın görüyorum.</p>

<p><strong>* Hayatınızın evveliyatına baktığımızda İstanbul yıllarınızın olduğunu görürüz. Sizi, sanatın ve edebiyatın başkenti diyebileceğimiz İstanbul'dan Eskişehir'e taşıyan sebepler ve amiller nelerdi? İstanbul'dan ayrılmanız bir çeşit kendinize kaçış mıydı? Niçin memleketiniz Afyon değil de Eskişehir? Eskişehir edebî yönünüzü yeterince besleyebiliyor mu?</strong></p>

<p>-Ailevi nedenlerle Eskişehir’e taşındım. İstanbul’daki edebî ortam Eskişehir’de olmasa da M. Ali KALKAN gibi değerli insanlar beni yazmaya teşvik ederek canlı tuttular.</p>

<p><strong>* Usta şair Nurettin Durman'la yaptığınız bir söyleşide " İstanbul’dan ayrıldıktan sonra yaklaşık 12 yıl gibi uzun bir süre hiç yazmadım. Hatta uzun yıllar şiirin saçma olduğunu, asıl olanın düz yazı olduğunu düşündüm." diyorsunuz. Sizi edebî türler içerisinde bu noktaya getiren ve yazmaktan uzaklaştıran neydi? Düşünceniz sonradan değişti mi? </strong></p>

<p>-Anadolu insanını Eskişehir’de daha yakın tanıdığım için onlara ulaşmamın düz yazıyla daha kolay olduğunu fark ettim. Çocukluğumun kırsal ortamda geçmesinin de bunda bir katkısı olduğunu gördüm. Arkamda bırakacağım eserlerin ve anlamlı izlerin bu döneme ait olduğunu fark ettim.</p>

<p><img alt="Başlıksız 5-3" class="detail-photo img-fluid" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/03/basliksiz-5-3.jpg" / width="467" height="701"></p>

<p><strong>*Siz şairlik ve hikâyeciliğinizin yanında çok da başarılı ve başarının göstergesi olan bol ödüllü bir bürokratsınız. Başarılarınız ödüllerle tescillenmiş. Şairliğiniz ve yazarlığınız yöneticiliğinizin, yöneticiliğiniz şairliğinizin neresinde duruyor?&nbsp; İşinizle sanatınızı nasıl dengede tutabildiniz? İşiniz sanatınızı besledi mi? </strong></p>

<p>-İş ortamında değişik karakterler tanıdım. Bunlardan <em>Oblomov’un Dönüşü</em> adlı bir romanım ortaya çıktı. Yöneticilik bana insanlara daha iyi bakmayı ve onları daha iyi gözlemlemeyi öğretti.</p>

<p><strong>* Şiirde ve öyküde etkilendiğiniz belli başlı isimlerden somut örnekler vermenizi istesek buna cevabınız ne olur? Sanatta ve edebiyatta öncülerden etkilenmek nereye kadar mübah? </strong></p>

<p>-Necip Fazıl, İsmet ÖZEL, Mehmet Ali KALKAN, Rus edebiyatçıları, F. Kafka, Juan Rulfo ve bunlar gibi yazarlardan etkilendim. Şeyh Galib’e göre öncülerden çalmak bile mübah.</p>

<p><strong>* Sizi, birkaç istisna dışında,&nbsp; çok fazla edebî mahfillerde (dergilerde) görmüyoruz. Belli ki çok yazan bir kişi değilsiniz. İnce eleyip sık dokuyan ve zor yazanlardan mısınız? </strong></p>

<p>-Yazdıklarımı zihnimde çok dolaştırdığım için daha az yazmayı tercih ediyorum. Yahya Kemal’in “Servi” kelimesinde olduğu gibi.</p>

<p><strong>* Başta şiir ve öyküleriniz olmak üzere edebî metinlerinizi olgunlaş(tır)mak üzere bir kenarda bekletir, farklı zamanlarda tekrar ele alır mısınız?&nbsp; Daha genel söylemek gerekirse Mesut Doğan nasıl yazar?</strong></p>

<p>-Olgunlaştırıp öyle yazarım.</p>

<p><strong>* Günümüz öyküsünün gidişatını nasıl görüyorsunuz? Yenilerden gelecek vaat eden isimler var mı? &nbsp;</strong></p>

<p>-Günümüz öyküsü gayet başarılı ve iyi gidiyor. Gençler okumadıkları için kısa metne&nbsp; yönelmek yazar için daha elzem.</p>

<p><strong>* Bize biraz da "Gökyüzü Arayan" adlı son öykü kitabınızdan söz eder misiniz?&nbsp; "Gökyüzü Arayan" kitaptaki 14 öyküden birinin de adı aynı zamanda. Bu ismin seçilişinin özel bir sebebi var mı? </strong></p>

<p>-Bu kitaptaki 5-6 adet öykü Mehmet Ali KALKAN ağabeyi anlatıyor. Kitaba ismini veren en uzun öykü benim ve birçok insanın nezdinde zamanımızın modern Ahmet Yesevi’si olan M. Ali KALKAN ağabeyi, kitaba ismini veren öyküyü anlatıyor. Neden onun böyle birisi olduğunu da kitabı okuyan orada bulabilir, görebilir.</p>

<p></p>

<p><strong>* Yeni kitabınız olan "Gökyüzü Arayan"daki öyküler daha önce dergilerde yayımlanan öykülerinizden mi oluşuyor? Kitapta okur ve gün yüzü görmeyen öyküler de var mı?</strong></p>

<p>-Kitapta yayımlanmayan öyküler de var.</p>

<p><strong>*Gördüğüm kadarıyla öykülerinizde sık sık metaforlar (eğretilemeler) kullanıyorsunuz. Bu öykülerinizin anlaşılmasını zorlaştırmıyor mu? Bu sizin üslubunuzun bir parçası mı?</strong></p>

<p>-Günümüz insanı anlamadığı şeyi daha çok seviyor. Bu yüzden bende onları kurgulama ve eğreltileme yoluyla anlatmaya çalışıyorum.</p>

<p><strong>*Dumanı üstünde diye tabir edebileceğimiz "Gökyüzü Arayan"daki öyküler başta olmak üzere, öykülerinize baktığımızda geleneksel hikâyeyle ve postmodernizmden beslenen modern öyküyle çok da iç içe (ilintili) olmadıklarını, daha farklı bir yolda ve kulvarda gittiğinizi görüyoruz.&nbsp; Bütün bunlardan yola çıkarak "Mesut Doğan öyküde belli bir izden gitmiyor, yeni bir iz oluşturuyor." diyebilir miyiz?</strong></p>

<p>-Diyebiliriz ama öyküde yeni bir yol oluşturmak kolay değil. Benim varmak istediğim hedef ve oluşturmak istediğim yol, menzile emniyet içinde gidebilmek ve arkada daha kalıcı daha güvenli yollar bırakabilmek adına belli kalıpların dışına çıkmayı deniyorum. Günümüz öykücülerinin çok sık başvurduğu kurgulama tekniği, hayatın yalın ve acımasız gerçekleri karşısında bana gereksiz gibi geliyor. Benim hikayede gerçek amacım hayatın kaldırılamaz yükünü, yaşadığım üzücü olayları anlatmak değil bunları kendimden ve diğer insanlardan uzaklaştırmak için bir duvar gibi kullanmaktır. Kısacası yaşadığım şeyleri saklamak için insanlara olayları değil detayları anlatmayı hedefliyorum.</p>

<p><strong>* Son öykü kitabınızda Yunus Emre, Mevlâna, Ahmet Yesevî, Bediüzzaman Said Nursî, Muhyiddin-i Arabî, İbn Rüşd, Gazali, Bayezid-i Bestami, Molla Cami, Sadi-i Şirazî, Russell, Tales, Konfüçyüs, Kevin Warwick, Buzzati, Maslow, Horatius, Henrik Ibsen, Thomas Mann, Carl Gustav Jung, İsmet Özel, Ahmet Kutsi Tecer gibi Türk ve dünya edebiyatına, tarihine, bilimine ve dinî hayatına&nbsp; mal olmuş şahsiyetlerden alıntılar yapıyor, bahisler açıyorsunuz. Bu bahisler öykünüze yön tayin etmede ne tür pencereler açıyorlar size?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Yolun yolunu bulmada eğri yolları da bilmek gerekir. Bu saydığımız kişiler eğri yolları gösterdiği için bunları yön tayin etmede kullanıyorum.</p>

<p><strong>* Yeni öykü kitabınız olan "Gökyüzü Arayan"daki metinlere baktığımızda bir kısmının tasavvufî kavramlarla yoğun bir şekilde örüldüklerini görüyoruz. Tasavvuf öğretisi öykülerinizi besliyor mu? Bu hikemî öğretiler hayatınızın neresinde duruyor? </strong></p>

<p>-Evet, besliyor. İnsan hep bir arayış ve endişe değil midir? Sürekli yolculuk yapan bu garip varlık, yolcuğunun sonrasını ve öncesini anlayabilmek için tasavvuftan ve bazı gerçeklerden yararlanmak zorunda değil midir? “Yolda olmak her zaman bir handa olmaktan iyidir.” diyordu Cervantes. “Yol odur ki Hakk’a vara” demiyor muydu Yunus Emre?</p>

<p><strong>* Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla bugüne kadar kitaplarınız dört farklı yayınevinden çıktı. Hâlâ da farklı yayınevleri tarafından basılıyor. Kitaplarınızı bir külliyat hâlinde tek bir yayınevinde toplamayı düşünüyor musunuz? </strong></p>

<p>-Evet. Hece Yayınları sahibi Ömer Faruk Ergezer ağabey bu sözü verdi. Gerisini ondan bekliyoruz.</p>

<p><strong>* Hayatınızı planlayarak mı yaşarsınız, yoksa akışına mı bırakırsınız? Mesut Doğan bundan sonraki edebî hayatında neler yapmayı planlıyor? </strong></p>

<p>-Elbette ki planlayarak yaşayanlardanım. Bundan sonra gençliğe daha kalıcı eserler ve ufuklar bırakmak için yazmak istiyorum.&nbsp;</p>

<p><strong>* Şair ve öykücü Mesut Doğan'ın hayatta ve edebiyatta keşke'leri var mı? Özel değilse bizimle paylaşabilir misiniz? </strong></p>

<p>-Mutlaka vardır. Daha çok okumak ve derin okumalar yapmak isterdim.</p>

<p><strong>* Sayıları az olsa da, günümüzde edebiyatla (şiir, öykü, roman vs. ) ilgilenen gençlere neler söylemek istersiniz? Bu hususta nasıl bir yol izlesinler? </strong></p>

<p>-Az okusunlar. Ama yazar bazında metinleri seçerek üzerinde odaklanarak çok düşünsünler.</p>

<p><strong>*Son olarak neler ilâve etmek istersiniz? Okuyucularınıza bir mesajınız var mı?</strong></p>

<p>-Okuyucu olsaydı, benim de bir mesajım olabilirdi</p>

<p><strong>* Sayıca çok ve hacim olarak uzun sorularıma büyük bir sabırla cevap verdiğiniz için size çok teşekkür ediyor, bundan sonraki edebiyat yolculuğunda size üstün başarılar diliyorum.</strong></p>

<p>-Ben teşekkür ederim, ilgi ve bilgileriniz için. Saygılar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/yolun-yolunu-bulmada-egri-yollari-da-bilmek-gerekir</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/03/basliksiz-6-1.jpg" type="image/jpeg" length="96071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bu tarihi dönemi gelecek nesillere aktarmamız gerekiyor"]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/bu-tarihi-donemi-gelecek-nesillere-aktarmamiz-gerekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/bu-tarihi-donemi-gelecek-nesillere-aktarmamiz-gerekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Nehirden Denize Özgür Filistin" kitabının yazarı Demet Tezcan, İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırımı yazarak anlatmanın ve gelecek nesillere aktarmanın öneminin altını çiziyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zeytinburnu Kitapçısı Buluşmaları’nın şubat ayı söyleşisi gerçekleşti. Merve Akbaş’ın moderatörlüğünde, 27 Şubat Perşembe günkü söyleşinin konuğu yazar ve aktivist Demet Tezcan oldu. Söyleşide, Tezcan’ın editörlüğünü yaptığı “Nehirden Denize Özgür Filistin” kitabı merkeze alındı.</p>

<p>Zeytinburnu Kitapçısı Buluşmaları’nın şubat ayı söyleşisi, Merve Akbaş’ın sunumuyla Zeytinburnu Kitapçısı’nda gerçekleşti. Bu ayın konuğu yazar ve aktivist Demet Tezcan oldu. İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırımın ele alındığı sohbette Filistin için neler yapılabileceği konuşuldu. 10 kadın yazarın Filistin hakkındaki yazılarından oluşan, Demet Tezcan’ın hazırladığı “Nehirden Denize Özgür Filistin” kitabı, dinleyicilere hediye edildi.</p>

<p>Demet Tezcan, İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırımı yazarak anlatmanın ve gelecek nesillere aktarmanın önemini vurguladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu zamana kadar hep kitaplarda, filmlerde Yahudilerin yaşadığı acıların biricikliğini okuduk, izledik. Bunlar elbette acı sahneler. Ama biz bunları izlerken sayısız çocuk katledildi. Kendilerine yapılmış zulmün bin beterini topraklarına geldikleri insanlara yaparken sürekli kendi hikâyelerini anlattılar. Biz de madem bu tarihi döneme, soykırıma şahidiz ve elimizden yazmak da geliyor; bunları yazıp gelecek nesillere aktarmamız gerekiyor. Bunun bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>“İsrail’e destek veren çok uluslu şirketler, boykot duvarına tosladı!”</strong></p>

<p>Demet Tezcan, boykotun çok önemli bir araç olduğunun altını çizdi:</p>

<p><em>“Boykot, muhteşem bir silah. Dünyada silah sektörü ekonomiyle dönüyor. Çok uluslu şirketler katliamları destekliyor. Pek çok defa bu desteği vermişlerdi ama ilk kez böylesine cezalandırıldılar. Bunu sadece İslam dünyası yapmadı. Tüm dünyada ciddi bir boykot gerçekleşti ve yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını gördüler. Bir duvara tosladılar.”</em></p>

<p><img alt="Zeytinburnu Kitapçısı Şubat (2)" class="detail-photo img-fluid" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/03/zeytinburnu-kitapcisi-subat-2.jpg" / width="1280" height="720"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Havadis, Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/bu-tarihi-donemi-gelecek-nesillere-aktarmamiz-gerekiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/03/zeytinburnu-kitapcisi-subat-1.jpg" type="image/jpeg" length="81851"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarık Tufan: İnsanın hakikatle bağını kopardığı çağdayız]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/tarik-tufan-insanin-hakikatle-bagini-kopardigi-cagdayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/tarik-tufan-insanin-hakikatle-bagini-kopardigi-cagdayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yazar Tarık Tufan, yeni romanı Gece Açan Çiçekler ile edebiyat dünyasında yankı uyandırırken, Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajda çağın insanını, bireyin anlam arayışını ve modern dünyanın yarattığı yabancılaşmayı değerlendirdi. Tufan, "Bu çağ, insanın kendisini en çok aradığı çağlardan biri, çünkü bu çağ insan anlamının kaybolduğu bir çağ" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-end="54" data-start="0">Son dönemin en üretken yazarlarından biri olan <em data-end="542" data-start="529">Tarık Tufan</em>, yeni romanı <em data-end="576" data-start="556">Gece Açan Çiçekler</em> ile okurların karşısına çıktı. Roman, kısa sürede büyük ilgi görürken, yazar aldığı geri dönüşlerin kendisini şaşırttığını ifade etti. <em data-end="719" data-start="712">Tufan</em>, "2,5 yıl oturup çalıştığınız bir romanın bu kadar hızlı okunması, hem şaşırtıcı hem de sevindirici" dedi.</p>

<p data-end="1043" data-start="828">Eserin, karakterlerin derinliği ve kurgusuyla okurlar üzerinde güçlü bir etki bıraktığını belirten <em data-end="934" data-start="927">Tufan</em>, "İnsanlar bir romana bu kadar vakit ayırıyorsa, bu geleceğe dair umut verici bir şey" ifadelerini kullandı.</p>

<h3 data-end="1102" data-start="1050"><strong data-end="1102" data-start="1054">"BU ÇAĞ İNSANIN ANLAMINI KAYBETTİĞİ BİR ÇAĞ"</strong></h3>

<p data-end="1484" data-start="1103">Modern dünyanın birey üzerindeki etkilerini değerlendiren <em data-end="1174" data-start="1161">Tarık Tufan</em>, insanın en büyük meselesinin kendi varoluşunu anlamlandırmak olduğunu vurguladı. Ancak içinde yaşadığımız çağın, insanın hakikatle bağını kopardığını ifade eden yazar, "Kendi varlığımız üzerine düşünmeyi reddediyoruz, çünkü derin düşünmek, çevremizdeki birçok şeyin anlamını yitirmesine neden olabilir" dedi.</p>

<p data-end="1809" data-start="1486">İnsanın kendisini anlayabilmesi için hikâyelerden beslenmesi gerektiğini belirten <em data-end="1575" data-start="1568">Tufan</em>, edebiyatın ve sanatın bu anlamda bir arayış alanı sunduğunu söyledi:<br data-end="1648" data-start="1645" />
<strong data-end="1807" data-start="1648">"Romanlar, masallar, sinema filmleri, insanın kendi varlığını anlamlandırma çabasının bir sonucudur. Biz, okuduğumuz hikâyelerde aslında kendimizi ararız."</strong></p>

<p data-end="2075" data-start="1811">Modern çağın birey üzerindeki etkilerini değerlendiren yazar, "İnsanın kendisini en çok aradığı dönemlerden birindeyiz. Psikoloji, kişisel gelişim, yaşam koçluğu gibi alanların bu kadar popüler hale gelmesi, insanın içsel kayboluşunun bir göstergesi" diye konuştu.</p>

<h3 data-end="2145" data-start="2082"><strong data-end="2145" data-start="2086">"BÜTÜN SORULARIN HAKİKATİN ÜSTÜNÜ ÖRTTÜĞÜ BİR ÇAĞDAYIZ"</strong></h3>

<p data-end="2390" data-start="2146">İnsanın içinde bulunduğu bu arayışın büyük bir çelişkiyi de beraberinde getirdiğini belirten <em data-end="2246" data-start="2239">Tufan</em>, "Bir yandan insan kendisini en çok aradığı çağda yaşıyor, ama aynı zamanda kendisiyle arasındaki mesafenin en çok açıldığı bir çağdayız" dedi.</p>

<p data-end="2691" data-start="2392">Günümüzde insanların çok fazla soru sorduğunu, ancak bu soruların çoğu zaman hakikate ulaşmayı değil, hakikati gölgelemeyi amaçladığını ifade eden yazar, <strong data-end="2662" data-start="2546">"Bize bir takım standart düşünce paketleri satıyorlar, kendini arama çabası bile bir ekonomiye dönüşmüş durumda"</strong> diyerek bu durumu eleştirdi.</p>

<h3 data-end="2733" data-start="2698"><strong data-end="2733" data-start="2702">"GERÇEK İNSANI YİTİRİYORUZ"</strong></h3>

<p data-end="2972" data-start="2734">Modern çağın birey üzerinde yarattığı tahribatı vurgulayan <em data-end="2806" data-start="2793">Tarık Tufan</em>, "Gerçek insanı kaybettik. Artık iyilik bile bir performansa dönüştü. Dijital dünya bize, ‘İyi olmaktansa, iyi görünmek daha değerlidir’ diyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p data-end="3336" data-start="2974">Günümüzde insanların sosyal medya filtreleri gibi, kendi düşünce ve duygularını da bir tür "filtre" ile şekillendirdiğini belirten yazar, <strong data-end="3330" data-start="3112">"Sosyal medya bize nasıl bir filtreyle güzel görüneceğimizi söylüyor. Aynı şekilde duyarlılık filtreleri de satıyor. Bize hangi olayda üzülmemiz, hangi konuda duyarlı olmamız gerektiğini empoze eden bir sistem var"</strong> dedi.</p>

<p data-end="3540" data-start="3338">Yapay zeka çağında insanın bu filtreler aracılığıyla "yapay" bir varlığa dönüştüğünü vurgulayan <em data-end="3441" data-start="3434">Tufan</em>, "Gerçek insan, üç gün görmediği komşusunun kapısını çalıp ‘İyi misin?’ diye soran insandır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 data-end="3584" data-start="3547"><strong data-end="3584" data-start="3551">"YORGUN BİR TOPLUMA DÖNÜŞTÜK"</strong></h3>

<p data-end="3789" data-start="3585">Günümüz toplumunun hız çağında yorulduğunu belirten yazar, "Zamanın ruhu sürekli hızlanmayı ve tüketmeyi emrediyor. Ancak hızlandıkça daha iyi bir insan olmadık, hayatımız daha anlamlı hale gelmedi" dedi.</p>

<p data-end="3979" data-start="3791">Kültürel üretimin de bu hızdan etkilendiğini ifade eden <em data-end="3854" data-start="3847">Tufan</em>, "Eskiden edebiyat ağır ağır okunurdu. Ama bugün herkes ‘özet geç’ diyor. Hâlbuki özet, hakikati deforme eder" diye konuştu.</p>

<h3 data-end="4035" data-start="3986"><strong data-end="4035" data-start="3990">"ROMANLARIMIN TEK ÇABASI İNSANA TUTUNMAK"</strong></h3>

<p data-end="4230" data-start="4036">Romanlarının temel amacının insanın ruhuna dokunmak olduğunu belirten <em data-end="4119" data-start="4106">Tarık Tufan</em>, <strong data-end="4224" data-start="4121">"Bütün çabam, insanı anlamak ve onun ruhuna temas etmek. Romanlarım, insana tutunmanın bir yoludur"</strong> dedi.</p>

<p data-end="4423" data-start="4232">Sanatın ve edebiyatın insanı hayatta tutan en önemli unsurlar olduğunu belirten yazar, "Bu çağda gerçek insanı bulmak için, edebiyata ve sanata sıkı sıkıya sarılmalıyız" ifadelerini kullandı.</p>

<h3 data-end="4473" data-start="4430"><strong data-end="4473" data-start="4434">"BİLDİĞİMİZ DÜNYANIN SONUNA GELDİK"</strong></h3>

<p data-end="4743" data-start="4474">Geleceğe dair endişelerini dile getiren <em data-end="4521" data-start="4514">Tufan</em>, yapay zekanın ve dijitalleşmenin insanın özünü dönüştürme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti. <em data-end="4626" data-start="4619">Tufan</em>, <strong data-end="4737" data-start="4628">"Evet, bildiğimiz dünyanın sonuna geldik. Ama nasıl bir dünyaya gözlerimizi açacağımızı henüz bilmiyoruz"</strong> dedi.</p>

<p data-end="5026" data-start="4745">Sanatçıların ve edebiyatçıların bu konuda daha sezgisel düşündüğünü ifade eden yazar, <strong data-end="4954" data-start="4831">"Ortada bir cisim yaklaşıyor ve bu bizi korkutuyor. Çünkü bunun bize hayır getirmeyeceğini sezgisel olarak farkındayız"</strong> diyerek modern dünyanın birey üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti.</p>

<p data-end="5292" data-start="5028">Modern insanın kendisini sürekli bir performans ve gösteri dünyasının içinde bulduğunu vurgulayan <em data-end="5133" data-start="5126">Tufan</em>, <strong data-end="5286" data-start="5135">"İnsan, kendi elinden çıkanların kurbanı oluyor. Yapay zekanın ve benzeri teknolojilerin sunduğu kolaylıklar, bizi insan olmaktan uzaklaştırabilir"</strong> dedi.</p>

<h3 data-end="5333" data-start="5299"><strong data-end="5333" data-start="5303">"GERÇEK İNSANI BULMALIYIZ"</strong></h3>

<p data-end="5601" data-start="5334">Söyleşinin sonunda <em data-end="5366" data-start="5353">Tarık Tufan</em>, insanın ruhunu ve özünü kaybetmemesi gerektiğini vurgulayarak, <strong data-end="5595" data-start="5431">"Büyük anlatılar, büyük sanat eserleri, edebiyat ve müzik bize insanı hatırlatabilir. İnsan dediğimiz varlığı kaybetmemek için, kendi hakikatimize tutunmalıyız"</strong> dedi.</p>

<p data-end="5860" data-is-last-node="" data-start="5603">Edebiyatın ve sanatın, insanı gerçek anlamda besleyen unsurlar olduğunu ifade eden yazar, <strong data-end="5824" data-start="5693">"Kendi içimize dönerek, gerçek insanı bulmamız gerekiyor. Aksi takdirde bildiğimiz dünyanın sonuna geldiğimizi kabul etmeliyiz"</strong> ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p>

<p data-end="5860" data-is-last-node="" data-start="5603"><strong><em><a href="https://www.yenisafak.com/gundem/tarik-tufan-bildigimiz-dunyanin-sonuna-geldik-4677282" rel="nofollow">&gt;&gt;&gt; Söyleşinin tamamı</a></em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/tarik-tufan-insanin-hakikatle-bagini-kopardigi-cagdayiz</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/02/basliksiz-5-1.jpg" type="image/jpeg" length="39141"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[M. Emin Saraç Hocaefendi ile 'Fatih Camii İlim Geleneği' üzerine]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hocaefendi-ile-fatih-camii-ilim-gelenegi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hocaefendi-ile-fatih-camii-ilim-gelenegi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Hani ‘bir dokun bin âh işit’ derler ya! Fatih Camii’nin imam odasında görüştüğümüz muhterem Emin Saraç Hocaefendi’nin hâl-i pür-melâli tam öyle idi." Abdullah Yıldız yazdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 14px;">Hani ‘bir dokun bin âh işit’ derler ya! Fatih Camii’nin imam odasında görüştüğümüz muhterem Emin Saraç Hocaefendi’nin hâl-i pür-melâli tam öyle idi. Geleneksel İslâmi ilimlere ve özellikle Kur’an talimine yeterli değerin verilmeyişi, ilme talebin azalması, İlahiyatlarda Arapça hazırlık sınıfının kaldırılması, Diyanet Teşkilatı ve Diyanet Tefsirinde yapılan yanlışlar, Din’i modernleştirme çalışmaları... Hocaefendi’yi celallendiren konuların başında geliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/2-4_1.jpeg" style="margin: 5px; float: left; width: 284px; height: 354px;" />Emin Saraç Hocaefendi’ye, kendisiyle Fatih Camii’nde devam eden ilim geleneği, yetişme tarzı, feyz aldığı hocalar ve benzer konular üzerinde konuşmak üzere geldiğimi, konuştuklarımızı Umran’da yayınlamak istediğimi söylüyorum. Fakat Hocaefendi o kadar dertli ki iki görüşmemde de bir türlü sadede gelemiyoruz. O ha bire, ilme değer veren kalmadığından, “göz bebeğimiz” olan Diyanet’e, ilahiyatlara ve ulûmu diniyeye sahip çıkılmadığından yakınıyor. Bir ara “Namaz Gönüllüleri Platformu” olarak yaptığımız çalışmaları takdir ettiğini belirtiyor, bizi teşci ediyor. Dualarını istirham ediyorum... Nihayet “geçmişten geleceğe” sohbete sıra geliyor. Ama ne var ki fotoğraf çekimine de ses kaydına da izin vermiyor Hocaefendi... İş kaleme, kelama ve hafıza gücüne kalıyor; bir de internet derlemelerine...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Fatih Camii’nin Kadîm Ulûm-u Diniye Geleneği</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Emin Saraç Hocaefendi Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Tanova köyünde dünyaya gelmiş. Babası Hafız Mustafa Efendi, çocuklarını zor bir devirde ve zor şartlarda hafız yetiştirmiş. Evini bir Kur’an Medresesi’ne dönüştüren Mustafa Efendi, uzun ve soğuk kış gecelerinde teheccüde kalkar, çocuklarını da kaldırarak geceleri Kur’an öğretirmiş; böylece hepsini hafız yapmış. Müderris olan dedesi Üzeyir Efendi, Nakşi tarikatından Ali Haydar Efendi’nin şeyhi İsmet Efendi’nin Erbaa’daki hulefasından Bahrullah Efendi’ye müntesipmiş. (Emin Hoca bir ara ceplerini yokluyor. Bir fotoğraf çıkarıp gösteriyor. Merhum babası bu. Cep telefonuma resmi kopyalıyorum.)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Emin Hocaefendi’nin hem babası hem de dedesi, mürettep Menemen hadisesi hengâmındaki nerede meşayihten ve ulemâdan bir zat varsa ya hapse atılmış veya susturulmuştu- 6’şar ay hüküm giymişler. Menemen olayının müsebbibi olarak suçlanan hocaları hiç tanımadıkları halde hapis cezası almaları, hakimin sonradan ifade ettiği üzre- onların Çorum İstiklal Mahkemesi’ne gitmelerine engel olmuş. Dedesi hapisten çıktıktan 3 ay sonra vefat etmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">1943’de İstanbul’a geldiklerinde babasının kendisini Çarşambalı Şeyh Ali Haydar Efendi’ye gönderdiğini söylüyor Emin Hoca. Hem Ali Haydar Efendi’den hem de Kelami Dergâhı müntesibi ve Fatih Camii baş imamı Ömer Efendi’den ders aldığını; ayrıca Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi, Silistreli Süleyman Efendi’den ilim öğrendiğini belirten Hocaefendi, <i>Şifa-i Şerif, Şerh-i Akaid, Usûl-ü Fıkıh, Kuduri, Mir’at </i>okuduğu Ali Haydar Efendi başta olmak üzere tüm hocalarını hayırla, minnetle yad ederek adeta bizlere vefa adabı öğretiyor. Bu derslerin zor şartlarda ve gizli yapıldığını, Ali Haydar Efendi’nin neredeyse evinden hiç çıkmadan 100-110 yaşına kadar sürekli ders okuttuğunu, namazlarındaki huşûun imrenilecek derecede güzel olduğunu, mesela yirmi rekât evvabîn kıldığını... da ekliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Emin Saraç Hoca’nın Bekir Haki Efendi ile ilgili bir hatırası<img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/bekir_haki_efendi.jpg" style="margin: 5px; float: right; width: 410px; height: 196px;" /></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Yıl 1960. 27 Mayıs İhtilalinin kudretli adamı Org. Refik Tulga İstanbul valisi ve belediye reisidir. Ömer Nasuhi Efendi İstanbul müftüsü iken Diyanet İşleri Reisi yapılmış; Bekir Hâki Efendi de İstanbul müftüsü olmuştur. İstanbul müftüsü iken bir gün Refik Tulga, hocayı İstanbul valiliğine çağırır. İstanbul’un tüm idareci sınıfı da oradadır. Refik Tulga, Bekir Hâki Efendiye der ki: “Burası eski bir payitahttır. Siz de buranın en büyük hocasısınız. Biliyorsunuz, düşen hükümetin yaptığı büyük kötülüklerden birisi ezanın değiştirilmesidir. Sizin emrinizle ezan Atatürk’ümüzün istediği şekilde Türkçe okunacak. Biz de onu tasvip edeceğiz, elbette memnuniyetimizi ifade edeceğiz. Sizden bunu bekliyoruz.” Hoca biraz düşünür ve: “Benim dinim muztar (açlıktan ölme tehlikesi ile karşı karşıya) kalan bir insanın cife (leş) yemesini mubah kılar. Ama bu iş gâvurluktur. Ben bu gâvurluğu kabul edemem. Olamaz! Olamaz!” diye bağırır... (Kendileri bu durumu “Bekir’in deliliği tuttu” diye anlatmış.) İki gün sonra Hocaefendi vazifeden azledilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Ezher’den Fatih Camii İlim Halkalarına...</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">1950 yılında Ali Haydar Efendi’nin teşviki ile Mısır’a giden ve tam 9 yıl hiç Türkiye’ye gelmeden orada ilim tedris eden Emin Hocaefendi, o zaman henüz ber-hayat olan Mustafa Sabri Efendi, Zahidü’l Kevseri ve İhsan Efendi ile tanışma bahtiyarlığına erer ve onlardan feyz alır. Ezher’de lise eğitiminin ardından Şeriat Fakültesini bitirip "kadılık" mastırına başlayan Emin Hoca, bir yıl sonra Abdunnasır’ın zulmüyle mastır eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalır. Zahidü’l Kevseri’nin izniyle cuma günleri derslerini takip eden ve onun vefatından 20 gün evvel icazet almayı başaran Emin Hoca, “Bu icazetname benim için Ezher diplomasından daha kıymetli.” diyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İstanbul’a geldikten bir müddet sonra, Ali Haydar Efendi’nin “sağ gözüm” dediği İstanbul müftü muavini ve Esad Erbili Hazretlerinin icazetli hülefasından Ali Yekta Efendi’nin kızı ile evlenir. Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi dahil birçok zevatın katıldığı düğünleri, Fatih meydanında şimdiki Fatih heykelinin olduğu yerde, kayınpederinin evinin bahçesinde yapılır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ali Rıza Sağman hocanın takdimi ile İmam Hatiplerin banisi Celal Hoca (Mahmut Celaleddin Ökten) ile tanışan ve onun Medine’ye gitmesi sebebiyle Fatih İHL’deki derslerini devralan Emin Hocaefendi, 1960 ihtilaline kadar 3 yıl muallimlik yapar. Askerliği ikmal ettikten sonra bir süre Ankara Evkaf Müdürlüğü’nde çalışır ve aynı yıl hacca gitmek için işini bırakır Hac dönüşü İlim Yayma Cemiyeti’nin Yüksek İslam Enstitüsü talebeleri için ilk defa açtığı yaz kursunda Ahmed Davudoğlu Hocayla birlikte ders vermeye başlar. Sonra bu dersler sürekli hale gelir. O günden bugüne hayatı ilim tedrisi ile geçen Hocaefendi, Fatih Camii’nde, temelini Fatih Sultan Mehmed’in attığı Fatih medreselerinin ulumu diniyye geleneğinin son temsilcisi durumundadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/Omer_Nasuhi_Bilmen.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 282px; height: 230px;" />Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi ile de çok yakından tanışan Emin Saraç Hocaefendi, onun oldukça mütevazı bir ilim adamı olduğunu belirtiyor. Bir gün birisi ona der ki: “Efendi hazretleri, eserleriniz bizi ihya etti. Siz olmasaydınız halimiz ne olacaktı?” Ömer Nasuhi Hocaefendi şu cevabı verir: “Estağfurullah! Eslâfın âsârından müktebesattır. (Selef âlimlerinin eserlerinden alıntıdır)” Kayınpederi Ali Yekta Efendi’den aktarıyor: <i>Istılahât-ı Fıkhiyye Kâmusu</i> çıktığı zaman Amerika’da bir üniversite karar alır: “Bu zata bizim üniversitenin doktora payesini verelim” diye. Sonra ABD Elçiliğine bir yazı gönderirler. Sefaretten bir zat gelir, durumu Ömer Nasuhi Efendiye haber verir. Hocaefendi’nin red cevabı şöyledir: “Ben onlardan şeref alacak değilim. Onların şerefi bana lazım değil.”</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Abdurrahman Gürses Hocaefendi </span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Abdurrahman Gürses Hocaefendi’yle özel bir hukuku olan, belki yirmi kez birlikte hacca giden Hocaefendi, onun edebine, takvasına ve Kur’an aşkına en yakın tanıklardan biri.<img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/images-1_2.jpg" style="margin: 5px; float: right; width: 420px; height: 316px;" /> Onun Menemen hadisesini hiç unutamadığını, her fırsatta öfke ve üzüntü içinde etrafına anlattığını, bir babayı, oğlunun idamını seyrettirdikten sonra işkence edip nasıl astıklarını, kendisinin de hadise sebebiyle bir yıl hüküm giydiğini, ama "otuz sene hüküm verseler bana müjde gelecekti" dediğini ve şeyhi Es’ad Erdebili’ye muhabbetini tekrarladığını... aktarıyor. Şu beyti sürekli söylediğini belirtiyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">“Ne yerden kârbâr-ı gâm göçer olsa konar bende </span></i></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben”</span></i></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">***</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Emin Saraç Hocaefendi İstanbul’a geldiğinde Fatih Camii’nde ‘vaaz’ adı altında ulumu diniye eğitim geleneği devam ediyormuş: Hüsrev Aydınlar Hocaefendi. Gümülcineli Mustafa Hocaefendi, Muhaddis İbrahim Hocaefendi, Silistreli Süleyman Hocaefendi gibi zevat tarafından <i>Buhari-i Şerif, Şifa-i Şerif, İhyâ-u Ulûmi’d- Din, Kâdî Tefsiri, Hidaye, Kavâid, Risâle-i Kuşeyrî</i> gibi dersler okutuluyormuş. Ayrıca Beyazıt Camii’nde Mustafa Asım Efendi <i>Ebu’s-Suûd Tefsiri</i>’ni okutur, Besim Efendi de aynı camiin hünkâr mahfilinin altında Esmâu’l-Hüsna’yı izah edermiş; Tahiru’l-Mevlevi (Ongun) ise Süleymaniye’de Mesnevi dersleri yaparmış: Mekki Efendi de <i>Kadi Tefsiri </i>okuturmuş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ezher’den döndükten sonra Fatih Camii’ndeki kadim medrese geleneğine ait ilim halkalarını yaşatma mücadelesi veren Emin Saraç Hocaefendi, yetiştirdiği öğrencilerinin de desteği ile haftanın yedi günü derslerine aşkla ve sevkle devam ediyor. Medine İslâm Üniversitesi’nden davet aldığı halde gitmeyip Fatih Camii ilim geleneğini tek başına sırtlanan hocamız, tefsir, hadis, fıkıh, usul derslerini aralıksız sürdürüyor. Hadiste <i>Meram, Tâc, Sünen-i Ebî Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sahih-i Müslim, İbni Mâce ve Muvatta</i>’yı Arapça metinlerinden okutmuş, özel <i>Buhari-i Şerif</i> dersi ise el-ân devam ediyor. Pazar sabahları yapılan <i>Şifa-i Şerif</i> dersleri ise defalarca bitirilip tekrar tekrar başlıyor. Tefsirde <i>Celaleyn, İbn Kesir</i>; fıkıhta <i>Kudûrî, İhtiyâr, Hidâye, Ahkamü’l-Hadis</i> okunmuş. Seçkin talebelerinden Hamdi Arslan Hoca ise <i>Ömer Nesefi Tefsiri </i>okutmaya devam ediyor...</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Emin Saraç Hocaefendi ile sohbetimizi tamamlayıp ayağa kalkıyor ve Fatih Camii’nin Sultan Abdulhamid döneminden kalma halıları üzerinde konuşarak kapıya doğru ilerliyoruz. Tam o sıra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yetkililer geliyor. Zaten bu halıların kaldırılıp yerine yeni halılar konacağına dair söylentilerden ziyadesiyle müteessir olan Hocaefendi, duyarlı yetkililerin mevcut halıları bir bir yıkayıp tekrar yerine koyma planını öğrenince teskin oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Emin Saraç Hocaefendi’nin Fatih Camii’deki ilim halkalarında daha nice yıllar ders vermeye devam etmesi için Rabbimizden sağlık, sıhhat ve afiyet diliyoruz. Hocaefendi, Fatih Camii’nde her gün, ilim halkasına dahil olacak talipleri bekliyor... </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">Abdullah Yıldız<br />
Umran dergisi, 160. Sayı, 2007</span></i></span></span><br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hocaefendi-ile-fatih-camii-ilim-gelenegi-uzerine</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Apr 2023 12:31:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2023/04/m_emin_sarac_hocaefendi_ile_fatih_camii_ilim_gelenegi_uzerine_h48372_18130.jpg" type="image/jpeg" length="63074"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Necip Fazıl ile 'Doğu' ve 'Batı' Kavramları Üzerine]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-ile-dogu-ve-bati-kavramlari-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-ile-dogu-ve-bati-kavramlari-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Doğu, insanın yağmur suyu kadar saf ve aydınlık olduğu çağlarda yürekleri ve kafaları dört köşe madde ölçeği körletmezden evvel ruhumuzun ilk ve büyük marifetlerine sahne olan vatandır.'' Ekrem Sakar, üstad Necip Fazıl ile 'İdeolocya Örgüsü' kitabı etrafında hayali bir röportaj gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Necip Fazıl Kısakürek</strong>, önemli bir şair olmasının yanında, sevilsin yahut sevilmesin fikirleri büyük kitlelerce benimsenmiş mühim bir düşünürdür. Öyle ki düşünceleri bugünün genç nesillerine hatta politikacıların siyasî vizyonuna yön vermektedir. Biz de Kısakürek ile entelektüel çevrelerde hâlâ zaman zaman tartışması yapılan Doğu-Batı meselesi üzerine konuştuk.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">(Not: Bu “hayalî” röportaj metni Necip Fazıl'ın “<strong>İdeolocya Örgüsü</strong>” adlı kitabından iktibaslar yapılarak oluşturulmuştur. Lüzumlu görülen ifadeler ve tabirler, okuru zorlamamak adına sadeleştirilmeye tâbi tutulmuştur.)</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Röportaja mefkurenizin adıyla başlayalım. Niçin "Büyük Doğu"? Bildiğimiz doğuş hadisesine mi bağlı yoksa Doğu dünyasına bir işaret olarak mı kullandınız?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Birincisiyle beraber yahut birincisinin içinde ikincisi. Bu isim sadece doğuş manasına kabuğunu çatlatan tohumunu kıvılcımlı nefesiyle pembeleşmiş bir ufuk üzerinde, asıl Doğu âlemini, kubbe ve servi, saray ve künbed, kemer ve harabe, bütün dış çizgileri ve iç nakışlarıyla kucaklamakta. Büyük Doğu'nun kucakladığı ve bütünleştirdiği Doğu, vatan sınırları dışında herhangi bir ırk ve coğrafya planına bağlı değildir. Biz Büyük Doğu'yu öz vatanımızdan başlayarak güneşin doğduğu istikameti kurcalayan bir madde ve nicelik zemininde aramıyoruz. O kendini mekân çerçevesinde değil, zaman çerçevesinde gerçekleştirmeye talip. Çizmeli ayaklarla dışımızdaki iklimlere doğru kaba ve nefsanî bir yürüyüş olmaktan ziyade rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhanî bir sefer.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Doğu'yu neden bu kadar önemsiyorsunuz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her şey Doğu'dan geldi. Her şey, her şey, yani ruhumuz. Doğu, insanın yağmur suyu kadar saf ve aydınlık olduğu çağlarda yürekleri ve kafaları dört köşe madde ölçeği körletmezden evvel ruhumuzun ilk ve büyük marifetlerine sahne olan vatandır. İlâhî beyana göre insan tohumu Adem Doğu planında bir yere ayağını bastı. Bütün türlerin kurtarıcısı Nuh Peygamber gemisini orada bir noktaya oturttu. Resuller atası İbrahim, Doğu'nun maddî ve manevî çerçevesi üzerinde ateşi gül bahçesine çevirdi. Büyücüleri büyüleyen Musa, ümmetine va’dedilen toprağı orada aradı. Meleklerden merhametli İsa, ölüleri dirilten nefesini Batı istikametinde Doğu'dan üfledi. Ve nihayet Allah'ın sevgilisi ve âlemlerin yaratılış hikmeti baş Resul, Doğu'nun bir kenarında, bir nefhada kum tanelerinin içine mermer kubbeler yerleştirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>"Doğu" ile kastettiğiniz medeniyetler hangileri?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Doğuya aslî renk ve hakikatini getirmiş olan büyük tecellinin altın çerçevesinde buluşmuş baş hissedarlar bütünleriyle Arap, Fars ve Türk; parçalarıyla Hint ve Çin'dir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>"Aslî rengini vermiş" tabirini biraz açar mısınız?</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çin, Doğu'yu çağların en eskisinde yalnız müstesna bir ruh inceliği ve madde nakşı kadrosunda temsil etti. Hint, bu ruhu en karanlık ve dolambaçlı iç dehlizlere ulaştırdı. Fars, başlangıçta ve sonda derinlikleri genişletti; hususiyle başlangıçta şahsiyetini işe ve maddeye yansıtarak Batı'ya karşı Doğu imparatorluğunu kurdu. Arap, ezelle ebed arası bir zeminde kendisinde evvelki ve sonraki Doğu'nun sistemleşmesine ve gerçekleşmesine sahne oldu. Türk de evvelâ bozkırların dış yüzüne benzeyen kapanık ruhuyla hiçbir kap içinde şeklini bulamayan kızgın ve hırçın bir sıvı gibi Doğu'nun akıcılığını ve hareket hattını heykelleştirdi. Sonra da aynı hareket hakkını gerçek Doğu'nun gerçek ruhuna bağlamak nasibine erdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Japonlardan bahsetmediniz.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Japonlar, medeniyet bakımından tâbi bir millet hâline Doğu'nun mayasına hiçbir şey katmayan, sonunda da Batı'yı sadece çarpım tablosu planında ezberlemek açık gözlülüğünden ötürü yeni bir şey gösteremeyen ve haşin bir gelenek zindanında bütün ilkel putlarıyla baş başa yaşamakta devam eden bir millet olarak Doğu'nun kimliğinin oluşumunda pay sahibi değil. Başlangıçta Çin'in ikinci sınıf tâbii, sonunda da Batı'nın ucuz takipçisi ve hep aynı dar ve sert ruhun muhafızıdır. Fakat Batı'nın sadece kuru bir akıl harikası olduğunu kavrayıp bu aklı aparıvermek ve millî ruhunu koruyabilmek noktasından Doğu'da örneklik bir keşfin sahibidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peki, Batı derken Avrupa ile beraber ABD'yi de dâhil ediyor musunuz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Batının, kendi içinden taşırdığı kısımlarla daha batıya doğru ve "Yeni Dünya" ismi altında meydana getirdiği bulamaçtır Amerika. Batı'da kaybolmaya başlayan ruh ve ahengin doğurduğu çileye yabancı, bütün hızını madde planının cümbüşlerinden alan ve henüz buhranını yaşayacak kadar ihtiyarlamamış bir toplumdan ibarettir. Dolayısıyla Batı'nın içinde değil, kenarında bir hadise olarak kalıyor. Amerika'nın ismi yoktur. O, sonradan erme muhteşem bir hiçliktir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Şiir gibi konuşuyorsunuz... Bu Doğu-Batı ayrımı ne zaman ve nereden çıktı?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her şeyden evvel ilk Doğu-Batı ayrımını yapan Batılıdır. Eski Yunan'da tarih babası <strong>Heredot</strong> yalnız kendi kavminden ibaret bildiği ve o zamanlar manada yalnız kendi kavminden ibaret Batı dünyasını Doğu istikametinde toslayan Fars kütlelerine bakıp iki ayrı topluluk arasındaki soyut duygu ve düşünce hamurunun iklim farklarına göre iki ayrı âlem sınırladı: Doğu ve Batı. Bir zamanlar Arap kavminin kendisine Arap ve başkalarına topyekun Acem demesi gibi Yunanlı da Fars akınlarının getirdiği vesileyle artık karşısına kim çıksa ona uyacak hazır bir yafta bulmuştu: Barbar. Onca insanlık sadece Yunanlıydı ve kendisini yıkmaya gelen herkes ve her şey barbardı. Doğulu, eski Yunan ve Roma'da olduğu gibi Rönesans'tan sonra ve bugüne kadar belli başlı ve kabahatli bir insan soyunu çerçeveleyici bir manaya sımsıkı bağlı kaldı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Böyle bir yakıştırmayı niçin kabul ediyoruz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ne yapalım; bir zamanlar sonsuzluk ve hudutsuzluk bayrağı altında kendilerini zorlamış olan biz olsak da hududu çizen, bölümü yükselten ve zorla gözlere sokan onlardır ve şimdi biz ifade ve muhasebemizi Doğu-Batı bölümleri dışında hiçbir kalıpta canlandıramıyorsak, kendi öz davamızın sonsuzluğuna ve hudutsuzluğuna karşı mazur, düşmanlarımıza ve zıtlarımıza karşı da kendi ayrımlarını kabul eden bir kahraman sayılmalıyız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Batı kendisine nasıl bakıyor?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Batının Batıya bakışı mayonezin içindeki zeytinyağı, limon ve yumurta unsurları gibi kendi kendisini üç esasa indirger: Eski Yunan, Roma ve Hıristiyanlık. Bu bakımdan Batı kendi tahlil raporunu imza etmekte son derece kesin ve matematikseldir. Sanki Yunan'ın eşiti 1, Roma'nın yine 1 ve Hıristiyanlığınki de 1 ve neticede kendi tutarı 3'tür. Batı kendisini en ileri mütefekkirlerinden birinin ağzıyla şöyle özetler: Romalılaşmış, Hıristiyanlaşmış ve eski Yunan'ın zihinsel düzenine teslim olmuş her toprak Avrupa'ya bağlıdır. Ona göre eski Yunan, her şeyi yüksek insana kazandıran, yüksek insanı her şeyin temeli hâline getiren, yüksek insandan her şeyi yoğurup ve şekillendirip son derece belli olarak imkân ölçüsünde aşikâr bir ahenk içinde sımsıkı tutmasını isteyen bir etkileyicidir. Roma ise, teşkilâtlı ve temelli insan kudretinin ebedî örneğidir. Hıristiyanlığa gelince, o da Batı'nın ahlâk ve iç âlem kaynağıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong><span style="color: #ff0000;">Doğu nasıl bakıyor Batı'ya?</span> </strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Doğu'nun Batı'ya üç türlü bakışı vardır: İslâmlıktan evvelki bakış, İslâmlığın kuvveti içindeki bakış ve İslâm kadrosunun zaafa düşmesinden sonraki bakış. Doğu'nun Batı diye ayrı bir dünyaya rastlayışı, Farsların Yunanlılara toslamasıyladır. <strong>Büyük İskender</strong> ile başlayan Doğu üzerine Batı yürüyüşü karşısında kabuğuna dönen Doğu, sisli bir gurur ve kayıtsızlık altında kalmıştır. Roma'nın karşısında ise niçin ve nasıl olduğunu bilmediği bir esaret kaderi içinden bakar. İslâmiyet'ten sonra Batı Orta Çağ karanlığına dalarken Doğu'nun gözünde bitip tükenen bâtıl bir dünyaydı. Rönesans'a kadar Doğu ona üstün adamın sapık ve düşkün insana bakışıyla baktı. Doğu'nun Batı'ya en üstün taarruz ve temsil devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'ndan başlayarak dört beş asır en hazin ve mahkûm bakışıydı. Rönesans'tan sonra İslâm kadrosunun zaafa düşmesiyle Doğu, harem ağası organizması gibi gittikçe bünyeleşti. Bütün Doğu âleminde bir taraftan dünyasını kaybetmiş bir köleler ve enayiler sürüsüne, öbür taraftan da tesellisini ana şahsiyetini ezmekte arayan beyinsiz taklitçiler zümresine yataklık etti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Doğu'nun kendisine karşı bir bakışı var mı ki?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Doğu; İslâm, Brehmen, Budist ve Mecusî olarak ayrıldığında bir bütün hâlinde Batı'nın din ve irfan birliğine sahip olmadığına göre kendisi üzerinde hususî bir nazar sahibi değildir. Tek ve yekpare bir düşman karşısında düşülen yılgınlık ve mahkûmluk duygusu hâkim. Ormanı beklenmedik bir hayvan basmış ve arslanından köstebeğine kadar her cins, kendisini kaybeder gibi olmuştur. Bu vaziyette arslanla köstebeğe kendileri hakkında ne düşündükleri sorulmaz. İslâm görüşünce iki millet vardır: Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar. "Küfür tek millettir" düsturunca İslâm milletinin kendi zıtlarına da tek millet olarak bakışındaki esası önemlidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İki dünya arasındaki en büyük fark nedir diye sorsam?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Derinliğine doğru insanın ve bütün ruh iklimlerinin kaynağı olan Doğu, hiçbir zaman ve mekânda kuru aklın maddeyi avlama hakkını ruhuna sindiremedi. Sebebi, madde görüşünü körleştirecek ve aradaki dengeyi bozacak kadar dinî usul dışı iç âleme mıhlanma bünyesi. Sığlığına doğru insanın ve bütün madde bilgilerinin kaynağı olan Batı da hiçbir zaman ve mekânda ruhun maddeye ve ötesine hakimiyet şartını akılla denkleştiremedi. Sebebi, ruh âlemini gölgeleyecek ve aradaki dengeyi örseleyecek kadar maddenin dış kalıbında kapanıp kalma mizacıdır. Doğu bütün peygamberleri, velileri ve sanatkârlarıyla maddeye hükmetmek oyununun miskin manivelâsına kurban muazzam bir tiyatro dekoru gibi sahnenin altına indi. Batı ise <strong>Platon</strong>'da ses verip <strong>Bergson</strong>'da sesini hatırlatan mağlup ruhçuluğu bir tarafa, <strong>Aristo</strong>'da gürleyip şoförlere kadar nakaratı yayılan pozitif ve matematiksel kafanın muhteşem kadro perdesi hâlinde, sahne üstüne çıkmanın kolayını buldu ve bir daha indirilemez oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bizim buhranımız Doğu ve Batı arasında kalmışlıktan mı kaynaklanıyor?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Bizim buhranımızın iki büyük devresi var: Tanzimat'tan evvel 3 asır ve Tanzimat'tan sonra bir asır. Her iki devrenin de kahramanı, ham ve kaba softadır ama hakikatte birbirinin aynı olduklarından habersiz, zahirde birbirine zıt iki temayül vesilesiyle birbirine düşmandır. Şöyle ki: İlk devrede İslâmiyet'in vecd ve aşkı yerine yanlış anladığımız kabuğuna ve dış şekillerine esir olduk. İkinci devresinde ise Batı'nın mahrem kesimlerini göremeden ve oluş sırlarına eremeden körkütük hayranlık, şaşkınlık ve şahsiyetsizlikle ona esir olmuşuz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Toplumu yönlendirecek büyük şahsiyetler yetişmemesi neden?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü bütün fikri besleyen ve onunla beslenen büyük aşk ve vecd elden gitti. Sahnede büyük şahsiyetlerden kimse kalmadı. <strong>Süleyman Çelebi</strong>,<strong> Aşık Paşa</strong>,<strong> İbn-i Kemal</strong>,<strong> Ebussuud Efendi</strong>,<strong> Mimar Sinan</strong>,<strong> Fuzulî</strong>,<strong> Bakî</strong>,<strong> Kanunî Sultan Süleyman</strong> perdeden çekildiler. Nesil nesil kahraman diye tanıtılan <strong>Mustafa Reşit Paşa</strong>lar, <strong>Şinasi</strong>ler, <strong>Namık Kemal</strong>ler, <strong>Ziya Paşa</strong>lar, <strong>Hamid</strong>ler, <strong>Mithat Paşa</strong>lar ve daha kimler palamudun dökülme mevsiminde balığa çıkan küçük idrakli, küçük esnaf tipleridir. Doğu'ya olumsuz örnek olarak Tanzimat ile hız alan ve asıl çehresine kavuşan ucuzculuk, artık özüne ve hakikatine dönülmesi imkânsız kabul edilen İslâmiyet'e ahmak bir tahkir ve Hıristiyanlık dünyasına kör bir tazim gözüyle bakmıştır. Sonra da bunca ucuzcunun koruduğu bu vatan asırlardır birikmiş hesapların son tasfiye darbesine çarpıp en cüretlisine, en gözü karasına düşürülmüştür.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>"Ucuzculuk" ile ne demek istediğinize somut örnekler verebilir misiniz son olarak?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hangisini örnek vereyim? Boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İsviçreli Türk Medenî Kanunu'nu mu, kitaplık çap yerine bir cep defterinin tek sahifesine yerleştirilen altı okluk dünya görüşünü mü, broşürlük ölçüde bile esersiz profesörler ve yabancı uzmanlarla dolu üniversitelerimizi mi, ağzına geleni merdiven gibi alt alta yazmak hünerinden ibaret olan şiirimizi mi, kusmuk hâline getirilen musikimizi mi, ucuz kalıplar içinde dondurulup modelleştirilen ve ciğerci dükkânına kadar düşürülen mimarimizi mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Eyvallah, fazlasıyla misal verdiniz, hatta cevabınız bayağı bir ağır oldu. Röportaj için teşekkürler.</strong></span></span></span></p>

<p></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong> </strong></span></span></p>

<p></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Ekrem Sakar</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-ile-dogu-ve-bati-kavramlari-uzerine</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Mar 2023 12:25:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2017/04/26/necip-fazil-kisakurek-269400.jpg" type="image/jpeg" length="69543"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek’in ardından]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-kisakurekin-ardindan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-kisakurekin-ardindan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk tefekkür ve edebiyat âleminin mümtaz siması Necip Fazıl Kısakürek’in vefatını müteakip Millî Gazete Yazı İşleri Müdürü Hasan Karakaya tarafından Mustafa Müftüoğlu ile yapılan ve gazetenin 6 Haziran 1983 Pazartesi günkü sayısında yayınlanan röportajı istifadelerinize sunarız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Necip Fazıl Bey’i çok eskilerden tanıdığınızı biliyoruz. Tanışmanız ne zaman, nasıl oldu acaba? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Efendim, ben Necip Fazıl Bey’i <i>Büyük Doğu’nun </i>neşrinden hemen sonra tanıdım. <i>Büyük Doğu </i>ilk defa 1943 yılının 17 Eylül Cuma günü yayınlandı. Zamanın en mütekâmil matbaalarından biri olan ‘İbrahim Horoz Basımevi’nde dizilip basılıyor, çok temiz bir baskı ve zengin mün­dericatla büyük boy yayınlanıyor, yirmi kuruşa satılıyordu. Ben o günler­de <i>Tasvir-i Efkâr</i>’da gazeteciliğe yeni başlamıştım. Yunus Emre’nin Sarı­köy’deki kabrini ziyarete gittim. Kabir çok bakımsız, pek haraptı. Kabrin bu yürekler acısı hâlini, çektiğim fotoğraflarla tespit ettim. Necip Fazıl Bey’in Yunus Emre’ye olan sevgisini biliyordum. Yunus için yazdığı şiir ezberimde idi: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">“Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Geleyim, izine doğru arkandan; </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Bırakmam, tutmuşum artık yakandan, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Medet ey dervişim, Yunus’um medet!</span></i><span style="line-height:115%">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">diyen Necip Fazıl Bey’e kabre ait fotoğrafları götürüp mezarın harap hâlini anlattım. Üzüldü, fotoğrafları alıkoydu ve mecmuada bu meseleyi ele alacağını söyledi. İşte Üstad’ı tanımama böyle, Yunus’un kabri sebep oldu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Büyük Doğu’nun bu ilk devrine ait bir hatıranız var mı? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bu devrede <i>Büyük Doğu</i>’da, <i>“İdeolocya Örgüsü, 1001 Çerçeve, Tan­rıkulundan Dinlediklerim, Haftanın Muhasebesi, Doğu’dan, Batı’dan, Ta­rih” </i>ve meşhur <i>“Röportajlarımız-gazetecilik röportaj demektir” </i>bahisleri vardı. Ve ilk <i>Büyük Doğular</i>ın ilk üç sayısında bir de <i>“Nefs Muhasebesi” </i>vardı ki bu yazı dizisi o devirde başlı başına bir hadise olmuş, sorulan su­allerin ilki olan ‘Allah’a inanıyor musunuz?’ sualine verilen cevaplar uzun yıllar konuşulmuş, unutulmamıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Siz Büyük Doğu’da fiilen çalıştınız mı? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i> </i><span style="line-height:115%">Efendim, <i>Büyük Doğu </i>haftalık mecmua ve günlük gazete olarak yayınlandı. Bir ara haftalık gazete şeklinde de çıktı. Ben hem dergide hem gazetede uzun-kısa fasılalarla iki buçuk yıl kadar çalıştım. Uzun-kısa fa­sılalarla diyorum, zira <i>Büyük Doğu </i>sık sık kapatılır, zaman zaman Üstad tevkif edilir veya mahkûm olur, böylece <i>Büyük Doğu</i>’nun neşriyatı inkı­taya uğrardı. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i> </i><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad’ın çalışma tarzı hakkında biraz bilgi verir misiniz? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Üstad, <i>Büyük Doğu</i>’nun her işiyle bizzat meşgul olur ve dolayısıyla çok yorulurdu. <i>Büyük Doğu</i>’da çeşitli imza ile pek çok yazı yazar, diğer yazıları da mutlaka okur, mecmuaya girecek yazıların <i>“Büyük Doğu Ekolü /Mektebi” </i>prensiplerine uygun olmasını ister; hatta kime ait olursa olsun müdahale edip o yazıları düzeltirdi. Üstad, <i>“komünizm” </i>demez <i>“komü­nizma” </i>der, <i>“ideoloji” </i>demez <i>“ideolocya” </i>der ve bunun neden böyle ol­duğunu izah ve ispat ederdi. 1944 <i>Büyük </i>Doğuları’nda bir <i>“Lisan” </i>köşesi vardı. <i>“Lügatçemiz” </i>başlığı altında haftalarca bu bahis üzerinde ısrarla durmuş, dilimize girmiş yabancı kelimelerin ne olması gerektiğini birer birer yazmıştı. Üstad’ın bu yazılara müdahalesi bazı muharrirlerle arası­nın açılmasına sebep olmuştu. Bu mevzuda İsmail Hami Danişmend’le aralarında geçen münakaşayı hâlâ hatırlarım. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Hemen ilave edeyim, Üstad, matbaa tekniğini, mecmua, gazete mi­zanpajını çok iyi bilirdi. Bütün <i>Büyük Doğu’lar, </i>hem gazete hem dergi olarak Üstad’ın bu maharetini gözler önüne sermektedir. Ve yıllar boyu daima hayretle görebildiğim, Üstad’ın, böyle derginin, gazetenin -hem de günlük gazetenin- her işiyle meşgul olmasına rağmen o nefis yazıları na­sıl yazabildiğidir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/Resim1_1.png" style="margin: 5px; width: 513px; height: 277px;" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">                                                                                                          Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu’yu ilk çıkardığı yıllarda ve hayatının son aylarında. </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Kolay mı yazardı? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Hem de nasıl! Eskilerin <i>“akâmet-i tahrîr” </i>dedikleri hâli ben Üs­tad’da hiç görmedim. <i>Büyük Doğu</i>’nun dizilip basıldığı matbaa tezgâhla­rının ağzı dili olsa da söylese! Çok görmüşümdür. <i>“İdeolocya Örgüsü”</i>nü -ki “Başeserim budur.” derdi- çok zaman matbaada, mürettip tezgâhı üze­rinde yazıverirdi. Üstad, İstanbul’un hep Anadolu yakasında oturdu, do­layısıyla vapurla gidip geldi ve bu vapur yolculuğunu dahi boş geçirmeyip Kadıköy-Köprü arasında pek çok yazı yazdı veya yazacaklarını not etti. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Büyük Doğu</span></i><span style="line-height:115%">’daki şu imzalar hep Üstad’a aitti: <i>“Ne-Fe-Ka, Dedektif X Bir, Prof. Dr. Ş.Ü., Adıdeğmez, Be.De, Müverrih, Müstensih, Mürid, Ozan, M.Sarıçizmeli” </i>ve daha şu anda hatırlayamadığım birçok müstear isim... Bu imzalarla çeşitli yazılar yazar, kapak resminden, okuyucu mektupları­na cevaplara kadar her şeyi hazırlar ve bütün bunları şaşılacak bir cehd ü gayretle tamamlar; bu arada bizlere havale ettiği bir iş, onun istediği gibi olmamışsa müthiş öfkelenir ve <i>“Nesli kesilmiş mamutlara döndüm, kimse bana ayak uyduramıyor.” </i>derdi. Bir ara <i>‘Büyük Doğu Cemiyeti</i>’ni kurdu ve mecmua gailesi arasında bu cemiyet işini de âdeta kendi başına yürüttü. Şubeler açtı, oralara bizzat gidip uzun uzun konuşmalar yaptı, gelenlerle hep kendisi meşgul oldu. Tekrar edeyim, böylesine bir meşguliyet içinde her sayısı bir hadise olan <i>Büyük Doğu</i>’yu nasıl hazırladı, o, bir kütüpha­nelik kitapları nasıl yazabildi. Hâlâ hayret ederim. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Bazı kimseler Üstad’da bir enaniyetten, kendini beğenmeden bahsederler, ne dersiniz? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i> </i><span style="line-height:115%">Üstad, </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">“Ellerime uzanan dudakları tepeyim, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Allah diyen, gel, senin ayağından öpeyim!” </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">diyen adamdır. Hatırlarım, bir yazısının başlığı, “Ben O’nun kölesi­nin kölesiyim.” idi. Ve: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">“Sonsuzluk kervanı, peşinizde ben, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Üç ayakla seken topal köpeğim, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Bastığınız yeri taş taş öpeyim, </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Bir kırıntı yeter kereminizden...”</span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">diyen adamda enaniyet ne gezer? Meseleyi böylesine kavrayan, işin künhünü böylesine bilen kimsede kendini beğenmişlik olur mu? Kaldı ki Üstad, bilmediğini soran, öğrenen adamdı. <i>Çöle İnen Nur</i>’un henüz <i>Büyük Doğu</i>’da tefrika edildiği günlerde bazı bahisleri, o yıllarda İstan­bul müftüsü olan merhum Ömer Nasuhi Bilmen’e sorduğuna kaç defa şa­hid olmuşumdur. Üstad’ın tabiriyle <i>“lüpçüler” “çile” </i>sahibinin haysiyet ve şahsiyetini çekemeyip <i>“Çile”</i>nin haysiyetini korumasını bilen Necip Fazıl Bey’e enaniyet, kendini beğenmişlik isnat etmişlerdir. Bu, serapa bühtan­dır. Üstad’ın ifadesiyle Galata Kulesi’ne bostan kuyusu demek kadar abes­tir. Üstad’daki hâl, “enaniyet” değil, “çile”nin haysiyeti, vakarıdır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad’ın meşhur esprilerinden şu anda hatırlayabildikleriniz var mı? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Üstad’ın esprileri toplansa kocaman bir cilt kitap olur. <i>Büyük Do­ğu</i>’daki <i>“Ağlatan Mizah” </i>ve <i>“Gülebilsek” </i>sütunlarını Üstad yazardı. Hususi hayatında da bol espri yapardı. Meşhurdur bunlar. Mesela, <i>Büyük Doğu</i>’ya gelip giden üniversiteli bir genç vardı. Sık sık gelir, Üstad’a hürmet eder, hatta bazı işlerimize de yardımcı olurdu. Günün birinde bu genç görün­mez oldu. Nice zaman sonra Üstad’la Bâb-ı Âli’den çıkarken bu gence rast­ladık. Kucağında paketler hızla aşağı iniyordu. Bizi görünce durdu. Paket­ler arasından zorlukla iki gazete çıkarıp bize birer tane verdi ve Üstad’a, “Efendim, bu gazeteyi ben çıkarıyorum.” dedi. Ayrıldık, iki yaprak amatör işi bir gazete idi. Üstad, şöyle bir evirip çevirdi, gazeteyi bana verdi ve: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">-Mustafa, bu çocuğun böyle gazete çıkarması, Kanunî Sultan Sü­leyman’ın şamdancıbaşısının Kanunî namına Viyana Seferi’ne çıkmasına benzeri,” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bir espri daha... “Kumandan” diye andığımız, askeriyeden emekli bir arkadaşımızın hayli eski model ve biraz fazlaca yıpranmış bir arabası vardı. Üstad bu arabayı görünce sağına soluna hayretle baktı ve sonra arkadaşımıza: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">- </span></i><span style="line-height:115%">Kumandan, dedi, “Sen bu arabayı Amerika’ya götür, emin ol, Mar­şal yardımından çok para alırsın.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad’ın mahkemelerdeki davalarının da birer hadise olduğu söyleniyor, ne dersiniz? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Doğrudur. Üstad, <i>“Ben her devrin mazlumu, makhûru, mahrumu ve mahkûmuyum.” </i>derdi. Çok davası oldu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bir zamanlar Sirkeci’deki Büyük Postane’nin üstü adliye idi. Basın davalarına çarşamba günleri bakılırdı. Bazı günler Üstad’ın ağır cezada da davası olur, bazen de yeni davalar için ifadeye çağrılır, böylece Üstad, haftanın birkaç gününü de adliye koridorlarında geçirirdi. Abdurrahman Şeref Laç Üstad’ın avukatı idi. Duruşmaya beraber girerlerdi amma Üs­tad, avukatına pek iş bırakmazdı. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Necip Fazıl Bey’in davası olduğu günler mahkeme salonu önceden dolardı. Üstad, bazen karşı taraf avukatına bazen savcıya öylesine cevap­lar verir, bazen de müdafaasında o derece güzel konuşurdu ki dinleyiciler tezahürat için kendilerini zor tutar, ara sıra salondan dışarı çıkarılanlar da olurdu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Meşhur Abdülhamid Davası’na ağır cezada bakılıyordu. O günlerin ünlü savcısı Hicabi Dinç, bir celsede Üstad’a “Şaşkın sanık!” demiş ve on­dan şu cevabı almıştı:</span> </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">- </span></i><span style="line-height:115%">Ana rahminden şaşkın doğan ve mezara kadar bu hüviyetini mu­hafaza edecek olan bu Bay’ın, kendi üzerinden alıp bizim üzerimize bir toz zerresi gibi kondurmak istediği sıfatı bir fiskeyle aslî sahibine iade ederiz. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Yine hatırlarım, Üstad, bir müesseseden “milletin başına bela olan” diye bahsetmiş ve o müessese tarafından hakaret davası açılmıştı. Üstad, mahkemede, bela sözünün hakaret olmayacağını, insanın sevdiğine ica­bında “Ne bela şeysin!” diyebileceğini iddia ile divan edebiyatında bela üzerine söylenmiş mısra ve beyitleri duruşmasında uzun uzun okumuş ve bunları dinletmesini de bilmişti. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Beraat ettiği davalar elbette vardı. Bazılarından da mahkûm oldu. Çeşitli hapishanelerde yattı. Hapishanenin çilesini <i>Zindandan Mehmed’e Mektup</i>’ta yazdı. <i>Cinnet Mustatili </i>de hapishane hatıralarıdır. Malatya da­vasında bir yıl mevkuf kaldıktan sonra beraat etmiş ve <i>Cinnet Mustatili</i>’ni o sırada yazmıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/Resim2_5.png" style="margin: 5px; width: 515px; height: 277px;" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad’ın müsrif olduğu pek çok söylenir, doğru mudur? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">- </span></i><span style="line-height:115%">Bu sualinizdeki <i>“müsrif” </i>kelimesini <i>“mükrim”</i>le değiştirirseniz, evet derim. Üstad ikramı sever, hem de çok severdi. Evine bir defa olsun gitmiş olanlar, Üstad’ın ikramda ne kadar cömert olduğunu görmüşler­dir. <i>“Müsrif” </i>sözü, işte bu ikramdaki cömertliğinden galattır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad, yazdığı yazıyı neşrinden evvel başkalarına okur mu idi? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bazı yazılarını idarehanede okuduğu olurdu. Ben <i>Sakarya’nın Des­tanı</i>’nı bu şekilde pek çok dinledim. Bir de <i>Nam-ı diğer Parmaksız Sa­lih </i>filme alınmıştı. İlk gecesi bu eseri Beyoğlu’nda sinemada seyrettikten sonra Üstad’ı Kadıköy vapuruna bırakmak üzere Yüksekkaldırım’dan ini­yorduk. Nasıl oldu bilmem, gecenin sessizliği, sokakların boşluğu, kaldı­rımların hâli mi, ne tesir etti bilemiyorum; Üstad, <i>Kaldırımlar</i>’ı okumaya başladı. Ve tamamını okudu ki bu, <i>Nam-ı diğer Parmaksız Salih</i>’ten daha makbule geçti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Üstad’ın vasiyeti hakkında ne dersiniz? </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Tamam, işte bütün mesele bu sualde. Malum, Üstad’ın vasiyeti <i>Es­selam</i>’ın sonundadır. Vefatı dolayısıyla <i>Millî Gazete</i>’de de yayınlandı. Üs­tad, vasiyetinin sonunda, <i>“Beni, Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış dîvânesi olarak arada bir hatırlayınız.” </i>diyor. Bizim şu konuşmamız, sizin de dediğiniz gibi rahmete vesile olur ümidiyle yapılmıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Üstad daima hatırlanmalı, rahmetle anılmalı, affına, mağfiretine dua edilmelidir. Gönüldaşlarımdan ricam, vasiyetin dokuzuncu maddesinin dikkatle okunması ve Üstad’ın isteğinin yerine getirilmesidir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Vasiyetin o maddesinde Üstad, <i>“Şimdi sıra en büyük dileğimde!” </i>diyor ve ilave ediyor: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">“Müslümanlardan, eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksı­zın benim için ‘Necip Fazıl’ın kaza borcuna karşılık’ niyetiyle bir günlük (5 vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafiî ictihadınca caizdir ve aynı ictihad Hanefîlerce de rahmettir. </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Her ferdin, en aşağı yüz tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... Yetmiş bine dolması lazım. </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Bir de üzerimde hakkı olanların, bunu Allah rızası için helal etmeleri.” </span></i></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Üstad’ın vasiyetinin bir maddesi budur ve bu vasiyetin sahibi, mü­cadelesi, mücahedesiyle vazifesini yapmıştır. Şimdi vazife sırası bizdedir. Onun namazına duran o muazzam topluluk, bu vasiyeti şimdiye dek ye­rine getirmemişse bundan böyle olsun getirmeli. Üstad’ı borçlu yatırma­malı, bilhassa üzerinde hakkı olanlar, bunu Allah rızası için helal etme­lidirler. Dün ona alkış tutan eller bundan böyle onun huzur-ı ahireti için herhâlde açılmalı, Üstad için birer sadaka-i cariye olduğuna inandığım eserleri, vasiyetine uygun olarak tekrar tekrar basılıp genç kuşaklara tanı­tılmalı, onun defter-i âmâli kapanmamalıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:2.0pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Benim, Üstad’ın vefatının hemen haftasında söyleyeceklerim şimdilik bu kadardır. Daha yazılıp söylenecek çok şey var. Her sayısı ayrı bir tetkik mevzuu olan Büyük Doğular var. Üstad’ın, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar uzanan konferanslar var. Kitapları var. Ancak bunların hepsinden evvel Üstad’ın vasiyeti var. Bu vasiyet yerine getirilmeli ve tekrar edeyim, onun üzerinde hakkı olanlar, Allah rızası için bunu helal etmelidirler. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:2.0pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Mevlâ rahmet eylesin, affu mağfiret etsin! </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#ff0000;"><strong><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">“Âmin!”</span></span></span></span></strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="https://www.ktpkitabevi.com/urun/yalan-syleyen-tarih-utansin-set-121300406" rel="nofollow"><span style="line-height:115%"><i><span style="font-size:8.0pt"><span style="line-height:115%"><span arial="" style="font-family:">Kaynak: MUSTAFA MÜFTÜOĞLU, YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN, GERÇEK YAYINLARI, Cilt 12, Sayfa: 135-143</span></span></span></i></span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-kisakurekin-ardindan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jun 2022 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2022/02/necip_fazil_kisakurekin_ardindan_h45365_4ad4e.jpg" type="image/jpeg" length="26881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[M. Emin Saraç Hoca ile yakın dönem ilim ve fikir atlası üzerine]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hoca-ile-yakin-donem-ilim-ve-fikir-atlasi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hoca-ile-yakin-donem-ilim-ve-fikir-atlasi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Daha önce Hocaefendi ile Fatih Camii merkezli bir söyleşi yapmıştık. Aşağıda okuyacağınız söyleşide ise Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki İstanbul’un ilim ve zikir atlasından İslâm coğrafyasındaki modernist akımlara kadar birçok meseleyi konuştuk." Söz konusu söyleşiyi istifadelerinize sunuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11.25pt; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Gidenlerin yeri doldurulamadı. Bugün itibariyle ne <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri</span></b> ne de <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> çapında alimimiz var. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Kaht-ı rical”</span></i> yaşıyoruz. Muhteşem bir mirasa sahibiz fakat, harici ve dahili unsurlar ilimle aramıza kalın duvarlar ördü. Her şeye rağmen yer yer zuhur eden alimler, yeni kuşakları ilmi mirasımızla buluşturan koridor vazifesi görmekteler.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Emin Saraç Hoca</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">, mazi ile günümüz arasında koridor vazifesi gören ya da kudema bezminde ahirde ders okutan alimlerden biri. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Fatih Camii</span></i>’nde Osmanlı ulemasından okuduğu şekilde İslâmi ilimleri okutmaya devam etmiştir. Özellikle hadis alanında çok sayıda talebe yetiştirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923934"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Hafızlık</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Hocam uygun görürseniz ilk olarak İstanbul öncesi tahsil hayatınızdan başlayalım?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İlk olarak memleketimizde hafızlık yaptık. Biz dört kardeş hafızlığı babamızda ikmal ettik. Doğrusu babamın o zamanki gayreti fevkalade bir hadiseydi. O günkü şartlarda jandarmaların baskısı vardı. Babamı kaç defa alıp götürmüşlerdi. Fakat O hapisten gece yarısı gelir-gelmez bizi kaldırır Kur’an okutmaya devam ederdi. Bizi evimizin yüksekçe yerinde yorganlara sarıp da hafızlık yaptırırdı. Çünkü dışarıdan birisi geldiğinde Kur’anlarımızı göğsümüzün üstüne koyup yorganın içinde uyuyor gibi yapardık. Evimizin hemen üst tarafından yukarı doğru ormanlık gidiyor oralarda, dağlarda hafızlık çalışırdık. Babam hem fevkalade gayret gösterir hem de gözyaşları içinde dua ederdi:<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm"> “Ya Rabbi evlatlarımızı din-i Mübin-i İslâm’dan ayırma.” </span></i>Bunları yapmak kolay işler değildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ben maalesef çocuklarımın hiçbirisini hafız yapamadım. Bu benim için bir yürek yarasıdır, inşallah torunlarım hafız olsunlar da hafız dedesi olayım diye niyaz ediyorum, beni sevenlerden bu hususta dua etmelerini istirham ediyorum.</span></span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/IMG-20210307-WA0006.jpg" style="margin: 5px; width: 600px; height: 448px;" /></span></span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">İstanbul’a ne zaman geldiniz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Kırk üç senesinde İstanbul’a geldik. O tarih harp henüz bitmemişti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923935"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">O yıllar itibariyle İstanbul’un ilmi durumu nasıldı, hala Osmanlı bakiyesi alimler tedrisata devam ediyorlar mıydı?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Efendim <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Fatih Camii</span></i>’nde hocalar arasında konuşulurken birkaç defa işitmiştim. Dersiâmlardan sağ olan 60 kişi kaldı diye. Onların hepsi <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sultan Abdülhamid</span></b> devrinden kalan zevat olması hasebiyle senede beş tanesi on tanesi hocalıklarına işaret olarak tabutlarının üzerine sarık konularak ahirete gittiler. En son olarak <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Dersiâmlardan Bekir Haki Efendi</span></b> ahirete gitmiştir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Bekir Haki Efendi’den</span></b> daha kuvvetli daha kudretli allameler geçmiştir bu diyardan. Bu konuda şunu da söylememiz gerekir: <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Dersiâmlar</span></i> iki çeşitti. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Müciz dersiâmlar ve mücâz dersiâmlar.</span></i> Nitekim mezar taşlarında görürüz, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">müciz dersiam</span></i> diye.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Müciz ne demektir?</span></span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İcazet vermiş olan dersiâm demektir ki bir icazet asgari 15 senede verilir. Hocaefendi “Nesara” <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(İslâmi tedrisatın ilk kitabı olan ‘Emsile’de çekimi yapılan fiil)</span></i> ile başlar derse, devam eder, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Şerhi akaid</span></i>” bittikten sonra icazet verir. En kısa zaman olarak <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi </span></b>12 senede icazet vermiştir. İcazet alan <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(mücaz</span></i>) 51 talebenin merasimi 1321 senesinde, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Fatih Camii</span></b> şerifinde yapılmıştır. Onun bu talebelerinin en sonuncusu Niksar Müftüsü Said Efendidir, ondan çok malumat almıştım. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mücaz</span></b> (icazetli) <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">dersiâmları</span></b> ikinci tabaka olarak düşünürlerdi. Çünkü bir alim icazet aldıktan sonra tedris yapıp da icazet vermediyse onun fetvasıyla amel edilmeyecek kadar o zayıf görürlerdi. Onlar ikinci tabaka alimlerdi, ta ki aradan zaman geçip de ilimleri artıncaya kadar. Çünkü ilim zamanla tekevvün eder. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi Hocamız, Kuduri’den</span></b> <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“rehin bahsini</span></i>” çok güzel, inceden inceye anlatmıştı, baktı bana ve dedi ki: <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Sen şimdi bu adam bu meseleleri bu ibarelerden nasıl çıkardı dersin, biz de sizin gibiyken böyle düşünürdük, hatta Fatih Camii’nde bu dersleri okuttuğum zaman bugün anladığım kadar derin ve dakik anlayamıyordum. İlim zamanla tekevvün eder.”</span></i></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ali Haydar Efendi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> şu sözü her zaman söylemiştir, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Ben 6 yaşındayken okumaya başladım, okumaya da çok harisim, o günden beri günüm geçmemiştir ki, beş altı saat derse bakmayayım kitap okumayayım. Buna rağmen her gün bir cehlimi keşfediyorum, her gün bir cehaletimi görüyorum, bu cehalet bitmeyen bir şeymiş”.</span></i> O cehaletten bahseder, etrafına gelen insanları devamlı surette okumaya teşvik ederdi. Huzuruna gelen hoca efendilere sualler sorar bilemedikleri zaman da <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“niye mütalaanızı zayıf tutuyorsunuz, niçin okumuyorsunuz”</span></i> diye serzenişte bulunurdu. Fakat bunu gayet güzelce yapardı. Geçenlerde yaşlı bir zat olan <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mehmed Ali Bey</span></b>’i ziyaret etmiştim, dedi ki, ben Onun meclisine gittiğim zaman hocalara öyle sert konuşurdu ki adeta kendi çocukları gibi, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“niye okumuyorsunuz, niye gayret etmiyorsunuz”</span></i> diye. Tabi ki onlara böyle hitap ederken onun neyi kastettiğini onlar da gayet iyi biliyorlardı. Hatta <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ömer Nasuhi Efendiyle</span></b> nasıl konuştuklarını bilirim, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Ömer Efendi evladım, Ömer Efendi evladım”</span></i> deyişini çok iyi hatırlıyorum. Çünkü onun <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Heyeti telifiyye”</span></i>de reis olduğu dönemde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ömer Nasuhi Efendi</span></b> Kalem-i mahsusu yani başkâtibi olarak çalışıyorlardı. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> hocamızın riyasetindeki heyet, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mecelle-i Ahkam-ı Adliye</span></b>’yi tekmil ve tanzim üzerine çalışıyordu. Çok esef ederdi ki, bu tabirler ona aittir<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">, “o nukulatımızı ne ettiler, nerde zayi ettiler o zaman çok şeyler ortaya koymuştuk, ne oldu o birikim”</span></i> derdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ara-gorsel-ihsan.jpg" style="margin: 5px; width: 600px; height: 450px;" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923936"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Üç Baş Medresesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Ali Haydar Efendi’den okuduğunuz yıllar onun ahir ömrüne tekabül etmekte idi, yaşlılıktan dolayı ders verirken zorluk çeker miydi?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ali Haydar Efendi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> hocamız sesi, sözü, neşesi yerinde bir insandı. Dersi tane tane anlatırdı, yüksek sesle konuşurdu, hatta biz herhalde kulakları duymuyor da onun için böyle yüksek sesle konuşuyor derdik.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Biz yazları birkaç ay memlekete giderdik. Mesela Ramazan’dan sonra gider kurbandan sonra geri gelirdik. Bir defasında biraz gecikmiştim, bana <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“niçin böyle haylazlık yapıyorsun talebe böyle haylazlık yapar mı”</span></i> diye biraz kızmış ve tembihte bulunmuştu. Bir defasında -hangi seneydi bilmiyorum-, memleketten döndükten sonra yine derse gittim, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“hocam derse başlayacak mıyız?”</span></i> diye sordum, ellerini şöyle yana açaraktan, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“halimi görüyorsun ya, artık çok yaşlandım nefesim yetmiyor, bu sene ders okuyamayacağız”</span></i> dedi, ben de boynumu kırdım, cevap vermedim, döndüm. Ertesi gün, -bu günkü gibi hatırlarım- Üç Baş Medresesi’nde minarenin dibindeki birinci kapıdır bizim odamız, Hocamızın hanımı anne<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">miz sabahın saat sekizinde kapıyı çaldı, “efendi baban seni çağırıyor” dedi.</span></i> “Ne zaman geleyim” deyince <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“her zaman geldiğiniz gibi öğlen namazında gelirsiniz.”</span></i> dedi. Gittim. Hocamız <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Dün akşamdan beri uyuyamadım”</span></i> dedi. Ellerini dizlerine vurarak <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“uyuyamadım”</span></i> diyordu <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“ben nasıl talib-i ilim olan bir kimseyi geri çevirdim, bu nefes bu bedende var iken nasıl talib-i ilmi reddettim”</span></i> diye esef ediyor ve <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“men suile an ilmin ya’lemühü feketemehu …” (Her kim ki, kendisine bildiği bir mesele sorulur da cevap vermekten istinkaf ederse, Allah Teâla ona kıyamet günü ateşten bir gem vurur.) </span></i>hadisini okuyor, üzüntüsünü izhar ediyordu. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Hadi derse başlayacağız ve bu nefes bu bedende varken derse devam edeceğiz, ne kadar nefesimiz varsa bu yolda sarf edilecektir.”</span></i> buyurdu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Eşhedü billah böyle (Allah şahittir). </span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Tek kişiye ders okuturken elli kişiye, yüz kişiye ders okutur gibi dikkat ve itina gösterirdi. Bu da bize bir misaldir. Biz bu fani hayata bir daha gelecek değiliz, ilim yolunda olan kimseler daima bildiklerini sarf etmekle mükelleftirler, yoksa Allah’tan çok büyük itap alırlar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bizim en büyük vazifemiz ilmi neşretmektir, kainatın nizamı bu tedris meselesi üzerine bina edilmiştir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Kitabullah’ın Sünnet-i Rasulullah’ın neşri bunları bilen, okuyan kimselerin bu hususta mesai sarf etmesiyle mümkündür.</span></b> Milletimizi ikaz etmek, onlara emanet-i ilahiyi ulaştırmak zarureti vardır, bundan dolayı herkesin kendi vazifesini bilmesi, okutmaya çalışması lazımdır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/IMG-20210312-WA0052.jpg" style="margin: 5px; width: 600px; height: 337px;" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923937"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Şifa Dersleri</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Bir dersinizde <span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span>’nin <span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Kadı İyaz</span>’ın “Şifa-i Şerif”ini ağlayarak okuttuğundan bahsetmiştiniz, şimdilerde ise bazı ilahiyatçılar Şifa üzerine reddiyeler kaleme almaktalar. Ulema nezdinde Şifa niçin yüksek bir değere sahipti ya da bugün Müslüman modernistler niçin onu tenkit etmektedirler?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ben tenkit ettiklerini duydum, ama nasıl tenkit ettiklerini okumadım, bilmiyorum. Herkes bir şeyler söylüyor. Ancak şunu söyleyebilirim; <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Buhari, Müslim ve Şifa, Kur’an-ı Kerim</span></i>’den sonra Müslümanların ellerinde en çok bulunan ve Hindistan’dan Mağrib’e kadar her yerde okunan bir kitaptır. Mesela Mısır’da görmüştüm, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Cami-i Hüseyni’de Mısır Müftüsü</span></i> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Haseni Mahluf</span></b> gibi bir zat muayyen günlerde kürsüde Şifa’dan okurdu. Medine-i Münevvere’de <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Babü’s-selam’da Cafer Fakih Efendi</span></b>’nin babası da Şifa okuturdu. Yine Şifa-i Şerif İstanbulumuz’un her bir camiinde ders olarak okutulurdu. Fatih Camii Şerifinde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Hüsrev Efendi</span></b> muayyen günlerde bu dersi verirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bu kitap ulemanın elinden düşmemiştir. Bu eser, üzerine pek çok şerhler yazılmıştır. Ulema bu kitabı, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Rasulullah Efendimiz</span></b>’in muhabbetini Müminlerin kalbinde canlı tutmak için en büyük amil olarak görmüşlerdir. Üzerinde ittifak edilmiştir. Bizim bugünkü insanlarımız, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ulemay-i İslâm</span></b>’ın ittifak ettikleri hususları batıl üzerinde yapılan ittifaklara mı benzetiyorlar?! Bunu nasıl söylüyorlar. Hayret ediyorum.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">İstanbul’da başka kimlerden ders okudunuz?</span></span></b></span></span></span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Mısır’a gitmeden evvel Silistreli Süleyman Efendi’den bir hafta okuduk. Fakat Onu takibata aldıklarından ders dağıtıldı. Sonra Gümülcineli Mustafa Efendi’den çok şeyler okuduk. Bu sırada Fatih Camii Şerifi baş imamı Ömer Efendi’den, Hüsrev Efendi’den dersler aldık. Bu zatlar en çok ders okuduğumuz hocaefendilerdir. Allah hepsinden de razı olsun.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923938"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İstanbul’da Halidilik</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Sizin okuduğunuz yıllardan geçmişe doğru bakıldığında İstanbul’un sufi yapısı nasıldı? Osmanlı’nın son anları ve Cumhuriyet’in ilk yılları itibariyle Nakşi-Halidiliğin İstanbul’daki meşhur 4 tekkesinin konumundan bahseder misiniz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923939"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İsmet Efendi Tekkesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Dört tekke deyince şunu anlayalım:</span></span></span></i><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> Bunlar Nakşilerin Halidiyye kolu için adeta yeniden canlanma ve tecdid safhasıdır. Bu dört taneden birincisi <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa İsmet Yanyavi</span></b> tekkesidir. Bu zat Yanya kadısı iken hacca gider orada, Mekke-i Mükerreme’de aslen Erzincanlı olan <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdullah-i Mekki </span></b>ünvanıyla maruf olan zata intisap eder. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdullah-i Mekki, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri</span></b>nin Halifesidir. Kendisi, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa İsmet Efendi</span></b>’ye lazım gelen seyr-u sülukünü yaptırır ve kendilerine <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“kadılıkla değil, irşadla meşgul olacaksın”</span></i> diyerek Onu İstanbul’a sevk eder. İstanbul’a ilk ayağını basan Halidi odur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İsmet Efendi Tekkesi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">’nin devamı İsmail Ağa Cemaatidir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mahmud Efendi</span></b>’nin âl-i himmeti ve hizmetleriyle devam etmektedir. Hele şu camilerin mihrabına imam yetiştirme babındaki hizmetleri çok takdire ve tebcile şayan bir manzara arz etmektedir. Kadınların tesettüründeki dikkatleri, sünnet-i seniyyeye temessükteki dikkatleri, cidden memleketimiz için manevi bir destektir, Allah saylerini meşkur etsin derim.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923940"></a></span></span></span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Kaşgari Tekkesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Halidilerin ikinci kolu Eyüp’teki Kaşgari tekkesidir.</span></span></span></i><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> Tekkenin <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">postnişini Abdülhakim Arvasi</span></b> hazretleri idi. Tekkeler seddedildiği (kapatıldığı) zaman orada O vardı. Bu zat da ulema arasında şanı çok yaygın bir vaziyette idi. Hocalarımız kendisinin Bayezid Camii’ndeki tefsir derslerinde gösterdiği <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">kudret-i ilmiyeyi medh-u sena</span></i> etmekle bitiremezlerdi. Zaten medariste (medreselerde) ve mütehassisin medresesinde tasavvuf hocalığı yapmıştı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Abdülhakim Arvasi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">’nin tefsir dersleri ile alakalı elimde bir yazı var. Bu yazı hocaefendinin hizmet için neler yaptığını, nasıl gayret gösterdiğini görmek ve ibret almak açısından çok mühimdir. Yazıda şunlar yazılı: <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Hicretimizin mebdei (başlangıcı) olan bin üç yüz sene-i hicriyyesinin şehr-i recebi ibtidasından itibaren dördüncü recep yani 1337 senesi recebinde Bayezid Camiinde tefsire Fatihahan olduk. Sırf bu derse mahsus olarak vaz’ olunan kürsüde 1348 ve 1349 seneleri Ramazan ayları ile, -bir iki ders müstesna olmak üzere- her hafta Pazar, Salı ve Perşembe günleri bila fasıla (aralıksız) devam ederek işte biinayetillahi teala (Allah Teala’nın yardımıyla) 1356 sene-i hicriyyesinde ki cem’an (toplam) yekün yirmi senenin ikmaline karib bir zamanda hatime-i han vennas olduk. Sûre-i Bakara’nın nihayetine kadar Ebus’suud Efendi Tefsirinden, Onu müteakib sure-i Kehf’in ibtidasına kadar ibaresi selis ve leziz olan Nimetullah tefsirinden, ondan sonrasını da tefasirin en makbul ve müşkili olan Beyzavi tefsirinden okutulmuş ve hitama erilmiştir ki, bu suretle tefsirin kıraati pek az kimselere nasib ve müyesser olmuştur.</span></i></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bu müddet zarfında devam eden zevat sıcak ve soğuk demeyerek bir kısmı hemen yüzde doksanına bir kısmı da nısfına (yarısına) bir kısmı da sülüsüne (üçte birine) devam etmişlerdir. Bu müddet zarfında bundan başka olarak Fatih Camii şerifinde birkaç sene Nimetullah, Ebu’s-Suud ve Tâcü’t-Tefasir olan Huseyn-i Kaşifi’nin tefsirlerinden ve yine Sinan Paşa Camii Şerifi’nde birkaç sene Şir’atü’l-İslâm, Şifâ-i Şerif ve Hulasatü’l-vefa fi ahbari dari’l-Mustafa ve Üsküdar’da Yeni Cami’de birkaç sene ba’de’z-zuhr (öğleden sonra) muhtelif tefsirler, Eyüp Camii kebirinde her Cuma ba’de’z-zuhr ve Ağa Camiinde her Cuma badelasr (ikiden sonra), Arab Camii şerifinde birkaç ay, Yer altı Camii şerifinde bir iki ay, Kasımpaşa Camii şerifinde bir iki sene, Kadıköy ve Bakırköy camilerinde birkaç sene muhtelif tefsirlere devam edilmiştir.”</span></span></span></i></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bu yazı, Eyüp Sultan civarında ki Kaşgari Tekkesi son Postnişini olan <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">es-Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri</span></b>nin İstanbul Cevamii (camilerindeki) şerifesindeki hadematı mergube (saygıdeğer hizmetleri) ve meşkuresinin vesikasıdır. Hemşiresinin mahdumu mükerremi <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ahmed Tevfik Bey Efendi</span></b> bendelerine hediye etmiştir (r.a.). Allah cümlesini garik-i rahmet eylesin.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bu yazıdan ibret alınacak husus şudur ki</span></span></span></i></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> bir hocaefendi başladığı bir hizmete nasıl kendisini veriyor ve bu kadar camileri ihya etmek gibi çok büyük bir vazifeyi ifa edebiliyor, bizim eski hocalarımız vazifelerini işte böyle yapıyor ve camilerimiz böyle onlarla mamur oluyordu. Heyhat nerde şimdi…. Maalesef şimdikiler kısa mevzularda şuradan buradan birkaç kelimeyi alıp da kürsüde söylemeyi marifet sanıyorlar. Elleri kitap tutup da camilerde ders okuturlarsa milletimizin seviyesi o zaman yükselir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Milletimizin ilmi seviyesi çok düştü. Hele bu günkü Türkçe ki maalesef, ne edebiyat kaldı ne ilmi bir üslup; o kelimelerle dini meseleler konuşulamaz. Yeterli olmazlar.</span></span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Manastırlı İsmail Hakkı Efendi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">’nin Ayasofya Camii şerifinin kürsüsünde ilka ettiği vaazlarını <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Eşref Edip</span></b> neşretmiştir ki, o vaazlara bir bakalım da görelim güzel bir vaaz nasıl yapılır. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Ol evvelü Allah ol Ahiru Allah”</span></b> diye başlar zaman zaman veciz güzel beyitleri de tuluatından <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(aklına geldiği şekilde, hazırlanmadan)</span></i> söylerdi. Yine <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı</span></b>’nın hutbe kitabını alın da bir bakın. Mübarek her hutbe için o konuya uygun bir “hamdele” ve “salvele” okurdu şimdi ise bütün hutbeler aynı hamdele ile başlıyor, bu bile bizim ne derece iflas ettiğimizin göstergesidir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Şu uydurma kelimelerle bu yüksek mevzular nasıl anlatılabilir?! Hal böyle olunca milletin de seviyesi düştükçe düşüyor. Zaten gazete lisanıyla vaaz da olmaz. Oranın kendisine has <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">kelimat-ı mergubesi/kelimat-ı kayyimesi</span></i> vardır, kıymetli, edebi, zarif ifadeleri vardır, bunlara dikkat edilmesi lazım. Perişan hali gördükçe insanın yüreği sızlıyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bahsettiğim ilmi güzellikler benim de şahit olduğum hususlardandır, bunlar camilerimizde oluyordu, bunları elli sene öncesine kadar görüyorduk.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 18.75pt; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/IMG-20210223-WA0054.jpg" style="margin: 5px; width: 352px; height: 232px;" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Efendim siz Abdülhakim Arvasi hazretlerine yetiştiniz mi?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ben <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdülhakim Efendi</span></b>’nin kendisini görmedim ama mahdum-u mükerremleri merhum Mekki Efendi’ye yetiştim. Kendileri çok faziletli, çok haluk, çok kıymetli bir zat-ı mükerrem idi. Fatih Camii şerifinde <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Kâzî tefsiri”</span></i>ni okutan zevattandır. Son dersiâmlardan olan muhterem bir zattır. Kudret-i ilmiyesi babasından da aldığı ders ve tahsilden dolayı kuvvetli idi. Nitekim kayınpederimin vefatından sonra taziyede bulunmak üzere <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">-kendisi Kadıköy Müftüsü iken-</span></i> bize uzunca bir mektup yazmıştı ki Arabiyyül-İbare (Arapça) olan bu mektup da kendisinin kudret-i ilmiyesini gösteriyordu. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(Keşkeler onun kayınpederim hakkında yazdığı taziye mektubunu da yayınlama imkânı olsa onu da bulabilirim de yayınlanır inşallah.)</span></i> Ben onun torunu yaşında olmama rağmen bana o kadar iltifat ve ihtiram gösterirdi ki, bilmiyorum artık kayınpederimden dolayı mı, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi Hocamızda</span></b>n dolayı mı, veyahut ta Mısır’da tahsil gördüğümüzden dolayı mı? O, tevazu misali, zarafet timsali bir zat-ı muhterem ve mükerrem idi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Arvasi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> ailesinden bir de <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Seyyid Şefik Efendi</span></b> vardır ki, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">İstanbul’da Sultan Ahmed Camii</span></i> şerifinde son hayatını imamlık yaparak bitirmiştir, o zatı da çokça ziyaret ederdik, Eyüp’te otururdu o da meşayihten, muhterem, mübarek, fazilet timsali bir kimseydi. Evet bu zevat işte o devrin muhterem, mübarek insanlarındandır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Kaşgari Tekkesi, tekkelerin kapatılmasıyla birlikte son bulmuştur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923941"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Gümüşhanevi Tekkesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İstanbul’daki üçüncü Halidi Tekkesi Gümüşhanevi dergahıdır. Şam’dan Şeyh <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ahmed b. Süleyman el-Huseyni el-Ervadi</span></b> ismindeki zat İstanbul’a gelmiş ve <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi</span></b>’yi irşad etmiş ve onu irşatla görevlendirmiştir. Nakşi tarikatının üçüncü Halidi kolunun kapısını açmıştır. İşte bu zat-ı muhteremin açtığı yol da <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">İskender Paşa Camii İmamı</span></i> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Merhum Mehmed Zahid Kotku</span></b> Efendi ile devam ede gelmiştir. Bizim yetiştiğimiz <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Hasib Efendi</span></b>, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdülaziz Efendi ve Mehmed Zahid Kotku</span></b> Efendi ile devam eden ve Elhamdülillah hala müntesipleri ve cemaati bulunan üçüncü tarik de budur. Su kesilmiş değildir hala bu çeşmeler açıktır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923942"></a></span></span></span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Kelami Tekkesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Dördüncü Halidi Tekkesi şeyhi ise Erbil’den gelen <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Esad Efendi</span></b>’dir. O zat-ı muhterem ki vaktiyle Şeyhul-İslâmlık makamında Meclis-i Meşayihan reisi idi. Çünkü tasavvuf-tarikat, konularının bir nizamı, intizamı, usulü, erkanı vardır. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Esad Efendi</span></b> hazretleri ki bildiğimiz <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Gönül Nur-i cemalinden habibim bir ziya ister”</span></i> diye şaheser bir kasidesi vardır ve daha nice güzel kasideleri vardır ki bunlar onun vukufiyyetini ve kudret-i ilmiyesini gösteren kelimattandır (eserlerdendir). Kendisi Kelami Dergahında Postnişin idi. Halidi kolunun dördüncüsü de işte budur. Bu yolun devamının da <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b>, daha sonra <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Musa Efendi</span></b> ondan sonra da <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Osman Efendi</span></b> ile olduğunu görmekteyiz. İstikametli bir yol takip ettiklerini görmekteyiz. İnşallah füyuzatları müzdad olur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Mahmud Sami Efendi ile alakalı hatıralarınızı da İnkişaf okurlarıyla paylaşır mısınız?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Sami Efendi Merhum </span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Kayınpederim <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Yekda Efendi'yle</span></b> Kelami dergahında buluşmuşlar. Kayınpederim daha önce oradayken <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi,</span></b> o zamanki eski usulde <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Darülfünun</span></i>’un Hukuk Mektebini bitirdikten sonra oraya gelmiş ve bir müddet orada kalmıştır. Bu sebepten kayınpederimle aralarında çok derin ve samimi bir meveddet (sevgi) vardı; Hayatları boyunca bu meveddet devam etmiştir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b>, bizim evimize zaman zaman gelirdi. Hatta geldiği zaman arkadaşlarını Fatih Camiinde bırakır, yalnız başına gelirdi. Zaman zaman cemaatle geldiği de olurdu. Mesela bayramlarda geldiğinde cemaatle gelirdi. Geldiği zaman her ikisi de kanepenin üzerine diz üstü oturur, sessizce, yavaş yavaş, güzel güzel konuşurlardı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Sami Efendi </span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">hazretleri kayınpederimin vefatından sonra da lütfen ve tenezzülen bize ziyarete devam etmişlerdir. Kendileri <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Medine-i Münevvere</span></i>’de vefat etmişlerdir. Vefatından bir hafta önce hacc için Mekke’ye gitmeden biz kendisini ziyarete gitmiştik, hatta elimi iki elinin arasına almış ve çok güzel sözler söylemişti. Allah o zat-ı muhteremle cennette buluştursun derim.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ara-gorsel-topbaş.jpg" style="margin: 5px; width: 600px; height: 386px;" /></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Mehmet Zahid Kotku Hazretleri ile alakalı neler söyleyeceksiniz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Hepsinin de ayrı ayrı meziyetleri vardı. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zahid Kotku</span></b> Merhumun da bize bu yolu sevdirecek iltifatları olduğunu biliyoruz. Bizdeki meziyetten değil de onlar bizi bu iyi yollara sevketmek için çok güzel taltiflerini, bu yola teşviklerini, tergiblerini gördük, hepsinden Allah razı olsun derim. Bunlar sözlerle bitecek hususlar değildir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923944"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ali Haydar Efendi’nin Eseri</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Malum <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b>’den başlayıp buralara geldik. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> hocamıza yaşadığı devrin meşayıhı çok hürmet gösterirdi. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b> defalarca ziyaretine gelir, saygıda kusur etmezdi. O da <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b>’yi çok severdi. Hatta benim namazımı o kıldıracak diye çok ısrarla vasiyet etmişti öyle de oldu. Cenaze namazını <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b> kıldırdı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Abdülhakim Efendi</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b>’yi ziyaret ederdi, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Seyyid Şefik Efendi</span></b> de ziyaret ederdi. Onlar birbirlerini, gerek <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sami Efendi</span></b>, gerek <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mehmet Zahid Efendi,</span></b> gerekse <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Seyyid Şefik</span></b> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Efendi</span></b> birbirlerini, özellikle <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b>’yi yaşı itibariyle, kemali itibariyle, fekahati itibariyle ziyaret ederlerdi. Bir de şunu söyleyelim ki fakihlikle sufiyyeyi bir arada cem eden <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> Hocamız bu yönüyle işin hatimesidir diyebiliriz, çünkü o bu iki vasfı da cemetmişti. Bu zatların her birinin üstün meziyetleri müsellemdir, fakat ondaki hususiyet bambaşkadır. Çünkü fekahat ilmi sahada en yüksek makamdır ki <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> o makamdaydı. Bugünkü insanlar iki kitap yazdı mı, yazmadı mı onu düşünüyorlar halbuki birçok ulemamız da asar (eserler) bırakmamıştır. Onun eseri olarak sözlerinin tahakkuk ettiğini görüyoruz. O ilme teşvik ederdi, onun devamı olan <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">İsmail Ağa Cemaati’nin</span></i> de ilme temessük ettiklerini, ibadet ve taatlerine, istikametlerine ehemmiyetli bir şekilde ısrarla devam ettiklerini, seyr-u süluklerini devam ettirdiklerini görüyoruz. Bu, onun için hem en büyük eserdir, hem de en büyük keramettir. Bir kişilik yemeği on kişinin yemesi bir kerametse de tek keramet bunlar değildir. Asıl insanları irşad edip hak yolda bir istikamet vermektir. Bu, Allah’ın ona olan ikramıdır. Yani Allah’ın ikramı olaraktan onun sözleri havada kalmamıştır. Öyle olmasa ne o zaman ne de şimdi İsmail Ağa civarında bu kadar cemaat göremezdik.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">47 senesinde ilk hacca gidenlerdendir <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b> Hocamız. Hacdan geldikten birkaç gün sonra hocamızı emniyete götürdüler, sabaha kadar hesaba çektiler; <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Niye insanlar senin etrafına geliyor, toplanıyor”</span></i> diye… O zaman bu da hesap mevzuu olmuştu. Neler geçirdi, ne haddelerden geçti bu yolun insanları…. Çook gönülleri kırıldı çoook… Çook rencide edildiler çook.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923945"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Osmanlı Uleması</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Hocam Beyazıt, Fatih ve Süleymaniye Medreseleri’nden, oralardaki alimlerin ilmi yeterliliklerinden bahsedersek neler söylersiniz? Onları, günümüz ilahiyatları ile kıyaslayabilirmiyiz? Malum-u alileriniz Mustafa Sabri Efendi “Mevkifu’l-Akl”in mukaddimesinde, Fatih’in Alimlerinin Ezher’in ulemasından çok daha üstün olduklarını belirtir. Bir devlet son anlarını yaşarken İslâmi ilimlerde bu derece başarılı ise bunun öncesi nasıldır? İlimde bu derece bir ihtişama nasıl ulaşmışlardı?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bizim yetiştiğimiz alimleri, bugünkü gibi hatırlıyorum, onları temsil edecek hiçbir vasıf gösteremem. Sadece kendi şehadetimi söylüyorum ki, o medrese tedrisindeki kuvvet-i ilmiyeyi maalesef gösterememiştir bugünkü modern tedris. Bazı filizler görüyoruz, onların da zamanla birer çınar olmalarını arzu ederiz, temenni ederiz. Fakat bizim gördüğümüz, göçüp giden o alimlerin yerleri boştur. Yeni neslimiz darılmasın ama eslafımızda görülen kudret-i ilmiye bugünkülerde henüz görülmekte değildir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İlmin iki ciheti vardır,</span></span></span></i></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">birincisi kesb ile olur ki</span></b>, bununla belli bir hadde kadar varılır, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">ikincisi ise kesbi ilimde gösterilen ihlasın semeresi olarak Allahu Teâla talibi ilme vehbi bir ilim nasip eder ki bu ikisini de cem etme şerefi her zaman herkese müyesser olmaz.</span></b> Nasip etmesini <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Cenâb-ı Hakk</span></b>tan niyaz ederiz. Çünkü bu memleket hakikaten fakihten mahrum, insan bila tereddüt (tereddüt etmeden) sözüyle amel edecek fakih bulmakta çok müşkülat çekiyor. Hele eskisi gibi İslâmi bir tatbikat olsa, İslâm hukuku tatbik ediliyor olsa eski kadıları bulacak imkânımız var mı? Bunlar birer yürek yarasıdır ama ümitsiz de olmayacağız.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bekir Haki Efendi;</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Ümidimizi kesmeyelim, bu millet velüddür, velüddür kardeş</span></i>” cümlesini söylerdi hep. İnşallah Rabbimin inayetiyle bu milletin bugün yetişmekte olan gençleri, ulemamızın yerini doldurmaya muvaffak olurlar. Şahsen ben kendi çocuklarıma dua ettiğim gibi bu memleketteki ulum-ü şeriyye tahsiline çıkmış insanların muvaffak olması için canı gönülden dua ediyorum. Allahım kabul eylesin, hatta Arafat’ta bile buna dua etmişimdir:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">“Ya Rabbi memleketimizdeki ulum-ü şeriyye taliplerinin her birisini razı olacağın şekilde ilim tahsil etmeye, tedris etmeye ve neşretmeye muvaffak kıl”</span></span></span></i><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> diye. Hep duamız budur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/IMG-20210222-WA0033.jpg" style="margin: 5px; width: 506px; height: 400px;" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Hocam İsterseniz birazda Osmanlı’daki devlet adamı, ulema münasebeti hakkında konuşalım. Mesela Molla Gürani’nin, İbn Kemal’in zaman zaman Fatih ve Yavuz’a muhalefet ettikleri biliniyor. Bundan hareketle İlim adamları siyasi irade karşısında mutlak bir hürriyete sahiptiler diyebilir miyiz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Elbette, elbette sultanların nezdinde ulemanın yeri o kadar mümtazdır ki ulemanın sözü önüne hiçbir zaman geçilmezdi. Onlar, ulemanın kadr-ü kıymetini bilirlerdi. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Yavuz Sultan Selim</span></b> ki sözünü ikiletmeyen birisi, iktidar yıllarında 120 kişinin idamına hükmetmişti. -Zannederim <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Şekaiku’n-Numaniyye”</span></i>de geçiyor bu hadise- Bunu<b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">, Şeyhulİslâm İbn Kemal</span></b> duyar duymaz Sultan’ın kapısını çalıyor ve <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Sultanım böyle bir karar vermişsiniz”</span></i> diyor. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Yavuz</span></b>, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Bunlar idari işlerdir, sizi alakadar etmez hazret” </span></i>deyince <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">İbn Kemal</span></b>, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Zaten beni onlar alakadar etmiyor, beni sultanımın ahiret alemindeki durumu alakadar ediyor, ben ahiretin için geldim”</span></i> deyince bu söz derhal Onun önüne geçiyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Yine <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Zâhid Efendi</span></b>’nin bir münasebetle yazdığı gibi, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sultan Abdülhamid</span></b> zamanında bir kitabın toplatılmasına karar verilmiş, derhal Fatih’in iki tane hoca efendisi -ki birisi <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Tikveşli Yusuf Efendi</span></b>, diğeri de <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ahmed Ferhadı Rizevi</span></b>, bu yaşlı ulema- Sultan’ın yanına gidip <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Efendim! Kitap halkın elinde yayılmış, bunu nasıl toplatırsınız”</span></i> deyip, bunu güzelce izah edince Sultan Abdülhamid onların bu itirazını derhal itibara almış ve o emri ref (<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">yürürlükten kaldırıyor</span></i>) etmiştir. Böyle bir kararın çıkmasına sebep olanları da nefyetmiştir (<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">sürüyor</span></i>).</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Sultan Abdülhamid</span></span></span></b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> ulemaya son derece ihtiram etmiş, onların sözlerine kıymet vermiştir. Hatta şunu da söyleyeyim ki, bu da <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Bekir Haki Efendi</span></b>’nin sözüdür; <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Yemin edebilirim ki, Hulefayi raşidinden sonra bu “makam-ı hilafet”te Osmanlı hulefası kadar Rasulullah Efendimiz’in makamını temsil eden olmamıştır, hatta buna Abbasi halifeleri de dahildir. Zira İmam Ahmed b. Hanbel bizim halifelerimiz zamanında yaşasaydı dayak mı yerdi, İmam Azam olsaydı hapse mi atılırdı, onlar o alimlerin kıymetini bilmezler miydi? Abbasiler onların kıymetini bilemediler benim sultanlarımsa ulemaya azami derecede ihtiram ettiler.”</span></i></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923946"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Sultan Abdülhamid</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Söz Abdülhamid’e gelmişken, malumu aliniz Hazret, ümmetin irfanını yüceltme adına etraflı çalışmalar yaptı. Bu çerçevede okullar açtı, bazı İslâm Klasiklerini tercüme ettirdi… Bu çalışmalar beklenen neticeyi vermiş midir?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Elbette ki onun bıraktığı miras, o büyük harp olup ta o büyük tahribat meydana gelmeseydi nasıl netice vermezdi? Bu büyük harp ve büyük tahribatın olması <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Devlet-i Aliyyey-i Osmaniyye</span></b>’nin perişan edilmesi, onun hazırladığı temelleri altüst etmiştir. O çalışmalar tam semerelerini vereceği zamanda bunlar olmasaydı bugün dünyadaki inkişaflar elbette ki bizde herkesten evvel ortaya çıkardı, zira çok kuvvetli eserler ortaya koymuştur, bunu çok defa ehlinden dinledik.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Sultan Abdülhamid’in Ehl-i Sünnet akidesine sahip bazı alimler tarafından tenkit edilmesini neye bağlıyorsunuz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Mahza gaflete.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">İttihatçıların lokallerinde Mustafa Sabri Efendi gibi Allamelerin konuşmalarını, onlar lehinde propaganda yapmalarını nasıl değerlendirmeliyiz? Aldatılmışlar mıdır?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Efendim <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b>, çok kısa bir devre o da gençliğin saikasıyla hürriyet, özellikle yazı yazma hürriyeti sevdasına heves ettiyse de çok kısa zaman sonra işi fark edip ittihatçılardan uzaklaşmış, uzaklaşmakla da kalmayıp onlara muhalif olarak Hürriyet ve İtilaf fırkası diye bir parti de kurmuştur ki ömrü boyunca ittihatçılara karşı mücadele etmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Cemaleddin Efgani’nin İstanbul macerası ve Sultan Abdülhamid’in onu göz hapsinde saklaması hakkında neler söyleyeceksiniz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Bu zât İslâm aleminin bir fitnesidir. Mısır’da Onun hakkında söylenenlerin ülkemizdeki ilim erbabı tarafından dinlenmesini isterdim. Onun hakkında Mısır’da çok şeyler söylenmiştir. Yakın zamanlarda <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Kutup’tan</span></b> işittim, dinler arası diyalog hakkında dermiş ki: “<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Üç tane din ‘ihvetün eşikka’ yani öz kardeştirler, birbirinden istifade etmelidirler.”</span></i> İşte bu fikirleri dile getiren kişilerden biridir. Çok zeki bir insan olduğu muhakkak ama zekasını şeytani işlerde kullanmıştır. Onun üzerine çok şeyler yazıldı, çizildi, çok şeyler söylendi, hatta <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Cemaleddin Efgani fi Mizani’l-İslâm”</span></i> isminde bir doktora tezi hazırlandı ve neşredildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Müsteşriklerin ulemayı etkileme noktasında Mısır’dakine benzer bir başarıyı İstanbul’da gösterememelerinin sebebi ne olabilir?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İslâm düşmanları her memlekete ayrı bir plan tatbik etmişlerdir. Mısır’da ilmi cihete çok ehemmiyet vermişler, burada ise idari, nizami işleri karmakarış etmeye özen göstermişlerdir. İslâm düşmanları hilelerini çeşitli yerlerde çeşitli renklerde tatbik etmişlerdir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923947"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Muhammed Zâhid Kevserî</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/zahid-kevseri.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 328px; height: 404px;" />Son devir Osmanlı alimlerinden Zahid Kevseri, İslâm Aleminde yeterince tanınıyor mu?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Şunu bilesiniz ki bugün İslâm aleminde bizim son devir ulemamızdan en çok tanınan <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhidü’l-Kevserî</span></b> ile <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b>’dir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> hocamız sebebiyle beni arayan insanları bir saymaya kalksam hayret edersiniz. Bu yakınlarda Riyad’dan kaç tane telefon geldi, Sana’dan telefon geldi, Mısır’dan, Suriye’den Cidde’den; hep bunlar <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>’nin talebesi olmamız münasebetiyle onun hakkında bilgi almak istiyorlar. Ulum-ü Nakliye hususunda eserler bıraktığı için onu ve eserlerini tanımak murad ediyorlar. Daha geçen hafta <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid</span></b> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Efendi</span></b> aşıklarından <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">İyad Ahmed Kuş</span></b> isminde bir zat geldi ve bir hafta kaldı. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi </span></b>hocamız öyle feyyaz bir allame idi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Zahid Kevseri’nin Te’nibu’l–Hatib’i, İhkaku’l-Hakk’ı, Fıkh-u Ehli’l-Irak’ı ve Hanefi imamlarıyla alakalı biyografi kitapları selefilerin iddia ettiği gibi mutaassıp bir Hanefi olmasına mı, yoksa Ehl-i Sünnet’in büyüklerine yapılan tahkir ve tezyife kayıtsız kalamayıp İhkak-ı hak talebinde bulunmasına mı hamledilmelidir?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Efendim o mutaassıp mıdır, değimlidir? Bu hususun anlaşılması için Onun vefatından sonra <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Ebu Zehre</span></b>’nin <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Makâlât’ul-Kevserî”</span></b>nin başında, hakkında yazdığı uzunca mukaddime okunmalıdır. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ebu Zehre</span></b> yazısında yirmiden fazla yerde <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“el-İmam”</span></i> tabirini kullanmaktadır. Yine meşhur alimlerden <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Yusuf Musa</span></b> <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Tarihu’l-Fıkhi’l-İslâmi”</span></i> adlı eserinde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>’den bahsederken taassup ne demektir açıklar. Taassup kelimesinin onun için kullanılması hiçbir surette mümkün değildir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Devlet-i Osmaniyye</span></span></span></i><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">’nin yıkılmasından sonra herkes ağzına geleni söylüyor: <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Osmanlı devletinin yıkılmasının sebeplerinin başında onların Hanefi mezhebine olan sımsıkı bağlılıkları gelmektedir.”</span></i> diyenler var. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>, bu nevi yayınların yapıldığı bir devirde <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Hanefi Mezhebi</span></i>’nin müdafaasını yapmış, bu konuda her şeyi yerli yerince söylemiş, çok mühim bir vazife ifa etmiştir. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> o sözleri söylemeseydi, malum herifleri susturmasaydı belki daha çok sözler söyleyeceklerdi. O bu konuda aksi söz söyleyen Mısır ulemasını da susturmuştur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Eşhedü billah bugünkü gibi hatırlarım – hepsi de mezara gitmişlerdir- <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">eş-Şeyh Muhammed Abdülvehhab Buhayri</span></b> Hocamızın meclisinde/evindeyiz, hocalardan bir tanesi, “<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">hayır cemiyetlerine verilen zekât yerine ulaşmıştır, pekala verilebilir”</span></i> diye bir makale yazmış, bu makale okundu, hocamız kütüphanesindeki <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Makâlâtu’l-Kevserî”</span></i>yi işaret etti, getir dedi getirdim. Orada “Fi Sebilillah” mevzuunda bir makale var, onu açtı okuttu, arkadaşlar makaleyi okuduktan sonra hocamız dedi ki, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“bakınız şu makale ancak otuz tane meracii (kaynağı) hakkıyla mütalaa edip, onların hulasasını meydana getirmek suretiyle hazırlanabilir. Bu makaleyi yazabilecek ikinci bir kişi şu diyarda yoktur.”</span></i> Ve şunu ilave etti – Eşhedü billah bu tabir <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Abdülvehhab Buhayri</span></b> hocamıza aittir- <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“dört yüz senedir yakın tarihimizde böyle muhakkik bir alim görmüyoruz.”</span></i> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi’yi</span></b> vefatından sonra ehl-i ilim olan zatlar böyle anlatıyor, onların sözleri kafidir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/IMG-20210222-WA0003.jpg" style="margin: 5px; width: 536px; height: 400px;" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><a name="_Toc451923948"></a><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">“Cebr” Meselesi</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Mustafa Sabri Efendi ile münasebetinden bahseder misiniz, mesela “Nazretun abire” adlı eserinde yer yer Ona iltifat eder. Fakat bir de hadisenin “cebr” boyutu var. Bu hususu istismar edenler, onları iki hasım gibi göstermek istemektedirler. Aralarındaki münasebet hakkında neler söyleyeceksiniz?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Son hayatlarında arkadaşlar içinde onların arasında en fazla dolaşanlardan birisiyim –elhamdülillah-. O zaman <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“el-İstibsar” </span></i>mevzuunu yazmıştı. Eserinde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b>’yi hem medhü sena etti hem de cebir mevzuunda onunla münakaşa etti. Din meselelerinde ahbaplık olmaz. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Hakikat olduğu gibi anlatılır.”</span></i> diye bir tabir vardır. Bu meseleler bu şekilde yazılmıştır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">O günlerdeydi ki <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b>’nin ailesi vefat etmişti. Rahmetli Ders vekili <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ahmed Asım Efendi</span></b>’nin kerimesiydi. İskenderiye’de defnedildi. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b> torunlarının ve gelininin hizmetine kalmıştı. Osmanlı hanedanından <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Sultan Abdülaziz Hanın torunu Şehzade Şevket Efendi</span></b> vardı. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Şevket Efendi</span></b> Onu alır götürür, evladıyla beraber haftalarca evinde bakarlardı, hatta <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">-ben görmedim ama-</span></i> <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Yakup Efendi</span></b> anlatmıştı, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Şevket Efendi</span></b>’nin çocuklarının Mustafa Sabri Efendi’nin el ve ayak tırnaklarını kestiğini gördüm demişti, öyle hizmet ederlerdi, Onu çok severlerdi. Zaten nur parçası gibi bir kimseydi sevilmeyecek bir insan değildi, çok hoş güzel bir insandı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">O günlerdeydi ben <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b>’yi ziyaret için <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Şehzade Şevket Efendi</span></b>’nin evine gittim. Oturduk şuradan buradan konuştuk. Beni görünce sözler Tokat’a, Erbaa’ya, Niksar’a intikal ederdi. Bu minval üzere memleket konuşmaları yaptık, ondan sonra dedi ki:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="border: 1pt none windowtext; padding: 0cm;"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">“Zâhid Efendi’yi görüyor musun”,</span></span></span></i><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34"> dedim ki <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Cuma günleri saat 9′da görüşüyoruz. O vakit benim mevidimdir (Onunla buluşma saatim).”</span></i> O gün günlerden Çarşamba’ydı. Bana, <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“yarın git Ona söyle ki ben torunum Muvahhid ile beraber – ki torunu Mimarizade Muhammed Ali’nin oğludur- arabayla kapısının önüne kadar geleceğim fakat merdiven çıkamadığımdan evine giremem.”</span></i> -Çünkü o esnada seksen sekiz yaşında idi<i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">.- “Zahid Efendi teşrif etsin aşağıya d, Nil kenarına bir yere gidelim, konuşalım, muhabbet edelim istiyorum, sen git söyle”</span></i> dedi. Hemen gittim söyledim, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> de memnuniyetle karşıladı. Ben de buna vesile oldum.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İşte <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(ihtilafa sebep olan)</span></i> o kitaplar çıktıktan, konuşulanlar konuşulduktan sonra hepsinden sonra ben böyle bir şeye şahidim. Allah için bunu söylüyorum. Ondan sonra <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> de çok yaşamadı, zaten <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efend</span></b>i’den önce vefat etti. Bu hadise böyle iken onlara kavga yaptırmanın manası nedir Allah aşkına? Günahtır.</span></span></span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:0cm; margin-left:51.0pt; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">İsterseniz biraz da Sabri Efendi ve Zâhid Kevserî’nin Mısır’daki ders halkalarından konuşalım, Onların derslerine kimler iştirak ederdi?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Biz her ikisinin de ahir ömürlerine eriştik. Onlar tedris için Ezher kürsüsüne çıkmadılar. <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">(Çeşitli nedenlerden dolayı Ezher’de ders okutmayı uygun görmediler.)</span></i> Onların meclisleri tam bir ilim halkası idi. O meclislere gidenler onların ağzından çıkanları kati bir huccet sayarlar, kemal-i ihtiram ile derslerini dinlerlerdi. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b> bana Cuma günleri vakit ayırmıştı, saat 9′dan Cuma namazına yakın bir vakte kadar muhtelif kitaplardan okurduk.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Sabri Efendi ve Zahid Kevseri’nin Ali Haydar Efendi ile ne derece bir dostlukları vardı?</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Burada iken bir araya geldiklerini bilmiyorum ama Mısır’dan döndüğümde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Ali Haydar Efendi</span></b>, <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b> ve <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>’den çok sorardı, onların halini öğrenmek isterdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Cemaleddin Efgani-Muhammed Abduh ve Reşid Rıza çizgisini etkisiz hale getiren ve Ehl-i Sünnet ulemasının önünü açan ikili Zahid Efendi ile Mustafa Sabri Efendi’lerdir dersek mübalağa olur mu?</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Haşa, elbette ki olmaz. Şunu da işittik; <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b> o kimselerden bahsederken dedi ki: <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">“Ben Türkiye’deyken bunları takdir ediyordum fakat buraya geldikten sonra Allah bir şerh-i sadr ihsan etti. Bu şerh-i sadr sayesinde çok ince şeylere muttali oldum. Allah’a hamdüsenalar olsun.”</span></i> Bu konu daha uzun konuşulacak bir mevzudur ama ben buna girmek istemiyorum. <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b> ve <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>’nin onlar hakkında yazdıkları başkalarınınkilerden çok daha mühimdir. Bu konuda yazan başkaları da var, İskenderiye Üniversitesi hocalarından <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Hüseyin</span></b> başta olmak üzere daha birçok kimsenin onlar aleyhinde yazdıkları var ama <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Mustafa Sabri Efendi</span></b> ve <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Zâhid Efendi</span></b>’nin yazdıkları hepsinin üstündedir. Onlar işi daha ince, daha mühim noktalardan yakalamışlardır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Son anlarını bilemiyoruz ama bu kişiler insanlara yazdıklarıyla çok yanlış şeyler bırakmışlardır, mesela <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Abduh</span></b>’a kadar nasslar üzerinde çok uzak teviller hiç kimse tarafından yapılmamıştır. O öyle bazı teviller yapmıştır ki onların hiç kimse tarafından kabul edilebilecek tarafı yoktur. Şunu söyleyelim ki Kudret-i ilmiyesi ve kalemiyyesi vardır fakat bunları çok yanlış şekilde kullanmıştır. Oradakileri bir kenara bırakalım bizim buradaki müfessirlerden <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Hamdi Efendi</span></b>’nin <i><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Fil suresi</span></i> tefsirinde <b><span style="border:none windowtext 1.0pt; padding:0cm">Muhammed Abduh</span></b>’u yerden yere çaldığını görmüyor muyuz?</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:18.75pt; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Hocam ilim-irfan dolu bir konuşma oldu, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Ben teşekkür ederim.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">Söyleşi:</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:#2c2f34">İhsan Şenocak/İnkişaf</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><i><span style="font-size:8.0pt"><span style="line-height:115%"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#2c2f34">Kaynak: ihsansenocak.com</span></span></span></span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/m-emin-sarac-hoca-ile-yakin-donem-ilim-ve-fikir-atlasi-uzerine</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jun 2022 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2022/02/m_emin_sarac_hoca_ile_yakin_donem_ilim_ve_fikir_atlasi_uzerine_h45361_fda4a.jpg" type="image/jpeg" length="38372"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bülent Parlak: "Ramazan ayı, bütün ayların en güzel şiiridir."]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/bulent-parlak-ramazan-ayi-butun-aylarin-en-guzel-siiridir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/bulent-parlak-ramazan-ayi-butun-aylarin-en-guzel-siiridir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Ne zaman Ramazan ayı gelse evimizde kışkırtıcı bir heyecan başlar, akşam her zamankinden daha güzel bir karanlığa sahip olur, bütün aile başka bir yaşa taşınırdı. Çocuklar orta yaşlı bir güngörmüşe, büyükler ise on sekiz yaşında her şeyi hatmetmiş bir delikanlıya dönüşüverirdi.'' Şair Bülent Parlak ile 2016'da Ramazan'a dair yaptığımız kısa bir söyleşi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazanınız genel itibariyle nasıl geçer? Öncesinde Ramazan'a dönük bir planlama yapar mısınız? Böylesine mübarek vakitleri nasıl değerlendirirsiniz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan ayı, bütün ayların en güzel şiiridir. Bana bunu en başta düşündürten şey sofralarımıza her ramazan ayında yağan bereket. Sucuğun sadece zengin ailelerin kahvaltılarında kendini gösterdiği zamanlarda sucuğun parayla değil bereketle alındığına daha küçükken bir Ramazan ayında şahit olmuştum. Bizim evimiz kerpiçti ve bereketi de Ramazan ayıydı. Ne zaman Ramazan ayı gelse evimizde kışkırtıcı bir heyecan başlar, akşam her zamankinden daha güzel bir karanlığa sahip olur, bütün aile başka bir yaşa taşınırdı. Çocuklar orta yaşlı bir güngörmüşe, büyükler ise on sekiz yaşında her şeyi hatmetmiş bir delikanlıya dönüşüverirdi. Bu gelenek yıllarca doğduğum evde devam etti. Ramazan, bizim topraklarda ne kadar dinle alakalı bir durumsa o kadar da kültürel bir durum. İslam’da belki de hiçbir ibadet bu kadar toplumumuzla kaynaşmamıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan öncelikle harika bir şekilde zor geçiyor. Bizler de hiçbir zorluğa bu kadar güzel razı olmuyoruz. Özellikle sıcakların başımızı döndürdüğü bu yılların Ramazan aylarında bizim inadımız bir süre sonra sıcakların başını döndürüyor. Belki de sıcakların, terin ve de yorgunluğun benzersiz ve rıza gösteren sessizliği ilk kez bu aylarda daha güçlü oluyor. Ona da biz işte 2016 yılında Ramazan ayı diyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yemek yemek diğer aylarda benim için çoğu zaman bir çile. Çünkü sevmiyorum. Ramazan ayında aklıma hiç gelmeyen şey yemekler. Beni esas zorlayan şey ne yemek, ne su, ne de sigara. Ramazan’ın iftara kadar olan zamanını bir yemek ve su eksikliği değil psikolojik bir mücadele olarak görüyorum. Uyanır uyanmaz beynime üşüşen “iftara kaç saat var?” sorusunu bırakmadan sanırım yaşadığımız her Ramazan ayında bu mücadele devam edecek. Bir de beni üzen şey ise bu kutsal ayın ruhuna uygun davranamamam. Küs olduklarımla barışamadım mesela yine. Kalbini kırdıklarımı arayıp özür dileyemedim. Çünkü bizler en çok güzel konuşup en az aslına uygun davranamayanlarız. Bu içimde acımasız bir eleştirmen olarak hep duruyor. Acımasız ve haklı bir eleştirmen. Bir de dünyanın bombalarla imtihan edildiği bu Ramazan’da gün içinde aklıma defalarca Suriyeliler geldi, Nusaybin’de terörün evlerini mahvettiği masum aileler, yurtsuz göçmenler. Bizler rahat rahat iftarımızı yaparken onlar sofra bezini silkeleyecek bir balkona bile hasretti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan ayında oruç tutanlar resmi olarak izinli sayılmalı. Çünkü bu kadar uzun vakitlerde oruç tutanların mesai yapması bütün haklara aykırı bir durum. Eğer bu olmayacaksa ki olmaması yapmayanların kabahati; en azından mesai saatleri 13.00-17.00 arası olmalı. Hem resmi hem özel işyerlerinde.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan'da okumalarınız da değişir mi? Neler okursunuz daha çok? Başucu eserim dediğiniz kitap ya da kitaplar var mı Ramazan özelinde?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ramazan ayında okumak diğer aylara nazaran daha kolaylaşıyor. Bu Ramazan’da şimdiye kadar Ebabil Yayınları’ndan çıkan beş şiir kitabını, birkaç edebiyat dergisini, Cioran’ın söyleşilerini ve <em>Coşkuyla Ölmek</em> kitabını okudum. Bir de Kur’an-ı Kerim’de geçen merhametle alakalı bütün ayetleri okuyup yayınlamayı düşünüyorum.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan şu 3 şeyle ilişkinizi nasıl etkiliyor: Para, aile / dostlar, yemek?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Para: Para bir ilişki biçimine değil ilişkisizlik biçimine örnek olmalı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Aile / Dostlar: İftarda birlikte sofra hazırlamak ve muhabbet.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yemek: İlişkilerim sürekli AB-Türkiye ilişkisi gibi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Röportaj: <strong>Mehmet Emre Ayhan</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/bulent-parlak-ramazan-ayi-butun-aylarin-en-guzel-siiridir</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Apr 2022 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2016/06/27/bulent-parlak.jpg" type="image/jpeg" length="13765"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri-3]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["İslâm Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin üçüncü ve son bölümünde Doğu Türkistan, Mısır ve Kırcaali Müslümanlarının yaşamları konu ediliyor. Bölgelerin önde gelen temsilcileriyle Celalettin Alkan'ın yaptığı söyleşileri istifadelerinize sunuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Doğu Türkistan ayağını kendisini üniversite yıllarından tanıdığım değerli ağabeyim Abdurrahman KAKARAŞ ile gerçekleştirdik. Kendisine bizi kırmadığı için teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Doğu Türkistan gerek yetiştirdiği çok önemli alimleriyle gerekse de ata toprağımız olması hasebiyle her Müslüman Türk için çok kıymetli bir coğrafya olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Çin'in Doğu Türkistan'da ortaya koyduğu insanlık dışı uygulamaları hepimiz her gün az çok duyuyoruz. Bölgede şu anda tam bir dram yaşanıyor. Bu söyleşi ile Doğu Türkistan'da yaşananları bizzat bir Doğu Türkistan vatandaşının ağzından detaylarıyla dinleyecek, böylelikle oradaki kardeşlerimizin durumunu biraz daha yakından öğrenmiş olacağız. Bu söyleşi aslında yaşanan bir Ramazan'ı değil, yaşanamayan bir Ramazan'ı anlatacak bize.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Allah adeta mazlum bir coğrafya haline gelen İslam coğrafyasında acı çeken tüm kardeşlerimizin yâr ve yardımcısı olsun. Bize de onların duydukları acıyı hissedebilecek yürek sahibi olmayı nasip eylesin.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Esselâmualeyküm ve rahmetullâh. Adım Abdurrahman KAKARAŞ. Doğu Türkistanlıyım. On yılı aşkın bir süredir Türkiye’de yaşıyorum ve şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devlet memuruyum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/turkistan-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 179px;" />Bize biraz Doğu Türkistan'dan bahseder misiniz? Oradaki kardeşlerimizin durumu nedir?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Doğu Türkistan bildiğiniz üzere Türk coğrafyasının en doğusunda yer aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bazen “Doğu Türkistan varsa Batı Türkistan da var mı?” diye soran kardeşlerimiz oluyor. Bu kavram kargaşasını açıklığa kavuşturmak için bunu izah etme ihtiyacı duydum. Doğu Türkistan coğrafi olarak şimdiki Çin sınırlarının içinde yer almaktadır. Bilindiği üzere ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar devletinden bugüne kadar hep Müslümanların yaşadığı, Türklerin ata toprağıdır Doğu Türkistan. Şu an Çin hükümetinin resmi rakamlarına göre bölgede 8 milyon civarında Uygur nüfusu yaşamaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">1863 yılında küreselci Yahudiler işgal etmek, köleleştirmek ve yönetmek maksadıyla Çin’e ilk adımlarını atmışlar. Bu küreselci hareket 1911 yılındaki Şinhay İnkılabı sonucu kurulan Çin Minguo Devleti ve 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti devleti sonucunda Çin’deki hakimiyeti tam anlamıyla ele almıştır. Bu hareketlerin arkasındaki figüran isim ise bir Polonya Yahudisi olan küreselci Israel EPSTEİN’dir. Kendisi bu hareketlerin iktisadi ayağını yöneten şahıstır. Bu kişi küreselcilerin bu işgalden sonraki tüm dünyayı ele geçirme planlarının en önemli bir projesi olan “Bir Kuşak Bir Yol” (The Belt and Road) projesinin temelini atmadaki en önemli şahıstır. İşte Doğu Türkistan da bu projenin en önemli başlangıç noktasıdır. Doğu Türkistan’da yaşanan bunca zulüm ve trajedik olayların ana sebebi bu projenin güvenliğini korumak isteyen küreselci örgüt ile bu projeyi yok etmek isteyenlerin arasında çıkan savaştır. Haliyle bölge Müslümanları da bu mücadeleden olumsuz anlamda etkilenmiş durumdalar. Şu anda Doğu Türkistan halkı güçlerinin çok üzerindeki bu güçlerle kendi imkanları nispetinde mücadele etmeye, hiç değilse öz kimliklerini yitirmeden hayatta kalmaya çalışıyorlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/turkistan-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 213px;" />Salgınla birlikte Doğu Türkistan'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleriniz var? Çin’in Doğu Türkistan’a amansız bir şekilde baskı ve işkence uyguladığını tüm dünya gibi biz de biliyoruz. Doğu Türkistan'da Ramazan yaşanabiliyor mu? İbadetlerinizi yapabiliyor musunuz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgınla birlikte neler değişti konusunu daha sağlıklı bir şekilde anlatabilmek için salgın öncesinden biraz bahsetmek istiyorum. Doğu Türkistan’da 2017 yılı şubat ayında sıkı yönetim başladı. 2017 yılından sonra Ramazan ayının adının anılması bile yasaklandı. Buna bağlı olarak Müslümanların oruç tutmaları da engellendi, gizlice tutanlar bile hükümete ispiyonlandı. Örnek verirsek, devlet kurumlarında çalışanların oruç tutmalarını engellemek adına ya da oruçlarını bozmak için tüm çalışanlara zorla öğlen yemeği yedirildi. Kuran okumak, öğrenmek ve öğretmek yasaklandı. Dini bilgiler ancak ailede bilen biri varsa gizli bir şekilde öğretilmeye çalışıldı. O dönemlerde mutlak çoğunluğu erkek olmak üzere Müslüman erkek ve kadınlar zorla sözde eğitim kampı adı altındaki hapishanelere kapatıldı. Bu kamplarda bu insanlara “tanrımız Şi Jin Ping (Çin Devlet Başkanı), dinimiz komünizm, andımız komünist parti şiarı…” gibi ideolojiler zorla söylettirilmeye, böylece Doğu Türkistan halkı dinsizleştirilmeye çalışıldı. Maalesef bölgede tüm bunlar ve insanlık dışı pek çok işkence halen devam etmektedir. Tüm bu anlattıklarımdan anlaşılacağı gibi Çin, yani küreselci örgüt Doğu Türkistan’da Ramazan ayını, Ramazan’a dair her şeyi, hatta İslam’ı yok etmeye çalışıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Yine de sorunuza dönecek olursak, uzun zamandır ülkeme gidemediğim için size hatırladıklarım kadarıyla cevap vereceğim. Çocukluğumda Ramazan ayında oruç tutardık, tutamasak bile tutanlara hürmet ederdik ve gıpta ile bakardık. Teravihlere giderdik, yolda karşılaştığımız komşularımıza hal-hatır sorar, onlarla sohbet eder ve eğlenirdik. Fakat gelin görün ki artık camilere gitmek yasaklandı, teravihlere zaten izin verilmiyor. Yani çok uzun zamandır Doğu Türkistan camilerinde Çin zulmünden dolayı teravih kılınamıyor. Türk toplumlarında atanın önemini bilirsiniz. Bayramlarda biz de ilk önce büyük dedemizi büyük annemizi ziyarete giderdik, tüm akrabalarla büyük dedemizin evinde toplanırdık. Bir tarafta çocuklar birbirleriyle oyunlar oynayıp kaynaşırlardı, bir diğer tarafta da büyükler birbirlerine sarılır, musâfaha yapar ve muhabbet eder, böylece hasret giderirlerdi. Topluca yemekler yapılırdı, herkes derdi olanlara derman olmaya çalışırdı. Şimdi ise Doğu Türkistan halkının yaralarına derman olacak hiç kimse yok.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bu yüzden isterseniz sorunuzun “salgınla beraber” kısmını “salgından önce” şeklinde değiştirelim. Çünkü 2017 yılından bu yana ülkemizde ne Ramazan’da oruç tutulabiliyor ne de bayram edilebiliyoruz. Hatta şunu söyleyebilirim ki şahsen annem, babamla telefonda görüşemiyorum. Onlarla sadece hükümetin denetiminde olan “Wechat” adlı sosyal medya programı ile konuşabiliyoruz. Bu görüşme de yalnızca anne ve babam ile sınırlı kalabiliyor. Diğer dost ve akrabalarımla hiç irtibat kuramıyorum. Çünkü irtibat kurduğum dostlarım akrabalarım “yurtdışı ile bağlantısı var” adı altındaki uyduruk bir suç ile içeriye alınıyor. Artık eski bayramlara hasret kaldık, dost ve akrabalarımızın sesine, yüzüne hasret kaldık.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ramazan ayına özel olarak Türkiye’den farklı bir geleneğimiz yok diye biliyorum. Biz birbirimize çok benziyoruz. Sadece şunu söyleyebilirim: Biz Doğu Türkistan halkı olarak sıklıkla komşularımıza yemek götürürdük. Bu adetimizi de Ramazan ayında daha da sıklaştırırdık. Şu an hatırlayabildiklerim bu kadar. Gördüğünüz gibi yaşadığımız baskılar sebebiyle ailemizden toplumumuzdan ve ülkemizden uzun süre ayrı kaldık. Bu yüzden de en önemli, en mutlu hatıralarımızı bile yavaş yavaş unutmaya başladık. Bunun sonu insanın kimlik ve kişiliğini kaybetmesidir ki uygulanan zulümlerin amacı da bu zaten. Küreselcilerin gerçekleştirmeye çalıştıkları hedefi “Yeni Dünya Düzeni”nde (New World Order) de zaten örf, adet, dil, ırk, ve bunların içinde en önemli olan din, yani İslam yoktur. Hatta bu düzene göre İslam yok edilmelidir. Allah tüm Müslümanlara uyanıklık nasip etsin. Biz bir an önce bu oyunların farkına varmalıyız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/TURKİSTAN-3.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 239px;" />Doğu Türkistan'daki dini hayatı hangi kurumlar düzenliyor? Müslümanların din işlerinden sorumlu bir kurum var mı? Camilerin vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleri oluyor?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Çin’de Din İşleri Müdürlüğü adı altında bir kurum var. O kurumda da diğer kurumlardan farksız olarak bir komünist parti sekreteri var ve her kurumda olduğu gibi bu kurumda da en yetkili olan kişi o. Tüm dini faaliyetler onun onayından geçiyor. Örnek verirsek, Hac ibadetini veya namaz ibadetini ifa etmek isteyenlerde şu özellikler aranıyor: 65 yaş üstü olma, kendisi ve ailesinde devlet memuru olmama, eğitim görüyor olmama. Bu tür kuralların belirlenmesini de bu komünist parti sekreteri yapıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bu yüzden camilerin vatandaşa yönelik kendi başlarına düzenleyebileceği herhangi bir faaliyet bulunmuyor, olamaz da zaten. Zira tüm dini faaliyetler için Çin’in yetkili makamlarından onay alınması gerekiyor. İzinsiz dini faaliyet yürüten herhangi bir kurum veya şahıs anında yakalanıyor ve yargısız hapse atılıyor. Belirttiğim gibi, böyle bir ortamda camilerin kendi istedikleri şekilde faaliyet yürütebilmesi maalesef imkânsız hale geliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/TURKİSTAN-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ve aleykumselâm ve rahmetullâhi ve berakâtuh. Ben “İnnemel müminûne ihvetun”, yani “Müslümanlar ancak kardeştirler” (Hucûrât 49/ 10) diyorum. Fakir de tüm Doğu Türkistan’daki Müslüman kardeşlerim adına selamınızı alıyorum ve tüm kalbimle inanıyorum ki, o Türkistan’daki kardeşlerim de selamınızı işitebilseydi mutlaka sizin gibi tüm dünyadaki Müslüman kardeşlerimize selam söylerlerdi. “ed duâü silâhu’l mümin”, “Dua müminin silahıdır” (Hâkim, el-Müstedrek, 1/ 492). Biz bu zulümden ancak Allah’ın yardımı ile kurtulabiliriz. Tüm Müslüman kardeşlerimden istediğim şudur ki sadece Doğu Türkistan için değil, Tüm Müslüman kardeşlerimize dua etmeyi unutmasınlar. Hele ki zulüm gören Müslüman kardeşlerimize ayrıca dua etsinler. Türkiye İslâm’ın kalbidir, biz böyle inanıyoruz. Sakın ola Batının siyasi oyunlarına gelmeyelim. Son zamanlarda medyaya düşen birtakım haberlerde bazı Batı ülkelerin sanki Doğu Türkistan’ı savunmak istiyormuşçasına söylemde bulunduklarını görüyoruz. Ama unutmayalım, Doğu Türkistan’ı Batı devletlerinin uluslararası kuruluşlarda beyan ettikleri ve edecekleri bir iki cümle söz kurtarmaz ve kurtaramaz. Batı devletleri ancak kendi çıkarları üzerinde durur, bizi de ancak o çıkarlarına alet ederler. İşte tam da bu noktada bizi ancak ve ancak ümmetin birliği kurtarır. Türkiye gerek kendi içinde gerekse tüm Türkî devletler dahil tüm İslam dünyasında asla ayrılığa düşmemeli, ayrımcılığa da izin vermemelidir. İslam ittifakını sağlamalıyız ve ehli sünnet itikadına sımsıkı sarılmalıyız. Yol kesici kuttâ-i tarîklerden uzak durmalıyız. En iyi şekilde sünnete uyup hazreti Mehdî’yi beklemeliyiz ki o geldiğinde tüm Müslümanlar birleşecek ve tüm dünyada galibiyet biz Müslümanların olacaktır inşallah. Sözümü Cennet mekân Yavuz Sultan Selim Han hazretlerinin şu beyti ile bitirmek istiyorum ve cümlemize hayırlı Ramazanlar diliyorum. İnşallah nice güzel Ramazanlar’a hep beraber kavuşuruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Esselâmu aleykum ve rahmetullâh. Fi emânillâh.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">“Milletimde ihtilâf u tefrikâ endişesi,</span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">Kûşe-i kabrimde hatta bikarar eyler beni.</span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">İttihâd oldu hücûmu hasme def’e çaremiz,</span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">İttifâk etmezse millet dağdâr eyler beni.”</span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><i><span style="line-height:107%">                                        ------------------------------------------------------------------------------</span></i></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Mısır ayağını Ezher Üniversitesi İslâm Şeriatı Fakültesi son sınıf öğrencisi Enes ATIŞ kardeşimizle gerçekleştirdik. Bu sebeple söyleşiye geçmeden önce yardımlarından dolayı kendisine şükranlarımı sunarım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Mısır Kuzey Afrika'nın nüfusu en büyük ülkesidir ve yaklaşık 7000 yıllık köklü bir geçmişi vardır. İlk medeniyetlerden bu yana birçok yönetim, ülke ve kavim gelmiş ve geçmiştir Mısır'dan. Öyle ki vaktiyle Osmanlı'nın da bir vilayeti olmuştur. Hem devletler düzeyinde hem de iki ülke halkları açısından Mısır ve Türkiye birbirleri için hep önemli ülkeler olmuşlardır. Bu söyleşide Enes ATIŞ kardeşimizin bize aktaracağı bilgiler sayesinde bu önemli ülkeyi halkı, gelenekleri ve Ramazan ayındaki büründüğü hava açısından tanımaya çalışacağız. İlgilileri söyleşinin satır aralarında Ezher'de eğitim görmenin nasıl bir duygu olduğunu da bulacaklar. Keyifli okumalar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/mısır-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 155px; height: 320px;" />Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İsmim Enes ATIŞ. Ezher Üniversitesi İslâm Şeriatı Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Yaklaşık 5 senedir Mısır, Kahire'de yaşıyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Bize biraz Mısır'dan bahseder misiniz? Bir Türk olarak Mısır'da yaşamak ve eğitim görmek nasıl bir duygu? Böyle bir tecrübeyi başkalarına da tavsiye eder misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Mısır ilmî ve kültürel manada çok zengin bir ülke. Özellikle İslâmî İlimler hususunda önde gelen alimleriyle, ders halkalarıyla öne çıkmış bir ülke. Bir müessese olarak Ezher, tarihten beri dünyanın dört bir yanından gelen ilim talebelerinin, alimlerin uğrak mekânlarından biri olmuş. Konumu itibariyle Mısır da tarih boyunca ilmî gelişmelerin ve münakaşaların merkezi durumunda olmuş. Yakından tanıdığımız Zâhidü'l Kevserî ve Mustafa Sabri Efendilerin de burayı tercih sebebi biraz budur. Hala daha kendine has ilmî çizgisini devam ettiriyor burası. Her ilimde alanında mütehassıs hocalar ve ilgilisine göre dersler bulma imkânınız var burada. Bu da burayı ilmî açıdan çok cazip kılıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Türk vasfıyla Mısır'da bulunmak genel itibariyle avantajlı bir durum. Çünkü Mısır halkı ciddi manada Türkleri seviyor. Kuvvetli bir dini ve tarihi bağ var aramızda. Memlûkler, sonrasında Osmanlı ve Hidivler dönemiyle Mısır ve Türk halkı hep beraber yaşamış. Şu anda da Türkiye'nin uluslararası sahada sergilediği duruş sebebiyle ülkemizin müsbet bir imajı var. Tabiî bunda Diriliş Ertuğrul gibi Türk dizilerin de çok etkisi var. Zira dizilerimizin ciddi bir izleyici kitlesi var burada. Bundan sebep de dil olarak Türkçe öğrenimine de çok fazla rağbet var. Netice olarak Türk olduğunuzu söylediğinizde genel itibariyle bize bakan gözlerin parıldadığını görmeniz mümkün. Mesela geldiğimden beri ülkemden dolayı asla herhangi bir ırkçılığa veya ötekileştirmeye maruz kalmadım hamdolsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/mısır-3_1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 155px; height: 320px;" />Mısır'ı ise elbette ki tavsiye ediyorum, müthiş bir tarihi ve kültürel dokusu var. Arap ülkeleri arasında gezilip görülmesi gereken ülkelerin başında geliyor. Burada bulunan İmam Şafiî, İbni Hacer el-Askalânî, İmam Tahâvîu, İbni Ataillah, Zâhidu'l Kevserî ve Mustafa Sabri Efendi’nin kabirleri gibi ulema ve evliya kabirleri dahi tek başına gelinmesi için yeterli bir sebep. Uzun süreli kalma noktasında da İslami İlimler alanında ihtisas yapmak isteyen, Arapça öğrenmek isteyen kardeşlere muhakkak tavsiye ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Salgınla birlikte Mısır'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Devlet ne gibi tedbirler aldı bu süreçte?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Açıkçası çok bir değişiklik olmadı desem yanlış söylemiş olmam. Mısır insanı genel olarak gamsız insanlardır. O yüzden virüsü de çok fazla önemsediklerine şahit olmadım. Bazı kapalı alanlarda maske zorunluluğu, okulların tatil edilmesi gibi standart tedbirler dışında göze çarpan bir tedbir görmedim. “Biz zaten bünye olarak kuvvetliyiz, alışkınız virüse, mikroba. Biz virüsten değil, virüs bizden korksun.” diyorlar. Çok da haksız sayılmazlar kanaatimce.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/mısır-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 222px;" />Salgın öncesi/ sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleri var Mısır halkının?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Mısır'da Ramazan dolu dolu yaşanıyor. Mesela adettir, Ramazan yaklaşınca sokakları süslerler, apartmanları ışıklandırırlar, binaların kapılarına Ramazan fanusu dedikleri özel bir fanus asarlar. Bayram gelmiş gibi herkes birbirini kutlar, dualar eder. Sokakta çocuklar çatapat patlatır, Ramazan şarkıları söylerler. İftar yaklaşınca camiler hoparlörle dışarıya Mısır'ın meşhur karilerinin en güzel kıraatlarini dinletir. Dışarı çıktığında mübarek ayın geldiğini her yerde hissedersin. Bizde de olan davulcu kültürü, sokaklarda ihtiyaç sahipleri için toplu iftar masaları, aileler arası misafirlikler onlarda da fazlasıyla mevcut.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Buna ek olarak iftar yaklaşınca her yerde iftarlık dağıtan insanlar görürsünüz. Oruçlunun sevabını almak için caddelerde arabaları durdurup hurma, su, süt gibi ikramlarda bulunurlar. Eğer bir yere iftara davetliyseniz ve iftar vaktine yakın hala yoldaysanız, misafirliğe varmadan yoldaki ikramlarla karnınızın doyması gayet mümkün. Yatsıdan sonra teravih de çok yaygındır Mısırlılar arasında. Ciddi bir katılım olur, genelde toplam 8 rekat şeklinde kılınır. Bizdeki aralarda dinlenmek için salavat okuma yerine onlarda imam efendi kısaca cemaate vaaz ü nasihat eder. Ezher'de teravih 20 rekat kılınır ve her 4 rekatta <img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/mısır-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 155px; height: 320px;" />farklı bir kıraat okunur. İlk başta Âsım kıraati okunmuşsa sonraki dörtlükte Verş kıraati okunması gibi. Bir de Mısır'da ciddi bir Hristiyan Kıptî nüfusu olmasına rağmen bunlar asla Ramazan ayında dışarıda açıkça yemek yemezler. Müslümanların oruçlarına, bu ayın özel bir ay olmasına karşı saygıları sonsuzdur. O konuda çok takdir ediyorum onları. Bizim memlekette bazı Müslümanlarda olmayan saygı, burada gayrimüslim Kıptîlerde var.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin onlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ve aleykümselâm ve rahmetullâh. Vatanımın ve tüm Alem-i İslam'ın Ramazan-ı Şerif'i mübarek olsun. Ülkemizde güzel gelişmelerin yan ısıra Ramazan ruhunun, bu aya duyulan hürmetin gittikçe azaldığına esefle şahit oluyoruz. Rabbim Ramazan'ı her yanıyla sokaklarımızda, caddelerimizde, evlerimizde ve en önemlisi kalplerimizde dolu dolu yaşamayı ve yaşatmayı bizlere nasip eylesin.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">---------------------------------------------------------------------------------------------------------</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Kırcaali (Bulgaristan) ayağını Kırcaali Bölge Müftümüz sn. Basri EMİNEFENDİ ile gerçekleştirdik. Kıymetli Müftümüze göstermiş oldukları nezaketten dolayı teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Kırcaali barındırdığı 80 bin küsür Müslüman Türk nüfusuyla tanımamız ve bilmemiz gereken bil bölge. Türkülere konu olan Rodop dağlarının etekleri ve meşhur Arda nehrinin kıyılarında yaşayan Müslüman kardeşlerimizin ahvâlini gelin hep birlikte Müftümüzden öğrenelim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/kırca-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 303px; height: 212px;" />Hocam, evvelâ bizi kırmayıp söyleşi isteğimize cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Sorulara geçmeden önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Asıl ben böyle bir fırsat verip kendimizi ifade edebilme şansını bize sunduğunuz için teşekkür ederim. Ben Basri EMİNEFENDİ. 1977 Koşukavak doğumluyum. İmam-Hatip Lisesini ve Yüksek İslam Enstitüsü’nü Bulgaristan'da okudum. 2009-2021 Haskova Bölge Müftüsü olarak atandım. Mart 2021 başı itibari ile de Kırcaali Bölge Müftülüğü görevini yürütmekteyim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Bize biraz Kırcaali'den de bahseder misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Kırcaali Bulgaristan'ın önemli illerinden biridir. Bu il 7 ilçeden, takriben 300 köy ve mahalleden oluşan, Bulgaristan Türklerinin yoğunlukta yaşadığı bir ildir. Burada 250 camii ve 170 mescidimiz var. Köylerin tamamı, 1 tanesi (Pcelarovo) hariç Müslüman Türk köyleridir. Yani Kırcaali halkının çok büyük bir çoğunluğu Müslümandır. Halkını da Bulgaristan Türkleri oluşturmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/kırca-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 269px; height: 179px;" />Salgınla birlikte Kırcaali'de Müslümanların hayatında neler değişti? Ramazan nasıl geçiyor?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bildiğiniz gibi İslam dini kardeşlik ve bilgi dinidir. Dolayısıyla kardeşliğimizin ve bilgilerimizin pekişmesi için Müslümanlar olarak zaman zaman bir araya gelme ihtiyacı hissederiz. Fakat Kovid 19 salgınından dolayı özellikle toplu programları eskisi gibi organize edemiyoruz. Yine de Sağlık Bakanlığının belirlemiş olduğu kurallar çerçevesinde daha az katılımlı programlar organize etmeye devam ediyoruz. Özellikle içinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayında salgın şartlarına riayet ederek bütün camilerimiz beş vakit namaza ve sâir ibadetlere açık. Teravih namazlarımızı elhamdülillah camilerimizde kılabiliyoruz ve yine Ramazan'a özel mukabele ve sohbet programlarımızı devam ettiriyoruz. Daha önce organize ettiğimiz toplu iftarların yerine paket halinde sıcak yemekleri belirlediğimiz ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine kadar götürerek kendilerine ikram ediyoruz. Özellikle Ramazan ayında ihtiyaç sahibi ailelere, Müslüman ve Hristiyan ayırımı yapmaksızın erzak kolileri dağıtımına önem veriyoruz. Kırcaali Bölge Müftülüğü her daim halkla beraberdir. Bu birlikteliğin bizi ayakta tutacağına inanıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/KIRCA-3.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 213px; height: 320px;" />Kırcaali Müftülüğü olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Kaç tane cami ve dini eğitim veren kurum var Kırcaali'de? Müslümanlar ibadetlerini rahatça yapabiliyorlar mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Kırcaali Bölge Müftülüğü Kuzey Trakya Ovası ile Batı Trakya arasında Rodoplar’ın Doğu kısımlarında yer almaktadır. Smolyan, Plovdiv ve Haskovo Bölge Müftülükleri ile sınırı bulunmaktadır. Kırcaali Bölge Müftülüğü 3.208 km² alana sahiptir. Müftülüğe bağlı 43 cami ve mescit mevcuttur. Bölgede yaklaşık 83.000 Müslüman yaşamaktadır. Bölge Müftülüğünün merkezi Kırcaali şehridir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Kırcaali Müftülüğü olarak yıllık ve yaz Kur'an Kursları başta olmak üzere din eğitimi çalışmaları, vaaz, hutbe ve sohbetlerle irşad çalışmaları, toplu sünnet, kumanya dağıtımı, iftar organizasyonları, geniş kapsamlı kurban organizasyonları vb. pek çok faaliyet ile halkımızın gönlüne dokunmaya çalışıyoruz. Camii ve vakıf mallarının onarımı, ihtiyaca binaen yeni eğitim-öğretim kurumlarının inşası da yürüttüğümüz önemli çalışmalardan. İmamlarımızla mutad aylık toplantılar yapıyor, Bulgaristan'daki gelişmeleri onlarla paylaşıyor, halkımızın güncel sorunlarından bahsediyoruz. Varsa Başmüftülüğümüz’ün kampanyaları hakkında kendileirne bilgi veriyoruz. Müftülüğümüz olarak Başmüftülüğümüz’ün yayımladığı "Müslümanlar" dergisine 470 adet abonemiz bulunuyor. Bu türlü yayınlar ülkemizde Müslüman halkın birliği ve kenetlenmesi açısından oldukça büyük önem arz ediyor. Bu anlamlı hayırın öncülüğünü biz yürütüyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bunların yanı sıra Afrika'da, Nepal'de yoksul bölgelerde kurban kesimi, su kuyusu açma çalışmaları, kumanya dağıtım çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Din görevlilerimizin sayısı şu an 150 civarında. Hac ve Umre tercihlerinde de en fazla gönüllü hamdolsun Kırcaali ilimizden.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Halkımızdan da kısaca bahsedecek olursak çoğunluğunun çifte vatandaş olduğunu belirtmem gerekiyor. Yazın burada, kışın İstanbul, Bursa, İzmir'de yaşıyorlar. Gençlerimizin çoğunluğu Avrupa ülkelerinde nasip <img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/KIRCA-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 290px; height: 240px;" />aramaktalar. Bu sebeple gelişmekte olan Kırcaali'nin, 10-15 yıl sonrasında Avrupa'dan dönen imkan sahibi, duyarlı kardeşlerimizle daha da güzel bir hal alacağına inanıyoruz. Bölgede yasayan Müslüman Türk toplumu gayrimüslimlerle genelde iyi geçiniyorlar. Bir sorun yaşayamıyoruz. İbadetlerimizi de rahatça yerine getirebiliyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ve aleykümselâm. Ben de Anavatan Türkiye'ye temsil ettiğim Kırcaali Türk Müslüman halkının selamlarını iletiyorum. Mübarek Ramazan aylarını kutluyorum. Feyzinden ve bereketinden bol bol istifade etmelerini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-3</guid>
      <pubDate>Sat, 08 May 2021 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2021/05/islm_dunyasinda_ramazan_soylesileri_3_h43411_6a93c.jpeg" type="image/jpeg" length="47531"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri-2]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin ikinci serisine Almanya, Avustralya ve Japonya'dan katılan hususi temsilcilerle Celalettin Alkan'ın yaptığı söyleşileri istifadelerinize sunuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan’ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Almanya ayağını İstanbul Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı ve Gifhorn Selimiye Camii İmam-Hatibi ve Hasan AL hocamızla gerçekleştirdik. Aynı zamanda Tekirdağ Malkara İmam-Hatip Lisesinden arkadaşım da olan Hasan AL hocama bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Vatandaşlarımız yıllardır Almanya'ya özellikle iş sebebiyle göç ediyorlar. Bu yüzden Almanya'da ciddi bir Türk nüfusu var. Buna ilaveten ülkede farklı milletlerden Müslümanların bulunduğunu da düşünecek olursak tüm bunlar Almanya'yı bizler için önemli kılmaya fazlasıyla yetiyor. Oradaki Müslümanların durumunu Hasan AL hocamıza sorduk. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/almanya-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 214px; height: 302px;" />Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz hocam?</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Adım Hasan AL. Tekirdağ’da doğdum. Malkara İmam-Hatip Lisesi ve ardından İstanbul İlahiyat Fakültesi’ni bitirdim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İmam Hatip ve müezzin-kayyım olarak çeşitli görevler ifa ettikten sonra </span></span></span><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İstanbul İl Müftülüğü’ne din hizmetleri uzmanı olarak atandım. Şu anda Almanya Hannover bölgesi Gifhorn Selimiye Camii’nde din görevlisi olarak görev yapmaktayım. Evliyim ve hamdolsun iki evlat sahibiyim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Almanya’da zaman zaman göçmen vatandaşlarımızın ve ibadethanelerimizin ırkçı saldırılara maruz kaldığına yönelik haberler işitiyoruz. Bu da bizi ziyadesiyle üzüyor. Almanya’da Müslüman olmak nasıl bir duygu? Böyle olumsuzluklarla karşılaşıyor musunuz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Güzel bir soru. Almanya’da Müslüman olabilmek ve en önemlisi Müslüman kalabilmek, bu uğurda mücadele vermek güzel bir duygu. Aslında sadece Almanya değil İslam ülkelerinin dışında bulunan ülke ve bölgelerde Müslüman kimliğini taşımak ve bu uğurda mücadele etmek bence bizi biz kılan anlamlı bir çaba. Zira Rabbimizin buyruğu üzerine bugün iyiliği emredip kötülükten alıkoymak adına bir şeyler yapabiliyorsa insan, daha dünyada iken bunun mutluluğunu iliklerine kadar tatmaya başlıyor. Mesela bu duyguyu burada ya da başka gayrimüslim ülkelerde yaşamadan, inançlarınız ve ibadetleriniz konusunda birtakım kısıtlamalara maruz kalmadan tam olarak anlayamazsınız. Örneğin burada bazı eyaletlerde öğle ve ikindi vakitlerinde kısık sesle ezan okunmasına izin veriliyorsa da ezanlarımızı hala mecburen içeride okuyoruz. Bunun ne demek olduğunu ezan vaktinde o cânım ezanların esaretine şahit olmadan anlayamazsınız. Bu yönüyle ülkemizdeki ortamın da kıymetini bilmeliyiz diye düşünüyorum. Türkiye’de alışageldiğimiz ortamı burada bulamamak dışında Almanya’da Müslüman olmak güzel bir duygu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/almanya-3.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 292px; height: 240px;" />Salgınla birlikte Almanya'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Almanya'da Ramazan ve bayramlar nasıl geçiyor?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Malumunuz dünyanın tamamını kapsayan büyük bir salgınla baş başayız. Her yerde olduğu gibi salgın öncesi ve sonrası hayatımızda birçok değişikler meydana geldi. Özellikle salgın alarm verdiği zaman DİTİB Genel Merkezimiz ivedi bir şekilde karar alıp camilerin kapatılmasına ve sosyal faaliyetlerin bir süreliğine durdurulmasına karar verdi. Bu kararla birlikte yıllardır Müslümanların ibadet mekânı olan camilerimizin bir anda kapanması ve faaliyetlerini durdurması başta biz görevlilere ve cemaatimize çok zor geldi, ağır geldi. Bunun aslında bir imtihan olduğunu elbette biliyorduk ancak neticede Almanya gibi bir yerde özellikle Cuma namazlarının belli bir süre kılınamayacağı kararı çıkınca telefonlarımız günlerce susmadı desek yeridir. Çünkü burada Müslümanların hayatı büyük oranda cami etrafında şekilleniyor. Dış dünyanın yıpratıcı ortamından Müslümanlar kendilerini ve ailelerini ancak bu şekilde koruyabiliyorlar. Yani yasaklara kadar buradaki Müslüman kardeşlerimiz Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Acemiyle, Lazıyla, Abazasıyla onları tek bir çatı altında toplayan yüce dinimiz İslam’ın gölgesinde bir araya geliyorlar, ortak bir mabette buluşuyorlar, vakitlerinin çoğunu cami ve cami çevresinde geçiriyorlardı. Bu sebeple salgınla beraber gelen yasaklar buradaki Müslümanlar için gerçekten şok etkisi oluşturdu, onları tek sığınakları olan camiden mecburen uzaklaştırdı. Tabi yavaş yavaş salgınla mücadele konusunda yeni önlemler alınmaya başladığında her yerde olduğu gibi burada da yeni bir düzen ortaya çıktı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Yeniden camilerimizde özellikle Ditip Genel Merkezimizin bizlere iletmiş olduğu konsepte uygun bir şekilde faaliyetlerimizi yapmaya başladık ve hala bu şekilde devam ediyoruz. Buradaki soydaş ve dindaşlarımızın hayatındaki değişiklikler noktasında ayrıca şunları söyleyebilirim: Bu salgın insanlarımızın temizlik anlayışlarını değiştirdi. Müslümanlar olarak zaten temizliğe dikkat ediyoruz fakat daha çok şunu kastediyorum: Buna bağlı olarak dinimizin temizliğe ilişkin emirleri ve abdestin kıymeti biraz daha iyi anlaşıldı. Teknoloji hayatımızın merkezine oturdu. Öyle ki sohbetlerimizi, toplantılarımızı ve öğrencilerimizle yaptığımız cami derslerimizi artık büyük oranda internet üzerinden yapıyoruz. Bu bir anlamda hayatı kolaylaştırsa da aslında yüz yüze eğitimi çok özledik ve cemaatimiz de her defasında bu konuda tatlı serzenişlerini dile getiriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Cuma namazından örnek sunmuştum. Ramazan ayı hakikaten Almanya’da çok farklı bir atmosferde geçiyordu. Salgın öncesi camimizde Ramazan ayının arafesinde çadırlar büyük bir neşe ile genci ve yaşlısı ile birlikte kurulur, her gün 400 kişilik iftar yemeği hazırlanır ve bu iftar yemekleri iftar çadırına gelen herkese ayrım yapılmaksızın dağıtılırdı. Bu atmosfer Almanlarında çok hoşuna gider ve bizim davetlerimizi kırmazlar, kendileri de bu güzel etkinliğe iştirak ederlerdi. Bu gibi buluşmalar onların kalplerinin İslam’a ısınması, en azından Müslümanlara yönelik ön yargılarının kırılması açısından oldukça önem arz ediyordu. İftar çadırında çocuklarımız her gün sırasıyla ezan okur ve iftar duasını yaparlardı. Ardından hep beraber akşam namazı cemaatle kılınırdı. Ardından yatsı ve teravih namazı için hazırlıklar yapılır ve cemaatle, coşkulu bir şekilde bu namazlar ifa edilirdi. Camimize kayıtlı 150-200 kadar öğrencimiz var. Onlara yönelik, onların sevecekleri hamburger, özel hazırlanmış patates kızartması gibi yiyeceklerle yaptığımız çocuk iftarları, gençlerle yapılan sahur buluşmaları, bu etkinliklerde bizim kültürümüze ait olan Karagöz-Hacivat oyunlarının sergilenmesi, okunan ilahiler, oynanan oyunlar hep cami odaklı olarak yapıldığı için bu etkinliklerin cemaatimiz nezdinde çok ayrı bir yeri vardı. Maalesef şimdi salgın dolayısıyla bu faaliyetlerimizi yapamıyoruz. Bu da başta bizleri üzdüğü gibi cemaatimizi de çok üzüyor. Hamdolsun en azından yine de şu an camimizde ibadetlerimizi bizlere gönderilen talimatlar çerçevesinde kurallara riayet ederek ifa ediyoruz. Bu salgından bir an önce kurtulabilmek için dua ediyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/almanya-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Gayrimüslimlerin Ramazan’da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Saygı duyuyorlar mı, size nasıl davranıyorlar? Bu çerçevede bulunduğunuz bölge itibariyle ibadetlerinizi yapmakta problem yaşıyor musunuz? Bir Müslüman olarak yabancı bir ülkede yaşadığınızı çok hissediyor musunuz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Alman yetkilileri yukarıda bir kısmını saydığım faaliyetler konusunda bizleri hep takdir etmişlerdir. Zaten yapılacak faaliyetlerde kendileri ile istişare ederek söz konusu çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Özellikle Gesunheid dediğimiz Sağlık müdürlüğü ve Belediye ile her zaman kontak halinde oluyoruz. Şu ana kadar hamdolsun kurumlar ve insanlar bazında hiçbir problem çıkmadı. Hatta özellikle kendileri kurallara riayet etme hususunda gösterdiğimiz çabadan dolayı bizlere teşekkür belgesi gönderdiler. Öte yandan Almanya’da ibadet özgürlüğü yasası var. Bu yasa kapsamında sokağa çıkma yasağı olduğu halde camimize ibadet maksadı ile gelinebiliyor. Bunun için camimizde hazırladığımız yazılı izin belgesini polise göstermeleri yeterli oluyor. Belki kendimizi bir İslam ülkesindeymişiz gibi tam anlamıyla rahat hissetmiyoruz fakat bugün burada bulunan Müslüman kardeşlerimiz diledikleri gibi ibadetlerini yerine getirebiliyor. Bu uğurda Alman yetkilileri bize bir zorluk çıkarmıyorlar. Halkın bize karşı tavrına ilişkin de şunu söyleyebilirim: Bulunduğumuz Gifhorn Camiinde vaazlarımızı dışarıda namaz kılan cemaatimiz de olduğu için dışarıya verebiliyoruz. Dolayısıyla iç ezan da dışarıdan duyulacak şekilde okunuyor. Fakat bu durum Almanları rahatsız etmiyor. Bize anlayış gösteriyorlar. Ama tabiî ki biz de bu anlayışlarını suiistimal etmiyor, olabildiğince onları rahatsız etmemenin gayreti içerisinde oluyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/almanya-5_1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 304px; height: 240px;" />Burası 70.000 kadar nüfusa sahip. Bu nüfusun 5-6 bin kadarını Müslüman Türkler oluşturuyor. 2 bin kadar da başka ülkelerden gelen Müslüman kardeşlerimiz var. Yani takriben 8-10 bin kadar Müslüman var burada. Bu açıdan biz burada azınlığı temsil ediyoruz. Ancak açık konuşmak gerekirse ve çok aşırı grupları hariç tutacak olursak çarşı-pazarda herhangi bir dışlayıcı tutuma maruz kalmıyoruz. Aksine Almanlarla gayet güzel anlaşıyoruz. Zaten bu uyumluluğumuz sebebiyle Müslüman Türkleri Almanlar daha farklı değerlendiriyor ve takdir ediyorlar. Yaptıkları faaliyetlere bizi de davet ediyorlar. Mesela Papazlar ve Hahamlar burada dünya barışı adına bir açıklama yapmışlar, burada konuşmamız için bizi de davet etmişlerdi. Biz de kendi dinimiz veçhesinden orada düşündüklerimizi Alman halkıyla paylaşma fırsatı bulmuştuk. Çok da güzel geri dönüşler almıştık.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">DİTİB ve Gifhorn Selimiye Camii olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Yine Ramazan öncesi ve sonrası şeklinde bir değerlendirme yapabilir misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İsterseniz önce DİTİB hakkında kısa bir bilgi vereyim. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, kısa adıyla DİTİB, Almanya'da yaşayan Müslüman Türklerin dinî, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak, ibadethaneleri yönetmek üzere faaliyet gösteren ve Almanya'da resmî olarak "Türkisch-Islamische Union der Anstalt für Religion e. V." adıyla kayıtlı dernek statüsünde faaliyet gösteren kuruluştur. Almanya genelinde kendisine bağlı cami derneklerinin bu alandaki faaliyetlerini koordine etmek amacıyla 05.07.1984 tarihinde kurulmuştur. Merkezi Köln'de bulunan DİTİB, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Almanya şubesi olarak faaliyet göstermektedir. DİTİB başkanı, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Müşaviri olarak görev yapmakta ve Ankara'dan tayin edilmektedir. Yine burada Türkiye'deki İlçe Müftülğklerimiz gibi çalışan Ateşeliklerimiz vardır. DİTİB bünyesinde görev yapan İmam ve Müezzinler, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kendi kadrosundan seçilmekte, Ankara'dan 5 yıl veya daha kısa süreliğine Almanya'da görev yapmak üzere tayin edilmekte ve maaşlarını Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan almaktadır. Ben de burada işte bu şekilde görev yapıyorum. Bu anlattıklarımdan anlaşılacaktır ki biz faaliyetlerimizi DİTİB nezaretinde yürütüyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/almanya-4_1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Gifhorn Selimiye Camii görevlileri ve yönetimi olarak vatandaşlarımıza ve soydaşlarımıza her daim onların yanında olduğumuzu hissettiriyoruz. Çünkü burada hiçbirimiz kendi ülkemizde değiliz ve birbirimize gerçekten yoğun olarak ihtiyaç duyuyoruz. Bu bağlamda salgın sürecinde hasta olan cemaatimizle her gün irtibatta olduk. İhtiyacı olan kardeşlerimizin ihtiyacını gidermeye çalıştık. Özellikle yalnız yaşayan ve yardıma muhtaç kardeşlerimizin evlerine yardım kolileri bıraktık. Ve hala bu faaliyetlerimize devam ediyoruz. Şu an zekât ve fitre çalışmalarına hız verdik. Yönetim kurulumuzda yer alan başta dernek başkanımız olmak üzere diğer kardeşlerimizle birlikte zekât ve fitrelerini DİTİB aracılığı ile bizlere teslim etmek isteyen kardeşlerimizin yanına gidiyor ve makbuz karşılığında bu yardımları topluyoruz. Geçen yıllarda 25.000 Euro zekât ve fitre toplamıştık. Bu yardımların çoğu cennet vatanımız Türkiye başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafında yoksul, yardıma muhtaç, mağdur ve mazlum kardeşlerimize gönderildi. Bu sene de aynı şekilde bu yardımları gerçek sahiplerine ulaştırma adına faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bunlara ilaveten yukarıda zikrettiğim rutin çalışmalarımızı yürütüyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ben de gurbetteki Müslüman kardeşlerimiz adına selamlarınızı alıyorum. Ve Aleykümselâm. Gurbetteki kardeşlerimiz vatanımızı çok seviyor. Resûlullâh’ın (s.a.s) buyurduğu gibi; “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27) hadisi şerifini bugün buradaki kardeşlerimiz yaşıyor. Hamdolsun. Türkiye’de ne zaman bir sıkıntı olsa daha biz duyuru yapmadan bizleri arıyorlar, “hocam şunu yapalım, bunu yapalım, yardım toplayalım, dua edelim” şeklinde taleplerde bulunuyorlar. Yani her daim “Türkiye için ne yapılacaksa yapalım” diye seferber olduklarına ben şahidim. Rabbim onlardan ebeden razı olsun. Bizler de bu duygu ve düşünceye sahip olan kardeşlerimizle, cemaatimizle birlikte sizleri en kalbi duygularımızla selamlıyoruz. Allaha emanet olun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">                                                                         --------------------------------------------------------------</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Avustralya ayağını Sidney Bonnyrigg Camii İmam-Hatibi sn. Yasin GÜNGÖR hocamızla gerçekleştirdik. Öncelikle kendilerine söyleşi teklifimizi kabul ettikleri için teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Avustralya gibi aslında bize çok uzak, hatta farklı bir kıtada bulunan ülkelerde Müslümanların, daha özelde ise Türklerin yaşayabileceğini pek düşünemeyebiliyoruz. Bu söyleşilerden bir tanesini Avustralya'ya ayırmamızın en temel sebeplerinden biri de zaten bu: Orada da kardeşlerimizin yaşıyor ve İslam'ı yaşatıyor olmaları. Şimdi onların durumlarından Yasin GÜNGÖR hocamızın bilgilendirmeleriyle daha yakından haberdar olacağız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/avustralya-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 252px; height: 265px;" />Hocam, dilerseniz sorularımızın öncesinde söyleşimize sizi tanımakla başlayalım. Kimdir Yasin GÜNGÖR hoca?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ben Yasin Güngör. Şu anda Avustralya Sidney’de Bonnyrigg Camiinde yurtdışı görevindeyim. Buraya gelmeden önce Mersin’de Vaiz olarak görev yapıyordum. Evliyim. Üç kızım var. Buradaki hizmet yılımızın üçüncü yılındayız. Yani Yasin GÜNGÖR hoca asıl görevi Vaizlik olan, fakat hali hazırda yurt dışı görevinde bulunan bir din görevlisidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Hocam, Avustralya'da Müslüman olmak nasıl bir duygu? Orada ne kadar Türk yaşıyor? Bir Müslüman olarak yabancı bir ülkede yaşadığınızı çok hissediyor musunuz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Biliyorsunuz Avustralya dünyanın öbür ucu. Aslında burada Türklerin bulunduğunu bile pek fazla kimse bilmez. Bizim insanımız farklı bir ülkeye çalışmak için gidecek olsa genelde tercih edeceği ülkeler Avrupa ülkeleri gibi Türkiye’ye yakın ülkeler oluyor. Bizse güney yarım küredeyiz. Türkiye ile aramızda tam 7 saatlik bir zaman farkı var. Yani Türkiye’den 7 saat ilerdeyiz. Bu açıdan ilk oruca biz başlıyoruz, ilk bayramı dada biz yapacağız inşallah. Bu vesileyle öncelikle bizlere böyle bir fırsat verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Bu söyleşi sayesinde gurbet diyarının sesi oluyor, kardeşlerimizle iletim kurmamıza olanak sağlıyorsunuz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Avustralya’da Müslümanların 80-90 yıllık bir geçmişi var. İlk olarak Afganlı Müslümanlar geliyorlar buraya. Hatta buradaki develeri de ilk onlar getiriyorlar ülkeye. Malum geçen yıl aşırı kuraklıklardan dolayı develeri itlaf etmesiyle gündeme gelmişti burası. Yeri gelmişken ona da kısa bir açıklama yapayım isterseniz. Ülke genelinde topyekün bir deve katliamı şeklinde gerçekleşmedi olay. Maalesef basın biliyorsunuz ki bazı şeyleri gereğinden fazla abartıyor. Öldürülen develer yerleşim yerlerine kadar inen vahşi develerdi. Buraya Türklerin gelişi ise 1960-1970’li yıllarda gerçekleşiyor. Önce vatandaşlarımız buraya iki ülke arasında gerçekleşen ekonomik iş birliği anlaşması kapsamında işçi olarak geliyorlar. Yani burada yarım asrı aşan bir tarihe sahibiz. İlk gelen kafiledekiler tabiî olarak dil bilmiyorlar. Buna bağlı olarak epeyce bir sıkıntı çekiyorlar önceleri. Geliş amaçları bir iki yıl burada çalışmak, biraz birikim yapıp köye dönünce de bir traktör alacak kadar paraya sahip olmakmış. Ama neredeyse tüm gurbet hikayelerinde olduğu gibi 50 yılı aşkındır hala buradalar. İşte bu da bir kez daha gösteriyor ki sen bir plan yaparsın ama Allah’ın senin hakkında ne takdir ettiğini bilemezsin. Buradaki Türklere de uzun süre burada kalmak takdir edilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Genel olarak ülkede çok güzel bir özgürlük ortamı var. Herkes birbirine çok saygılı. Kimse kimsenin yaşantısına, dinine kesinlikle karışmıyor. Böyle bir dertleri ve gündemleri yok. Avrupa’nın aksine İslamofobi diye bir şey hiç yok diyebilirim. Burası tam anlamıyla bir özgürlükler ülkesi. Bu yüzden Müslüman olmamız sebebiyle herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/avustralya-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 266px; height: 263px;" />Salgınla birlikte oradaki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Avustralya'da Ramazan ve bayramlar nasıl geçiyor?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgın dönemi başladığında ülkede sıkı tedbirler alındı. Yurtdışından girişler yasaklandı. Giden vatandaşlarından bile 1 yıldır gelemeyen var. Biz tevafuk 2019 Aralık sonu gibi 20 günlük bir Umre düzenlemiştik. Umremiz biraz özel idi. Özel derken Kudüs bağlantılı bir umre organize etmiştik. Üç mübarek mescitte üç Cuma namazı hedeflemiştik. Hamdolsun Rabbim lutfetti. Dolu dolu bir umre ziyareti oldu bizim açımızdan. 2020 Ocak 6 gibi umremiz bitti. Türkiye’ye bir grup gidip tatilimizi, sıla-i rahimimizi yapıp öyle Avustralya’ya dönmeyi planlamıştık. Diğer grubumuz da Medine’den direkt Sidney’e dönmüştü. Biz Türkiye’de bir aylık iznimizi de kullandık. Şubat 5 gibi buraya döndük. Salgın yeni yeni başlamıştı. Havaalanında ateş ölçümü gibi tedbirler alınmaya başlanmıştı. Zaten bir ay sonra da hemen ülkenin giriş ve çıkışlarına yasak kondu. Nisan gibi burada “lockdown” dedikleri tam kapanma oldu. Camiler tamamıyla ibadete kapatıldı. Vakit namazları ve Cuma’nın cemaatle kılınmasına ara verildi. Sonra tabiî Ramazan geldi. Her sene büyük bir coşkuyla geçen Ramazan tüm bunların gölgesinde maalesef geçen yıl çok buruk geçti. Meğer camiler yurtdışında ne kadar önemli imiş, toplumun kalbi imiş onu görmüş olduk. Ama hamdolsun bizler krizi fırsata dönüştürdük. Madem bu yıl cemaatimiz camilerimize gelemiyor, o halde biz onların evlerine gidelim, konuk olalım dedik. “Ramazan Coşkusunu Evlerinize Getiriyoruz” adlı bir proje geliştirdik. Gerek Türkiye’den gerekse yurtdışında seçkin hocalarımızı, ilim adamlarımızı, sanatçılarımızı, sesi güzel kârilerimizi toplumumuz ile canlı yayın aracılığı ile buluşturduk. Bu kapsamda 80’e yakın hocamız misafirimiz oldu. YouTube kanalımızdan ve camimizin Facebook sayfasından canlı yayınladığımız bu programlar ilgi ile takip edildi ve halkımızın teveccühüne mazhar oldu. Böylelikle Ramazan coşkusunun bir nebze de olsa evlerde hissedilmesine katkı sağlamış olduk. Cemaatimizden gerek yayın esnasında gerekse de gün içerisinde arama ve mesajlar ile çok güzel dönütler aldık. 5-6 ay sonra Sidney’de Camiler yeniden açıldı. Melbourne kentinde biraz daha ağır önlemler alınmıştı. Hatırlıyorum, onlar bizden 8-9 ay sonra camilerine ancak kavuşabildiler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Hali hazırda halkın da alınan tedbirlere sıkıca uymasıyla yurtdışından uçuşlara başlandı. Fakat gelen kişiler kimse ile temas ettirilmeden 14 günlük mecburi karantina sürecine alınıyorlar. Bunun için özel oteller ayarlanmış durumda. Oralarda da tedbirler çok sıkı. Gelenler karantina bitince son kez testleri yapılıp öyle evlerine gönderiliyorlar. Şunu söyleyeyim, şu an Avustralya’da her şey kontrol altında. Camiler açık. Maske takma zorunluluğu yok. Ülkede tek bir vaka bile görülmüyor. Maşallah diyelim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Camilerimiz şu an açık. Teravihlerimiz başta olmak üzere tüm vakitlerde camilerde ibadet edebiliyoruz. Ramazan ayrı bir güzel burada. Cemaatimizden bazıları bizim de teşvikimiz ile evlerinde çocuklar için özel Ramazan köşesi hazırlıyorlar. Evlerini Ramazan için süslüyorlar. Çocukların yarım gün dahi olsa tekne orucu tutmalarını ve iftar anında ödüllendirilmelerini teşvik ediyoruz. Bizler de camimizde Ramazan’da bir akşam “Çocuk İftarı” adlı özel bir çalışma yapıyoruz. O günkü konuklarımız sadece çocuklarımız oluyor. Camimiz baştan ayağa süsleniyor. Onlara özel menüler hazırlanıyor. Hep birlikte yarışmalar ve çeşitli programlar yapıyoruz. Tüm bunların sonunda kendilerine Osmanlı geleneği olan, “Diş Kirası” diye tarif edilen, özel zarflar içerisine konulmuş harçlık ve özel hediyeler takdim ediyoruz. O akşam cami bahçemize şişme oyun parkurları kuruyoruz. Unutamayacakları bir akşam oluyor anlayacağınız. Aileler de çok memnun kalıyorlar bu etkinlikten.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Gayrimüslimlerin Ramazan’da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Saygı duyuyorlar mı, size nasıl davranıyorlar? Bu çerçevede bulunduğunuz bölge itibariyle ibadetlerinizi yapmakta problem yaşıyor musunuz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ülke olarak herkes özgürce yaşıyor başta da belirttiğim gibi. Biz burada gayrimüslim komşularımızı da iftarlarımıza davet ediyoruz. Kendi kültürümüzü, dinimizi onlara tanıtıyoruz. İslam’a ve geleneklerimize ilgili olduklarını belirtebilirim. Geldiğimizden beri 10 kişiden fazla insan elhamdülillah Müslüman oldu. Onların kelime-i şehadet getirmelerine şahitlik etmek muhteşem bir duygu, anlatamam. Rabbim bu ana şahitlik etmeyi sizlere de nasip eylesin inşallah.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/avustralya-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Avustralya'da din hizmeti sunan hangi kurumlar var ve Bonnyrigg Mosque olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Yine Ramazan öncesi ve sonrası şeklinde bir değerlendirme yapabilir misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Burada din hizmetlerini yürüten iki adet “İdari ve Sosyal İşler Ataşeliği” var. Başkonsolosluk koordinesinde çalışıyorlar. Sidney ve Melbourne’de bulunuyorlar. Bunlara bağlı Türk camileri var. Camiler genelde burada “Türk İslam Kültür Derneği” şeklinde örgütlenmiştir. Söz konusu dernekler Avustralya hükümetince tanınan, resmi ve saygın kurumlar olarak çalışıyorlar. Türkiye’den 4-5 yılda bir din görevlisi talep ediyorlar. Her birinin görevliler için özel eşyalı lojmanları var. Buraya gelip görev yapacak olan hocaefendilerin ve ailesinin sağlık sigortası ve uçak masraflarını adı geçen dernekler karşılıyor. Buradaki Müslümanlar gerçekten hocalarına çok büyük değer veriyorlar. Kendilerinden razı ve gayet memnunuz. Allah da onlardan razı olsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bendeniz eşim ile görev yapıyorum burada. O da Diyanet’e bağlı resmi Kur’an Kursu Öğreticisi olarak görev yapıyor. Salgın döneminde bizler tüm çalışmalarımızı asla ara vermeden, online olarak devam ettirdik. Camiler yeniden ibadete açılınca kurslarımız, sohbetlerimiz, etkinliklerimiz kaldığı yerden devam etti. Cemaatimizi çok özlemiştik. Özellikle camide saf tutup namaz kılmanın kıymetini bu süreçte daha iyi anladık. 120’yi aşkın Öğrencimiz var kurslarımıza devam eden. Haftanın altı günü camimizde devam eden birçok etkinlik var. Etkinliklerimize Kur’an kurslarımız (yetişkin kadın-erkekler, gençler, çocuklar vb. şeklinde gruplar halinde), haftalık sohbetlerimiz (Türkçe ve İngilizce olarak), aile okulu seminerlerimiz, aylık sabah namazı buluşmalarımız, aylık kahvaltılı aile buluşmalarımız, cami dışı piknik, gezi vb. aktivitelerimiz şeklinde yoğun bir tempo ile devam ediyoruz. Camimizin hem Facebook hem de İnstagram hesaplarından yapılan faaliyetlere bakabilirsiniz (Bonnyrigg Mosque yazarsanız çıkar.).</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bizlere böyle bir fırsat verdiğiniz için sizlere tekrar teşekkür ediyorum. Cennet vatanımıza buradan kucak dolusu selam, sevgi ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Allah’a emanet olun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><font face="Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size: 14px;">                                                                                   -------------------------------------------------</span></font></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Japonya ayağını Rize Müftü Yusuf Karali Dini Yüksek İhtisas Merkezi Kıraat Bölümü Öğretmeni ve Tokyo Camii İmam-Hatibi sn. Muhammet ÇINAR hocamızla gerçekleştirdik. İhtisastayken kendisinden ders alma fırsatı bulduğum hocama yoğun çalışma temposuna rağmen bize vakit ayırdıkları için teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Japonya 10 bin kilometrelik mesafesiyle bize çok uzak ve biraz da yabancı bir coğrafya. Ancak orada bulunan ve sayıları yaklaşık 10 bine ulaşan Türk nüfusunun yanında Müslüman kardeşlerimizin varlığı, nikah merasimleri için farklı ülkelerden uçaklarla gelinecek kadar önemli olan ve dünya çapında 4 dilde hutbe okunan tek cami olma niteliğini taşıyan Tokyo Camii ve bünyesinde gerçekleştirilen ufuk açıcı hizmetler sebebiyle bu camiyi ve etrafında yaşayan Müslümanları tanımanızı istedim. Bir diğer yandan her ay 10-12 kadar Japon vatandaşının bu camiye gelerek Müslüman olmaları belki ileride Japonya Müslümanlarını daha da görünür hale getirecektir. Sözü daha fazla uzatmadan asıl sahibine, Muhammet Rıfat ÇINAR hocamıza bırakalım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 180px; height: 320px;" />Hocam, dilerseniz söyleşimize sizden başlayalım. Bize kendinizi tanıtır mısınız?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Selâmunaleyküm. Kıymetli hocam, öncelikle böyle bir söyleşide bizleri de düşündüğünüz için teşekkür ediyorum. Ben Muhammet Rıfat ÇINAR. 1982 Samsun doğumluyum. Hafızlığımı ve ortaöğretimimi Samsun'da tamamladım. İlahiyat eğitimimi Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden aldım. 2004 yılında Diyanet İşleri Başkanlığımız bünyesinde İmam-Hatip olarak göreve başladım. Akabinde farklı zaman ve yerlerde İmam-Hatip, Uzman İmam-Hatip ve Murakıp olarak görev yaptım. 18.04.2017'de Rize Müftü Yusuf Karali Dini Yüksek İhtisas Merkezine Kıraat Bölümü Öğretmeni olarak atandım. Buradayken 2019 yılında Başkanlığımızın takdirleriyle Tokyo Camiine İmam-Hatip olarak görevlendirildim. Hâl-i hazırda 2 yıldır bu görevi yürütmekteyim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Bildiğimiz kadarıyla Tokyo Camii Japonya'da cami hüviyetini taşıyan tek ibadethane olarak göze çarpıyor. Böyle bir camide görev yapmak nasıl bir duygu? Ayrıca Japoncayı öğrenmeniz zor oldu mu?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tokyo genelinde 18-20 civarı mescid var. Bu mescidler tabiî ki ufak tefek, evlerin köşelerinde vs. bulunan mekânlar. Ama büyük bir cami vasfında söylediğiniz gibi tek cami bizim camimiz olan Tokyo Camii burada. Bu açıdan burada İmamlık yapmak Türkiye'de İmamlık yapmaktan bazı noktalarda değişiklik arz ediyor. Bizim burada bağlı olduğumuz Sosyal İşler Müşavirliğimiz var. Başkanlığımız talimatlarını bize bu Müşavirlik üzerinden iletiyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tokyo Camiinin Japonya'da tek cami olarak bulunması, Osmanlı mimarisi ile yapılmış olması, buranın İmamına diğer mescidlerde görev yapan İmamların ülkemizin dünyadaki konumu ve ecdadımızın şanlı tarihi sebebiyle bir abi, bir büyük gözüyle bakmaları burada görev yapmayı başka yerlerden biraz farklı kılıyor. İleride de</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">anlatacağım üzere burada çok seviliyor ve sayılıyoruz. Bu hem halk nazarında hem de protokol açısından bu böyle. İnsanlar "cami" dendiğinde bizim camimizi biliyorlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Diğer yandan İslam ülkelerinden gelen elçiler önce bizimle muhatap oluyorlar burada. Etraftaki vakıf/ dernek temsilcileri geldiğinde bizimle hakeza durum yine böyle. Yahut Büyükelçilikler bir resepsiyon düzenlediklerinde bir Büyükelçi oraya nasıl davet ediliyorsa Tokyo Camii İmam-Hatibi olarak ben de oralara davet ediliyorum ve ben de çeşitli ülkelerin düzenledikleri bu resepsiyonların her birine Başkanlığımız adına katılmaya gayret ediyorum. Yani Türkiye'deki İmamlıktan çok farklı buradaki İmamlık görevi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Japonca öğrenmeye gelince bunun hem kolay hem de zor olan tarafları var. Kolay tarafı Japoncanın gramerinin Türkçeyle neredeyse aynı olması. Cümle kurulumu bizimkinin %95 aynısı. Yani "Ali okula gitti" derken biz bu cümleyi nasıl özne, tümleç, yüklem sıralamasıyla kuruyorsak onlar da aynı sıralamayı gözeterek kuruyorlar. Onun için Türkler Japonca konuşmayı ve anlamayı çok kolay öğreniyorlar. Fakat bu pratik konuşma için geçerli. Yazı diline geldiğimizde işler biraz değişiyor. Çünkü Japoncanın kendi içinde Hiragana, Katakana ve Kanji dedikleri 3 tane alfabesi var. Sizin daha çok gördüğünüz, ilk akla gelen Japon yazısı Kanji denen alfabe kullanılarak yazılan yazılardır genelde. Dolayısıyla bu alfabeyi öğrenmek, Japonca yapılan yayınları takip etmek biraz zor. Ben 300 kadar Kanji çalıştım fakat Japonca bir metni okuyup anlayabilmek için 1000 civarı Kanji çalışmam gerekiyor. Özetle ifade etmek gerekirse Japonlarla rahatlıkla konuşup anlaşabiliyorum fakat yazı dilini öğrenebilmem için biraz daha zamana ihtiyacım var.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-2.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Tokyo'da ne kadar Müslüman yaşıyor? Bu Müslümanlar ağırlıklı olarak hangi ülkelerden?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bu soruya şöyle cevap verelim: Japonya genelinde ağırlıklı olarak 180 bin ile 200 bin civarında Müslüman nüfus yaşamakta. Yalnız bu tahmini bir sayı. Çünkü insanlar buraya geldiklerinde devletin sistemine kaydedilirken dinleri kaydedilmiyor. Yani insanlara din diye bir şey sorulmadığından dolayı bu yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkan bir sayı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tabiî ağırlıklı Müslüman nüfusu Tokyo'da. Buradaki Müslüman nüfusunun oranına baktığımız zaman Endonezya, Pakistan, Malezya başı çekiyor. Özellikle Endonezya ve Malezyalılar Japonya'da çok fazla. Bununla birlikte Türkler de Japonya genelinde 6 bin kadar bir nüfusa sahip. Bunların 4 bin kadarı Nagoya dediğimiz, buranın üçüncü büyük şehri olan şehirde ikamet etmekteler. Bin kadar Türk de Tokyo'da yaşamakta. Geri kalan bin kişilik nüfus da Japonya geneline dağılmış bulunmakta. Dünyanın birçok ülkesinden; Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Srilanka, Türkiye, diğer Türkî cumhuriyetler bizim soydaşlar vs. burada farklı birçok milletten Müslümanı görmeniz mümkün. Bütün bu milletleri İslam burada o geniş ve tek kubbesinin altında topluyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Salgınla birlikte Tokyo'daki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Tokyo'da Ramazan ve bayramlar nasıl geçiyor?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgınla birlikte Tokyo'daki Müslümanların hayatlarında tabiî ki ibadetle alakalı diyelim, pek çok şey değişti. Salgın öncesinde bizim cemaatimiz Cuma namazlarında binin üzerindeydi. Bayram namazlarında cemaatin kalabalık oluşundan dolayı iki defa, üç defa namaz kıldığımız oluyordu ve 3 bin, 4 bin civarı cemaati camimizde ağırlıyorduk. Haliyle insanların hayatında salgınla beraber camiye istedikleri gibi gelme durumu ortadan kalktı. Şöyle ki ilk zamanlar insanları kura sistemine göre alıyorduk camiye, cemaat sayımızı da Cuma namazları için 100 gibi sınırlı bir sayıda tutuyorduk. Akabinde Japonya hükümetinin kuralları çerçevesinde kapasitenin yarısı kadar alınabileceği izni verilince sosyal mesafe, maske ve temizlik kurallarına riayet edilmesi şartıyla biz camimize şu anda 200-300 civarı cemaat alıyoruz. Yine avluda, alt ve üst katlarda da gelen cemaatimizi geri çevirmeden ibadetlerini yapmalarını sağlıyoruz. Özetlemek gerekirse ibadet ve insanların camiye gelebilmesi noktasında salgın öncesi ve sonrası diyebileceğimiz bir değişim yaşandı camimizde.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ramazan ve bayramlar hakkında şunları söyleyebilirim: </span>Salgın öncesinde her yerde olduğu gibi Tokyo'da da Ramazan ayrı bir önem kazanıyordu. Camimizde Müslim, gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın hafta içi 400, hafta sonu 600 kadar misafire iftar veriliyordu. <span style="line-height:107%">Bu da bize her kesimle tanışıp kaynaşabilme imkânı sunuyordu. Salgın sonrası tabiî olarak bu imkân ortadan kalktı. Geçen sene zaten teravihlerimizi ve bayram namazlarımızı salgın dolayısıyla kılamadık burada. Normalde teravihlerimizi hatim usulüyle kıldırıyorduk. Haliyle 2020 yılında bahsettiğim namazlar maalesef eda edilemedi. Ama 2021 yılında Ramazan ayını buradaki Müslüman kardeşlerimizle hamdolsun elimizden geldiğince dolu dolu yaşamaya çalışıyoruz. Her ne kadar yine iftar programları olmasa da camimiz açık, cemaatimiz geliyor, beş vakit namazını burada kılabiliyor. Yine teravih namazlarını hatim usulüyle, 20 rekât olarak kılabiliyoruz. Kadir gecesinde camimiz sabaha kadar açık oluyor. O gece teravih namazının ardından teheccüd namazı, tesbihât ve sahur programıyla sonlanıyor. Böylece Kadir gecesini en güzel şekilde ihyâ etmeye çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Şu anda OHAL ilan edildi ama büyük bir ihtimalle bayram namazlarımızı cemaatle kılabileceğiz diye düşünüyorum. Çünkü her ne kadar OHAL ilan edilse de kapalı mekânların yarıya kadar doldurulmasına Japon hükümeti izin veriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İşte tüm bu anlattığım hususlar dairesinde Tokyo'da Ramazan'ı en güzel şekilde yaşamaya çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Gayrimüslimlerin Ramazan’da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Saygı duyuyorlar mı, size nasıl davranıyorlar?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Gayrimüslimlerin İslamiyet'e ve Müslümanlara bakışı konusunda öncelikle şunu söylemeliyim ki burada İslamofobik bir durumla hiç karşılaşmadık. Çünkü insanların dine bakışı eşit mesafede. Yani bir Budizme, bir Şintoizme, Yahudiliğe ve Hristiyanlığa nasıl bakıyorlarsa İslamiyet'e de öyle bakıyorlar. Yani dinler arasında herhangi bir fark gözetilmiyor burada. Haliyle bu tüm dinlere eşit mesafede yaklaşan bu bakış açısı İslamofobik olayların önüne geçiyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Özellikle şunu ifade edeyim: Japonlar kendi dinleri olan Budizm ve Şintoizmin Rahiplerine duydukları saygıdan çok daha fazlasını bize karşı duyuyorlar. Çünkü bir Japon vatandaşının bir Rahiple, bir Budist din adamıyla konuşabilmesi gibi bir şey söz konusu olmuyor. Ama biz yaptığımız faaliyetlerde, namazlarımızdan sonra, sarığımızla, cübbemizle beraber Japonlarla muhatap oluyoruz. Onlarla iletişim kurmaya ve konuşmaya çalışıyoruz. Haliyle onlar bundan çok etkileniyorlar. Bizim onları muhatap kabul etmemiz çok hoşlarına gidiyor. Bu yüzden bize derin bir saygı duyuyorlar, iyi davranıyorlar ve bunu her şekilde belli ediyorlar. Ben bu bağlamda burada geçirdiğim iki yıllık zaman zarfında Japonların gerek İslamiyet'e gerekse de bize bakışı açısından hiç olumsuz bir durumla karşılaşmadım. Geçmişte de yaşandığına dair bir şey duymadım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-3.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 226px;" />Tokyo Camii olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Yine Ramazan öncesi ve sonrası şeklinde bir değerlendirme yapabilir misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tokyo Camii’nin faaliyetleri çok yoğun. Cuma namazları, vakit namazları gibi rutin hizmetlerimizi bir kenara koyduğumuzda Ramazan'da yaptığımız iftar programları, Ramazan'da ve Ramazan'dan sonra da devam eden seminerlerimiz, konferanslarımız, eğitim-öğretim faaliyetlerimiz, camimiz bünyesinde bir arada yürütülüyor. 4-6 yaş çocuklar, yetişkin çocuklar, kadınlar, erkekler bu eğitimlere katılıyor. Ayrıca hafızlık sınıfımız var ve burada hafızlarımızı da yetiştiriyoruz. Tokyo Camiinde geçen sene ilk defa bir hafız verdik. Bu Japonya geneli için de bir ilk oldu. Dolayısıyla eğitim faaliyetlerimiz bu şekilde tüm hızıyla sürüyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Sosyal faaliyetler kapsamında da bizim burada Tokyo Camii Gençlik Kulübümüz var. Bu klüpte atölye, el sanatları dersleri gibi dersler oluyor ve böylece insanlarımız sosyalleşme fırsatı buluyor. Ayrıca belirtmeliyim ki bu faaliyetler Japon vatandaşların da ilgisini çekiyor ve çalışmalarımıza çok yoğun ilgi gösteriyorlar. Gerek sosyal faaliyetler gerekse eğitim faaliyetleri olsun her birini hem bu şekilde yüz yüze hem de online olarak gerçekleştiriyoruz. Özellikle bu sene geçmiş yıllarda olmayan bir mukabele programı çekiyoruz. Bu programda okunan ayetlerin mealleri Arapça ve Japonca olarak eş zamanlı bir şekilde ekrana yansıtılıyor. Bununla alakalı Japon vatandaşlarımızın ilk defa bu vesileyle Kur'an'ı işittikleri, Kur'an'dan çok etkilendikleri ve anlamını okuma fırsatı buldukları yönünde çok olumlu dönüşler alıyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor. Yine Başkanlığımızın "yurt dışında sıkça sorulan dini sorular" şeklinde hazırladığı formatı biz Japonya'ya uyarlayarak "Japonya'da sıkça sorulan dini sorular" şekline büründürdük ve Ramazan ayında her gün bir video olmak üzere bu formatı hazırlayıp camimizin sosyal medya hesaplarında paylaşıyoruz. Yine öğrencilerimize yönelik olarak Amme cüzünü tamamen talim-tecvid üzere okuyor ve onlarla paylaşıyoruz. Böylece surelerin doğru okunuşunu öğrenmiş oluyorlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 240px;" />Bizim camimizde Cuma hutbeleri dört farklı dilde okunuyor. Çünkü camimiz başta da belirttiğim gibi farklı milletlerden, farklı renklerden, farklı dillere sahip pek çok Müslümanı kubbesinin altında aynı anda topluyor. Bunu da öncelikle İslam'ın ve Müslümanların dili olması, camimize Arap elçiliklerinden çok fazla cemaat gelmesi sebebiyle Arapça, akabinde burada bulunmamız hasebiyle Japonya'nın dili olan Japonca, ardından kendi dilimiz olan Türkçe ve en sonunda genele hitap etmesi için de İngilizce olarak dört dilde okumaya çalışıyoruz. Bu uygulamanın dünya çapında tek olan bir uygulama olduğunu söylüyor gelen misafirlerimiz. Hutbelerimizi dört farklı dilde okusak da uzun tutmuyoruz. Önce bir ayet okuyoruz, arından bir hadisle devam ediyor ve en son olarak mesajımızı veriyoruz. Hutbemizi bu şekilde 10 dakika gibi kısa bir sürede okumuş oluyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tokyo Camii’nin yayın faaliyetleri de yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu kapsamda Kur'an'ı Kerim'in Japonca mealini ve çocuklara yönelik çeşitli kitapları yayımlıyoruz. Bu şekilde sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi 12 ay boyunca aralıksız olarak sürdürüyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Burada camimize ait bir de helal marketimiz var ki özellikle Ramazan'da Müslim, gayrimüslim tüm vatandaşlarımız bu marketimize büyük bir ilgi gösteriyor. Bu ilgi de ürünlerimizde helal hassasiyetine dikkat edilmesi ve Türk ürünleri olmasından kaynaklanıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-8.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 278px; height: 240px;" />Camimizde nikah ve şehadet merasimleri de oluyor. Her ay 10-12 tane Japon kardeşimiz camimize gelerek Müslüman olmak istediklerini ikrar ediyorlar ve biz de buna bağlı olarak kendileri için ihtidâ merasimleri düzenliyoruz. Kendilerine bu esnada İslam'ı özet olarak anlatıyor ve Başkanlığımızın Japoncaya çevrilmiş yayınlarından hediye ediyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Nikah merasimleri camimiz için oldukça önemli. Şöyle ki, dünyanın pek çok yerinden sırf nikahımız Tokyo Camiinde kıyılsın diye kalkıp gelen kardeşlerimiz var. Mesela Endonezya'dan uçak kaldırıp Tokyo'ya gelerek nikahlarını burada kıydıran ve sonra geri dönen çok insan oluyor. Cenaze hizmetlerimizi de herkese eşit seviyede yaklaşarak, lâyık-ı veçhile yürütmeye çalışıyoruz. Salgın öncesi Cuma namazlarından sonra Türk usulü Cuma aşı ve çay ikramı yapıyorduk cemaatimize. Fakat maalesef şu anda buna ara vermiş durumdayız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tüm bunlara ek olarak cumartesi, pazar ve resmi tatillerde Tokyo Camiine ziyaret turları oluyor. Bu turlar Japon rehberimiz Abdülkerim beyin rehberliğinde saat 14:30'da başlıyor ve bir saat sürüyor. Bu süre zarfında caminin tarihi, İslam medeniyet ve kültürü, Türk tarihi gibi konularda ziyaretçilere bilgiler veriliyor. Tur ikindi namazıyla birlikte son buluyor. Ziyaretçilerimiz böylece hem İslam hakkında bilgi edinmiş oluyor hem de ikindi ezanını dinleyip namaz kılan Müslümanları izleme fırsatını yakalıyorlar. Namaz sonrasında benim okuduğum aşr-ı şerifi dinliyorlar, bana sorular soruluyorlar, onlarla Japonca konuşuyorum. Bu şekilde kendileriyle de tanışmış oluyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Başkanlığımızın zekât, fitre ve kurban faaliyetlerine de camimiz olarak gerekli desteği sunuyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/japonya-9.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 213px; height: 320px;" />Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Türkiye'deki kardeşlerimizin selamlarını aldık, kabul ettik. Cenâb-ı Allah razı olsun. Ben de sizlerin vesilesiyle gerek Türkiye'deki kardeşlerimize gerek dünyanın birçok yerinde bizleri sosyal medya aracılığıyla takip eden bütün kardeşlerimize hayırlı Ramazan'lar diliyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Şimdiden hepsinin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. Allah-u Teâlâ bu salgın sürecinden bir an önce en güzel şekilde kurtulabilmeyi, sağ salim atlatabilmeyi cümlemize nasip eylesin diye dua ediyorum. Bütün kardeşlerimize dünyanın bir ucundan, tam 10 bin kilometre uzaktan selam ve hürmetlerimi sunuyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%">Söyleşi: Celalettin Alkan</span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-2</guid>
      <pubDate>Fri, 07 May 2021 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2021/05/islam_dunyasinda_ramazan_soylesileri_2_h43404_531fb.jpg" type="image/jpeg" length="60826"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri-1]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Celalettin Alkan "İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri"nin bu ilk bölümünde Bosna Hersek, Arnavutluk ve Gümülcine'nin önde gelen temsilcileriyle söyleşti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="color:#ff0000;"><strong>Takdim</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Size selâm getirdim. Hasret, sevinç, beklenti ve acı dolu, kan dolu selâmlar bunlar. Anne gözyaşlarına bulanmış, ağzı süt kokan çocukların hıçkırıklarını getirdim. Bosna'dan dikilen oruçları, Doğu Türkistan'dan bozdurulan oruçları, Japonya'dan her geçen gün İslâm'la tanışanları, Arnavutluk'tan meydanlara taşan bayram namazlarını, Mısır'dan kardeşliği, Gümülcine ve Kırcaali'den soydaşlığı, Almanya'dan ve Avustralya'dan vatan hasretini getirdim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ramazan'ın başından beri tamamlamaya çalıştığım "İslâm dünyasında Ramazan söyleşileri"ni nihayet Bosna Hersek, Japonya, Gümülcine (Batı Trakya/ Yunanistan), Mısır, Doğu Türkistan, Almanya, Avustralya, Arnavutluk ve Kırcaali (Bulgaristan) olmak üzere 9 söyleşi yaparak tamamlayabilmek nasip oldu. Rabbimize hamd ü senâlar olsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosna Hersek, Arnavutluk, Gümülcine ve Kırcaali'deki dindaş ve soydaşlarımız hem hasret hem beklenti içinde selâm gönderdiler bizlere. Almanya ve Avustralya'dakiler de hakeza bu şekilde yolladılar selâmlarını. Mısır bir kardeş sıcaklığıyla ısmarladı selâmını. Japonya'nın selâmları İslâm'la şereflenen Müslümanların sevinç ve heyecanıyla doluydu, Doğu Türkistan'ınkilerse acıyla...</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">"Ramazan" demenin bile yasak olduğu bir coğrafyadan bir çığlık getirdim size; kulakları patlatırcasına şiddetli ama yüreklerin, vicdanların duy(a)madığı bir çığlık bu. Tutulamayan oruçları getirdim, okunamayan ve unutturulmaya çalışılan sureleri, ayetleri. Bir peygamberin yasaklanan adını getirdim. Adı gönüllere kazınmış bir peygamberin, Fahr-i Kâinât Efendimiz'in (s.a.s.) güzel ismini unutturabileceklerini zanneden gafillerin kanlı ellerinden çekip alarak.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Efendimiz (s.a.s.) vefat etmeden evvel bizi kardeş kılarak birbirimize bağlamıştı. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27) buyurmuştu üstelik. Onun yed-i beyzâsıyla (nurlu eliyle) bağlayıp birleştirdikleri bir daha birbirinden ayrılamaz, kopamaz, kopmamalı, kopmamalıydı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bu yoğun, bizi bize unutturan gündem karmaşasından bir nebze olsun kurtulup birbirimizi hatırlamak, vücudumuzdaki acıyan yerlerin bir an önce farkına varmak adına kardeşlerimizin sesini, soluğunu getirdim size. O nurlu elin ellerimize tutuşturup bize emanet ettiği kardeşlerimizin sesini.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Size ümmet coğrafyasından, her biri farklı renkte, farklı kokuda, mis gibi kokan, renk ve koku cümbüşüyle bizi adeta mest eden bir buket getirdim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Allah bu ümmete acısın ve iki dünyada da yalnız iyilikler, güzellik versin.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bilvesile bu söyleşilerin yapılıp tamamlanmasına verdikleri bilgilerle katkı sağlayan Bosna Travnik Müftüsü sn. Ahmed ADİLOVİÇ beye, Kırcaali Bölge Müftüsü sn. Basri İMAMEFENDİ beye, Gümülcine Müftü Yardımcısı sn. Fehim AHMET beye, Rize Müftü Yusuf Karaali Dini Yüksek İhtisas Eğitim Merkezi Kıraat Öğretmeni ve Tokyo Camii İmam-Hatibi sn. Muhammet Rıfat ÇINAR hocama, Vaiz ve Avustralya Sidney Camii İmamı sn. Yasin GÜNGÖR hocama, İstanbul Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı ve</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Almanya Gifhorn Selimiye Camii İmam-Hatibi sn. Hasan AL hocama, sn. Abdurrahman KAKARAŞ ve sn. Ermir BARDHİ ağabeylerime, Mısır Ezher Üniversitesi İslâm Şeriatı Fakültesi öğrencisi sn. Enes AKIŞ kardeşime teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ayrıca Bosna’yla irtibat kurabilmemi sağlayan ve her zaman yardım ve desteklerini gördüğüm sn. Doç. Dr. Mustafa ŞENTÜRK hocama, söyleşiyi Müftü beye ulaştırıp tercüme eden Zehra GÖÇKÜN ADİLOVİÇ hanımefendiye şükranlarımı sunarım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">                                                                          -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Bosna- Hersek ayağını Travnik Müftüsü Ahmed ADİLOVİÇ ile gerçekleştirdik. Bu vesilyele kendilerine söyleşi teklifimizi kabul ettikleri için teşekkür ederim. Ayrıca sn. Müftümüze ulaşabilmem adına gerekli bağlantıları kurabilmem konusunda bana yardımcı olan, her zaman, her konuda kendisinden destek ve yardım gördüğüm değerli Doç. Dr. Mustafa ŞENTÜRK hocama, söyleşinin Müftü beye iletilmesi ve tercümesini sağlayan sn. Zehra GÖKÇÜN ADİLOVİÇ hanımefendiye de şükranlarımı sunarım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Özelde Bosna Hersek ve genelde de Balkan coğrafyası Osmanlı'dan bu yana Müslüman Türkler için hep farklı bir anlam taşımıştır. Bu coğrafya bizim kızıl elmamızdır ve ecdadımızın hatıralarıyla doludur. Bu hatıraları eserler bazında düşünebileceğimiz gibi halklar bazında da düşünebiliriz. Nitekim Bosna Krallığı'nın 1463'te Osmanlı tarafından yıkılmasıyla Bosna-Hersek 19. yüzyıl sonlarına dek Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Osmanlılar bu bölgeye İslam'ı getirdiler ve ülkenin sosyokültürel yapısını büyük oranda değiştirdiler. Bu yönüyle Bosna Hersek Müslümanları ecdadımızın canlı hatıralarıdır. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Bosna'lı kardeşlerimizi Travnik Müftüsü Ahmed ADİLOVİÇ ile uzun uzun konuşma ihtiyacı duyduk. Ortaya çıkan malumatı istifadenize sunuyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Kıymetli Müftüm, bize kendinizi tanıtır mısınız lütfen?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bismillâhirrahmânirrahîm.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Adım Ahmed ADİLOVİÇ. 1964 yılında Orta Bosna Travnik şehrinde doğdum. Gazi Husrev Bey medresesini (İmam-Hatip) bitirim. O zamanlara Bosna’nın tek medresesi oydu. Buradan sonra Saraybosna İlahiyat Fakültesini bitirmek, ayrıca yüksek lisans ve doktoramı da bu fakültede, Tefsir üzerine tamamlamak nasip oldu. Bunun haricinde Alaca Camiinde imamlık ve Travnik’teki Elçi İbrahim Paşa Medresesinde Öğretmenlik ve Müdürlük yaptım. 2014 yılından bu yana da Travnik Müftülüğü görevini yürütüyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/bosna-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 213px;" />Bize biraz Bosna'dan ve oradaki Müslümanların durumundan bahseder misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosnalı Müslümanların öncelikle inanç yönünden durumuna göz atacak olursak, Bosnalı Müslümanların durumu gayet iyi, burada serbestçe inançlarını yaşama imkanları var. Bu durum Bosnalı Müslümanlar için çok önemli. Çünkü Bosnalı Müslümanlar ve Bosna İslam Birliği bir önceki Komünist rejimde kısıtlamalarla yüz yüzeydi, her şey sınırlıydı. Ama 92-95 yıllarından sonraki savaşın ardından kurulan yeni Bosna Hersek devletinde dini yaşama özgürlüğü var, kısıtlı değiliz, istediğimiz gibi inancımızı yaşayabiliyoruz. Daha önceden yıkılan camilerimizin hepsi şu anda aktif ve yenileri de yapılmış durumda. Bir önceki rejimde yıkılan camilerin yerine yeni camilerin yapılması da yasaktı. Ama şu anda durum çok farklı. Bu yeni dönemde İslam birliği olarak yıkılan tüm binaların tekrar yapılmasını ve hatta bu binalara bitişik ek binaların dahi tamir edilmesini sağladık.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bir de bu özgürlüklerin bir diğer göstergesi olarak daha önceleri sadece bir tane olan Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Medresenin (İmam-Hatip Lisesi) yanında eskiden aktif olan ya da yeni yapılan toplam yedi medresenin açılması, yine aynı şekilde ilahiyat fakültelerinin daha önceden sadece Saraybosna’da olmasına rağmen şimdi Zenica İlahiyat ve Bihaç İlahiyat fakülteleri ile sayılarının üçe ulaşmış olması da gösterilebilir. Aynı şekilde burada ilk ve orta öğretimde devlet okulları bünyesinde çocuklarımıza dini eğitimlerini verebiliyoruz. Yine medyada da bize düşen alanı devlet kanallarında ve özel kanallarda dini içerikli programlar yaparak doldurmaya çalışıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Genele baktığımızda eski sisteme oranla durumumuz oldukça iyi ama siyasi alanda işler o kadar da güzel gitmiyor. “Neden” diyecek olursanız eğer; Bosna’nın özel bir bölgesi olan ‘Sırp Republika’sı kısmında, savaş ve soykırım sonrası Müslümanlar azınlıkta kaldılar. Bu sebeple şu anda orada kendi haklarını savunamıyor, iş bulamıyorlar. Öte yandan savaştan sonra tekrar geri dönen ya da dönmek isteyenlere bunca sene hala güvenli vatan ve temel yaşam imkanları sunulamıyor. Bu yönden söz konusu Müslümanların ihtiyaçları karşılanamıyor. Burada camiler tabiî ki var ve namazlar kılınıyor ama genel olarak, yönetim Boşnak Müslümanların sesinin duyulmasını engelliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bunun yanında Bosna genelinde politik güç odağı ya da parti olarak faaliyet gösteren ve Bosna devletinin aleyhine çalışan dış kaynaklı parti ve organizasyonlar da mevcut. Bosna’nın egemenliğine zarar vermeye ve Bosna’yı parçalamaya çalışan bu güç odakları bazen Avrupa birliğinden de destek alabilmekte. Son dönemlerde Bosna devletinin varlığına karşı yapılan bu saldırılar oldukça arttı. Bu arzunun gerçekleşip Bosna devletinin parçalanması ya da yıkılması Bosnalı Müslümanlarında sonunun gelmesi demek olur. Ama bunun olmayacağını umuyoruz, Allah’tan Bosna’yı ve Bosna’daki tüm iyi niyetli insanları korumasını diliyorum ve bize kardeş olan ülkelerin de desteğini umuyorum.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/bosna-2_1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 214px;" />Salgınla birlikte Bosna’daki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi ve sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleriniz var?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgın bizi şaşırttı. Buna bağlı olarak sadece genel aktivitelerde değil Bosna İslam Birliği’nde ve Müslümanlar arasındaki aktivitelerde de büyük değişiklikler oldu. Daha önce yaptığımız aktivitelerin çoğunu ancak çok kısıtlı ve sınırlı olarak yapabilir, hatta hiç yapamaz hale geldik. Şu durumda camideki ya da cami dışındaki dini aktivitelere çok az insan katılabilmekte. Ama inançlı insan umudunu yitirmez, yitiremez. Her yaşanan olay bir sebepledir, her yaşanan olayda bir hayır vardır. Kendimizi sorgulayıp; “Bizim eskiden inanca, ibadetlere ve Ramazan’a yaklaşımımız nasıldı?” diye sormanın zamanıdır şimdi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Tabiî ki Ramazan en özel ay bizim için ve Bosnalı Müslümanlar hep büyük bir sabırsızlıkla bekliyorlar Ramazan’ı ve onun nimetlerini. Kovid-19 salgını öncesinde Bosnalı Müslümanlar Ramazan ayı geldiğinde camilerde ve cami dışında çok fazla etkinlikler yapmaktaydı ama son iki Ramazan’da aktivitelimiz çok azaldı. Yine de Allah’a şükür, o kadar kötü değil durumlarımız. Mesela namaza ve diğer ibadetlere katılan insan sayısına sınırlama getirilmesine rağmen eğer maske takıyorsak, mesafeye dikkat edip kurallara uyuyorsak bu o kadar büyük problem olmuyor ve Müslümanlara bazı toleranslar tanınıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bir grup inanan da hastalığın bulaşmasından korktuğu içinde aktivitelerden uzak kalıyor. Tehlike unsuru yüksek olan guruplardaki inanalar artık camiye daha az geliyorlar. 60 yaş üzeri, kronik hastalıkları olan insanlar vs. Teknik manada namazların camide kılınmasında bunun haricinde bir mâni yok. Sadece sıkıntımız teravih ve yatsı namazlarının şu andaki kapanma saatinden sonraya kalması. Bu yüzden camiye gelemeyenler ibadetlerini evlerinde yapıyorlar. Bir de mukabelelerimiz var, salgın öncesinde her camide vardı. Şimdi azalsa da bu kadim gelenek hala var Allah’a şükür!</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosna’da Ramazan’daki Bedir Savaşı, Mekke’nin fethi ve Kadir Gecesi gibi özel günleri tazimle anıyoruz. Bu üç önemli gece Müslümanlar tarafından kutlanıp anılıyor. Şimdilerde insanlarımıza kolaylık olsun diye bu programlar online olarak yapılıyor ve sosyal medya hesaplarımızda yayınlanıyor. Bunu belki salgın sürecinin bize sunduğu bir imkân olarak düşünebiliriz. Bu sayede sohbetlerimiz, vaazlarımız ve hatta mukabelelerimiz sosyal medyaya ve televizyon kanallarına taşınmış oldu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosna’da Ramazan’ın son 10 gününde Kadir Gecesi’ni yakalayabilmek adına teheccüd namazlarımızı camide toplu olarak kılıyorduk. Maalesef şimdi sokağa çıkma yasağından dolayı bu güzel adete de devam edemiyoruz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ramazan’a dair geleneklerimizden de biraz bahsedecek olursak, Bosna’da Müslümanlar Ramazan’ı çok seviyor sabırsızlıkla bekliyorlar. Ramazan senenin en çok sevilen ayı. Müslümanların çok büyük bir çoğunluğu Allah’ın bir emri olarak bu ayda oruç tutuyorlar. Bu ayı en güzel şekilde yaşayıp Allah’a en güzel şekilde yakınlaşmaya çalışıyorlar. Benim en çok sevdiğim şeylerden biri gençlerin camiye gelmesi ve oruç tutması ve dahi çocukların da aileleriyle camiye gelmeleri ve oruç tutmaları.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:black">Bizde küçük çocukları hem oruca alıştırmak hem de bu güzel havayı solumalarını sağlamak için orucu dikiyorlar. Çocuklar öğlene kadar oruç tutuyor, öğlende bir şeyler yedikten sonra anneleri ellerine iplikle iğne alarak orucu dikiyorlar. Böylece bozulan oruçlarını anneleri dikmiş, yani tamir etmiş oluyorlar. Onlar da yeniden oruçlarına devam edip iftara kadar bu şekilde dayanabiliyorlar.</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bizim güzel adetlerimizden bir tanesi de toplu iftarlar. Salgından önce oldukça yaygın olan bu toplu iftarlara çok insanlar, konu-komşu çok çağrılıyordu. Hatta Kardeş ülke Türkiye’den gelenler de oluyordu. Gençlerin ayrı, bayanların ayrı iftarları olmaktaydı. Salgından sonra bu iftarlar sadece aile içi iftarlara dönüştüler. Yine Ramazanlar’da televizyon ve radyolarda özel Ramazan programları hazırlanıyor. İslami konuların işlendiği, iftar ve sahur programlarında ilahiler, kasideler söylenip, Kur’an okunuyor. Sosyalizmle birlikte kaldırılan, ama bize eskilerden kaldığı için sosyalizm sonrası geçtiğimiz yıllarda yeniden ihyâ ettiğimiz başka bir adetimiz de Bosna’da İftar topu adetimizdir. Bir de “Ramazâniye” denen iftar pidemiz var. Bazı yerlerde “somun” ya da “pitice” diye de adlandırılıyor. İftar öncesi mis gibi kokuyor bu somunlar. İnsanlar fırınların önlerinde Ramazâniyesini almak için sıraya giriyorlar. Somun Ramazan dışında da pişirilmesine rağmen Ramazan haricinde aynı tadı bulamıyor aynı ilgiyi göremiyor. Sanki ona Ramazan’la birlikte bambaşka bir tat geliyor. Ramazan’a dair bir başka adetimiz de camilerimizin kandillerinin bu ay boyunca açık kalması. Camilerdeki bu özel ışıklandırmalar Ramazan dışında sadece özel gecelerde açılıyor. Ama Ramazan’da her gece iftarla yanmaya başlayarak sahura kadar açık vaziyette kalıyorlar. Bu da Ramazan gecelerinin manevî açıdan nur dolu olduğunu temsil ediyor. Tahminimce saydığım bu adetlerin ya aynıları yahut benzerleri Türkiye’de bulunuyor. Bu da halklarımızın pek çok ortak değere sahip olduğunu açıkça gösteriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Gayrimüslimlerin Ramazan’da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Size saygı duyuyorlar mı? Size nasıl davranıyorlar?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Müslümanların diğer dini gruplarla diyaloğu oldukça iyi. İş, komşuluk ilişkileri karşılıklı saygıya dayanıyor. Bir yandan da Müslüman, Katolik, Protestan ve Yahudilerin birlikte yürüttükleri farklı eğitim programları ve aktiviteler var burada. Bu aktiviteler belediyeler seviyesinden devletin üst kademelerine kadar yayılmış ve çeşitlenmiş vaziyette. Fakat Müslümanlar Ramazan'da genellikle vakitlerini ibadet ve dualarla geçirdikleri için bu kapsamda düzenlenen etkinlikler Ramazan'da yavaşlıyor. Ramazan sonrasında ise, özellikle bayramlarda güzel adetlerimiz var. Bayramda Müslümanlar bütün komşularına bayram için hazırladıkları yemek ve tatlılardan ikram ederler. Mesela her evde baklava yapılır ve komşulara da dağıtılır. Aynı şekilde diğer dinlerden olanlar da onların özel günlerinde hazırladıkları şeylerden Müslümanlara ikram ederler. Örneğin paskalya bayramında dağıttıkları boyalı yumurtalar gibi. Gayrimüslimlerle ilişkilerimiz aşağı yukarı böyle. Aramızda yurttaşlık ve komşuluğa dayanan, saygı dolu bir ilişki var.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/bosna-3.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 180px;" />Bosna'daki Müslümanların dini hayatını hangi kurumlar düzenliyor ve vatandaşlara ne gibi hizmetler sunuyorlar? Müslümanlar ibadetlerini rahatça yapabiliyorlar mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosna’da din devletten ayrı, öncelikle onu belirtelim. Dini topluluklar ve kuruluşlar kendi aktivitelerini kendi organize ediyor ve devlete bağlı değil. Devletin destek olduğu küçük konular olsa da tüm dini kuruluşlar devletten bağımsız olarak çalışıyor. <b>Müslümanların dini ihtiyaçlarına ise “Bosna Hersek İslam Birliği” cevap veriyor. Bosna Hersek İslam Birliği bu konuda Bosna Hersek’te sadece tek olan bir organizasyondur. </b>Organizasyonun yönetiminde “Riyâset” var ve Riyasetin Başkanı ise “Reîsu’l ulemâ” sıfatını taşıyor. Söz konusu bu organizasyona bağlı olarak çalışan 8 müftülüğümüz var. Bu Müftülüklerin başında tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Müftülerimiz bulunmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bunların içerisinden bizim Müftülüğümüz olan Travnik Müftülüğü, Orta Bosna’da bulunmaktadır ve merkezi Travnik şehridir. Yetki alanı olarak 12 belediyeyi kapsamakta ve bu belediyelerdeki dini mekanların kullanımı, dini hayatın sürdürülmesi ile ilgilenmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bosna’da Müftülüklerin bir alt birimi olarak “meclisler” çalışır. Meclisler, belediyeler seviyesinde organize olurlar ve onların başlarında da “Başimam” ve “Meclis Başkanı” bulunur. Çizmeye çalıştığım bu şemada en alttaki, birim ise cemaatlerdir. Cemaatler, camilere bağlı olarak o yörede camiye gelen ve cemaati oluşturan kişilerdir, halkımızdır. İslam Birliğinin devlet bütçesine dahil olmadığını daha önce söylemiştim. Buna ilaveten bir önceki sistemdeki vakıflar Müslümanların elinden alındığı için İslam Birliğinin maddi durumunun çok iyi olmadığını söylemeliyim. Bu sebeple ülkemizde dini faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütebilmesine katkı sağlamak amacıyla Müslümanların genelinin belirli bir aidat ödeme zorunlulukları vardır. Başka türlü İslam toplumunun hayatiyetini sürdürebilmesi maalesef mümkün olamayacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İşte bu sebepten ötürü Bosnalı Müslümanlar yaşadıkları bölgeye göre bir cemaate dahildirler ve her nereye dahil iseler yıllık ya da aylık aidat öderler. Böylece camilerin ihtiyaçları, imam ve müezzinlerin ücretleri bu aidatlardan karşılanır. Bu sadece Bosna’da değil, Bosnalıların yaşadığı birçok yerde; Avrupa’da, Amerika’da ve Avustralya’da da böyledir. Yani Bosnalı Müslümanlar buna çok benzer şekilde bulundukları yerlerde organize olurlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">İslam Birliği organizasyonu, Bosna’daki Müslümanların tüm dini hayatını organize etmekte. Şöyle ki, burada vatandaşlarımızın namazlarını düzgünce kılabilmeleri, bayramlardaki çeşitli etkinliklerini eksiksiz bir şekilde yapılabilmeleri, mektep, kreş ve diğer eğitim çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi bu birliğin ve kendisine bağlı meclislerin çalışmalarıyla mümkün olabiliyor. Bosna genelinde sekiz tane kreşimiz var. Medreseler ve tabiî ki ilahiyat fakülteleri, gençler için yapılan aktiviteler, aynı şekilde bayanlar için yapılan aktivitelerde var. Organizasyon içinde evlilik ve aile için özel bir büromuz da var ve bu büro ailenin korunması, güçlü kalması için çalışan bir büro. Ve dahi insani yardım için özel organize olan bir ekibimizde var. Eklemek istediğim bir diğer şey ise vakıf yönetimi. Daha önce bahsettiğim gibi komünizm döneminde vakıflar Müslümanların elinden alınmıştır. İslam Birliği ise yeni vakıflar oluşturulup inananların hizmetine geçirilmesi içinde elinden geleni yapmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/bosna-4.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 213px;" />Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Diyebilirim ki Müslümanların geneli hem Bosna’da hem de Türkiye’de mutlu olmalılar bence, çünkü doğru yoldalar. Eğer dünyanın genel durumuna bakacak olursak neler, ne çeşit inançlar ve yanlış yollar olduğunu düşünecek olursak, bizim ne kadar doğru bir yol bulduğumuzu daha iyi anlayabiliriz. Biz Allah’a çıkan yolu bulmuşuz. <b>Allah’a şükredelim ki iman ve İslam nimetini bize vermiş. Ben bundan dolayı hepimizi İslam üzere yaşamaya çağırıyorum. İslam mükemmel bir yaşam sistemidir. İslam üzere yaşayan insan bu dünyada kaygılardan uzak ve mutmaindir.</b> Hiç şüphe yok ki öbür dünyada da mutluluğu bulacaktır. Diğer insanlar da onun güzel değerlerini görerek ona saygı duyacak ve böylece Müslüman, toplumda hakkettiği yeri alacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ben diğer bir yandan optimist olmamız gerektiğini düşünüyorum. Hayatın içinde birçok alanında zorluklar ve sınavlar yaşıyoruz, bunlar bazen bizi karamsarlığa itebiliyor, üzebiliyor ve dahi azmimizi kırabiliyor. Ama Müslümanlar Kur’an ve sünnetin ışığında optimist olmalı, güzel günlere, iyiliğin ve güzelliğin geleceğine daima inanmalıdır ve bunun için canla, başla çalışmalılar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ben sizden Bosnalı Müslümanlar için dua istiyorum ve bizim de Türkiyeli Müslümanlar için dua hep dua ettiğimizi bilmenizi istiyorum. Bu bize dinimizin öğrettiği güzel bir pratiktir. Peygamberimizin (s.a.v.) hadisinde bahsettiği gibi “Müslüman duasında Müslüman kardeşlerini andıkça Allah hem onun için hem de güzel andığı herkes için güzel ecirler verir.” (Müslim, Zikir 86).</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Allah’tan dileğim cümlemizin Ramazan’daki ibadetlerimizi kabul etesi ve bizi rahmetine yaklaştırmasıdır. Bizi birbirimize yakınlaştırmasıdır ve Ramazan’dan sonra daha iyi olabilemizdir. Dünyadaki tüm insanların durumunu Rabbim düzeltsin inşallah.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak bu söyleşi için size çok teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Allah’tan bizi güzel sebeplerle tekrar bir araya getirmesini temenni ediyorum.</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtühû.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">                                                                         ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Gümülcine (Batı Trakya/ Yunanistan) ayağını Gümülcine Seçilmiş Müftülüğü Müftü Yardımcısı sn. Fehim AHMET hocamızla gerçekleştirdik. Esasen bu söyleşiyi "Gümülcine'de Ramazan" şeklinde tek bir söyleşi olarak yapacaktık fakat kıymetli Fehim AHMET hocamıza soruları göndermemin ardından "neden bunu ulaşabildiğim başka ülkeler için de yapmayayım?" sorusu düştü aklıma. Bunun üzerine 8 ülkeyle daha söyleşi yapmaya ve bu serinin adını da "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri" koymaya karar verdim. Bu açıdan Gümülcine oldukça bereketli oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Gümülcine ve konumlandığı Batı Trakya dediğimiz bölge soydaş ve dindaşlarımızın azınlık olarak bulundukları ve İslam'ı yaşadıkları kritik bir bölge. Kritik olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi orada bulunan Müslümanların varlıklarıyla Osmanlı yadigarı pek çok eseri korumaları ve yok olmalarını önlemeleri olarak ifade edilebilir. Bölgedeki kardeşlerimizi Fehim AHMET hocamızdan sorduk.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gumulcine-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 302px; height: 226px;" />Hocam bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">1966 yılında Gümülcine’de doğdum. İlkokulu Gümülcine Mastanlı İlkokulu’nda tamamladıktan sonra bir yıl Gümülcine Medrese-i Hayriye’sinde okudum. 1980 yılında eğitimime Edirne İmam Hatip Lisesi’nde devam ettim. 1987 yılında buradan mezun oldum ve aynı yıl Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandım. 1992 yılında İlahiyat Fakültesinden mezun oldum ve Batı Trakya’ya döndüm.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify">Lise ve Fakülte yıllarımda okul bültenlerinde ve ye<span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"> gazetede yazılarım yayımlandı. 1992 yılında Gümülcine’de amatörce yayına başlayan Radyo City’de “İftar Saati” programıyla radyo programcılığına başladım. Arkadaşlarımla birlikte “Din ve Toplum”, “Çocuklarla Başbaşa”, “Çocuklar Yarışıyor”, “Kültür ve İnsan”, “Hedef 12” gibi Ramazan ve kandil geceleriyle ilgili özel programlarla Batı Trakya’da radyo programcılığımız devam etti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Batı Trakya’da ve yurt dışında düzenlenen birçok panel, sempozyum ve toplantılarda görev aldım. Batı Trakya’da yayınlanan “Hakka Davet”, “Mihenk” dergileri ile haftalık yayımlanan “Gündem” gazetesinde dini ve toplumsal konularda çok sayıda yazılarım yayımlandı. 2006 yılında “Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu, Yürütme Komitesi, Danışma Kurulu Belgeleri” isimli kitabımı hazırladım ve oda böylelikle yayımlanmış oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">2007 yılından bu yana Gümülcine Seçilmiş Müftülüğü’nde Kur’an kurslarından sorumlu müftü yardımcısı olarak görev yapmaktayım.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Bize Gümülcine'yi tarihsel ve toplumsal açıdan tanıtabilir misiniz? Kimler ne zamandan beri yaşarlar Gümülcine'de?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Batı Trakya bugün Yunanistan sınırları içinde yer alan, kuzeyde Bulgaristan, doğuda Türkiye, güneyde ege denizi ile çevrili, diğer bir ifadeyle Meriç ve Karasu nehirleri arasında kalan bölgenin ismidir. 1923 Lozan Antlaşması ile hukuki statüsü belirlenen ve mübadele dışı kabul edilen Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, Balkanların Osmanlı Devleti tarafından fethiyle birlikte bölgeye yerleştirilen ve tarih içinde çeşitli göçlerle; Anadolu’dan, Bulgaristan’dan gelenlerle oluşmuş bir topluluktur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, Batı Trakya’nın üç ili olan Dedeağaç (Aleksandropoli), Gümülcine (Komotini) ve İskeçe (Ksanthi) şehirlerinde yaşamaktadır. Türklerin büyük bir çoğunluğunun yaşadığı şehir olan Gümülcine, Batı Trakya’nın merkezi sayılır ve azınlıkla ilgili kurum ve kuruluşların merkezleri de burada yer alır. Genel itibariyle halkın geçim kaynağı tarımdır. Bunun yanında bölgede küçük ölçekli işletmeler bulunmaktadır ve bu işletmeler üzerinden ticari faaliyetler de yapılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Salgınla birlikte Gümülcine'deki Müslümanların hayatında neler değişti?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">2020 yılının başlarından itibaren bütün dünyayı etkisi altına alan salgın, ulaştığı her toplumu etkilediği gibi Batı Trakya’da yaşayan Müslümanları da etkiledi. Öncelikle ülkelerin aldığı kararlar insanların gerek sosyal gerekse dini hayatlarını da bir şekilde yönlendirdi. İş hayatlarındaki çeşitli kısıtlamalar, sosyal hayattaki iletişim ve etkileşimdeki sınırlamalar, dini hayattaki mabetlerde alışkın olmadığımız durumlar yaşamamıza neden oldu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Dini ve kültürel değerlerimizden hayatımıza yansıyan; birbirimize karşı saygı, sevgi, hürmet, ziyaret, sıla-i rahim gibi birbirimize temas ederek ifa ettiğimiz değerler, hayatımızdan ne yazık ki birer birer uzaklaşmaya başladı. Her alanda olduğu gibi özellikle bizlere has olan bu duygu ve davranışlarımız da uzaktan yaşanılır oldu. Fiziki mesafe oluşturulma önlemi, ne yazık ki sosyal hayatımızdaki ilişkilerde de mesafeler oluşmasına vesile oldu ve olmaya da devam edecek gibi görünüyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gumulcine-eski-cami.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 255px; height: 299px;" />Salgın öncesi ve sonrası Gümülcine'de Ramazan nasıl geçiyor? Halkın Ramazan'a özel adetleri var mı?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Salgın öncesi Ramazan’la salgın sonrası Ramazan’ları herhalde hepimiz “Nerede o eski Ramazan’lar?” diyen büyüklerimiz gibi hatırlayacağız. Anadolu’nun güzel insanlarının Ramazan ayına has gelenekleri, âdetleri burada da birebir yaşatılıyor. Sonuçta bizler aynı kaynaktan beslenen ve hayatımıza Anadolu irfanıyla yerleşmiş gelenekleri yaşatan milletleriz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Üç ayların başlamasıyla birlikte Ramazan’a ayına hazırlıkların başlandığı, kandil geceleriyle Ramazan’a ulaşma ve kavuşma heyecanının canlı ve diri olduğu, Ramazan’a ulaşmakla birlikte dini ve sosyal hayatın farklılaştığı Ramazan’lar yaşardık eskiden. Ramazan ayı; orucuyla, sahuruyla, iftarıyla, coşkulu teravihiyle, zekât, sadaka ve yardımlaşmasıyla, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Ramazan ayı için gönderilen vaiz hocalarımız onuruna düzenlenen büyük katılımlı köy iftarları ve aileler arası iftar sofralarıyla Batı Trakya’da yaşayan Müslümanların hayatında farklı bir yer alırdı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">Müslüman bir ülkede bunlar sıradan yaşanan bir Ramazan günlüğü olabilir ancak bizim gibi inancı ve kültürü farklı bir ülkede azınlık olarak yaşayanlar için büyük anlam ifade etmektedir. Bizi ayakta tutan temel dinamiklerimizdir sahip olduğumuz inancımız ve konuştuğumuz anadilimiz olan Türkçe. Halkımızın gelenek, görenek ve âdetleri de bu temel dinamiklerimizden kaynaklanmakta ve beslenmektedir.</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Gayrimüslimlerin Ramazan’da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Saygı duyuyorlar mı, size nasıl davranıyorlar?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Her toplumda olduğu gibi insanlarla ilişkilerde farklılıklar olur. Komşuluk ilişkilerimizin iyi olduğu Hristiyanlar olduğu gibi mesafeli, bize farklı gözle bakan gayrimüslimler de var. Farklı inanç ve kültüre sahip olan insanların birlikte yaşadıkları bir toplumda; özellikle günümüzde ülke yöneticilerinin politik bakış açıları, Türk-Yunan ilişkileri, dünyada son yıllarda daha da azgınlaşan İslamofobik anlayış ve söylemlerin de bu ilişkilerde belirleyici bir rolü olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bu bağlamda genel itibariyle Hristiyan hemşehrilerimiz, Ramazan ve diğer dini törenlerimize karşı (sünnet, düğün mevlitleri, iftar sofraları gibi) saygılı davranmakta, davetlere de icabet etmektedirler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Ramazan’ı bitirip bayrama gelecek olursak bayramı nasıl geçiriyorsunuz? Bayrama özel gelenekleriniz var mı?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bayram hazırları birkaç gün öncesinden temizlikle başlar. Arefe günü komşuların birbirlerine ikramları ile, karşılıklı hediyeleşmelerle devam eder. Eskiden arefe günü bizim “çörek” diye ifade ettiğimiz hamurdan açma ve yağda kızartılan ikramlar yapılırdı. Çocukluğumuzda arefe günleri, Müslümanların yaşadığı mahallelerde çörek kokusunu doyasıya hissettiğimizi hatırlarım. Maalesef bugün modern hayatın ve tüketim alışkanlıklarımızın dayattığı durumlar insanlarımızı hazıra ve kolaya yöneltmiştir. Mutfakta kullanılabilecek birçok gıda ürünü halen dağıtılmaya, ikram edilmeye devam ediliyor olsa da tesellimiz paylaşma ve infak kültürünün kendi geleneklerimizin öz malzemeleriyle yaşamaya devam etmesidir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bayramlaşma, bayram namazının eda edilmesiyle birlikte (bazı yerlerde arefe günü) şehir ve köy mezarlıklarının ziyaret edilmesiyle başlar; büyüklerin, akraba ve dostların birbirleriyle bayramlaşmaları şeklinde devam eder. Bu ziyaretlerde misafirlere tatlı (baklava, saraylı, kahve, meyve suyu) ikram edilir. Çocuklar mahalle ve köylerinde haneleri gezerek “bayram harçlığı” toplarlar. Azınlık mensuplarının kurduğu sivil toplum kuruluşlarında bayramlaşma törenleri düzenlenir. Bayrama has birlik ve beraberlik, kardeşlik ve dayanışma ruhu yeniden hayatımıza girer. Ancak bu güzelliklerin bir kısmını özellikle birçok insanın bir araya gelmelerine neden olacak olan etkinlikleri ne yazık ki bu salgın sürecinde yapmakta güçlük çekiyoruz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gumulcine-3-yeni-cami.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 240px; height: 320px;" />Gümülcine Müftülüğü olarak vatandaşlara yönelik ne gibi faaliyetleriniz oluyor? Yine Ramazan öncesi ve sonrası şeklinde bir değerlendirme yapabilir misiniz? Ayrıca kaç cami ve din eğitimi veren kurum var Gümülcine'de? Bu vesileyle kurumsal açıdan Gümülcine Müftülüğü’nü tanıtabilir misiniz?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Gümülcine Seçilmiş Müftülüğü olarak halkımıza yönelik vaaz ve irşat hizmetlerimizin yanında Kur’an Kurslarımızın faaliyetleri, cami tamir ve inşaatlarına yaptığımız katkılar, fakirlere sunduğumuz yardımlar, imkânı kısıtlı olan öğrencilere verdiğimiz burslar var. Bu ve benzeri etkinliklerle hizmetlerimizi sürdürüyoruz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Vaaz ve irşat görevini, Türkiye ve Arap ülkelerinde okuyup ilahiyat fakültelerinden mezun olan erkek ve kadın hocalarımız yerine getirmektedirler. Buna ek olarak Müftülüğümüz’e bağlı, yüce dinimiz İslâm’ı doğru bir şekilde anlamamız için olanak sağlayan Kur’an Kurslarımız mevcuttur. 105 Okulöncesi kursumuzla ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerimize, 40 kursumuzla da yetişkin hanımlara hizmet sunmaya çalışıyoruz. Kurslarımız okulların eğitime devam ettiği dönemde (Eylül-Haziran) hizmet vermektedirler. Müfredatımızda Kur’an-ı Kerim dersimizin yanında itikat, ibadet, ahlâk ve siyer derslerimiz de vardır. Kur’an Kurslarımız arasında rutin olarak “Kur’an-ı Kerim’i Yüzünden Güzel Okuma Yarışması” ve “Temel Dini Bilgiler Yarışması” düzenlenmektedir. Gerek öğrencilerimizin gerekse öğreticilerimizin bu alanlarda doğru bilgilendirilmesi için eğitimin çeşitli yöntemlerinden yararlanmaktayız. Kur’an Kurslarımızda ders olarak okuttuğumuz elifba ve diğer kitaplarımızı kendimiz hazırlamakta ve basmaktayız. Bunların yanı sıra Cuma vaazları, Cuma hutbeleri, Ramazan ayı özel programları, sohbetler, seminerler, kandil özel programları, köy mevlitleri, mahyalar, hanımlara yönelik aşura programları, radyo ve sosyal medya programları gibi hizmet alanlarıyla halkımızın İslâmi duyarlılığına katkı sağlamaya gayret ediyoruz. Tabiî bu salgın sürecinde faaliyetlerimizin bir kısmını, özellikle de Kur’an Kurslarımızı uzaktan eğitimle, vaaz ve sohbetlerimizi sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla sürdürmekteyiz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Yunanistan genelinde Osmanlı’dan kalan yüzlerce cami ve tarihi eser bulunmaktadır. Ancak bunların Batı Trakya dışında kalanları ibadete kapalıdır. Ya satılmıştır ya da yapılış amacına, ruhuna uygun olmayan bir amaca yönelik olarak kullanılmaktadır. Batı Trakya’nın dışında sadece Rodos ve Kos Adaları’nda birer cami ibadete açıktır. Batı Trakya’da (Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe) 325 cami ve mescit şu anda ibadete açıktır. Gümülcine merkezde 21 cami ve mescit ibadete açıktır. Yeni Cami, Eski Cami ve Tabakhane Camii Osmanlı’dan kalan ve ibadete açık olan büyük camilerimizdendir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Lozan Antlaşması gereği Batı Trakya’da Türkçe ve Yunanca dilinde eğitim yapan azınlık okullarımız vardır. Gümülcine bölgesinde 120 civarında ilkokul bulunmaktadır. Celal Bayar Ortaokul ve Lisesiyle Medrese-i Hayriye Ortaokul ve Lisesi bu statüde, Türkçe ve Yunanca dilinde eğitim yapan, azınlık çocuklarının eğitim aldığı okullarımızdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%"><span style="color:red">Son olarak ben Türkiye'den sizlere kardeşlerimizin selamlarını iletiyorum. Hepsi bu söyleşiyi heyecanla beklediklerini ifade ettiler. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">Türkiye bizim için Anavatan’dır. Kardeşlerimizin selamı başımız gözümüz üstüne. Allah razı olsun. Anavatanımız ve kardeşlerimiz için duacıyız. Kardeşlerimiz de bizleri dualarında hatırlasınlar istiyoruz.</span></b><span style="line-height:115%"> Bizi hatırlayıp bu söyleşide konuk ettiğiniz için hassaten sizlere teşekkür ediyorum. Rabbim çalışmalarınızda muvaffakiyetler ihsan eylesin. Türkiye, Balkanlar ve gönül coğrafyamızdaki tüm kardeşlerime selam ve muhabbetlerimi sunuyorum. Bayramımız şimdiden mübarek olsun.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"></p>

<p style="margin-bottom:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">                                                                                                 -----------------------------------------------------------------------------------------------</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgının gölge düşürdüğü 2021 Ramazan'ında 9 farklı ülke ile yaptığımız "İslam Dünyasında Ramazan Söyleşileri"nin Arnavutluk ayağını kendisini üniversite yıllarından tanıdığım değerli ağabeyim Ermir BARDHİ ile gerçekleştirdik. Bilvesile vakit ayırıp sorularıma cevap verdiği için kendisine teşekkür ederim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Bu söyleşide Balkan yarımadasının batısında ve Adriyatik kıyısında bulunan bir Avrupa ülkesi olan, 437 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde kalan ve asırlar boyunca Osmanlı’nın yüz akı büyük vezirler, paşalar ve valiler yetiştiren Arnavutluk'u ve oradaki kardeşlerimizi Ermir BARDHİ'ye sorduğumuz sorularla tanımaya çalışacağız.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ARNAVUTLUK-1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 213px;" />Merhabâ. Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Selâmunaleyküm. Ben Ermir BARDHİ. 2011'de İzmir'den mezun oldum. Şu anda ülkemde, Arnavutluk'ta elektronik mühendisi olarak çalışıyorum. 35 yaşındayım. Evliyim ve iki çocuğum var. Söyleyebileceklerim bu kadar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Bize biraz Arnavutluk'u anlatabilir misiniz? Orada ne kadar Müslüman yaşıyor? Bu Müslümanlar ağırlıklı olarak hangi ülkelerden?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Hemen hemen 100 yıl önceki nüfus sayımına göre Arnavutluk'un %70’i Müslüman olarak kendini tanımlıyordu. Fakat sekiz sene önce yapılan en son nüfus sayımına göre ise Arnavutlukun %58’i Müslüman, %10’u Katolik %6’sı Ortodoks olarak kayıtlara geçti. Geri kalan %26'lık kesim ise herhangi bir din belirtmedi. Gördüğünüz gibi bu sayıma göre Müslümanların oranında ciddi bir düşüş görülüyor. Ancak şunu ifade etmeliyim ki bu nüfus sayımı dini kurumlar ve birçok kesime göre kabul edilmedi. Bu yüzden tahminlere göre Arnavutluk'taki nüfusun %70'lik kesimini Müslümanlar, %10'luk kesimini Katolikler, %20'lik kesimini de Ortodokslar'ın oluşturduğu düşünülüyor. Bununla birlikte Müslümanların hemen hemen %100’ünün Arnavut olduğunu söyleyebilirim. Yani Arnavutluk'un yerli halkı Müslüman olarak çoğunluğu teşkil ederken yalnızca bir kısmı Hristiyan olarak kendini tanımlıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ARNABUTLUK-3-BAYRAM-NAMAZI.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 320px; height: 180px;" />Salgınla birlikte Arnavutluk'taki Müslümanların hayatında neler değişti? Salgın öncesi/ sonrası Ramazan ve dini bayramlar nasıl geçiyor? Özellikle Ramazan'a mahsus ne gibi gelenekleriniz var?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Salgın bütün ülkeleri etkilediği gibi maalesef Arnavutluk'u da kötü etkiledi. Bu yüzden özellikle geçen seneki Ramazan ayı hiç alışık olmadığımız türdendi. Ramazan’la alakalı Arnavutluk Müslümanlarının en belirgin adetleri şöyledir: Mutlaka iftarlarda aileler birbirlerine gelir ve giderler, bu yönüyle Ramazan aileler için misafirliğe gitme ve misafir ağırlama dönemidir. Bununla birlikte halkın Mescid-i Nebevi'yi anımsatır bir şekilde camilerde iftar verme adeti de vardır. Ayrıca Ramazan'da kardeşliğimizin gereği olarak yoğun bir şekilde kumanya dağıtımı yapılır Arnavutluk'ta ve halk bu dağıtımlara gerekli maddi desteği her zaman sunar. Türkiye'de okuduğum için buraya kadar anlattıklarımla Ramazanlarımız’ın Türk halkının Ramazan'larına benzediğini söyleyebilirim. Fakat bizim bir de şöyle bir geleceğimiz var bizim: Arnavutluk'ta -Kadir gecesinin son on gecede saklı olduğu için- Ramazan’ın son on gecesinde camide cemaatle gece namazı kılınır ve yine camide sahur yapılır. Böylece Kadir gecesinin feyiz ve bereketinden istifade etmek amaçlanır. Bayramlarda ise bütün camiler kapanır, Arnavutluk'un bütün şehirlerinde bayramlar şehir meydanlarında geniş bir katılımla kılınır. Tabiî işte bu saydıklarımdan hemen hemen hiçbiri geçen sene maalesef olmadı. Bu sene yavaş yavaş tekrar camiler açılmaya başlandı. Teravih için insanlar yeniden camiye gitmeye başladılar. Ama yine de eskisi gibi salgından kaynaklı olarak eskisi gibi Ramazan yaşayabildiğimizi söylememem. Özetle ülkemizde Ramazan ve bayramlarımız bu şekilde geçiyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ARNAVUTLUK-2-KURŞUNLU_1.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 277px; height: 177px;" />Gayrimüslimlerin Ramazan'da ve sâir zamanlarda size yaklaşımları nasıl? Size saygı duyuyorlar mı? Size nasıl davranıyorlar?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Arnavutluk özel bir ülke. Burası farklı dinlere mensup insanların barış ve huzur içerisinde yaşadığı bir yer. Bundan dolayı inanç açısından asırlardır üç temel farklı grubu bünyesinde barındırmasına rağmen hemen hemen hiçbir dini kaynaklı kavga ya da huzursuzluk yaşanmamıştır. Buna göre özellikle dini bayramlarda herkes birbirine saygı ile yaklaşıyor. Dini bayramlar vesilesi ile insanlar birbirlerini ziyaret ediyor, bayramlarını kutluyor ve bayram sevincini hep beraber yaşıyorlar. Özellikle Kadir gecesi ülkemizde bütün toplumu kucaklayan ve bir araya getiren önemli gecelerden biridir. Şunu düşünün ki Ramazan’ın 27. gecesi, yani Kadir gecesi bütün Müslümanları ve birçok Hristiyanı oruç ibadetinde buluşturuyor. Yine iftar sofralarında Ramazan boyunca Müslüman ve Hristiyan halk aynı anda bulunuyor. Bu anlattıklarım Arnavutluk'taki hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, başkasının inancına karşı gösterilen hassasiyeti yansıtması bakımından yeterli olacaktır sanırım.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/ARNAVUTLUK-4-ABDURRAHMAN-CAMİ.jpg" style="margin: 5px; float: left; width: 297px; height: 320px;" />Arnavutluk'taki dini hayatı hangi kurumlar düzenliyor? Müslümanların din işlerinden sorumlu olan bir kurum var mı? Müslümanlar ibadetlerini rahatça yapabiliyorlar mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Evet, var. Arnavutluk Müslüman Birliği ya da Türkçe tabiriyle Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanlığı 100 yıldır bağımsız, şemsiye bir kurumdur. Fakat maalesef kominizim zamanında bütün dini kurumlar yasaklandığı için Arnavutluk Diyaneti'nin faaliyetleri de sekteye uğramış, bu kurum tamamen kaldırılmıştır. Neyse ki Komünizmin bitmesi ile Arnavutluk Müslümanları yeniden organize olup Arnavutluk Diyaneti'ni 1990'ların başında tekrar kurdular. Böylece Kominizim zamanında tahrip edilen camilerin hepsi İslam ülkelerinin ve Arnavutluk Müslümanlarının yardımıyla tekrar yapılmaya başlandı. Şu anda Arnavutluk Diyaneti'nin kontrolünde 850 cami olup, aynı zamanda da beş tane de medrese bulunmaktadır. Arnavutluk şu anda demokrasi ile yönetilmekte ve insanlar İslam'ı yukarıda da belirttiğim gibi rahatça yaşamaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%"><span style="color:red">Son olarak ben size ve sizin nezdinizde Arnavutluk'taki kardeşlerimize Türk halkının selamlarını iletiyorum. Sizin Türkiye'deki Müslümanlara iletmemizi istediğiniz bir mesajınız var mı?</span></span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:107%">Ve aleykümselâm. Biz de selamlarımızı iletiriz. Tüm Türkiye'deki Müslüman kardeşlerimize hayırlı Ramazanlar dileriz. Allah oruçlarınızı, ibadetlerinizi kabul eylesin. Lütfen mutlaka Arnavutluk'u ziyaret edin. Hem mesafe hem kültürel açıdan Arnavutluk Türkiye'ye çok yakın. Misafirperver halkımızdan çok memnum kalacağınıza, Arnavutluk'u da çok seveceğinize eminim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><b><span style="line-height:107%">Söyleşi: Celalettin Alkan</span></b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islm-dunyasinda-ramazan-soylesileri-1</guid>
      <pubDate>Thu, 06 May 2021 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2021/05/islm_dunyasinda_ramazan_soylesileri_1_h43396_0a67b.jpg" type="image/jpeg" length="13820"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmet Emin Saraç Hocaefendi: Evimiz Tam Bir Kur'an Medresesiydi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-evimiz-tam-bir-kuran-medresesiydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-evimiz-tam-bir-kuran-medresesiydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muhterem Mehmet Emin Saraç Hocaefendi ile; hayatından, ailede aldığı din eğitiminden, Mısır’daki eğitim sürecinden, yakın tarihteki önemli hadiselerden ve halihazırda devam eden derslerinden konuştuk. Hocaefendi ayrıca Ali Haydar Efendi, Esad Efendi, Sami Efendi, Zahidü’l Kevseri, Abdurrahman Gürses Hocalar ve Adnan Menderes gibi yakın tarihimizin önemli simalarından da genişçe bahsetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Muhterem <strong>Mehmet Emin Saraç Hocaefendi</strong> ile hayatından, ailede aldığı din eğitiminden, Mısır’daki eğitim sürecinden, yakın tarihteki önemli hadiselerden ve halihazırda devam eden derslerinden konuştuk. Hocaefendi ayrıca <strong>Ali Haydar Efendi</strong>, <strong>Esad Efendi</strong>, <strong>Sami Efendi</strong>, <strong>Zahidü’l Kevseri</strong>, <strong>Abdurrahman Gürses</strong> Hocalar ve <strong>Adnan Menderes</strong> gibi yakın tarihimizin önemli simalarından da genişçe bahsetti.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gorsel-1.jpeg" style="margin: 5px; float: left; width: 300px; height: 533px;" />Hocam öncelikle ilim yolculuğunuzu ve çocukluk döneminizi anlatır mısınız?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Memleketimizde babamızdan ilim tahsil ettiğimizden, bir seviyeye geldikten sonra hafızlığımı babamdan bitirmiştim. Babamız bizi, dört erkek bir de kız kardeşimizi öyle karanlık bir devirde hafız yaptı ki gayreti takdire değer. Babam ve dedem Nakşi tarikatından <strong>Ali Haydar Efendi</strong>’nin şeyhi <strong>İsmet Efendi</strong>’nin <strong>Erbaa</strong>’daki hulefasından <strong>Bahrullah Efendi</strong>’ye müntesiplerdi. Dedem, müderrislerdendi.</p>

<p style="text-align: justify;">Dedemin vefatı da ayrı bir hengâmedir, onunla ilgili de bir-iki şey söyleyelim. <strong>Menemen hadisesi</strong> sırasında Türkiye’nin neresinde meşayıhtan bir zat varsa hapse atılmıştır. Mürettep bir hadise olduğu için bütün din adamları tehdit edilmiştir. Ahh… Çok hazin hikâyelerdir o tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine de altı ay hüküm giymişlerdi. Hâkimin sonradan ifade ettiğine göre bu hüküm onların <strong>Çorum</strong>’daki <strong>İstiklal Mahkemesi</strong>’ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle hapisten çıktıktan üç ay sonra vefat etti.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Evimiz Bir Kur’an Medresesiydi</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Bizim evimiz tam bir Kur’an medresesiydi. Babam teheccüde kalkmanın bereketiyle soğuk kış gecelerinde dahi bütün aile efradını kaldırır, hepimize şefkatle davranır, o teheccüdünü kılarken biz abdestlerimizi alırız, sonra ders başlardı. Yazları evimizin arkasındaki bahçede Kur’an okurduk. Ortalık aydınlanırken bizim de gönlümüz aydınlanırdı. Seher vakitlerinden güneş doğuncaya kadar bütün aile Kur’an ile meşgul olurdu. Bir takım maddi sıkıntılar içinde yaşıyorduk fakat huzurluyduk.</p>

<p style="text-align: justify;">Bütün kardeşlerimin hafız olmasında çok genç yaşta vefat eden annemizin emeği çok büyüktür. Bizler babamız tarafından verilen günlük ezberlerimizi önce annemize dinletirdik, dersimizi yapmadan rahmetli annemiz bize yemek vermeyi geciktirirdi.</p>

<p style="text-align: justify;">Babam bize Kur’an okuttuğu, öğrettiği için evimiz defaatle jandarma tarafından basıldı, babam hapsedildi. Elhamdülillah artık onlar geride kaldı. Babam beni 1943’te <strong>İstanbul</strong>’da Çarşambalı Ali Haydar Efendi’ye gönderdi. Kendisi çok maruf bir zat idi.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Necmettin Erbakan da Fatih Camii’nde Derslere Devam Ederdi</strong></p>

<p style="text-align: justify;">İstanbul’da bizleri bazen Ali Haydar Efendi bazen de Fatih Camii Baş İmamı <strong>Ömer Efendi</strong> okuturdu. Ömer Efendi de <strong>Kelâmî Dergâhı</strong> müntesiplerindendi. Hatta 1944 veya 45 senelerinde <strong>Sami Efendi</strong>’yi onun evinde görmüştüm; zayıfça, vakur, güzel simalı, siyah sakallı bir zattı. Adetleri üzere koltuğa hep diz üstü otururlardı. Ömer Efendi gayet celalli, <strong>Hz. Ömer </strong>(r.a.) meşrepli bir zat olmasına rağmen Sami Efendi’ye gayet müeddebâne bir şekilde davranırdı. Hâlbuki Ömer Efendi oldukça yaşlı, Sami Efendi ona göre genç bir kimseydi.</p>

<p style="text-align: justify;">İstanbul’da bizler Karagümrük’te <strong>Üçbaş Camii</strong>’nin medrese olarak yapılan yerlerinde kalırdık. Üç beş talebe <strong>Fatih Camii</strong>’nin üst katında o yıllarda gizli gizli İslâmî ilimle meşgul olurduk. Kimi zaman Ali Haydar Efendi’nin evinde ders yapardık. Hacı annemiz çok büyük bir hoşgörü ile davranırdı.</p>

<p>Fatih Camii’ndeki o derslere zaman zaman gelen biri vardı ki onu rahmetle ve ismini zikretmeden geçmemek lazımdır. O da <strong>Necmettin Erbakan</strong> Beyefendidir. Ayrı bir ilim tahsil etmesine rağmen Fatih Camii’nde şer'i ilimleri okumak için vakit ayırır, bizlerle beraber ders alırdı. Bu, o dönem için çok mühim bir hadisedir. Bugün cemiyet hayatımızda yaşadığımız pek çok müspet kuruluş onun cehdi, gayreti ile olmuştur. Bunu söylemekte fayda vardır. Ali Haydar Efendi ile Ömer Efendi’den başka <strong>Gümülcineli Mustafa Efendi</strong>, <strong>Muhaddis İbrahim Efendi</strong> gibi zatlardan da ders okumaya devam ediyorduk.</p>

<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Derslerinizi camide mi okuyordunuz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Fatih Camii’nde de evlerde de okuyorduk. Fakat hepsi gizlice oluyordu. Aşikâr olarak okumamız ne mümkün. Bir müddet de <strong>Silistreli Süleyman Efendi</strong>’den istifade ettim, bu sebeple her zaman dua ettiğim hocalarımdandır. Onu hayırla yâd etmek lâzım, çünkü o dönem mürtedlere karşı çok gayzı vardı. Gayret-i diniyyesine şehadet ederiz. Kur’an’a hizmeti her zaman devam etmiş bir hocamdır.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>O Dönemin Uleması Çok Farklı, Birbirlerine Karşı Çok Sevgili İdiler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bu tedrisat ne kadar devam etti?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Sekiz sene devam etti. Ali Haydar Efendi’nin teşvikiyle <strong>Mısır</strong>’a gidinceye kadar. Kendisi bir gün burada ilim tahsilimizin devamını ve <strong>Ezher</strong>’e gidip ilmi çalışmalarını sürdürmemi istedi. <strong><em>Şifa-i Şerif</em></strong>’in zevkini bana aşılayan insandır. Ondan <strong>Şerh-i Akâid</strong>, <strong>Usul-u fıkıh</strong>, <strong>Mirat</strong> okudum. Meclisi dersten ibaretti; her an istifade edilirdi, müstesna bir insandı.</p>

<p style="text-align: justify;">(Emin Saraç Hocaefendi bu sırada kalkıyor “<em>Size Ali Haydar Efendi’nin nasıl çalışkan bir insan olduğunu göstermek istiyorum</em>.” diyor ve <strong><em>Dürer</em></strong> kitabının yanına Ali Haydar Efendi’nin el yazısıyla aldığı son derece güzel bir hatla yazılmış Osmanlıca notlarını gösteriyor.)</p>

<p style="text-align: justify;">Şifa-i Şerif’i okurken gözlerinden yaşlar nasıl süzülürdü bir görseniz. Hem ders mütalaası hem de maneviyat dersleriyle mezcedilmişti.</p>

<p style="text-align: justify;">O dönemin uleması çok farklı idi. Birbirlerine karşı çok sevgili idiler, kendisi de meşayıhtan birisi olmasına rağmen Sami Efendi Hazretleri kendisini ziyarete Çarşamba’ya geldikleri zaman ne kadar sevinçle karşılardı. İhtiram, muhabbet o kadar olurdu ki… Oturacağı yerleri düzeltir, hazırlanırdı.</p>

<p style="text-align: justify;">Ali Haydar Efendi, ilmi halinin dışında memlekette olup biten ile de çok ilgili idi. Rahmetli <strong>Adnan Menderes</strong>’e de çok büyük sevgisi vardı.</p>

<p style="text-align: justify;">Mısır’a gittiğimiz zaman <strong>Mustafa Sabri Efendi</strong>, <strong>Zahidü’l-Kevseri</strong>, <strong>İhsan Efendi</strong> hayattaydılar. Rabbimiz nasip etti, İstanbul’daki güzel bir muhitten Mısır’daki güzel bir muhite intikal ettirdi. Ezher’in lisesini okuduktan sonra Şeriat Fakültesi’ni bitirdim. Kadılık mastırının bir senesini okuduktan sonra <strong>Abdülnasır</strong>’ın zulmüyle bırakmak zorunda kaldık. Gittiğimiz zaman Bağdat Oteli’nin 7-8. katlarını <strong>Kral Faruk</strong> bizlere tahsis etmişti. Abdülnasır gelince çıkartıldık.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gorsel-2.jpeg" style="margin: 5px; width: 535px; height: 400px;" /></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Zahidü’l-Kevseri Hocamızın İcazeti Ezher Diplomasından Daha Kıymetli</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Mısır’da sizin yetişmenize katkısı olan Hocaefendilerden bahsedebilir misiniz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Zahidü’l-Kevseri Hocamızın evine Cuma günleri gider, kendisinden ders okurdum. Vefatından 20 gün evvel bana icazet verdi ki benim için Ezher diplomasından daha kıymetlidir. Çünkü Zahidü’l-Kevseri Fatih silsile-yi ilmiyesine müntesiptir. Düzceli’dir ve Fatih dersiamlarındandır.</p>

<p style="text-align: justify;">Mustafa Sabri Efendi’nin meclislerinden, derslerinden ve ilimlerinden de istifade ettik.</p>

<p style="text-align: justify;">Mısır’da dokuz sene kaldım. Yaşadığımız bir “ilim hicreti” idi. Bu müddet zarfında İstanbul’a hiç gelemedik. Çünkü gelseydik dönemeyecektik. Ezher Üniversitesi’nde tedrise başlamak için 1954 yılında Mısır’a gittikten dört yıl sonra İstanbul’dan bir mektup aldım. Ali Haydar Efendi’nin huzurunda ittifak ile <strong>Yekta Efendi</strong>’nin kerimesini bize, Ali Haydar Efendi’nin torununu da biraderim <strong>Osman</strong>’a uygun görmüşler. İlmi yönden önümde daha kat edeceğim uzun bir mesafe vardı. Niye önümüze bunu çıkarttılar diye endişe ettim. Bir yanda bu duyguları yaşarken daha sonra kayınpederim olacak Ali Yekta Efendi’nin ailesine mensup olma imkânından dolayı çok mutlu oldum.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kimi Vakit Gözümüz Kararırdı, Açlıktan… </strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Eğitim sırasında geçiminizi nasıl temin ediyordunuz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">İlk gittiğimiz zaman oradaki Türk vakıflarının tahsis ettiği burslar ile ihtiyacımızı karşılıyorduk. Ecdadımızın hayır eli orada da imdadımıza yetişmişti. Sonra General Abdülnasır bütün vakıfları kaldırdı, bizlere çok cüzî burslar bağladı, onunla da geçinme imkânı yoktu. Mısır’a hayır sahiplerinden bir şey gelmesi de çok uzun zaman alıyordu. O vakit böyle vakıflar, hayır kurumları ne yazık ki ülkemizde yok idi. Bir hayli sıkıntılar çekildi.</p>

<p style="text-align: justify;">Oradaki unutmadığım tatlı hatıralarımızdan birisi de; yokluk sebebiyle sık sık oruç tutmak mecburiyetinde kalışımızdır. Ama hamdü senalar olsun ki bir defa bile tahsilimi yarıda bırakmayı düşünmedim. Allah Teâlâ bir azimet lütfetti. Kimi vakit gözümüz kararırdı, açlıktan… Bir avuç Türk talebeydik ama azmettik, biliyorduk bizim için memleketimizde dua edenler vardır. Tek bir düşüncem vardı, memleketimize dönmek, ilmi çalışmalarda hizmet etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">İstanbul’a geldikten bir müddet sonra düğünümüz oldu. Düğünümüzde çok muhterem zevat mevcuttu. <strong>Ömer Nasuhi Bilmen Efendi</strong>, Hulefa-i Esadiyye’den <strong>Sarıyerli Hacı Nuri </strong>ve <strong>Muhyiddin Efendi</strong>ler… Şu anda Fatih meydanındaki Fatih heykelinin olduğu yerde kayınpederimin büyük bir evi vardı. Düğün oranın bahçesinde yapılmıştı.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Esad Efendi’nin İki Mensubuna Hilafet Vermesinin Maksadı</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ali Yekta Efendi’yi Mısır’a gitmeden önce tanır mıydınız?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Daima Ali Haydar Efendi’ye geldiği için tanırdım. Ali Haydar Efendi, Yekta Efendi’ye “<em>Sağ gözüm</em>” derdi. Kayınpederim Ali Yekta Efendi, İstanbul müftü muaviniydi. <strong>Esad Erbili Hazretleri</strong>nin icazetli hulefasındandı. Bizim bundan haberimiz olmadığı gibi zevcesinin de haberi yoktu. Bir gün kitaplarını karıştırırken bu icazetini gördüm, kendisine sordum. Bana, “<em>O vazifenin sahibi Sami Efendi’dir, icazet o kitabın içinde öylece kalsın</em>.” dedi. Sonradan öğrendim ki Sami Efendi ile Ali Yekta Efendi aralarında bu konuda ittifak olmuş.</p>

<p style="text-align: justify;">Tabii, Esad Efendi’nin iki mensubuna hilafet vermesinin maksadı o şartlarda herhangi birisine bir şey olursa hizmetin diğeri tarafından devamı olabilir. Bu kısmı bizce malum değildir. Malum olan Ali Yekta Efendi’nin bu konuyu hiç konuşmamasıdır.</p>

<p style="text-align: justify;">Türkiye’ye döndükten altı gün sonra <strong>İsmail Ağa Camii</strong>’ndeki Cuma namazının akabinde <strong>Ali Rıza Sağman Efendi</strong> yanıma geldi ve yandaki şahsa “<em>İşte aradığın genç budur, Ezher mezunudur</em>” diyerek bizi anlattı. Meğer <strong>İmam Hatip Mektebi</strong>’nin bânîsi meşhur <strong>Celal Hoca</strong> imiş yanındaki, etrafına “<em>Ben artık Medine’ye gitmek istiyorum, yerime birisini bulun</em>.” diyormuş. Bana “<em>Yarın İmam Hatip Mektebine gelebilir misin?</em>” dediler. O zaman Cumartesi günleri de tedrisat vardı. Gidince Celal Hoca kendisine <strong>Hasan el Benna</strong>’nın damadı <strong>Said Ramazan Bey</strong>’den gelmiş bir mektup çıkardı ve okumamı istedi. Okuduk, sohbet edip ayrıldık.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Şimdi Bu Mahzenlerde Haramilere Malzeme Hazırlamak İçin mi Çalışacağım”</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Ertesi gün Celal Hoca’nın sınıflarını bize verdiler. Bu gönlüme büyük bir teselli oldu. ‘60 ihtilaline kadar üç yıl muallimlik yaptık.</p>

<p style="text-align: justify;">Askerliği ikmal ettikten sonra bizi Ankara Evkaf Müdürlüğü’nde bir imtihana tâbi tuttular. Arapça ve Osmanlıcayı rahat okuyacak kimseye ihtiyaçları varmış, herhalde nerede ne var tespit edip daha çabuk bu belgeleri yok etmek için. Çünkü malumunuzdur, daha sonra tespit olundu ki pek çok vesikamız, evrakımız hurda olarak kâğıt fabrikalarımıza satılmıştır. O vakitlerde birkaç saat içerisinde <strong>Evkaf Müdürlüğü</strong>’ne tayinimizi çıkarttılar. Fakat ben burada çalışmaktan müteessir olmaya başladım. O kadar ağırıma gidiyordu ki ağlıyordum. “<em>Babam bize karanlık gecelerde Kur’an-ı Kerim okuttu, şu kadar senedir gurbetlerde tahsil yaptım ki hepsi dine hizmet etmem içindi. Şimdi bu mahzenlerde haramilere malzeme hazırlamak için mi çalışacağım”</em> şeklinde düşüncelerle muzdarip oluyordum.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Kardeşimiz Gönlünü Hacca Hazırlamış, Bırakınız”</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Hacı Bayram Camii’nde bir öğle namazında <strong>Mehmet Akif Aydın </strong>Bey’in babası hemşerimiz <strong>Bedreddin Bey</strong>lerle karşılaştık. Bana “<em>Biz hacca gidiyoruz, hadi seni de götürelim</em>.” dediler. Birden kararımı verdim hacca gidecektim, işimi de bırakacaktım. Muameleleri başlattık. Diyanet’teki arkadaşlar “<em>Biz Müşavere Kurulu’nda 500 lira maaşla çalışıyoruz, sen 900 lira alıyorsun</em>.” tarzındaki sözlerle beni vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Bu minval üzere belki bir saat mücadele ettik. Sonunda içlerinden söze karışmayan birisi dedi ki, “<em>Arkadaşlar hac kapısı bir tanedir, rızk kapısı bin tanedir, kardeşimiz gönlünü hacca hazırlamış, bırakınız</em>.” Bu söz bana o kadar tatlı geldi ki.</p>

<p style="text-align: justify;">Evkaf’taki işi öylece bırakıp yola çıktık. Yol boyunca, <strong>Medine-i Münevvere</strong>’de, <strong>Mekke-i Mükerreme</strong>’de, <strong>Arafat</strong>’ta hep dilimde şu dua vardı: “<em>Ya Rabbi, hükümet tasallutundan uzak, ulûm-u şeriyyeye hizmet etmek kapısını bana fetheyle</em>.” Elhamdülillah o hac başka bir hac oldu.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/gorsel-3.jpeg" style="margin: 5px; float: left; width: 415px; height: 500px;" />Fatih Medreseleri Ulûm-u Diniyye Merkeziydi</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Döndükten hemen sonra <strong>İlim Yayma Cemiyeti</strong>’nin Yüksek İslâm Enstitüsü talebeleri için ilk defa açtıkları yaz kursunda <strong>Ahmed Davudoğlu Hoca</strong>’yla birlikte tedrise başladık. Sonra İlim Yayma Cemiyeti’nden <strong>İsmail Niyazi Bey</strong> (<strong>Numan Kurtulmuş</strong>’un babası) bana bu tedrisi devamlı yapmamı teklif etti. Ve o günden bugüne kadar hayatım ilim tedrisi ile geçti elhamdülillah. Allah Teâlâ o yönden kapımızı açtı.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Fatih Medreseleri</strong> ulûm-u diniyye merkeziydi. <strong>Fatih</strong>’e kadar dayanan köklü bir geleneği vardı. Biz o derin âlimlerin, güzel insanların sonuncularına yetişebildik. Şimdi o hocalarımın vazifelerini uhdeme tayin edilmiş olarak görüyorum. Yalnız başına olsam da ilim halkasını kurup tedrise devam ediyorum. Bir talebe dahi olsa dersleri bırakmazdım.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Her gün ders okutuyor musunuz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Haftada yedi gün dersim var. Bazı günler sabah ve akşam bazı günler de sadece sabahları okuyoruz. Perşembe günleri halk günü, herkese açık ders yapıyoruz. Pazartesi akşamları uzun bir süreden bu yana da bir kardeşimizin evinde ders yapıyorum.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Şifa-i Şerif’i Bitirir, Tekrar Başlarız; Şimdi Yedinci Defa Okuyoruz</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hangi dersleri okutuyorsunuz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Tefsir, Hadis, Fıkıh, Usul, bu dört ders bizim ana derslerimiz. Hadiste <strong>Meram</strong>’dan başlayıp <strong>Tâc</strong>, <strong>Sünen-i Ebi Davud</strong>, <strong>Sünen-i Tirmizi</strong>, <strong>Sahih-i Müslim</strong>, <strong>İbni Mace</strong>, <strong>Muvatta</strong>’yı Arapça metinlerinden talebelerimle okumak suretiyle bitirdik. Şimdi <strong>Nesih</strong>’deyiz. Ayrıca 12 ciltlik <strong>Buhari</strong>’yi kelime kelime 4 meraci ile okumak suretiyle bitirdik. <strong>Şifa-i Şerif</strong>’i bitiri, tekrar başlarız; şimdi yedinci defa okuyoruz. Tefsirden <strong>Celaleyn</strong>, <strong>Tefsiri İbn Kesir</strong>, fıkıhdan <strong>Kuduri</strong>, <strong>İhtiyar</strong>, <strong>Hidaye</strong>, <strong>Ahkamü’l-Hadis </strong>hep okunmuştur. Allah’a şükürler olsun.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sizin ders halkanızdan bir talebeniz “<em>İlim tedrisinden aldığım zevki başka hiç bir şeyden almıyorum</em>” diyordu…</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Elhamdülillah. Allah kabul etsin. Tabii bu bir aşk işi, her zaman ilmi seven kardeşlerimiz oldu. Sayıları hiç azalmadı. Selefimizden gördüğümüz şekilde tedrise devam ettik. En zor dönemlerde Rabbimize dönüp sadece O’na iltica ettik. Hamd olsun ki hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı. Hep bizi korudu, muhafaza etti.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Abdurrahman Hocaefendi Hicaz’a Gittiğinde Kendisini Tamamen Siliyordu </strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sizin isminiz beraberinizde zikredilen Abdurrahman Efendi, Ali Yakup Efendi, Tevfik Efendi, Bekir Baki Efendi ve Nasuhi Bilen Efendilerden bahsedebilir misiniz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Bu zat-ı muhteremler Osmanlı’nın son mümtaz şahsiyetleridir. <strong>Abdurrahman Efendi</strong>’yi 1950’ye kadar Beyazıt Camii’nde herkes gibi hayranlıkla dinlerdik. Ara sıra görüştüğümüz olurdu ama aramızda yaş farkı vardı. 1954 yılında oğlu <strong>Adnan</strong>’ı ilim tahsili için Mısır’a getirdiği zaman samimiyetimiz oluştu. Mısır’da kendisini oranın meşhur huffazı ile görüştürdüm. Abdurrahman Hocaefendi ile Rabbimiz hamd olsun yirmiye yakın kez hacca birlikte gittik. Yol boyunca hocaefendinin hususiyetlerini, meziyetlerini çok yakından tanıma fırsatı buldum. Bir kere gönlü Kur’an-ı Kerim’e ihtiramla dolu bir kişi idi. Bütün gününü Kur’an-ı Kerim ile geçirirdi… Harem-i Şerif’teki hal ve hareketleri hep edep üzereydi. Bu konuda çok hassastı… Arafat’tan dönüşlerimiz hep yürüyerek olurdu…</p>

<p style="text-align: justify;">Önceleri Harem-i Şerif’te namazdan önce özellikle Mısır’dan gelen hafızlara Kur’an-ı Kerim okutturulurdu. Şimdilerde bu geleneği kaldırdılar. <strong>Mustafa İsmail</strong>, <strong>Huserî</strong>, <strong>Abdussamet</strong> gibi hafızlar umumi mikrofondan bütün huccaca Kur’an ziyafeti verirlerdi. “Ehlül Kur’an olan kimse Allah’ın has kullarıdır.” hadis-i şerifi her hatırıma geldiğinde Abdurrahman Efendi gözümün önüne gelir. Çünkü bu hadis-i şerif, hocaefendinin haline son derece mutabıktır.</p>

<p style="text-align: justify;">Abdurrahman Efendi’nin hacda gösterdiği tevazularından bir diğerine değinmeden geçemeyeceğim. Hocaefendi Hicaz’a gitti mi kendisini tamamen siliyordu. Orada hep sıradan, sade bir kul olmak isterdi. Bir gün meşhur zenginlerden <strong>İbrahim Şakir Bey</strong>’in ziyafetine davet edilmiştik. Bana “<em>Emin Efendi, siz davete icabet ediniz, ben gelemeyeceğim.</em>” dedi. “<em>Hayırdır Efendim, neden gelemeyeceksiniz</em>.” deyince, oraya gidince kendisine haddinden fazla ilgi, alâka gösterileceğini; bundan da rahatsız olacağını söylemişti.</p>

<p style="text-align: justify;">Yine bir gün dışarıda kalacağını söyledi. “<em>Nereye gideceksiniz Efendim?</em>” diye sorunca “<em>Kendimi biraz hesaba çekeceğim, bu geceyi ‘Kadem-i Saadette’ geçireceğim</em>.” dedi. Nitekim dediğini yaptı ve o geceyi dışarıda geçirdi. Ertesi gün baktım biraz üşütmüş. Ben de kendisine “<em>Hocaefendi keşke bu azimeti yapmasaydınız da bu rahatsızlığa yakalanmasaydınız</em>.” dedim. O da “<em>Hangisinde hayır olduğunu biliyor musunuz?</em>” diye karşılık vermişti.</p>

<p style="text-align: justify;">Hocaefendinin oralardaki hususiyetlerinden bir başkası da Mekke’den Medine’ye gidişlerinde hep taksiyi tercih etmeleriydi. Taksiye binildiği zaman şoförler radyoyu açmak isterler, hocaefendi de “<em>Biraz Kur’an-ı Kerim okuyalım da radyoyu öyle açarsınız</em>.” der ve okumaya başlardı. Aşk ile okudukça şoför de memnun kalır, “<em>Şeyh ente tekrau cemil, ikra, ikra” (Şeyh efendi güzel okuyorsun, devam et)”</em> derdi.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/WhatsApp-Image-2021-05-02-at-18.58.04-1.jpeg" style="margin: 5px; width: 533px; height: 400px;" /></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Çok Gözü Yaşlı Bir Zat İdi</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Hocaefendi belli etmezdi ama gözü çok yaşlı bir zattı. Medine’de kaldığımız süre boyunca gizli gizli çok yaş dökerdi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ne denli ince düşünceli bir yapıya sahip olduğunu vurgulamak için bir başka hususiyetini daha arz etmek isterim. Hac için kendisine tahsis edilen paraların tamamını “<em>Bu paralar buralarda harcanmak için tahsis edilmiştir.</em>” diyerek kullanırdı. Malumunuz hac vazifesi yerine getirildikten sonra umre yapılır. Vekil olarak geldiğinde hac için alınan ihramı çıkarır. Harem-i Şerif’in etrafındaki fakirlere verir, ondan sonra “<em>Şimdiki amel kendimiz için</em>” der ve kendi parası ile yeni bir ihram alır, umreyi de onunla yapardı.</p>

<p style="text-align: justify;">Hocaefendi dünyaya rağbet etmeyen çok zahit bir kimse idi. “<em>Her kim Kur’an-ı Kerim ehli olup da kendisini herkesten müstağni saymazsa o kimse Kur’an-ı Kerim’e hürmet etmemiş</em>.” olur mealindeki hadise uygun hareket ederdi. Hiçbir zaman kimseye zengin diye iltifat etmemiştir… Hocaefendi “Kifaf-ı nefs” ile yaşamıştır. Parasının ancak geçinecek kadarını tutar, gerisini hep infakta kullanırdı. Bizim yolumuz şöhret hevesini kaldırmaz. Tevazu ve hizmet yoludur. O’nun, benim yok, biz vardır. Hocaefendi o güzel misallerden biri idi.</p>

<p style="text-align: justify;">Kendisi anlatırdı: Esad Efendi bizzat hocaefendiye “<em>La talebe velâ redde velâ iddehare</em>” yani “<em>İstemek yok, geleni reddetmek yok, para yığmak da yok</em>.” diye nasihatte bulunmuş. Hocaefendi de ömrü boyunca bu nasihati unutmamış ve aynıyla tatbik etmiştir.</p>

<p style="text-align: justify;">Vefatından beş-altı sene önceydi. Bir hayırsever insanımız Mevlit kandilinde Abdurrahman Efendi’ye ulaştırılmak üzere bir zarf gönderdi. Ben de bu emaneti hocaefendiye münasip bir ortamda ilettim. Hocaefendi zarfı şöyle bir açıp kapattıktan sonra “<em>Subhanallah… Subhanallah…</em>” diye hayretini dile getirerek, “<em>Dün üç aylığımı almıştım. Eczaneye, manava olan borçlarımı ödedim. Fakat bakkala olan borcumu ödeyemedim, param yetişmemişti. Bu yüzden çok daralmıştım. Fakat bugün bu zarf imdadımıza yetişti. İşte bu ehlullahın amelidir, onların halleri böyledir. Allah onlara kullarının sıkıntılarını ilham eder</em>.” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>500 Hocaefendi Hapse Atılmış, 32’si İdam Edilmişti</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Menemen Hadisesi’ni hiç unutamazdı, hemen her fırsatta öfkesine de hâkim olamayarak etrafında bulunanlara anlatırdı. O devirlerde o denli sıkıntı çekmiş ki “<em>Otuz sene hüküm verseler bana müjde gelecekti</em>.” derdi. Fakat bir sene hüküm vermişlerdi. Bu bir senelik mahkûmiyetinin bir kısmını <strong>Manisa</strong>’da bir kısmını da <strong>Adapazarı</strong>’nda çekmiştir. Manisa’daki hapishane arkadaşlarından birisi de <strong>Şerafettin Efendi</strong> idi. Kendisi Nakşi olup Yalova eşrafından bir zatmış. O da Menemen Hadisesi yüzünden içeri alınan yüzlerce din adamından birisiydi. Malumunuz Menemen Hadisesi sonrası tüm ülke genelinde yapılan tutuklamalar neticesinde 500 tane hocaefendi hapse atılmıştı. Bunlardan 32 kişi idam edilmiştir. Hatta idam edilenler arasında baba-oğul da bulunuyordu. Tutukluluk süresince ayrı ayrı tutulan baba-oğuldan, oğul idam edileceği zaman yürümekten âciz yaşlı baba sürüklene sürüklene götürülmüş ve oğlunun idam edilişi seyrettirilmiştir. Abdurrahman Efendi bu hadiseyi sürekli anlatırdı…</p>

<p style="text-align: justify;">Esad Efendi’yi çok hürmetle anardı. “<em>Şeyhim, Efendim</em>” gibi içten ifadelerle muhabbetini sıklıkla izhar ederdi. Şu beyti sürekli söylerdi: “<em>Ne yerden kârbâr-ı gam göçer olsa konar bende/ Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben</em>”</p>

<p style="text-align: justify;">Arkasından da “<em>Ben eslafın yetimiyim, yetimiyim</em>” derdi… Abdurrahman Efendi gibi ilim irfan sahibi insanlar gerçekten kolay yetişmiyor. Onların nasıl yetiştiklerini anlatmakta insan zorluk çekiyor. Başta da söylediğim gibi hocaefendi gönlü kırık yaşamıştır… Kur’an-ı Kerim’e hizmet babında yetiştirdiği talebeleri de şahittir, son nefesine kadar hizmete gayret etmiştir.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Abdurrahman Efendi’nin Esad Efendi ile hukukunun nasıl oluştuğunu biliyor musunuz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Esad Efendi’nin Adapazarı ve Hendek’te bir hayli ihvanı bulunuyordu. O yüzden kendileri sıklıkla buralara gelip giderdi. Bu esnada hukukları oluşmuş. Vefatından önceki son iki senesinde Abdurrahman Efendi Ramazanlarda teravih namazlarını kıldırmış. Son derece enteresandır; Menemen Hadisesi’nden sonra “<em>Sen Esad Efendi’ye teravih namazını kıldıran kişisin, dolayısıyla onunla bir ilgin vardır</em>.” gerekçesiyle Abdurrahman Efendi’yi de mahkûm etmişler. Sekiz sene devlet memurluğundan mahrum bırakılmış. Uzun süre de takip altında bulundurulmuş. Bu dönemde geçimini mukabelelerle sağlarmış.</p>

<p style="text-align: justify;">Abdurrahman Efendi’nin <strong>Fehim</strong> adında bir hocası varmış. Kendisi İstanbul <strong>Selimiye Camii</strong>’nin imamlığında bulunmuş. 35-40 sene kadar imamlık yapmış.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Ona Nisbet-il Manevi Kokusu Derler”</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Esad Efendi, Kelâmî Dergâhı kapanınca bir müddet <strong>Erenköy</strong>’deki <strong>Rıza Paşa Konağı</strong>’nda kalmış. Yerleşmeden evvel konak bir tamirattan geçmiş. Abdurrahman Efendi de bu tamirat işinde bizzat çalışmış. Bu çalışmalar esnasında bir gün Esad Efendi konağa gelmiş. Güneşli bir hava imiş, Abdurrahman Efendi ve diğer orada çalışanlarla bir müddet sohbet etmiş. Gerek çalışma ve gerekse güneşin bizzat onların üzerine vurması sebebiyle Abdurrahman Efendi’nin alnından şıpır şıpır ter akıyormuş. Hocaefendi alnındaki teri eliyle silmeye çalışınca terinin çok güzel koktuğunun farkına varmış. Bu koku birkaç sene boyunca hiç gitmemiş. Bunu <strong>Muhittin Efendi</strong>’ye söyleyince; “<em>Ona nisbet-il manevi kokusu derler. O koku Efendi’nin kokusudur</em>.” demiş. Bunu Muhittin Efendi’ye anlattıktan sonra o kokuyu bir daha duymadığını anlatırdı.</p>

<p style="text-align: justify;">Bizim şehadetimiz bir şey ifade etmez ama gerçekten de Abdurrahman Efendi bu dünyaya masum geldiği gibi masum, fazilet ve kemâl sahibi olaraktan ahirete göçmüştür. Allah Teâlâ ona da rahmet eylesin, yerini boş bırakmasın…</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/WhatsApp-Image-2021-05-02-at-18.58.06.jpeg" style="margin: 5px; width: 535px; height: 400px;" /></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Kâbe-i Muazzama’dan Düşürülen Yüzlerce Taştan Bir Taneciğini Yerine Koyabildik”</strong></p>

<p style="text-align: justify;">Abdurrahman Efendi gerçekten de derdini, kederini gizleyen, kimselere sıkıntısını anlatmayan son derece ketum bir şahsiyetti. Bu hususiyetini hoca ile birlikte, nakledildikten üç ay sonra Menderes’in kabrini ziyaret ettiğimiz bir sırada anlattığı bir hadiseden sonra bir kez daha anladım. <strong>Adnan Menderes</strong> başvekil olduktan sonra şimdi ismini hatırlayamayacağım emniyet genel müdürünü Abdurrahman Efendi’ye göndermiş. Emniyet müdürü Adnan Menderes Bey’in selamlarını, hürmetlerini getirdiğini, kendisinin Hocaefendi ile bizzat görüşmeyi çok arzu ettiğini, ancak ülkenin içinde bulunduğu nazik ortam nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını belirtmiş. Başvekil ayrıca Hocaefendi’den kendisi ve ülkemiz için “<em>yüce mihraptan</em>” dua etmesini istemiş. Ardından da emniyet müdürü Hocaefendi’ye bir zarf takdim ederek “<em>Başvekilimiz bunu kabul etmenizi istirham ediyor.</em>” demiş. Hocaefendi zarfı açıp bir bakmış, tam 500 lira. O zaman için çok kıymetli bir miktar. Bu paranın aylarca yettiğini söylerdi. O kadar uzun süre beraber olmamıza rağmen Hocaefendi bu hadiseyi bizlere anlatmamıştı.</p>

<p style="text-align: justify;">Bu arada Adnan Menderes Bey, Hocaefendiye önemli bir mesaj daha göndermiş. ezanın aslına rücû ettirilmesinden dolayı halkın büyük teveccüh gösterdiğini, oysa daha “<em>Kâbe-i Muazzama’dan düşürülen yüzlerce taştan bir taneciğini yerine koyabildik, daha çok işimiz var.</em>” tarzında sözleri de iletilmiş. Hocaefendi bu tanımlamayı hatırlatıp “<em>Bunu düşünmek bir mümin işidir</em>.” deyip Adnan Bey’in bu konudaki hassasiyetinden duyduğu memnuniyetini ifade ederdi.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hocam diğer zatlar ile ilgili hatıralarınızı da dinlesek sizden…</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Çok uzun bir vakit lazım; Allah nasip ederse diğerlerini de zamanı geldiğinde anlatırız.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kur’an Tilaveti Başta Olmak Üzere Zikrullaha Çokça Devam Etmeliyiz</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yeniden mümin olmak için neler tavsiye edersiniz?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">“Bir kimse bildikleri ile amel ederse Allah Teâlâ bilmediklerinin önünü açar.” buyuruyor <strong>Peygamberimiz (s.a.)</strong>. Öncelikle bildiklerimizle hakkıyla amel etmeliyiz. Yine Peygamberimiz (sa.) “Size iki şey bırakıyorum, bunlara yapıştığınız müddetçe dalalete düşmezsiniz, sapmazsınız, o iki şey sünnetim ve Kitabullah’tır.” diyor. Kitabımıza ve Peygamberimizin sünnetine sarılacağız. Fasık ve facirlerin muhabbetiyle, onların sözleriyle yolumuzu şaşırmayacağız.</p>

<p style="text-align: justify;">Ayet-i kerimede Allah Teâlâ “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” buyuruyor. Allah Teâlâ bu ayette iman edenleri takvaya çağırıyor. Namazlarımıza dikkat etmeliyiz, Kur’an tilaveti başta olmak üzere zikrullaha çokça devam etmeliyiz. Üç tane zikir faslı vardır; <strong>Kur’an</strong>, <strong>evrad</strong> ve <strong>dua</strong>. Bunlara dikkat etmeliyiz. Tabii sadece bunlar kâfi değil, aynı zamanda sadık kimselerle beraber olmaya azami gayret edeceğiz. Bunları yerine getiren kimse Allah’ın izniyle selamete çıkmış olur.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Bizim Evimiz Kur’an Medresesiydi”, Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2018, sayı 16.</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-evimiz-tam-bir-kuran-medresesiydi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 May 2021 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2021/05/mehmet_emin_sarac_hocaefendi_evimiz_tam_bir_kur_an_medresesiydi_h29608_00108.jpg" type="image/jpeg" length="61638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmet Emin Saraç Hocaefendi ile hatıralar geçidi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-ile-hatiralar-gecidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-ile-hatiralar-gecidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altınoluk dergisinin 1999 yılında (164. sayı) Mehmet Emin Saraç Hocaefendi ile yaptığı söyleşiyi alıntılıyoruz. Söyleşi adeta bir hatıralar geçidi…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Hocam zat-ı âlinizin hem ilmi hayatınız hem de aile çevreniz dolayısıyla Sami Efendi’yle, yakında kaybettiğimiz Musa Efendi ve özellikle Abdurrahman Hocaefendi ile teşrik-i mesaileriniz olurdu. Onların sizi etkileyen yönleri, hususiyetleri, hatıralarıyla ilgili bir sohbet yapmayı arzu ettik. Fakat önce ilim yolculuğunuzdan şöyle bir başlasak olur mu?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">1943'de İstanbul'a geldim. Babam bizi Çarşambalı Şeyh Ali Haydar Efendi’ye göndermişti.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Siz o zaman kaç yaşındaydınız?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Orası kalsın ama hafızlığımı bitirmiştim. Babamız bizi yani dört erkek bir de kız kardeşimizi öyle karanlık bir devirde hafız yaptı ki gayreti takdire değer. Babam, dedem Nakşi tarikatından Ali Haydar Efendi'nin şeyhi İsmet Efendi'nin Erbaa'daki hulefasından Bahrullah Efendi'ye müntesiplerdi. Dedem müderrislerdendi. Dedemin vefatı da ayrı bir hengâmedir, onunla ilgili de bir-iki şey söyleyelim. Menemen hadisesi sırasında Türkiye'nin neresinde meşayihten bir zat varsa hapse atılmıştır. Mürettep bir hadise olduğu için bütün din adımları tehdit edilmiştir. Ahh... Çok hazin hikâyedir o tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine de 6'şar ay hüküm giymişlerdi. Hâkimin sonradan ifade ettiğine göre bu hüküm onların Çorum'daki İstiklal Mahkemesi'ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle hapisten çıktıktan 3 ay sonra vefat etti.</p>

<p style="text-align:justify">Bizim evimiz tam bir Kur'ân medresesi idi. Babam teheccüde kalkmanın bereketiyle soğuk kış gecelerinde dahi bütün aile efradını kaldırır, hepimize şefkatle davranır, o teheccüdünü kılarken biz abdestlerimizi alırız, sonra ders başlardı. Yazları evimizin arkasındaki bahçede Kur'ân okuruz. Ortalık aydınlanırken bizim de gönlümüz aydınlanırdı. Seher vakitlerinden güneş doğuncaya kadar bütün aile Kur'ân ile meşgul olurdu. Bir takım maddi sıkıntılar içinde yaşıyorduk fakat huzurluyduk.</p>

<p style="text-align:justify">İstanbul'da bizleri bazen Ali Haydar Efendi bazen de Fatih Camii Baş İmamı Ömer Efendi okuturdu. Ömer Efendi de Kelâmî Dergâhı müntesiplerindendi. Hatta 1944 veya 45 senelerinde Sami Efendi'yi onun evinde görmüştüm; zayıfça, vakur, güzel simalı, siyah sakallı bir zattı. Adetleri üzere koltuğa hep diz üstü otururlardı. Ömer Efendi gayet celâlli, Hz. Ömer (r.a) meşrepli bir zat olmasına rağmen Sami Efendi'ye gayet müeddebâne bir şekilde davranırdı. Halbuki Ömer Efendi oldukça yaşlı, Sami Efendi ona göre genç bir kimseydi.</p>

<p style="text-align:justify">Ali Haydar Efendi ile Ömer Efendi'den başka Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi gibi zatlardan da ders okumaya devam ediyorduk.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Derslerinizi camide mi okuyordunuz efendim?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Fatih Camii’nde de evlerde de okuyorduk. Fakat hepsi gizlice oluyordu. Aşikâr olarak okumamız ne mümkün. Bir müddet de Silistreli Süleyman Efendi'den okudum. Onu hayırla yâd etmek lâzım, çünkü mürtedlere karşı çok gayzı vardı. Gayret-i diniyyesine şehadet ederiz.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Bu tedrisat ne kadar devam etti hocam?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">8 sene devam etti. Ali Haydar Efendi'nin teşviki ile Mısır'a gidinceye kadar. Kendisi <i>Şifa-yı Şerif</i>’in zevkini bana aşılayan insandır. Ondan Şerh-i Akâid, Usulu fıkıh, <i>Mirat</i> okudum. Meclisi dersten ibaretti; her an istifade edilirdi, müstesna bir insandı. (Emin Saraç Hocaefendi bu sırada kalkıyor "Size Ali Haydar Efendinin nasıl çalışkan bir insan olduğunu göstermek istiyorum" diyor ve <i>Dürer</i> kitabının yanına Ali Haydar Efendi'nin el yazısıyla aldığı son derece güzel bir hatla yazılmış Osmanlıca notlarını gösteriyor.) <i>Şifa-yı Şerif’i</i> okurken gözlerinden yaşlar nasıl süzülürdü bir görseniz. Hem ders mütalaası hem de maneviyat dersleriyle mezcedilmişti.</p>

<p style="text-align:justify">Sami Efendi Hazretleri kendisini ziyarete Çarşamba'ya geldikleri zaman ne kadar sevinçle karşılardı. İhtiram, muhabbet o kadar olurdu. Oturacağı yerleri düzeltir, hazırlanırdı. Kayınpederime de söylemiş ayrıca vasiyet de etmiştir; "Vefatımdan sonra evlatlarımı Sami Efendi'ye teslim edin" diye... Cenaze namazını da Sami Efendi kıldırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Mısır'a gittiğimiz zaman Mustafa Sabri Efendi, Zahidü'l-Kevseri, İhsan Efendi hayattaydılar. Rabbimiz nasib etti, İstanbul'daki güzel bir muhitten Mısır'daki güzel bir muhite intikal ettirdi. Ezher'in lisesini okuduktan sonra Şeriat Fakültesi’ni bitirdim. Sonra kadılık mastırının bir senesini okuduktan sonra Abdunnasır'ın zulmüyle bırakmak zorunda kaldık. Gittiğimiz zaman Bağdat Oteli'nin 7-8. katlarını Kral Faruk bizlere tahsis etmişti. Abdünnasır gelince çıkartıldık. Biraderim Osman da Mısır'da yanımdaydı. Sonra Süleyman Demirel'in ısrarı ile siyasete atıldı milletvekili filan oldu ama yazık oldu. Şimdi vefat etti. Allah öbür tarafta yardımcısı olsun.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Mısır'da sizin yetişmenize katkısı olan hoca efendilerden bahsetseniz…</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Zahidü'l-Kevseri hocamızın izniyle Cuma günleri gider kendisinden ders okurdum. Vefatından 20 gün evvel bana icazet verdi ki benim için Ezher diplomasından daha kıymetlidir. Çünkü Zahidü'l-Kevseri Fatih silsile-yi ilmiyyesine müntesiptir. Düzceli'dir ve Fatih dersiâmlarındandır. Mustafa Sabri Efendi'nin meclislerinden de ilimlerinden de istifade ettik.</p>

<p style="text-align:justify">Mısır'da 9 sene kaldık. Yaşadığımız bir "İlim hicreti" idi. Bu müddet zarfında İstanbul'a hiç gelmedik. Çünkü gelseydik dönemeyecektik.</p>

<p style="text-align:justify">Şeriat Fakültesi’ne başladığım 1954 yılında Mısır'a gittikten 4 yıl sonra İstanbul'dan bir mektup aldım. Ali Haydar Efendi'nin huzurunda ittifak ile Yekta Efendi'nin kerimesini bize Ali Haydar Efendi’nin torununu da biraderim Osman'a uygun görmüşler. Şahsen bu mektuba üzüldüm, çünkü ilmi yönden önümde daha kat edeceğim uzun bir mesafe vardı. Niye önümüze bunu çıkarttılar diye bir müddet cevap bile veremedim.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/1_12.png" style="width: 600px; height: 358px;" /></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Orada geçiminizi nasıl temin ediyordunuz efendim?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">İlk gittiğimiz zaman oradaki Türk vakıflarının tahsis ettiği burslar ile ihtiyacımızı karşılıyorduk. Ecdadımızın hayır eli orada da imdadımıza yetişmişti. Sonra General Abdünnasır bütün vakıfları kaldırdı, bizlere çok cüzî burslar bağladı ama onunla da geçinme imkânı yoktu. Mısır'a ailemizden para gelmesi de çok uzun zaman alıyordu. Bir hayli sıkıntılar çekildi. Oradaki unutmadığım tatlı hatıralarımızdan birisi de; yokluk sebebiyle sık sık oruç tutmak mecburiyetinde kalışımızdır. Ama hamd ü senalar olsun ki bir defa bile tahsilimi yarıda bırakmayı düşünmedim. Allah Teâlâ bir azimet lütfetti.</p>

<p style="text-align:justify">İstanbul'a geldikten bir müddet sonra düğünümüz oldu. Düğünümüzde çok muhterem zevât mevcuttu. Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, Hulefa-i Esadiyye'den Sarıyerli Hacı Nuri ve Muhyiddin Efendiler, Topbaş ailesi varlardı. Şu anda Fatih meydanındaki Fatih heykelinin olduğu yerde kayınpederimin büyük bir evi vardı. Düğün oranın bahçesinde yapılmıştı.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Ali Yekta Efendi’yi Mısır'a gitmeden önce tanır mıydınız?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Daima Ali Haydar Efendi’ye geldiği için tanırdım. Ali Haydar Efendi Yekta Efendi'ye "sağ gözüm" derdi. Kayınpederim Ali Yekta Efendi İstanbul müftü muaviniydi. Esad Erbili Hazretlerinin icazetli hülefasındandı. Bizim bundan haberimiz olmadığı gibi zevcesinin de haberi yoktu. Bir gün kitaplarını karıştırırken bu icazetini gördüm, kendisine sordum, bana; "O vazifenin sahibi Sami Efendi'dir, icazet o kitabın içinde öylece kalsın" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye'ye döndükten 6 gün sonra İsmail Ağa Camii'ndeki Cuma namazının akabinde Ali Rıza Sağman yanıma geldi ve yandaki şahsa "İşte aradığın genç budur, Ezher mezunudur" diyerek bizi anlattı. Meğer İmam Hatip Mektebi'nin bânîsi meşhur Celal Hocası imiş, etrafına "Ben artık Medine'ye gitmek istiyorum, yerime birisini bulun" diyormuş. Bana "Yarın İmam Hatip Mektebine gelebilir misin?" dediler. O zaman Cumartesi günleri de tedrisat vardı. Gidince Celal Hoca kendisine Hasan el Benna'nın damadı Said Ramazan Bey'den gelmiş bir mektup çıkardı ve okumamı istedi. Okuduk, sohbet edip ayrıldık. Ertesi gün Celal Hoca'nın sınıflarını bize verdiler. Bu gönlüme büyük bir teselli oldu. 60 ihtilaline kadar 3 yıl muallimlik yaptık. Askerliği ikmal ettikten sonra bizi Ankara Evkaf Müdürlüğü'nde bir imtihana tabi tuttular. Arapça ve Osmanlıcayı rahat okuyacak kimseye ihtiyaçları varmış, herhalde nerede ne var tespit edip daha çabuk yok etmek için. Birkaç saat içerisinde Evkaf Müdürlüğü’ne tayinimizi çıkarttılar. Fakat ben burada çalışmaktan müteessir olmaya başladım. O kadar ağırıma gidiyordu ki ağlıyordum. Babam bizi karanlık gecelerde Kur'ân-ı Kerim okuttu, şu kadar senedir gurbetlerde tahsil yaptım ki hepsi dine hizmet etmem içindi. Şimdi bu mahzenlerde haramilere malzeme hazırlamak için mi çalışacağım şeklinde düşüncelerle mustarip oluyordum.</p>

<p style="text-align:justify">Hacı Bayram Camii'nde bir öğle namazında Mehmet Akif Aydın Bey'in babası hemşehrimiz Bedreddin beylerle karşılaştık. Bana "Biz hacca gidiyoruz hadi seni de götürelim" dediler. Birden kararımı verdim hacca gidecektim, işimi de bırakacaktım. Muameleleri başlattık. Diyanetteki arkadaşlar bana "Biz Müşavere Kurulunda 500 lira maaşla çalışıyoruz sen 900 lira alıyorsun" tarzındaki sözlerle beni vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Bu minval üzere belki bir saat mücadele ettik. Sonunda içlerinden söze karışmayan birisi dedi ki "Arkadaşlar hac kapısı bir tanedir rızk kapısı bin tanedir, kardeşimiz gönlünü hacca hazırlamış, bırakınız." Bu söz bana o kadar tatlı geldi ki, Evkaf'taki işi öylece bırakıp yola çıktık. Yol boyunca, Medine-i Münevvere'de, Mekke-i Mükerreme'de, Arafat'ta hep dilimde şu dua vardı; "Ya Rabbi, hükümet tasallutundan uzak ulûmu şer'iyyeye hizmet etmek kapısını bana fetheyle!" Elhamdülillah o hac başka bir hac oldu. Döndükten hemen sonra İlim Yayma Cemiyeti'nin Yüksek İslâm Enstitüsü talebeleri için ilk defa açtıkları yaz kursunda Ahmed Davudoğlu Hocayla birlikte tedrise başladık. Sonra İlim Yayma Cemiyeti'nde İsmail Niyazi Bey (Numan Kurtulmuş'un babası) bana bu tedrisi devamlı yapmamı teklif etti. Ve o günden bugüne kadar hayatım ilim tedrisi ile geçti elhamdülillah. Allah Teâlâ o yönden kapımızı açtı. Fatih medreseleri ulumu diniyye merkeziydi. Fatih'e kadar dayanan köklü bir geleneği vardı. Biz o derin âlimlerin güzel insanların sonuncularına yetişebildik. Şimdi o hocalarımın vazifelerini uhdeme tayin edilmiş birisi olarak görüyorum. Yalnız başına olsam da ilim halkasını kurup tedrise devam ediyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Her gün ders okutuyor musunuz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Haftada 7 gün dersim var. Bazı günler sabah ve akşam bazı günler de sadece sabahları okuyoruz. Perşembe günleri halk günü herkese açık ders yapıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Hangi dersleri okutuyorsunuz hocam?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Tefsir, hadis, fıkıh, usul, bu 4 ders bizim ana derslerimiz. Hadiste <i>Meram</i>'dan başlayıp <i>Tâc</i>, <i>Sünen-i Ebi Davud</i>, <i>Sünen-i Tirmizî, Sahih-i Müslim</i>, <i>İbni Mâce</i>, <i>Muvatta</i>'yı Arapça metinlerinden talebelerimle okumak suretiyle bitirdik. Şimdi Nesih'deyiz. Ayrıca 12 ciltlik Buhari'yi kelime kelime 4 meraci ile okumak suretiyle bitirdik. <i>Şifa-yı Şerif</i>'i bitirir tekrar başlarız, şimdi yedinci defa okuyoruz. Tefsirden <i>Celaleyn</i>, <i>Tefsir-i İbn Kesir</i>, fıkıhdan <i>Kudurî</i>, <i>İhtiyar</i>, <i>Hidaye</i>, <i>Ahkamül Hadis</i> hep okunmuştur. Allah'a şükürler olsun.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Sizin ders halkanızdan bir talebeniz "ilim tedrisinden aldığım zevki başka hiç bir şeyden almıyorum" diyordu hocam.</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Elhamdülillah. Allah kabul etsin. Tabiî bu bir aşk işi.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Geçen ay kaybettiğimiz Abdurrahman Gürses Hocaefendi'yle hukukunuzun olduğunu biliyoruz. Bize ondan bahseder misiniz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman Efendi’yi 1950'ye kadar Beyazıt Camii’nde herkes gibi hayranlıkla dinlerdik. Ara sıra görüştüğümüz olurdu ama aramızda yaş farkı vardı. 1954 yılında oğlu Adnan'ı ilim tahsili için Mısır'a getirdiği zaman samimiyetimiz oluştu. Mısır'da kendisini oranın meşhur huffazı ile görüştürdüm.</p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman Hocaefendi ile yirmiye yakın kez hacca birlikte gittik. Yol boyunca hoca efendinin hususiyetlerini, meziyetlerini çok yakından tanıma fırsatı buldum. Bir kere gönlü Kur'an-ı Kerim'e ihtiramla dolu bir kişi idi. Bütün gününü Kur'an-ı Kerim ile geçirirdi... Harem-i Şerif'deki hal ve hareketleri hep edep üzereydi. Bu konuda çok hassastı... Arafat'dan dönüşlerimiz hep yürüyerek olurdu...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Önceleri Harem-i Şerif'te namazdan önce özellikle Mısır'dan gelen hafızlara Kur'ân-ı Kerim okutturulurdu. Şimdilerde bu geleneği kaldırdılar. Mustafa İsmail, Huserî, Abdussamet gibi hafızlar umumi mikrofondan bütün huccaca Kur'ân ziyafeti verirlerdi. Türkiye'den ileri gelen birkaç kişi hocaefendinin de okuması için Kral'a müracaatta bulunmak istemişler ama o kesinlikle buna müsaade etmeyeceğini ve "biz buraya arzu hal etmeye geldik, arzu endam etmeye gelmedik" diyerek bu yöndeki tüm ısrarları geri çevirmişti.</p>

<p style="text-align:justify">"Ehlül Kur'ân olan kimse Allah'ın has kullarıdır" hadisi şerifi her hatırıma geldiğinde Abdurrahman Efendi gözümün önüne gelir. Çünkü bu hadisi şerif hoca efendinin haline son derece mutabıktır.</p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman Efendi'nın hacda gösterdiği tevazularından bir diğerine değinmeden geçemeyeceğim. Hocaefendi Hicaz'a gitti mi kendisini tamamen siliyordu. Orada hep sıradan, sade bir kul olmak isterdi. Bir gün meşhur zenginlerden İbrahim Şakir Bey'in ziyafetine davet edilmiştik. Bana "Emin efendi siz davete icabet ediniz ben gelemeyeceğim" dedi. "Hayırdır efendim neden gelemeyeceksiniz" deyince, oraya gidince kendisine haddinden fazla ilgi alâka gösterileceğini bundan da rahatsız olacağını söylemişti.</p>

<p style="text-align:justify">Yine bir gün dışarıda kalacağını söyledi. "Nereye gideceksiniz efendim?" diye sorunca. "Kendimi biraz hesaba çekeceğim, bu geceyi? Kadem-i Saadette' geçireceğim" dedi. Nitekim dediğini yaptı ve o geceyi dışarıda geçirdi. Ertesi gün baktım biraz üşütmüş. Ben de kendisine "Hocaefendi keşke bu azîmeti yapmasaydınız da bu rahatsızlığa yakalanmasaydınız" dedim. O da "Hangisinde hayır olduğunu biliyor musunuz?" diye karşılık vermişti.</p>

<p style="text-align:justify">Hocaefendinin oralardaki hususiyetlerinden bir başkası da Mekke'den Medine'ye gidişlerinde hep taksiyi tercih etmeleriydi. Taksiye binildiği zaman şoförler radyoyu açmak isterler, hocaefendi de "Biraz Kur'an-ı Kerim okuyalım da radyoyu öyle açarsınız" der ve okumaya başlardı. Aşk ile okudukça şoför de memnun kalır "Şeyh ente tekrau cemil, ikra, ikra" (şeyh efendi güzel okuyorsun, devam et) derdi.</p>

<p style="text-align:justify">Hoca efendi belli etmezdi ama gözü çok yaşlı bir zattı. Medine'de kaldığımız süre boyunca gizli gizli çok yaş dökerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Ne denli ince düşünceli bir yapıya sahip olduğunu vurgulamak için bir başka hususiyetini daha arz etmek isterim. Hocaefendi de bendeniz de hacca vekil olarak giderdik. Hac için kendisine tahsis edilen paraların tamamını "Bu paralar buralarda harcanmak için tahsis edilmiştir" diyerek kullanırdı. Malumunuz hac vazifesi yerine getirildikten sonra umre yapılır. Umre yapacağımız zaman hac için alınan ihramı çıkartır, Harem-i Şerif'in etrafındaki fakirlere verir, ondan sonra "Şimdiki amel kendimiz için" der ve kendi parası ile yeni bir ihram alır, umreyi de onunla yapardı.</p>

<p style="text-align:justify">Hocaefendi dünyaya rağbet etmeyen çok zahit bir kimse idi. "Her kim Kur'an-ı Kerim ehli olup da kendisini herkesten müstağni saymazsa o kimse Kur'an-ı Kerim'e hürmet etmemiş" olur meâlindeki hadise uygun hareket ederdi. Hiçbir zaman kimseye zengin diye iltifat etmemiştir... Hocaefendi "Kifafı nefs" ile yaşamıştır. Parasının ancak geçinecek kadarını tutar, gerisini hep infakta kullanırdı.</p>

<p style="text-align:justify">Kendisi anlatırdı: Esad Efendi bizzat hoca efendiye "La talebe velâ redde velâ iddehare" yani "istemek yok, geleni red etmek yok, para yığmak ta yok" diye nasihatte bulunmuş. Hoca efendi de ömrü boyunca bu nasihatı unutmamış ve aynıyla tatbik etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bundan beş-altı sene önceydi. Merhum Musa Topbaş üstadımız âdeti olduğu üzere her Mevlit kandilinde bendenize, bir tanesi fakire diğeri Abdurrahman Efendi'ye ulaştırılmak üzere iki zarf gönderirdi. Ben de bu emaneti Hocaefendiye münasip bir ortamda iletirdim. Hocaefendi zarfın içine hiç bakmaz öylece cebine koyardı. Bir keresinde üstadımızdan gelen zarfı baş başa kaldığımız bir zamanda kendilerine takdim ettim. Bu sefer zarfı şöyle bir açıp kapattıktan sonra "Süphanallah... sübhanallah..." diye hayretini dile getirerek "Dün üç aylığımı almıştım. Eczaneye, manava olan borçlarımı ödedim. Fakat bakkala olan borcumu ödeyemedim, param yetişmemişti. Bu yüzden çok daralmıştım. Fakat bugün bu zarf imdadımıza yetişti. İşte bu ehlullahın amelidir, onların halleri böyledir. Allah onlara kullarının sıkıntılarını ilham eder" dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Menemen hadisesini hiç unutamazdı, hemen her fırsatta öfkesine de hakim olamayarak etrafında bulunanlara anlatırdı. O devirlerde o denli sıkıntı çekmiş ki "otuz sene hüküm verseler bana müjde gelecekti" derdi. Fakat bir sene hüküm vermişlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bir senelik mahkumiyetinin bir kısmını Manisa'da bir kısmını da Adapazarı'nda çekmiştir. Manisa'daki hapishane arkadaşlarından birisi de Şerafettin Efendi idi. Kendisi Nakşi olup Yalova eşrafından bir zatmış. O da Menemen hadisesi yüzünden içeri alınan yüzlerce din adamından birisiydi. Malumunuz Menemen hadisesi sonrası tüm ülke genelinde yapılan tutuklamalar neticesinde 500 tane Hocaefendi hapse atılmıştı. Bunlardan 32 kişi idam edilmiştir. Hatta idam edilenler arasında baba-oğul da bulunuyordu. Tutukluluk süresince ayrı ayrı tutulan baba-oğuldan, oğul idam edileceği zaman yürümekten âciz yaşlı baba sürüklene sürüklene götürülmüş ve oğlunun idam edilişi seyrettirilmiştir. Abdurrahman Efendi bu hadiseyi sürekli anlatırdı... Esad Efendi'yi çok hürmetle anardı. "şeyhim, efendim" gibi içten ifadelerle muhabbetini sıklıkla izhar ederdi. Şu beyti sürekli söylerdi;</p>

<p style="text-align:justify"><i>Ne yerden kârbâr-ı gam göçer olsa konar bende<br />
Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben</i></p>

<p style="text-align:justify">Arkasından da "ben eslafın yetimiyim, yetimiyim" derdi... Abdurrahman Efendi gibi ilim irfan sahibi insanlar gerçekten kolay yetişmiyor. Onların nasıl yetiştiklerini anlatmakta insan zorluk çekiyor. Başta da söylediğim gibi Hocaefendi gönlü kırık yaşamıştır... Kur'ân-ı Kerim'e hizmet babında yetiştirdiği talebeleri de şahittir, son nefesine kadar hizmete gayret etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Musa Efendi'nin kolaylıkla mı oraya çıktığını zannediyorsunuz? "Zenginlik insana bir tuğyan sebebidir" buyuruyor yüce Mevlâmız. Gerçekten de zenginlik imtihanı fakirlik imtihanından zordur. Musa Efendi o zenginlik içinde yükselmeyi başarabilmiştir. Ben Musa Efendi'nin vaktiyle Sami Efendi’ye nasıl hizmet ettiğini biliyorum. O derece dikkat, tevazu, mahviyet… Gerek buradaki ve gerekse hac mevsimindeki hizmetleri anlatmak mümkün değil. İçinde bulunduğu zenginliğe rağmen Sami Efendi'nin misafirlerine son derece büyük hizmetkârlık yapardı. Bizzat kendi elleriyle ikramlarda bulunurdu. Bu hizmetlerinin hepsi onun o kemale erişmesine neden olmuştur. Bu yüzden ehli iman ve ehli irfan olarak ahirete göçmüştür. Bu makamlara ulaşmak kolay olmuyor. Maddeten ve manen büyük fedakârlıklar gerekiyor.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/mahmud_sami_efendi_ks_aniliyor_1518339168_0407.jpg" style="width: 600px; height: 336px;" /></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Abdurrahman Efendi'nin Esad Efendi ile hukukunun nasıl oluştuğunu biliyor musunuz hocam?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Esad Efendi'nin Adapazarı ve Hendek'te bir hayli ihvanı bulunuyordu. O yüzden kendileri sıklıkla buralara gelip giderdi. Bu esnada hukukları oluşmuş. Vefatından öncesi son iki senesinde Abdurrahman Efendi Ramazanlarda teravih namazlarını kıldırmış. Son derece enteresandır: Menemen hadisesinden sonra "Sen Esad Efendi'ye teravih namazını kıldıran kişisin, dolayısıyla onunla bir ilgin vardır" gerekçesiyle Abdurrahman Efendi'yi de mahkûm etmişler. Sekiz sene devlet memurluğundan mahrum bırakılmış. Uzun süre de takip altında bulundurulmuş. Bu dönemde geçimini mukabelelerle sağlarmış.</p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman Efendi'nin Fehim adında bir hocası varmış. Kendisi İstanbul Selimiye Camii’nin imamlığında bulunmuş. 35-40 sene kadar imamlık yapmış. Esad Efendi bir gün Abdurrahman hocaya Kur'ân tahsilini kimden aldığını sormuş. "Fehim Efendi"den deyince Esat Efendi bir hayli şaşırmış ve "Fehim Efendi ehli Kur'ân imiş ama bize infakda bulunmamış" diyerek sitemini ifade etmiş.</p>

<p style="text-align:justify">Esad Efendi Kelâmî Dergâhı kapanınca bir müddet Erenköy'deki Rıza Paşa Konağı'nda kalmış. Yerleşmeden evvel konak bir tamirattan geçmiş. Abdurrahman Efendi de bu tamirat işinde bizzat çalışmış. Bu çalışmalar esnasında bir gün Esad Efendi konağa gelmiş. Güneşli bir hava imiş Abdurrahman Efendi ve diğer orada çalışanlarla bir müddet sohbet etmiş. Gerek çalışma ve gerekse güneşin bizzat onların üzerine vurması sebebiyle Abdurrahman Efendi'nin alnında şıpır şıpır ter akıyormuş. Hocaefendi alnındaki teri eliyle silmeye çalışınca terinin çok güzel koktuğunun farkına varmış. Bu koku birkaç sene boyunca hiç gitmemiş. Bunu Muhittin Efendi'ye söyleyince; "Ona nisbet-il manevi kokusu derler. O koku efendinin kokusudur" demiş. Bunu Muhittin Efendi'ye anlattıktan sonra o kokuyu bir daha duymadığını anlatırdı...</p>

<p style="text-align:justify">Kendileri üstadımız Musa Efendi'nin de katıldığı talebesi Mehmet Çevik Bey'in cenazesinde "Her insan dünyaya masum gelir ama masum gitmek o kadar kolay değildir. Ben acizâne kendi şehâdetimi ve kanaatimi söylüyorum Mehmet Çevik hoca masum gelmiş masum göçmüştür" demişti. Ben de şimdi gerçi bizim şehâdetimiz bir şey ifade etmez ama gerçekten de Abdurrahman Efendi bu dünyaya masum geldiği gibi masum, fazilet ve kemâl sahibi olaraktan ahirete göçmüştür. Allah Teâlâ ona da Musa Efendimize de gani gani rahmet eylesin, yerlerini boş bırakmasın...</p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman Efendi gerçekten de derdini, kederini gizleyen, kimselere sıkıntısını anlatmayan son derece ketum bir şahsiyetti. Bu hususiyetini hoca ile birlikte, nakledildikten üç ay sonra Menderes'in kabrini ziyaret ettiğimiz bir sırada anlattığı bir hadiseden sonra bir kez daha anladım. Adnan Menderes başvekil olduktan sonra şimdi ismini hatırlayamayacağım emniyet genel müdürünü Abdurrahman Efendi'ye göndermiş. Emniyet müdürü Adnan Menderes Bey'in selamlarını, hürmetlerini getirdiğini, kendisinin Hocaefendi ile bizzat görüşmeyi çok arzu ettiğini, ancak ülkenin içinde bulunduğu nazik ortam nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını belirtmiş. Başvekil ayrıca Hocaefendiden kendisi ve ülkemiz için "yüce mihraptan" dua etmesini istemiş. Ardından da emniyet müdürü Hocaefendiye bir zarf takdim ederek "Başvekilimiz bunu kabul etmenizi istirham ediyor" demiş. Hoca efendi zarfı açıp bir bakmış tam 500 lira. O zaman için çok kıymetli bir miktar. Bu paranın aylarca yettiğini söylerdi... O kadar uzun süre beraber olmamıza rağmen Hocaefendi bu hadiseyi bizlere anlatmamıştı. Bu arada Adnan Menderes Bey hocaefendiye önemli bir mesaj daha göndermiş. Ezanın aslına rücû ettirilmesinden dolayı halkın büyük teveccüh gösterdiğini oysa daha "Kâbe-i Muazzama'dan düşürülen yüzlerce taştan bir taneciğini yerine koyabildik, daha çok işimiz var" tarzında sözleri de iletilmiş. Hoca Efendi bu tanımlamayı hatırlatıp "bunu düşünmek bir mümin işidir" deyip Adnan Bey'in bu konudaki hassasiyetinden duyduğu memnuniyetini ifade ederdi.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Musa Efendi ile hukukunuz ne zaman başladı efendim?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Mısır'da okuduğumuz sıralarda Musa Efendi'nin babası Nuri Bey ve Hulusi Bey hacca Mısır üzerinden giderlerdi. Mısır'a geldikleri zaman Türk öğrencilerin kaldığı yurdu ziyaret ederler, onlara maddi yardımlarda bulunurlardı. Nuri ve Hulusi Bey bizim de odalarımıza gelir, hal ve hatırlarımızı sorar, hediyelerini bırakırlardı. İşte Topbaş ailesi ile o günlerde başlayan hukukumuz Türkiye'ye dönünce de devam etti. Türkiye'ye dönünce bir de baktım ki kayınpederimin de dostları, onu da sıklıkla ziyaret ediyorlardı. Bizim evi birçok kez ziyaret etmişlerdir. Sami Efendi hazretleri de kayınpederinizi ziyaret ederlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Burada Sami Efendi'nin hususiyetleri hakkında da birkaç söz söylemek isterim. Sami Efendi son derece tevazu sahibi idi. Arafat'taki vazifemizi tamamladıktan sonra Sami Efendi hazretlerinin bulunduğu çadırı ziyarete gitmiştik. Çadırlarına girdiğimizde Musa Efendimiz orada bulunan misafirlere şerbet dağıtıyordu. Sami Efendi bizim geldiğimizi görünce fakiri yanına çağırdı ve "Geçenlerde hac ile ilgili bir meseleyi sordular ama halledemedik, ne iyi oldu geldiğiniz, Allah gönderdi sizi" deyip merak ettikleri meseleyi sordular. Benim yanımda da bir hac rehberi kitabı vardı. Açıp baktık ve mesele ile ilgili detaylı bir malumat edindik. Sonra "Elhamdulillah sıkıntımızı giderdiniz" diyerek teşekkür ettiler. Bakınız bu mübarek insan o kadar insan içinde dini bir meseleyi sormaktan ve tavzih edilmesinden çekinmiyor. Bunu yapabilmek bugün herkes için o kadar kolay değil. Etrafımız "her şeyi ben bilirim" diyenlerle dolu. Bu tavır kendilerinin ne denli tevazu, ne denli gösterişten uzak ve alçak gönüllü olduklarının bir başka göstergesidir.</p>

<p style="text-align:justify">Sami Efendi hazretlerinin ne denli tevazu ve kemal sahibi olduklarına dikkat çekmek için kendileriyle ilgili bir başka hatıramı anlatmak isterim. Yine bir umre seyahati öncesi idi, hem izin hem dualarını almak maksadıyla kendilerini ziyarete gitmiştim. Devlethanelerine gittiğimde ikinci katta bulunuyorlardı. Fakirin umreye gitmek için istizan etmeye geldiği haberini kendilerine ulaştırdılar. Bir müddet sonra mübarek, Musa Efendimiz ile merdivenlerden inerek geldiler. Hemen yanlarına koşup öpmek için ellerine uzandım. Mübarek narin yapılı oldukları için mümkün mertebe ellerini incitmemek için hafifçe tutmuştum. Fakat kendileri benim elimi kuvvetle tuttu ve öpmeye çalıştılar. Umreye giden birisi olmam hasebiyle fakire hürmet göstermeye çalışmışlardı.</p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/2_19.jpg" style="width: 600px; height: 331px;" /></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Hocam milletimizi derinden etkileyen büyük bir felaket yaşadık. Bu hususta da bir şeyler söylemek ister misiniz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Evet gerçekten herkesi derinden etkileyen bir âfâtla karşılaştık. Benim kanaatime göre bu bir musibettir, masiyetimizin cezasıdır. Musa aleyhisselam, "İçimizdeki sefillerin yüzünden bizi helak etme" diyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu son felakette üç âfât var. Ateş, gark ve harap... Üç müsibet birden aynı noktada toplandı. Neydi bu? Nasıl izah edeceksiniz bunu? Son derece muhkem binalar bile yerle bir oldu.</p>

<p style="text-align:justify">"Söyle habibim O, size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye yahut sizi birbirinize katıp bazınızın hıncını bazınıza tattırmaya güçlü olandır." Biz yirmi senedir birbirimizi katlediyoruz. 80 önsesi sağcı-solcu kavgası vardı, şimdi başka kavgalar... Asırlar boyu kardeş kardeş yaşayan bizlere ne oldu da birbirimize girdik? İşte bu musibettir. Bir masiyetin cezasıdır. Din kardeşliğini bırakacaksın da ondan sonra rahat edeceksin, bu mümkün değildir...</p>

<p style="text-align:justify">Bu dönemlerde Resulullah Efendimizin (sas) siretini çok okumalıyız. Ashab-ı Kiram'ın müşrikler karşısındaki sabr u sebatından dersler almalıyız. Din kardeşliğimizi yeniden ihya edip istikametlerimizi düzeltmeliyiz. Yeniden mü'min olmaya, İslâmiyetimizi ihyaya mecburuz.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Yeniden mü'min olmak için neler tavsiye edersiniz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">"Bir kimse bildikleri ile amel ederse Allah Teâlâ bilmediklerinin önünü açar" buyuruyor Peygamberimiz. Öncelikle bildiklerimizle hakkıyla amel etmeliyiz. Yine Peygamberimiz "Size iki şey bırakıyorum, bunlara yapıştığınız müddetçe dalalete düşmezsiniz, sapmazsınız, o iki şey sünnetim ve kitabullahtır" diyor. Kitabımıza ve Peygamberimizin sünnetine sarılacağız. Fasık ve facirlerin muhabbetiyle onların sözleriyle yolumuzu şaşırmayacağız.</p>

<p style="text-align:justify">Ayet-i kerimede Allah Teâlâ "Ey iman edenler Allah'dan korkun ve sadıklarla beraber olun" buyuruyor. Allah Teâlâ bu ayette iman edenleri takvaya çağırıyor. Namazlarımıza dikkat etmeliyiz, Kur'an tilaveti başta olmak üzere zikrullaha çokça devam etmeliyiz. Üç tane zikir faslı vardır Kur'ân, evrad ve dua, bunlara dikkat etmeliyiz. Tabii sadece bunlar kâfi değil aynı zamanda sadık kimselerle beraber olmaya azami gayret edeceğiz. Bunları yerine getiren kimse Allah'ın izniyle selamete çıkmış olur.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Efendim değerli vakitlerinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz.</span></b></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/mehmet-emin-sarac-hocaefendi-ile-hatiralar-gecidi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Feb 2021 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2019/03/mehmet_emin_sarac_hocaefendi_ile_hatiralar_gecidi_h33903_7287d.jpg" type="image/jpeg" length="69951"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Emin Öztürk ile edebiyatçıların dünyasındaki Ramazanı konuştuk]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/huseyin-emin-ozturk-ile-edebiyatcilarin-dunyasindaki-ramazani-konustuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/huseyin-emin-ozturk-ile-edebiyatcilarin-dunyasindaki-ramazani-konustuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hüseyin Emin Öztürk, uzun yıllar eğitim alanında çalışmalarıyla öne çıkmış bir kültür adamı. Öztürk, Türk edebiyatında Ramazan'ın yansımaları üzerine Şakir Kurtulmuş'un sorularını cevapladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Hüseyin Emin Öztürk</strong>, uzun yıllar eğitim alanında çalışmalarıyla öne çıkmış bir kültür adamı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Öztürk, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Eğitimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gördü ve ‘Çocuğun Sosyalleşmesinde Televizyonun Etkileri’ başlıklı tezi ile bilim doktoru ünvanını aldı. </p>

<p style="text-align: justify;">Halen 3 arkadaşıyla birlikte başladıkları bir eğitim kurumunun başında görevini sürdürmekte olan Öztürk’le kurucusu olduğu Türkiye Diyanet Vakfı Kitap ve Kültür Fuarı’nda bir söyleşi gerçekleştirdik. Edebiyat ve Ramazan ilişkisini konuştuğumuz söyleşide, edebiyatçılarımızın eserlerindeki ramazanın anlatımını, hayatımızdaki ramazanın yerini konuştuk.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Edebiyat ve ramazan ilişkisinden söz ederek başlayalım istiyorum. Neler söylersiniz bu ilişki için?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Bir milletin maddî ve manevî toplumsal hayatını öğrenebilmenin en kolay şekli o toplumun edebi eserlerine bakmakla olur. İnançlar, gelenek-görenekler, hayat bakışı gibi birçok unsur yazarların gözünden, ruhundan, kaleminden eserlerine yansır. Edebiyat, toplumdan hayat bulurken topluma da hayat verir. Toplumsal ve kültürel değerler, gelecek kuşaklara edebiyat aracılığı ile aktarılır. Böylece kültürel boşluk yaşanmaz ve toplumsal bilinç edebiyat sayesinde daima canlı tutulur. Edebiyat eserleri, içinden çıktıkları toplumun hislerini ve düşüncelerini, hayata bakışlarını en ince ayrıntılarına kadar gösterir. Bu yüzden <strong>Aristo</strong> der ki edebiyat için, “<em>Edebiyat, bir tür bilgi edinmenin aracıdır</em>.” Ayrıca edebiyat kendi kaynaklarından beslenirse hem kendini hem de içinden çıktığı toplumu ve değer yargılarını başka edebiyatlar karşısında en iyi şekilde temsil eder. Edebiyat bir kültür öğesidir. İçinde doğduğu toplumun kültür ve sosyal yapısından hem etkilenir, hem de bu yapıyı etkiler. <img alt="" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2018/05/26/45.jpg" style="margin: 5px 10px; float: right;" width="400" /></p>

<p style="text-align: justify;">İşte bu yüzden hem inanç dünyamızın hem de sosyal hayatımızın önemli bir parçası olan Ramazan, içinde yaşadığı toplumun eserlerinden, eser sahiplerinden ve dahi edebiyatından ayrı düşünülemez. Tam da bu yüzdendir ki toplumumuzun İslam’la şereflendiği günden bu yana edebiyatımızın her döneminde öyle ya da böyle Ramazan kendine yer bulmuştur. Bunu halk ozanlarımızın deyişlerinde, Divan edebiyatı sanatçılarımızın Ramazaniye beyitlerinde, modernleşme sürecinin başladığı Tanzimat edebiyatıyla birlikte modern edebiyatımızın şiir ve de düz yazısında çoğunlukla başköşedeki yerini almıştır. Ve bizleri de bu sayede hem yazarlarımızın şahsi hislerini anlama hem de dönemlerinin bir fotoğrafını görme şansına ulaştırarak bize bir nevi hizmet etmiş de oluyor edebiyat. O yüzden Fransız romancı <strong>Poul Bourget</strong>, “<em>Edebiyatın hizmeti medeniyetin hizmetinden aşağı kalmaz. O yalnız bir süs değil, medeniyetin ta kendisidir</em>.” derken tam da bunu kastetmiştir aslında.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Edebiyatçılarımızın dünyasında nasıl bir yeri var ramazanın?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Bunu toptancı bir yaklaşımla cevaplamak doğru olmaz kanaatindeyim. Çünkü edebiyatçılarımızın her biri Ramazanı kendi dünya görüşlerine, yaşlarına, bulundukları ortama, yaşanmışlıklarına ve pişmanlıklarına göre ele almışlar. Kimi yazarımız Ramazanlarda yaşadıkları büyük coşkuyu, manevi iklimi, sevinci anlatıyor, kimi içinde bulundukları şölenin envai çeşit lezzetlerini okuyucuya tattırıyor, kimi de çocukluğunda yaşadığı manevi hazzı duyamamanın pişmanlığını dile getiriyor. Birkaç örnek verecek olursak eğer:</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Halide Edip Adıvar</strong>, <strong>“Mor Salkımlı Ev</strong>” isimli eserinin satırlarında, çocukluğunun Ramazanında teravih namazları ve mevlid dinlemek amacıyla ailece gittikleri Süleymaniye camiini, Üsküdar’daki Karagöz eğlencelerini, Direklerarası’ndaki cümbüşü anlatır. Mahyaların kendisini nasıl büyülediğini, Süleymaniye’nin insan ruhunu nasıl sarmaladığını görürüz.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Ercüment Ekrem Talu</strong>, Ramazan’da yaşadığı büyük neşeyi, tuttuğu ‘yarım günlük’ çocuk orucunu, gittiği bayram namazını, aldığı ilk abdesti, kıldığı ilk namazın heyecanını büyük bir şevkle anlatır. <strong>Halit Fahri Ozansoy</strong> ise Ramazanda Eyüp Sultan’a yaptıkları ziyaretleri, hilâlin görünüşünü, Ramazan davulunun çalışını anlatır. <strong>Ruşen Eşref Ünaydın</strong> da Ramazan aylarında yapılan cami gezmelerini sayfalarına taşımıştır. Yine <strong>Ahmet Rasim</strong>, <em>Şehir Mektupları</em>’nda, “<em>Çok şükür eriştirene? Günleri sıralayan Allah, oruçlu olan ümmetin hepsini yardımıyla affetsin! Ramazan denildi mi, iftarın, teravihin, sahurun hatıra gelmemesi mümkün mü?</em>” diyerek Ramazanın gelişini zikreder. <strong>Refik Halt Karay</strong> ise “<em>Çocukken Ramazanda gündüzleri camilere giderdim. Her köşesinde ayrı makamlarla bir çok seslerin yükseldiği bu yüksek kubbe altında kendimi ne kadar ufak, ne kadar günahkar bulurdum. Lakin ikimiz de -Ramazan ve ben- ne kadar değiştik... O Ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanınmaz halde</em>!” der.</p>

<p style="text-align: justify;">Tabi aynı zamanda şairlerimizi de unutmamak gerek: Ahmet Yesevî’den, Fuzulî’den, Nedim’den Ziya Paşa’ya; Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl’dan Arif Nihat Asya’ya kadar birçok şairimiz de Ramazanı ruhunda hissetmiş ve kalemine aktarmıştır. Burada şunu söylesek herhalde yanlış söylemiş olmayız: “Aslında ramazan, şair ve yazarlarımızın ruhuna işlemiştir.</p>

<p style="text-align: justify;">Burada şunu da belirtmekte fayda var sanırım, maalesef ki modern edebiyatımızda Ramazan, çoğunlukla Osmanlı’nın son dönemindeki Ramazan hazırlıkları, iftar sofraları, Direklerarası eğlenceleri ve çocukluk hatıralarıyla sınırlı. Bir edebi eser, zamanın, yaşamın taşıyıcısıdır dedik. Belki ortalama son elli yıldır devam eden toplumun bir kısmının dine bakışı ile İslami kesimin manadan uzak şekilci yaşam tarzı birleşince Ramazanın yaşam ruhu azaldı ve haliyle de yeni nesil romanlarda, öykülerde, şiirlerde de Ramazan kavramına artık pek de rastlayamaz olduk.</p>

<p style="text-align: justify;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/13592791_1036097329772536_6532949723324031130_n.jpg" style="width: 700px; height: 466px;" /></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Günümüz edebiyatını da konuşacağız fakat öncelikle gerilere gidip bir bakalım, neler söyleyebilirsiniz? Edebiyatçılarımızın eserlerine nasıl yansımış ramazan?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Ramazanın gelişi, yaşanışı, veda edilişi ilk olarak şairlerin zihinlerinden kalemlerine dökülmüştür. Bu tür şiirlerin 16, 17 ve 18. asırda Ramazânîyye türüyle divanlarda yer aldığını görüyoruz. Kasîdelerin yanı sıra gazellerde de kendine yer bulan Ramazan, <strong>Fuzûlî </strong>ve <strong>Bağdatlı Ruhî</strong>’nin gazellerinden <strong>Süleyman Nahîfî</strong>’nin Fazilet-i Savm (Orucun Fazileti) adlı mesnevîsine, <strong>Nabî</strong>’nin oruç ile ilgili şiirlerinden Nedimin gazellerine kadar bir çok şiirde görülmektedir. Ramazan’ın müjdecisi hilâlin takibini konu eden bir beyitte <strong>Meshî</strong>;</p>

<p style="text-align: justify;">“<em>Ta’at itsün diyü Allah’a cemahir-i enâm<br />
Bir güzel mihrâb göstermiş idü mâh-ı siyâm</em>”</p>

<p style="text-align: justify;">diyerek Ramazanın gelişini dizelere dökmüştür.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazanın gelişine sevinenler olduğu gibi aynı zamanda tiryakilikleri yüzünden üzülenler de vardı o dönemde. Bu şairlerden biri olan <strong>Nedim</strong>:</p>

<p style="text-align: justify;">“<em>Olacak oldu heman çâre ne simden sonra<br />
Edelim hükm-i kaza destine teslîm-i zimâm</em>” </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">beytiyle bu üzüntüsünü dile getirir.</p>

<p style="text-align: justify;">Günümüze doğru geldiğimizde birçok yazarımızın eserinde de Ramazanın yansımalarını görebiliriz. Örneğin <strong>Refik Halit Karay</strong>, çocukluk anılarında eski ramazanları anlatırken kâh mutlu olur kâh hüzünlenir. Çocukluğundaki ramazanları ve kendisinin o zamanlardaki ramazanı manevi hazzıyla yaşayabilmesine sevinirken şimdiki haline de bir özeleştiri getirir: “<em>Berat kandili geçince evde Ramazan hazırlığına başlanırdı; iki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştanbaşa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları, İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası ahengi verirdi.</em>” Çocukluğuna dair Ramazanlarla ilgili söylediği şu sözlerle bir iç muhasebe yapar Refik Halit: “<em>Çocukken gündüzleri camilere giderdim. Her köşesinde ayrı makamlarla bir çok seslerin yükseldiği bu yüksek kubbe altında kendimi ne kadar ufak, ne kadar günahkar bulurdum. Vücuduma uhrevi bir hava yayılırdı. Lakin ikimiz de -Ramazan ve ben- ne kadar değiştik... O Ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanınmaz halde</em>!” İşte tam da bu sebepten insan bazen keşke hep çocuk kalabilseydim der.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Yakup Kadri</strong>, anı kitabı <em>Anamın Kitabı</em>’nda; “<em>Ben Ramazan’ı yalnız yarı bir tatil ayı olduğu için değil, ben Ramazan’ı yalnız buram buram simit ve pide kokan akşamları için değil; ben Ramazan’ı yalnız iftar sofraları, sahur, hoşafları, davulu, topu, Karagöz oyunları ve sabaha kadar ışıl ışıl ışıldayan minareleri için değil, bana büyükler arasına karışmak fırsatını veren vaazları ve teravih namazları için de severim. Bunu hak etmek gayretiyle çok defa büyüklerle oruç tuttuğum, bazen de birtakım şer-i hilelere başvurup oruçlu göründüğüm olurdu. Sahur yemeklerini hiç sektirmezdim</em>…” der ve o günlere olan özlemini dile getirir.</p>

<p style="text-align: justify;"><em>Mor Salkımlı Ev</em>, <strong>Halide Edib Adıvar</strong>’ın çocukluk günlerinden 1918’e kadarki hatıratıdır. Halide Edib, çocukluk döneminden hatıralarını anlatırken ramazan yaşamını şöyle anlatır: “<em>Ramazan başlamıştı. Önce sokaktan geçen erkeklerin ve çocukların ellerinde bir yandan öbür yana salladıkları fenerler, odanın perdelerinde ışıktan yarım daireler çizerek geçiyorlardı. Sonra sahura kaldıran davul… Sokaklar, yüzü peçeli gençler, renk renk çarşaflı kadınlar, ellerinde tespih çeken erkeklerle dolu idi. … O evde, Ramazan gecelerinde Ahmet ağa beni Karagöz’e de götürürdü. Üsküdar çarşısında büyük bir kahvede oynarlardı. Sokakları kalabalık kız erkek alay alay çocuk hatta büyükler kahvenin bahçesine dalarlardı… Nihayet teflerin çalınması ve perde arkasından gelen bir şarkı seyirci alayını teskin eder ve sonra da oyun başlardı</em>.” <img alt="" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2018/05/26/3.jpg" style="margin: 5px 10px; float: right;" width="300" /></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Ruşen Eşref Ünaydın</strong> ise, “<strong>Diyorlar Ki</strong>” kitabında Ramazanları anlattığı bir bölüme yer verir. Bu bölümde iftar sofralarını anlatırken adeta kendinden geçer: “<em>Ah, o iftar sofralarının güzelliği! Çini tabaklar içinde bir çok çiçek gibi renk renk duran reçelleriyle, etrafını birer hilal gibi alan kokulu yarım simitleriyle adeta bahçe göbeklerini andırırlardı. Çorbaların biberli buğusu, kıymalı yumurtaların nefis kokusu odayı iştaha çoğaltan bir havaya bürürdü. Mermer musluğun yanındaki kayık tabaklarında kabaran dolgun güllaçları kar toplarına benzetirdim. Bakır maşrapalarla billur sürahilere yavaş yavaş boşaltılan sular, içimizdeki hararete adeta ince bir serinlik çizerdi... Hala hatırımdadır. Bunlar, buğulu beyinlerde garip bir acıma ve rengi belirsiz merhamet uyandırırdı. Kızmak, kimsenin aklına gelmezdi</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Burada şairlerimizden de söz etmeden geçmememiz gerek. Bayrak şairimiz <strong>Arif Nihat Asya</strong>;</p>

<p style="text-align: justify;"><em>İftâr topu aksedince ihsâniye’den<br />
Seslendi ezanlarım, Süleymaniye’den<br />
Altında ve üstünde yanıp bin kandil<br />
Nûr indi civara Nûruosmaniye’den”</em></p>

<p style="text-align: justify;">şeklinde coşkuyla Ramazanı dile getirirken, Üstad <strong>Necip Fazıl</strong> da;</p>

<p style="text-align: justify;">“<em>Bu kaçıncı Ramazan, daha kaç tane kaldı?<br />
Renk uçuk, nakış silik, ocak sönük…Ne kaldı?<br />
Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı<br />
“Bilinmez”i bilirler, bilseler ağlamayı</em>…”</p>

<p style="text-align: justify;">dizeleriyle bir uyarı yapmayı ihmal etmiyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi yazarlarımızın hatıraları, şairlerimizin şiirleri bizlere o günlerin Ramazanlarının bir tasvirini yapıyor.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazanın günlük hayata yansıması nasılmış peki, eserlerde nasıl anlatılmış bu hayat?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Ramazanın günlük hayata yansımasını da yine yazarlarımızın eserlerinden anlamak pek tabi mümkün. O dönem ramazanlarının karşılanması, yaşanması, Ramazana veda edilmesi de yine yazarlarımızın kaleminden bizlere ulaşıyor. Anlıyoruz ki o dönem Ramazanlarında Ramazanın bazen inanç boyutu bazen de sosyal yaşamdaki kültür boyutu ön plana çıkabiliyor. Birkaç örnek vermek gerekirse;</p>

<p style="text-align: justify;">Tanzimat dönemi sanatçılarından <strong>Ahmet Mithat Efendi </strong>ve <strong>Muallim Naci</strong>’nin ramazan hazırlıklarını anlatan Hikmet Feridun Es, bu iki edebiyatçının ramazan heyecanını şöyle tasvir eder: “<em>İki yüz kişilik iftar sofrası hazırlanırdı.</em>” “<em>Bab-ı Ali’den gazeteden çıkıp, Beykoz’a dönen kayınpeder ve damat, iftar hazırlığına koyulurlar. O akşam çiftlikte iki yüz kişiye iftar yemeği verilecektir. Bütün Beykoz, bütün Akbaba, bütün Dereseki halkı -her isteyen- bu iftara davetlidir. Efendi’nin çiftliği seferber edilirdi. Zira o günü akılları durduracak miktarda yufkalar açılır, lokmalar dökülür ve bilhassa sigara böreği yapılırdı.</em>”</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Muallim Naci</strong>’nin kızı <strong>Fatma Nigâr</strong> büyük bir nezaketle bu sahneyi şöyle anlatıyor: “<em>Börek olacak yufkalar o kadar çoktu ki ekseriya “Efendiler” de – Ahmet Mithat efendi- börek sarmaya inerlerdi. Karşılıklı </em><em>sararlardı. Ve bu işe ellerinin pek ziyade yakıştığını da annemden işitirdim!"</em><br />
<span style="color: #ff0000;"><strong><img alt="" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2018/05/26/5.jpg" style="margin: 5px 10px; float: left;" width="300" /></strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Evet. Yemeklerin hazırlanmasına da yardım ediyorlar. <strong>Sâmiha Ayverdi</strong>, <em>İbrahim Efendi Konağı</em> adlı eserinde çocukluğundaki Ramazan hazırlıklarını; “<em>İstanbul şehrinde Ramazan; toplar, davullar ve manilerle karşılanmadan çok önce başlardı… Evlerde çamaşır yıkanır, ütü yapılır, evler temizlenir, kilerler elden geçer sahurluklar iftarlıklar raflara dizilir; çarşı pazar işleri halledilirdi</em>.” şeklinde ifade eder. Ayverdi, özellikle kiler bahsini anlatırken; “<em>Evin temizliği kadar belki de daha teferruatlısı bir zahire deposun andıran kilerin temizliğiydi. Zira o uçsuz bucaksız taş odalarda neler yoktu ki? Kim ne zaman kilere girecek olsa raflarda Antep’in kuru baklavalarını, fıstıklı ceviz sucuklarını, Şam’ın, Malatya’nın, Tokat’ın kayısılarını, Ankara’nın ballarını, Kastamonu’nun üryanilerini, Bağdat’ın, Hicaz’ın hurmalarını görmeleri mümkündü. Bunu yanında Ramazana özel İzmir’den kuru incir, kuru üzüm; tarhana, bulgur, bulama, kuskuslar; Trabzon’dan havyarlar alınır ve kilere konur idi</em>.” der. Bir nevi sosyal hayatın tasviri gibi.</p>

<p style="text-align: justify;">Şair <strong>Halit Fahri Ozansoy</strong>’un “Eski İstanbul Ramazanları” kitabında anlattığı iftar sofrası, okuyanların -yeni yemek yemiş olsalar bile- karnını guruldatıp ağzını sulandıracak cinsten: “<em>Kadınlar bin bir telaş içinde kocaman iftar tepsisini sofraya çıkarırlar. Bu tepsi adeta sıcak yemeklerden önce el atılan bir yiyecek sergisidir. Reçeller, belki yirmi, belki daha fazla renk renktir: Çilek, vişne, gül, hünnap, kayısı, incir, frenk üzümü, ayva, şeftali, portakal, mandalina, ceviz, mürdüm eriği, bardak eriği, ne bileyim, Tanrı’nın kullarına nasip ettiği daha nice nice, nadide, Rumeli ve Afrika meyveler, reçelleri. Sonra peynirler envai. Sucuk, pastırma, havyar, tarator, kaz ciğeri… Hatırlamadığım daha bir sürü yiyecek. Bunların hepsi tabak tabak. Fakat tepside herkesin önünde zeytin. Kavala zeytini de. Ve en önemli olan hurma. Orucu siyah zeytinle bozanlar olduğu gibi, Arabistan’dan geldiği için hurma ile bozmayı sevap sayanlar da çok. Şimdi bu muhteşem tepsinin etrafına çörekotlu sıcak pideleri ve susamlı ve yağlı kandil çöreklerini dizin, tepsiyi gözünüzün önüne getirirsiniz. Topun patlamasına iki üç dakika kalmıştır.</em>”</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Refik Halit</strong>, “Üç Nesil Üç Hayat” adlı eserinde Abdülaziz, Abdülhamit, ve Cumhuriyet diye adlandırdığı üç dönemi ve bu dönemlerin yaşam biçimlerindeki değişiklikleri ele alırken, geleneklerin, iyi bir izleyicisi olduğunu göstermiş, bunlardaki değişimi gözler önüne serer: “<em>Ramazan ayı boyunca şehrin ileri gelenlerinin iftar verme geleneği meşhurdu… Bu ayda bazen israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer; İstanbul, en nefis yemeklerin her ‘Merhaba’ diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi. Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki… Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede ve ne münasebetle tanışıldığını, isminizi, işinizi sormazdı. Otur masanın bir kenarına; … sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç, usulcacık sıvış, git. Otuz gün Ramazan’ı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!</em>”</p>

<p style="text-align: justify;">Hatta <strong>Balıkhâne Nazırı Ali Rıza Bey</strong>, “Bir Zamanlar İstanbul” adlı eserinde, “<em>İftar vermek için antikalarını satan paşalar bile vardı.</em>” der.</p>

<p style="text-align: justify;">Bunun yanında günlük hayata sosyal yardımlaşma bahanesi olarak da yansımıştır Ramazan. Bunun en güzel örneği malumunuz “Diş Kirası” uygulamasıdır. Eskiden köşk veya konak sahipleri Ramazan’da civar halkı için sofralar hazırlatır, kim gelirse gelsin içeriye alırdı. Misafirler iftarını yapıp gitmek için kalktıklarında konak sahibi kadife kese içerisine koyduğu altın veya gümüş paraları diş kirası olarak gelen misafirlere verirdi. Bu hediyenin zarif sebebi her ne kadar misafirlerin o gece zahmet edip gelerek, hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olması gibi sunulsa da aslında amaç bu vesileyle muhtaçlara yardımda bulunmak, onları sevindirmekti.</p>

<p style="text-align: justify;">Sadece bu değil tabi ki. Burada “Zimem Defterleri”ni de unutmamak gerekir. <strong>Cemal Kutay</strong>, “Tarih Ne Zaman İbrettir” isimli eserinde Zimem Defterini şöyle anlatır: “<em>Eskiden ramazan günlerinde tebdil giyinmiş zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkanlarına gider, onlardan Zimem defterini (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rast gele sahifelerin yekûnunu yaptırıp, </em><em></em><em>silin borçlarını... Allah kabul etsin</em><em></em><em> der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi</em>...” Hem de yardımlarını, en göze batmayan şekilde vermeyi, onu incitmeyerek, mümkün olduğunca riyadan uzak durmaya çalışırlardı. Zaten Allah katında makbul olanı da buydu. İslam ahlakının ve Osmanlı terbiyesinin gereği de öyle. Tabi günümüzde de böyle uygulamalar olsa güzel olmaz mı?</p>

<p style="text-align: justify;">Başlı başına bir manevi iklim, bir medeniyet olan Ramazanlar, karagözü, ortaoyunu, meddahı, kahvelerde musiki alemleri, Direklerarası gösterileri, mahyaları, teravihleri, manileri, sahurları, iftarları ile pek çok edip, şair, yazarın yazılarına, kitaplarına konu olmuştur. Elbette ki Ramazan ayı İstanbul’la daha bir güzel yaşanmıştır. Özellikle de iftar sonrası “Direklerarası” eğlenceleri, hala günümüzde hatıralarda tadını korumaktadır. Direklerarası, başlı başına bir kültür.</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Salah Birsel</strong> “Kahveler Kitabı” adlı eserinde Direklarasını şöyle tarif eder: “<em>Direklerarası, Kalenderhane Camii önünde başlar. Şehzadebaşı Caddesi’nin 16 Mart Şehitleri Caddesi’yle Dedeefendi Caddesi’nin kavşak noktaları arasında kalan parçadır burası. Buraya Direklerarası denilmesinin nedeni de yolun iki yanında taş direklere dayanan kemerler bulunmasıdır. Direklerin arası altı metre var, yoktur. Halk, bu kemerlerin altından geçer. Direkler, Meşrutiyet’in ilanına değin vardır. Meşrutiyet’ten hemen sonra Şehzadebaşı Caddesi genişletilmek istenince kemerler, direkler yıkılmış caddeye de tramvay hattı döşenmiştir</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Burhan Arpad</strong>, “Direklerarası” adlı kitabında, 1890'ların sonundan bir İstanbul fotoğrafını şöyle çekiyor: “<em>Sokaklar kapkaranlık, elleri muşamba fenerli insanlar, üçer beşer kişilik gruplar halinde, güle konuşa geçiyorlar. Teravih namazı yeni bitti. Oruçlarını tutmuş, namazlarını kılmış insanlar, Direklerarası'na gidiyorlar. Ramazanın ibadetlerini yerine getirmiş olmanın iç rahatlığıyla, Direklerarası'nda eğlenmeye gidiyorlar</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Elbette ki ramazan geceleri sadece Direklerarası’nda geçmezdi. Özellikle kış gecelerinde birbirlerinin evlerinde toplanan halk Ramazanın ruhuna uygun şiirler okur, menakıpnameler anlatır idi. Bunu yine <strong>Ahmet Rasim</strong>’in kaleminden şöyle okuyoruz: “<em>Bir zamanlar kış Ramazanlarında evlerde toplanarak teravihler kılındıktan sonra, tefsir, buhar-i şerif, kısas-ı enbiya, mesnevi şerhleri, siyer, menakıb-ı meşayıh, hikayat-ı evliya, muharebat-ı meşhure, cihannüma, tâcü’t-tevarih, naima, Raşit, Cevdet, alâ tarihleri gibi hoşa giden kitaplar, el yazısı daha nice makbul eserler okunur, tekkelerde zikirler, devranlar yapılır, bazı yerlerde muhammediyye, ahmediyye, battal gazi, taberi, binbir gece, Leyla ile mecnun, Ferhat ile şirin, arzu ile kanber, hayber kalesi, kesikbaş, dev masalları ile vakit geçiştirilir, musikiden fasıllar, şarkılar geçilir idi</em>.”  </p>

<p style="text-align: justify;"><img alt="" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/13567110_1036097429772526_8480746085430793896_n.jpg" style="width: 700px; height: 466px;" /></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan günlük hayata bir canlılık getiriyor, toplum yaşıyor ramazanı..</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi Ramazan günlük hayata bir canlılık getirir, ibadeti, yardımlaşmayı, merhameti, birlikteliği, eğlenceyi insanlar bir kez daha hatırlar ve tabiri caizse maddi ve manevi hayatlarını yenilerlerdi. Toplum ramazanı Ramazan da toplumu yaşardı.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Günümüz edebiyatına bakarsak, pek çok yazı yazılmış, eser ortaya konmuş ama herhalde en önemlisi Üstad Sezai Karakoç’un ‘Samanyolu’nda Ziyafet’ adlı eseri. Neler söyleyebilirsiniz bu eserle ilgili? <img alt="" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2016/06/14/sezai-karakoc-samanyolunda-ziyafet.jpg" style="margin: 5px 10px; float: right;" width="300" /></strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Üstad <strong>Sezai Karakoç</strong>, muhtelif zamanlarda yazdığı ramazanla, oruçla ilgili yazılarını “<strong>Samanyolunda Ziyafet</strong>” isimli kitabında toplamıştır. Hepimiz için başucu kitabı yapmamız gereken bu eserin her cümlesi bir öğüt, her cümlesi bir meşale bizler için. Edebiyatımızda gördüğümüz Ramazan yazıları genellikle hatıraların anlatılması şeklinde iken üstadın bu eseri oruç ve ramazanın içerdiği derin mana ve bize yüklediği sorumluluklar üzerine. Üstadın bu kitaptaki cümleleri şifa niyetine ruhumuzu ve manevi yaralarımızı iyileştiriyor desek abartmış olmayız sanırım.</p>

<p style="text-align: justify;">“Betonları Kıran Oruç” başlıklı yazısında orucu: “<em>Oruç, bir noktadan bakılınca, rûhun ve vücûdun dezenfekte edilmesi oluyor.” diye tarif eder ve ekler, “Hayatın monotonluğu, sıradanlığı yeni zaman ile, ramazan ile değişir</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Kitabın da ismini aldığı Samanyolunda Ziyafet isimli yazısında oruç ve zaman kavramını mürekkep hale getirir: “<em>Değişim başlamıştır. Zaman, başka bir zamandır … Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk, gerçek öğle, gerçek ikindi, gerçek akşam ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı Oruçla. Gerçek zaman Oruçladır</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Oruç ve çocuğu anlatır sonra “Oruç ve Çocuk” yazısında. Der ki üstad: “Çocuk ve oruç arasında bir iyilik ırmağı akar: “<em>Oruç ve namazladır ki, kutsal bir dünyaya girer çocuk. Sözle değil; bizzat o dünyanın içinde yaşar Mutlak Gerçeği</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Konuğa benzetir sonra: “<em>Ne güzel konuktur o!… Evimizi, ruhumuzu aydınlatır, bizlere dirilişin imkanlarını sunar. Hoş geldin!… Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar. Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki bacalarda ne kadar birikmiş kurum varsa dökülür</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">“<em>Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa; bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktı</em>r” diyerek, Oruç ve Diriliş bahsinde orucun ve Ramazanın bizi diri, canlı tutan yegane güç olduğunu belirtir. Yine Üstadın bu eserinde öyle tespitleri vardır ki her biri manevi bir yaraya merhem olacak türdendir. Örneğin; “<em>Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı.</em>” “<em>Bir göç var, kutlu bir sefer… “Ramazan dünya içinde ahirete bir aylığına Müslümanların toptan hicreti gibidir</em>.” “<em>Ramazan, biz Müslümanların kimlik hamurumuza bir güneş ışığı gibi sızmıştır. Kişiliğimizi mayalamıştır o. Kişiliğimiz onunla; o, kişiliğimizle yoğrulmuştur</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Özellikle günümüzde miskinliğe, boş vermişliğe, umutsuzluğa kapılan her Müslüman'ın, kaybettiğini hatırlaması; umudu, irfanı, iyiliği, dirilişi yeniden hatırlayıp “İslam insanı olmak” için her cümlesi her mısrası bir diriliş müjdesi olan Sezai Karakoç’u ve bu eserini okuması ve içselleştirmesi gerektiği kanaatindeyim. Ayrıca dikkate değer olduğunu düşündüğüm şu sözünü de söylemeden geçemeyeceğim: “<em>Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani Samanyolunda Ziyafet</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">’Oruç da acıkır’ sözü çok etkiler beni. Oruç ve manevi tat arasında nasıl bir bağ var?</span> </strong></p>

<p style="text-align: justify;">Evet, Üstadın “Oruç da Acıkır” başlıklı bir yazısı var <em>Samanyolunda Ziyafet</em> kitabında. O yazıda şöyle der: “<em>Kur’ân sesi, namaz, merhamet… Orucun Müslüman’dan istedikleri vardır: Evet, oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’ân sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı, giyindiği, Allah adının yükseltilmesi yani cihattır</em>.” Yani oruç, Kur’an’a, namaza, merhamete, iyiliğe, güzele, vicdana, cihada açtır. Tam on bir ay bekler oruç, sabırla. Ve geldiğinde olabildiğince bu açlığını gidermeye çalışır. Öyle değil midir? Ramazanda, oruçlu iken Kur’an’la, namazla, merhametle, iyilikle daha bir hemhal olmaz mıyız? Yani Ramazan, tabir yerindeyse beden ile mekanı temsil eden oruçtan ve maneviyatı ile zamanı temsil eden Kur’an’dan oluşmuş bir hazine değil midir? Ve oruç bu açlığını giderirken aslında bizi de manen doyurur.</p>

<p style="text-align: justify;">Oruç bedenin zekatı olduğu için nasıl zekat haramı temizliyorsa oruç da bedeni temizliyor. Bedeni temizlerken bedeni dizginliyor da. Ruhun maneviyatını bedene nispetle artırıyor.  Kısa zaman sonra maneviyat beden üzerinde hakimiyet kuruyor. Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Oruç tut, sıhhat bul.” İşte bizler de bu sayede hem maddi hem de manevi olarak sıhhate kavuşuyoruz.</p>

<p style="text-align: justify;">Dünyada her kötülüğün başı, Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Oruç ise bize daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevi eğitimin olumlu tesiri ile insan, davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülüklerden uzaklaşır, uzaklaşmaya çalışır. Oruçla toplumda kalpten kalbe yol açılır. Şefkat ve merhamet; sevgi ve saygı maddi dünyada manevi dünyaya yol bulur akar. Ve şöyle deriz “ ey oruç, tut bizi.” İşte, oruç bizi tutar. Bir yandan maddi hazlara giden nefsi tutarken diğer yandan da manevi hazların da içindeki ruhu tutar.</p>

<p style="text-align: justify;">Ne diyor Üstad Sezai Karakoç: “<em>Oruç ayında gündüz daha gündüz, gece daha gece değil midir! Güneş daha güneş, su daha su, toprak daha toprak, ay daha ay, yıldız daha yıldız, zaman daha zaman, mekân daha mekân, vücut daha vücut değil midir! Ve nihayet ruh, daha ruh değil midir</em>!”</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ali Haydar Haksal’ın ‘Oruç Çağrısı’ kitabı da anlamlı bu bağlamda.</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Ali Haydar Haksal</strong>, İslam medeniyetinin kültürel kodlarını yazılarında incelikle işleyen, bu medeniyeti ruhunda hisseden, hassasiyeti olan bir yazarımız. “<strong>Oruç Çağrısı</strong>” da Müslüman’ca bir duruşun, içten söylemleri, hüzünleri, endişeleri ile dünya Müslümanlarına bir şeyler vermeye çalışan bir toprak gibi. Yukarıda da bahsettiğimiz Ramazanın zaman ve mekan kavramlarını da çok güzel işler Oruç Çağrısı’nda. Haksal, eski ramazanları içtenlikle anlatırken kendi hatıralarındaki ramazanlara da yer verir ve bu satırları okurken içimiz burkulur, hüzünleniriz. Sezai Karakoç’tan bahsederken söylediğimiz gibi Oruç Çağrısı’nda da ruhun bir arınmaya, temizlenmeye girdiğinden, sair zamanda yüreğimizde açılmış yaraların oruçla merhem bulmasından ve hayatımızın bir anda değiştiğinden bahseder Aksal. Bu yüzden şu cümlesi önemlidir Haksal’ın: “<em>Bedene ve ruha sinen ve yapışan bütün olumsuzlukları gömerek yok etme gücünün başlangıcı</em>.” Bir kendine gelme, titreme, kim olduğunu ve nerede olduğunu hatırlama, orucun manevi ırmağında yılda bir kez de olsa temizlenme, şeklinde özetleyebiliriz bu cümleyi. Dolayısıyla Oruç, barındırdığı tüm anlamların yanında bir “diriliş” başlangıcıdır Haksal’a göre. Bu yüzden önemlidir Oruç Çağrısı.  Sözümüzü yine Oruç Çağrısı’ndan bir cümleyle bitirelim: “<em>Ellerimiz göğün boşluğuna uzanır, nurlanır ve geri döner. Kendi anlamını kavrar</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bayram günlerini konuşmadan geçemeyiz..Edebiyatımızda, edebiyatçılarımızın dünyasında bayramın yeri nedir?</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Edebiyatımızda bayram ve ramazan gibi özel günler, çeşitli özellikleri ile farklı edebi metinlerde kendine yer bulmuştur. Şairlerimizin eserlerinde, lydiyye veya Ramazaniyye başlıklarıyla karşılaşırken yazarlarımızın da hatıralarında, romanlarında görürüz Ramazanı.</p>

<p style="text-align: justify;">İstanbul şairi <strong>Yahya Kemal</strong> bir bayram anısını şöyle anlatır hüzünlenerek: “O <em>sabah Müslümanlığa az aşina Büyükada’nın küçük camisi içinde şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik. Namazdan çıkarken kapıda ayandan Reşit Akif Paşa durdurdu. Bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu. – Bu Bayram namazında iki defa mesudum. Hamdolsun sizlerden birini kendi başına camiye gelmiş gördüm. Berhüdar ol oğlum. Gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni müteselli etti, dedi. Hem geldiğimi hem de bayramımı tebrik etti. Yanındakiler de tebrik ettiler ve bu basit hadiseden dolayı pek samimi olarak mahzuzdurlar</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Reşat Ekrem Koçu</strong>, <em>İstanbul Ansiklopedisi V</em>’ te “Bayram Yerleri” başlıklı yazısında söyle nakleder bayramı ve bayram eğlencelerini: “<em>Mahfil Mecmuasında Tahirül-Mevlevi şunları yazıyor: İstanbul’un Fatih, Sultanahmed, Kadırga ve Saray Meydanı gibi geniş sahaları eskiden bayram yeri ittihaz edilmişti. Oralara gelen çocuklar salıncaklarda sallanırlar, dönme dolaplarda yükselip alçalırlar, mihveri etrafında devreden atlı karacalarda dönerler, atla, merkeble hatta deve ile meydanda gezerler</em>.”</p>

<p style="text-align: justify;">Bayramlar milletimizin en özel günlerinden birisi olduğu için, bayram üzerine de çok güzel şiirler, ilahiler yazılmış, türküler söylenmiştir. Hacı Bayram Veli Hazretleri, bayram duygularını şu şekilde ifade eder:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>Bayramım imdi, bayramı imdi,<br />
Yar ile bayram eyledi şimdi.<br />
Hamd senalar hamd-ü senalar,<br />
Yar ile bayram etti bu gönlüm.</em></p>

<p style="text-align: justify;">Yahya Kemal Beyatlı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” adlı şiirinde bayramın kültürümüzde taşıdığı değeri, manayı ve uyandırdığı duyguları ne güzel ifade etmiştir:</p>

<p style="text-align: justify;">Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede<br />
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de<br />
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,<br />
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi</p>

<p style="text-align: justify;">Ulu Ma’bed seni ancak bu sabah anlıyorum,</p>

<p style="text-align: justify;">Ben de bir varisin olmakla bu gün mağrurum</p>

<p style="text-align: justify;">İstiklal Marşı şairimiz <strong>Mehmed Akif</strong>’de de bayramı şu şekilde dile gelir:<br />
<em>Âfak bütün hande, cihân başka cihândır,</em><br />
<em>Bayram ne kadar hoş, ne şerâretli zamandır. </em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Bayramda güler çehre-i ma’sum-i savbet</em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Ümmîd çocuk suret-i sâfında iyandır.</em></p>

<p style="text-align: justify;">“<em>Halk arasında Şevval’in birinci günü kutlanan Ramazan Bayramı’na sadaka verildiği için Fıtır Bayramı, üç gün sürdüğü için “Küçük Bayram”, ve çok tatlı yendiği için de “ Şeker Bayramı” denilirdi. Çocukların bazısı bayram sabahını bekleyemez yeni esvaplarını önceden giyerlerdi. Bunlar “ Arife Çiçeği” diyerek alaya alınırdı. Bayram namazı için camiye değişik yollardan gidilir böylece daha fazla tanıdık ile bayramlaşılırdı. Eve tebriğe gelenlere genellikle badem şeker ve lokum ikram edilir bazen yanına bardaklar ilave edilmiş bir kase içinde gülbeşeker, sakız yahut Hindistan cevizi reçeli gibi macun kıvamında tatlı ikram edildiği de olurdu. Kasenin yanındaki bardakların birinden alınan kaşıkla tatlı yenir, işi bitince kaşık yarısı su dolu diğer bardağın içine konulurdu. Ve sokaklar da çocuklara kalırdı. Bayram yerlerinde dönme dolap, kayıksalıncağı; ata ve at arabasına binmek, makarayla telden kaymak gibi günümüzde ilkel sayılabilecek lakin eğlenceli etkinlikler</em> <em>vardı</em>.” diye anlatır <strong>Erol Özbilgen</strong>, “Eski İstanbul’un Bayramları” adlı bir söyleşisinde.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan ve bayram; çocuğundan gencine, gencinden ihtiyarına farklı farklı manalar içerir. Ve toplumumuz eskiden olduğu gibi bugün de onbir ayın sultanı Ramazanı dört gözle hasretle bekler. Bu konu ile ilgili son sözümüzü “Ramazan” şiirimizdeki mısralarla bitirelim:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>Allaha gider her an yorulmaksızın zaman,</em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Al ruhumu içine Hakka götür Ramazan.</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Röportaj:<strong> Şakir Kurtulmuş </strong></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/huseyin-emin-ozturk-ile-edebiyatcilarin-dunyasindaki-ramazani-konustuk</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2020 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2020/05/huseyin_emin_ozturk_ile_edebiyatcilarin_dunyasindaki_ramazani_konustuk_h29181_277d3.png" type="image/jpeg" length="66041"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gökhan Özcan: Ramazan'la sağlanan zihin açıklığından istifade etmek gerek]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/gokhan-ozcan-ramazanla-saglanan-zihin-acikligindan-istifade-etmek-gerek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/gokhan-ozcan-ramazanla-saglanan-zihin-acikligindan-istifade-etmek-gerek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Ramazan ayından bir insan, bir mümin, bir kul olarak ne kadar mümkünse o kadar derinleşerek, zenginleşerek, bir şeyler kazanarak çıkabilmek için kendimce bir özen, bir dikkat, bir uyanıklık, bir hassasiyet geliştirmenin gayretinde oluyorum.'']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dünyabizim’de birkaç senedir Ramazan ayına özel her gün Ramazan-ı Şerif yazıları ve alıntıları paylaştık. 2014’te birçok şair, yazar, ilim adamı Dünya Bizim için Ramazan-ı Şerif'e özel yazılar yazdılar: <a href="/7541/dunya-bizim-icin-yazdi/tags" target="_blank">http://www.dunyabizim.com/7541/dunya-bizim-icin-yazdi/tags</a> 2015’te ise alıntılar yaptık:<a href="/8501/ramazana-dair/tags" target="_blank">http://www.dunyabizim.com/8501/ramazana-dair/tags</a></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2016'da ise ilim, kültür ve edebiyat dünyasından isimlerle kısa kısa Ramazan-ı Şerif söyleşileri yaptık. Bu söyleşilerden birini de<strong> Gökhan Özcan ile yaptık.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazanınız genel itibariyle nasıl geçer? Öncesinde Ramazan'a dönük bir planlama yapar mısınız? Böylesine mübarek vakitleri nasıl değerlendirirsiniz?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ramazan ayının sahip olduğu hususiyetler sebebiyle sair zamanlardan bir farkı, bir farklılığı, bir başkalığı olması gerektiği herkesçe malum... Ben de bu çerçevede, gücüm yettiğince, Ramazan günlerini ve gecelerini bu mübarek vakitlere özgü birtakım meşguliyetlerle geçirmeye gayret ediyorum.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Esasen sadece oruçlu olmak bile, zaten hayatımızın her zamanki ritminde, seyrinde, gidişatında büyük değişimlere yol açıyor. Diğer zamanlarda yapageldiğimiz şeylerin önemli bir kısmını belli saatler boyunca yapmaz hale geliyoruz. Bu, on bir ay boyunca pek de itiraz etmeden kendimizi içine bıraktığımız rutinin kırılması anlamına geliyor. İyi ki de öyle oluyor, bir durup nefeslenmek, ne yapıp ettiğimizin muhasebesini yapmak imkânı buluyoruz. Bunun gaflete dalmaya fazlasıyla eğilimli olan kullarına bir rahmeti ve bu mübarek ayın bizi yaşadığımız gündelik uyuşmalardan uyandıran, ayıltan bir kerameti olduğuna inanıyorum. Bunu hissetmeye, bunun üzerinde tefekkür etmeye çalışıyorum. Her şeyin saatinin imsak-iftar arası yeni bir düzene sokulduğu, zamanlama dediğimiz şeyin ilahi takvime bağlandığı bu kendine gelme halinden benim hayatıma da hayırlar erişsin istiyorum. Kendimi planlama yapma geriliminden özellikle uzak tutmaya çalışıyorum; çünkü zaten Ramazan ayı, zamanın seyri içinde hikmetlerle dolu bir ilahi planlamanın neticesi olarak her yıl hayatımızı teşrif ediyor. Mümkün olduğunca kendimi bu serin suların dinginliğine bırakmayı tercih ediyorum, bunu arıyorum. İşi gücü biraz ihmal etmeyi de göze alıyorum bunun için.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eğer hayatın rutin seyrinde, hızlara ayarlı ritminde, bizi aslî meselelerimizden uzaklaştıran gündeliklerinde bir değişme olmazsa, o vakit Ramazan bize hiç dokunmadan, feyzinden, bereketinden gönüllerimize bir nasip bırakmadan gelir geçer, Allah korusun. Orucu hissetmeye çalışmak gerek, vücuda etkisine, kırılan direncimize, yumuşayan katılıklarımıza yakından bakmak gerek... Bütün bunları varlığımıza ilişkin bir idrak vesilesi kılmanın ve zihnimde uyananları bir ifadeye kavuşturmanın yollarını arıyorum. Sahip olduğumuzda farkında olmadıklarımızın, bir şekilde el çektirildiğimizde anlamına erişmeye, farkına varmaya çalışıyorum. Elbette hamd ve şükrümü arttırmaya çabalıyorum. Ne kadar yapabildiğim ayrı konu, ama deniyorum.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ramazan ayından bir insan, bir mümin, bir kul olarak ne kadar mümkünse o kadar derinleşerek, zenginleşerek, bir şeyler kazanarak çıkabilmek için kendimce bir özen, bir dikkat, bir uyanıklık, bir hassasiyet geliştirmenin gayretinde oluyorum, işin özeti bu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan'da okumalarınız da değişir mi? Neler okursunuz daha çok? Başucu eserim dediğiniz kitap ya da kitaplar var mı Ramazan özelinde?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet, okuma düzenimde de bu farkın ortaya çıkmasını istiyorum. Ramazan malum mukabele ayı, ben de Kur'an okumak için bir vakit ayırıyorum. Her gün düzenli olarak az da olsa tefsir ve siyer okumaya çalışıyorum. Mesela <strong>Ruh-ul Beyan</strong>'dan bir ya da birkaç ayetin tefsiri, <strong>Asım Köksal</strong> merhumun eserinden birkaç sayfa siyer gibi... Bunun dışında ilmî, irfanî eserleri önceleyerek bir okuma düzeni kuruyorum. Elbette bu havaya uygun edebi eserler de var. Her zaman birkaç kitabı dönüşmeli olarak okurum, bu düzeni bozmuyorum hiç. Ciltlerce kitaptan söz etmiyorum, az da olsa zamanı kıymetlendirecek ve bana gerçekten bir şeyler katacak kitaplara yöneliyorum.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son zamanlarda kitap alırken eskiden olduğundan daha seçiciyim. İnsan, yaşı ilerledikçe zamana karşı kendini daha fazla sorumlu hissediyor. Okumak için vakit ayırıyoruz, hayatımızdan o vakitleri feda ediyoruz. Vakti çarçur etmekten daha büyük bir israf düşünülebilir mi, bilemiyorum. Doğrusu yayın dünyasında bu hassasiyet yavaş yavaş kayboluyor, insanlara vakit geçirtmek için yayınlanan sayısız kitap var. Vakit geçirmek gibi bir ihtiyacımız yok ki, vakit zaten geçiyor; vakti değerlendirmek, içini doğru şeylerle doldurmak asıl önemli olan... Ramazan'da bu daha da böyle... Ramazan rahmet ve bereket ayı... Hazır, kafalarımızın içini çıfıt çarşısına çeviren modern meşguliyetlerden az da olsa yakamızı kurtarmışken, o zihin açıklığından istifade etmek gerekmez mi? Böyle bir hareket noktasından yola çıkıyorum, okuyacaklarımı böyle bir hassasiyetle seçiyorum.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan şu 3 şeyle ilişkinizi nasıl etkiliyor: Para, aile / dostlar, yemek?</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Para</strong>: Paranın insana sağlayabileceği şeylerin ne kadar sınırlı olduğunu görebilecek kadar yaşadım. Çok şükür hayatımı sürdürebilecek bir düzenim var, çok para getirecek büyük beklentilerim de yok. Param yetmeyeceği için yapamayacağım şeylere de pek ilgim yok. Gençliğimde film çekmek, yayınevi kurmak gibi yüklü bütçe gerektirecek hayaller kuruyordum, şimdi hayatımın bir eni boyu olduğunun farkındayım, bir şikâyetim de yok. Ramazan ayı hem ne çok şeye sahip olduğumu idrak etmeme, hem de benim sahip olduklarıma sahip olamayanların hallerini fark etmeme imkân veriyor. Bu herkes için böyle... Ramazan ayı boyunca insanların ellerindekini ihtiyaç sahipleriyle paylaşma konusunda ne kadar gayretli olduklarını görüp bundan mutlu oluyorsunuz. Nice bereketli hayır sofraları kuruluyor, kapı kapı dolaşılarak ihtiyaçlar karşılanıyor, hep birlikte muhtaç durumdaki insanlar için, kardeşlerimiz için dualar ediliyor. Bütün bunlara karınca kararınca ben de katılmaya çalışıyorum ama kendini muhtaç kardeşlerine adamış o kadar güzel insanlar görüyorum ki benim halim beni ikna etmiyor. İnşallah bu güzel gayretleri göre göre daha güzel insanlar oluruz, olacağız. Allah iyilikten, güzellikten nasibimizi arttırsın, parayla imtihanımızda da yardımını bizden esirgemesin.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Aile / Dostlar</strong>: Çocukluğumdan beri, yakın akrabaların, eş dostun katıldığı iftar sofraları benim Ramazan'larımın bir parçası oldu. Hem biz eşe dosta, akrabaya misafirliğe gittik, hem onlar bizim iftar sofralarımızı şenlendirdiler. Ailemden gördüğümü, şimdi ben de kendi ailemde sürdürüyorum. İftarları vesile ederek bir araya geliyor, eş dostla muhabbet tazeliyoruz. Ramazan'ın en bereketli taraflarından biri de bu...</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Yemek</strong>: Doyma eşiği düşük biri olarak iftar sofralarının beni biraz zorladığını itiraf edebilirim. Gerçekten olağanüstü bir mutfağımız var. İftar sofraları ile baş etmek kolay değil. İşin ruhuna bağlı kalmak ve iftar sofrasında kontrolü kaybetmemek için elimden geleni yapıyorum ama her zaman maalesef başarılı olamıyorum. İftar sofralarının bir başkalığı elbette olacak, bu sevinci çoluk çocuğumuzla elbette yaşayacağız ama galiba biraz ölçüyü kaçırıyoruz. Bu konuda belki ortak bir bilince ulaşmaya çalışmamız gerekiyor. Bütün sofralarımızda ama özellikle de iftar sofralarında işin anlam ve önemine uygun bir sadeleşmeye ihtiyacımız var. Kendi başımızayken biraz daha makul sınırlarda kalabiliyoruz ama misafir ağırlarken ya da restoranlarda ölçü epeyce kaçıyor. Maalesef israf manzaraları da yaşanıyor. Buradan meseleyi pek de iyi düşünmediğimiz anlaşılıyor. Sünnete uygun pratik bu değil, özellikle israftan kaçınmak gerek... Elbette ihtiyaç sahiplerini de unutmamak gerek, onlara da ikram edecek bir şeylerimiz olmalı... Aksi halde oruçla kazandıklarımızı iftar sofralarında harcamak gibi bir tehlike var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Konuşan: <strong>Mehmet Erken</strong></span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/gokhan-ozcan-ramazanla-saglanan-zihin-acikligindan-istifade-etmek-gerek</guid>
      <pubDate>Wed, 08 May 2019 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2019/05/gokhan_ozcan_ramazan_la_saglanan_zihin_acikligindan_istifade_etmek_gerek_h24309_60f51.jpg" type="image/jpeg" length="91126"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamdi Arslan: M. Emin Saraç Hocanın tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmektir]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/hamdi-arslan-m-emin-sarac-hocanin-tek-gayesi-allahin-rizasini-elde-etmektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/hamdi-arslan-m-emin-sarac-hocanin-tek-gayesi-allahin-rizasini-elde-etmektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FSM İslâmi İlimler Fakültesi öğretim üyesi Hamdi Arslan, Mehmet Emin Saraç Anadolu İmam Hatip Lisesi tarafından çıkarılan İnşirâh dergisinde hocası, M. Emin Saraç’ı anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Değerli hocam bize kendinizden, ilmi faaliyetlerinizden kısaca bahseder misiniz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Bismillahirrahmanirrahim. Adım Hamdi Arslan. Memleketim Çankırı. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü mezunuyum. Şu anda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim. Arapça ve tefsir gibi ilimleri okutmakla meşgulüm. Ayrıca Fatih Camii’nde 25 seneyi geçti İslâmî ilimleri, ilahiyat fakülteleri öğrencilerine okutma vazifesiyle meşgulüm. <b>Emin Saraç</b> Hocamın yardımcısı olarak ve onun halkasını idare etme göreviyle Fatih Camii tedrisatında hizmetliyiz. Dünyanın farklı yerlerindeki İslâmî tebliğ faaliyetlerine katılmaktayım. Hindistan’dan Amerika’ya, Balkanlara varana kadar farklı yerlerden ülkemize öğrenci getirmek, onları yetiştirmek gibi faaliyetlerimiz var. Oralarda camii, okul yaptırmak gibi daha başka faaliyetleri desteklemekle meşgulüz.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Emin Saraç Hocamızla tanışmanız nasıl oldu?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Dediğim gibi ben Yüksek İslâm Enstitüsüne öğrenci olarak geldim 1974 yılında. Hocamızla tanıştık. O zaman kendisi her gün Fatih Camii’nde Yüksek İslâm Enstitüsü talebelerine ders okutmaktaydı. O gün bugündür kendisiyle beraberliğimiz devam etmekte. Talebe olarak daha sonra Mekke-i Mükerreme’ye gittim. Mekke-i Mükerreme’deki yıllarımızda hocamızla irtibatımız devam etti. Onun yönlendirmesiyle tabii ki gittik. Geldikten sonra Marmara İlahiyat’ta hocalık yaptım, İstanbul İlahiyat’ta hocalık yaptım. Bu esnada esas vazife olarak Fatih Camii bünyesinde hocalığımıza talebelerle beraberliğimize devam ettik.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Emin Saraç Hocamızdan hangi yıllarda hangi dersleri okudunuz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">1974 ile 1980 arası ben buradaydım. Kendisinden fıkıh, hadis, tefsir, akaid, tasavvuf konularında birçok kitaplar okuduk. Bunlardan en başta “Sünen Ebu Davud” kitabını Türkiye’de ilk defa hocamız bize okuttu. O kitabın temini ve talebe arkadaşlara verilmesi konusunda tatlı hatıralarımız var. Sonra Arapça olarak “Katrün-Nida” kitabını ben hem okudum hem okuttum hocamızın halkasında. “Tefsir-ü Ayât-il Ahkâm” kitabı vardı Muhammed Ali Es-Sabuni Hocamın. O ders okunuyordu. Hatta o zaman kitap alma imkânımız zordu. Kendisi bana bir nüsha hediye etti, benim devamlı bir talebe olduğumu görünce. Ondan sonra “Buluğu’l-Meram” isimli hadis kitabını, “El-İhtiyar” isimli fıkıh kitabını, “Kasidetü’l Bürde” kitabını, “Sünen-i Tirmizi” kitabını, “Risaletü’l Müsterşidin” kitabını hocamızla okuduğumuzu hatırlıyorum. Daha başka kitaplar da vardı usul-ü fıkıhtan. Onları da okuduk. Hamdi Azami’nin “Usul-u Fıkıh” kitabı vardı Bağdat’tan. O kitabın bir nüshası hocamızda vardı. Ben onu aldım ayrıca istinsah ettim. O zamanlar bilgisayar vesaire yoktu. Mumlu kâğıtlara kopyasını o zamanki daktiloyla yazıp talebe arkadaşlara dağıtmıştım. Hocam buna çok memnun olmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">77 yılında boykot vardı okulda. Herkes köyüne gitti, ben gitmedim. Burada hafızlığa başladım. Bunu duyunca hocam, “Seni ben dinleyeceğim” dedi. Elhamdulillah bir sene içinde hafızlığımı tamamlayıp hocama dinlettim. Bunun için hocam çok sevindi. Hocam bana: “Sen benim ilk ve son hafızımsın” derdi, ayrı bir yerimiz olmuştur yanında. Meşhur ders vekili Osmanlı’nın en büyük âlimlerinden <b>Muhammed Zahid El-Kevseri</b> hazretlerinin icazetnamesi hocamda vardır. Bu icazetnameye sahip olan hayattaki tek kişi hocamızdır. O icazeti bana lütfetti.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Emin Saraç Hocamızın hocalık vasfından bahseder misiniz?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Emin Saraç Hocamız hocalıktan başka bir şey bilmez. Hayatı tamamen ilme ve öğretmeye aittir. Kendisine maddi ve siyasi birçok teklifler gelmiştir. Onların hiçbirini kabul etmemiştir, elinin tersiyle itmiştir ve 1958 yılında Mısır’dan döndüğünden beri Fatih Camii’ne oturmuş orada talebe okutmuştur. O gün bugündür talebe okutmaya devam etmiştir. Diyebiliriz ki dünyada zevk aldığı tek şey talebe okutmaktır. Hatta hocalar zaman zaman anlatır, hatıralar var. Ayaklı kütüphane diye biri. <b>Gümülcineli Mustafa Efendi</b>, Emin Saraç Hocamıza demiştir ki: “Evladım, sabahleyin belli saatte buraya gel otur. Kimse gelmese bile sen bu dersi okutmak için hazır ol. Talebeler olmasa bile melekler gelmiştir, seni beklemektedir. Buraya gelen bir iki talebe deme okutmaya devam et.” Hocamız bu prensibi ömür boyu tatbik etti ve etmekte. Talebe ve ders olduğu zaman evini, başka işlerini bırakır, derse mutlaka gelir. Dersten hiç taviz vermez. Biz talebeyken bazen unuttuğumuz olmuş, hatırlıyorum. Mesela 1976-1977 yıllarında falan İlim Yayma Yurdunda kalıyorduk. Hocamız sabah saat 9.00’da gelirdi. “Nerede bizim bu talebeler” diye bizi uyandırırdı. Çünkü geceleyin bir yere gitmiştik. Ya miting vardı ya da bir şey olmuştu o gün. Gelirdi o dersi mutlaka işlerdi. Çok çok önemli, hayati bir mesele olsa ders ihmal olmasın diye mutlaka onu telafi eder bazen beni yerine vekil bırakırdı. Dersi icra ederdi. Yani hayatı baştan sona derstir. Şu anda yaşı 90’ı geçmesine rağmen her gün talebeye, yarım saat bir saat de olsa ders vermektedir. Başka türlü hayattan zevk almadığını söylemekte. Yani hayatı ders ile geçmiştir. Belki cennette bile ders okutmaya devam edecektir…</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Hocamızı diğer hocalardan ayıran özellik nedir?</span></b> </p>

<p style="text-align:justify">Hocamızın en büyük vasfı, çok samimi ve muhlis bir kimse olmasıdır. Kur’an’a, İslâm’a, Resulullah’a (sas); şüphesiz, tavizsiz, beklentisiz bir şekilde kendini teslim etmiş olması onun en önemli özelliğidir. Yani bunda kimsenin en ufak bir şüphesi yoktur. Tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmektir. Kimseden ücret almaz. Bunları fisebilillah yapar. İslâm davasına kendisini tam anlamıyla vermiş bir insandır. Bir de hocamız tüm dünyada İslâm kardeşliği icabında çok sosyaldir. Yani İslâm dünyasında olup biten her şeyi ânı ânına takip eder. Çok geniş şekilde dost çevresi vardır. Bu şekilde İslâm’a şeksiz şüphesiz teslim olmuş bir hocadır. Bu hususta maddiyatı bir kenara atmıştır ve nasihati Allah için yapar. “Din, nasihattır” hadisini en güzel şekilde tatbik eden hocalardan biridir.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Hocamızla yaşadığınız ilginç anılardan birini ya da birkaçını bize anlatabilir misiniz? </span></b></p>

<p style="text-align:justify">Hocamızın çok hatıraları var. Şam’a gitmiştik. 2004 veya 2005 yılında. Bizi orada ehli beytten bir hocaefendi misafir etti bir doktor beyin evinde. Kendisine misafir olduğumuz o doktor bey bize dedi ki: “Dün gece rüyamda Resulullah’ı gördüm. Bir gümüş kaşık hazırlamış. Yarın sana Şeyh Emin Saraç gelecek. Selamımı söyle ve bu hediyeyi ona takdim et.” Sonra da, “Buyurun hocam” demişti. Hoca efendi başladı ağlamaya. Böyle bir olay var. Yani çok enteresan.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Günümüzdeki hoca-talebe ilişkisiyle sizin yıllarınızdaki hoca-talebe ilişkisi arasında ne tür farklar var hocam?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Biz, Emin Hocamızdan şunu gördük. Bizleri, talebelerini, kendi evlatlarından ayırt etmezdi. Onların dertleriyle, sıkıntılarıyla, ihtiyaçlarıyla alakadar olmuştur. Yapabildiğini yapmaya çalışmıştır. Bir kısmı için kitap temini, yurt temini, aile kurması noktasında çok hayırlı hizmetlerde bulunmuştur. Bir baba gibi daima talebesiyle alakadar olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Size göre hakiki bir âlimin vasıfları neler olmalıdır hocam? </span></b></p>

<p style="text-align:justify">Bilirsiniz; âlim, ilmiyle amel etmedikçe, meşhur bir söz var: “İnsanlar helak olur âlimler hariç, âlim olanlar da helak olur, ilmiyle amel işleyenler hariç, âmil olanlar da helak olur, ihlas sahibi, samimi, riyadan uzak olanlar hariç. İhlas sahibi ve samimi olanlar da büyük bir tehlike üzeredir. Çünkü ihlasını, samimiyetini her zaman ve devamlı, ömür boyu muhafaza edebilir mi, edemez mi?” O bakımdan ilim, yüktür. Hani Yunus Emre’nin meşhur sözü var: “İlim, ilim bilmektir/ ilim, kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Bu nice okumaktır.” Kendini bilmek ne demek? İlmiyle âmil, arif kimse olmak ve amel edip ihlaslı ve samimi bir şekilde ilmini, irfanını, fikrini, gücünü, Allah’ın dini için kullanmak demektir. Ben şunu daima söylüyorum. Pratiğe aksetmeyen, Müslümanların hayatında fayda temin etmeyen bilgi, kuru hamallıktır. Bunun pek faydası olmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bugün birçok kimse ilim, malumat toplayıp bununla işinin bittiğini zannediyor. Hâlbuki mesele sadece ilim toplamak değil bu ilmi önce özümsemek ve sindirmek, ondan sonra kendi nefsinde tatbik etmek, sonra bu insanların nabzına göre, ihtiyacına göre bu ilmi talebelere vermeye çalışmaktır. Her insana her şey aynı dozajda verilmez. Bu da hikmeti gerektirir. Bu şekilde verilmezse, ben öğrencilerime demiştim, bu telefonda çok sağlam bilgiler var, birçok kitaplar var ama bu telefon kalkıp ta insanları irşad edemez. Peki, bunun yolu nedir? Peygamber sahabelerinin metodu olan adam adama markaj, yüz yüze anlatmak. Yüz yüze anlatmazsan insanlar okumuyor artık. Ahir zamanda yaşıyoruz. İnsanlar insanlardan etkilenir. Yüz yüze olmaktan etkilenir. Kitaplar ve bilgiler tek başına kâfi değil. İlmiyle amel eden âlimlerin bu kitaptaki bilgileri yaşayarak yaşatması lazım. İnsanların görmeye ihtiyacı var. Numune-i hasene budur. Ben de size bunu tavsiye ediyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="color:red">Emin Saraç Hocamızın hocaları kimlerdi?</span></b></p>

<p style="text-align:justify">Emin Saraç Hocamızın hocaları çoktu. Başta babası. Ona hafızlık yaptıran babası hafız <b>Mustafa Efendi</b>’dir. Ondan sonra İstanbul’a gelmişti. İstanbul’da <b>Ali Haydar Efendi</b>’den okumuştur. Büyük âlim Ali Haydar Efendi Ahıskalı’dır. Bu <b>Mahmut Efendi</b> var ya meşhur, İsmailağa’dan. Ondan önce, yani Mahmut Efendi daha tanınmazken, Emin Hocam ondan okumuştur. Kendisinin de Mısır’a gitmesini o teşvik etmiştir. Sonra ayaklı kütüphane diye bilinen <b>Gümülcineli Mustafa Efendi</b>’den okumuştur. Sonra Fatih dersiamlarından <b>Muhaddis Süleyman Efendi</b>’den okumuştur. Arnavut Süleyman Efendi. Sonra Hüsrev Efendi vardır. Meşhur dersiamlardan, ondan okumuştur. Bunların hepsi İslâm’a sımsıkı bağlı âlimlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Sonra Mısır’a gitmiş Hocaefendi. Çok hareketli bir talebelik zamanı geçirmiş. Bunları anlatır zaman zaman. Orada en çok istifade ettiği hocalardan biri <b>Prof. Dr. Ahmet Fehmi Ebu Sünne</b>’dir. Bu hoca, o zamanın Hanefi âlimlerinin dünyadaki bir numaralı şahsiyetiymiş. Yeni sistemde bir eserde ilk defa doktora alan bir kimse olmuştur. 60 küsur sene Ezher’de fıkıh ve usul-u fıkıh okutmuştur. Sonra Mekke’ye geçmiştir. Bizim Mekke’ye gitmemizin nedeni de Prof. Dr. Ahmet Fehmi Ebu Sünne’dir. Orada şu anda harem-i şerifte gördüğün imamların hepsi bu hocanın talebeleridir. Bu yüzden Ebu Sünne hocanın yanına çok giderdik. Emin Saraç Hocamızı sevdiği için bize evladı gibi muamele ederdi. Ondan sonra Mısır’daki hocalarından birisi de <b>Muhammed Buhayri</b>’dir. Büyük hadis âlimlerinden biri olan bir kimsedir. Ben daha sonra onu Riyad’da gördüm. Yani konuşmasıyla, yürüyen bir Buhari gibiydi. Daha sonra tabi Mısır’dayken hocamızın en çok istifade ettiği hocası, <b>Şeyhülİslâm Mustafa Sabri Efendid</b>ir. Her hafta ona gitmiştir ve ondan şifahi olarak haftada bir gün istifade etmiştir. Aldıklarını hocam hala nakleder. İcazetnamesiyle kendisine teşrif veren kimse ise büyük allame <b>Muhammed Zahid El Kevseri</b>’dir. Vefatından 20 gün önce Kevseri hazretleri ona bu icazetnameyi vermiştir. “Sen gel” demiştir. “Hizmet edecek bir talebeye benziyorsun. Al şunu istinsah et, elimde başka nüsha kalmadı.” Bu kimseler şu anda dünyanın en meşhur ulemaları arasında. Mustafa Sabri Efendi, Zahid-El Kevseri. Kevseri deyince bütün İslâm dünyası, Hanefi dünyası, Hindistan dünyası ayağa kalkmıştır.</p>

<p style="text-align:justify"><b>Ebu Hasan Nedvi</b> meşhur allame. Türklerle irtibat kurmak için onu Mısır’dayken ziyaret etmiş. 1952’den vefat edene, 1999’a kadar Nedvi ile hocamız beraber olmuştur. Ondan sonra başka hocalar da var. Hocamız, <b>Hasanü’l Benna</b>’ya yetişememiştir ama devamı olan ihvanın çeşitli liderleriyle <b>Seyyid Kutup,</b> <b>Muhammed Kutup</b>, Hudaybiye gibi kimselerle sık görüşmüştür. Hocamızın, döndükten sonra da birçok hocayla teması olmuştur. Kayınpederi Fatih Müftüsü <b>Ali Yekta Efendi</b>, o da dersiâmdandır. Hocamız, <b>Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi</b>yle daima temas halinde olmuştur. <b>Hasan Akkuş </b>Hoca ile meşhur Nurosmaniye Kuran Kursu hafız başı, teşvik-i mesaisi olmuştur. Reis-i Kurra <b>Abdurrahman Gürses </b>Hocaefendi ve <b>Ali Yakup Efendi </b>de hocamızın hocalarındandı. Bu üç kişi birbirlerinden hiç ayrılmazlardı. Mesela bu Haseki’nin kurulmasında onlar hizmet etmiştir. Haseki Külliyesi var ya Pendik’te. Oranın kurulması bu üç hocanın evet demesiyle mümkün olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Sonra Emin Hocamız Osmanlı hanedanlığından çok önemli kimselerle Mısır’da görüşmüştür. Mesela Sultan Aziz’in torunu olan <b>Şehzade Mahmut Şevket Efendi</b>yle yazışmaları var. <b>Abdulfettah Ebu Gudde</b> de hocamızla oldukça samimiydi. Kendisi, İslâm âleminin en büyük muhaddislerindendir. Hocamızın, <b>Mehmet Zahit Kotku</b> Hazretleriyle teması olmuştur. Böyle bilinen, ilim irfan sahibi, hayırlı kimselerle devamlı alakasını devam ettirmiştir hocamız. Hocaefendi, tanıdıklarıyla ülfetini koparmamıştır. Yumuşak ahlakıyla, çok sabırlı olmasıyla, nezaketi ile temayüz etmiş bir hocamızdır. Allah uzun yıllar sıhhat, afiyetler nasip ve müyesser eylesin.</p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="color:#3a3e3f">M. Emin Saraç Anadolu İmam Hatip Lisesi, Edebiyat dergisi “M. Emin Saraç Özel Sayısı”, Nisan 2018, sayı 4.</span></span></span></span></span></b></p>

<p style="text-align:justify"></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/hamdi-arslan-m-emin-sarac-hocanin-tek-gayesi-allahin-rizasini-elde-etmektir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Dec 2018 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2018/12/hamdi_arslan_m_emin_sarac_hocanin_tek_gayesi_allahin_rizasini_elde_etmektir_h32241_13d69.jpg" type="image/jpeg" length="21233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kâmil Yeşil: Farz, Vacip ve Sünnete Uymak Ramazan'ı İhya İçin Kâfi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/kmil-yesil-farz-vacip-ve-sunnete-uymak-ramazani-ihya-icin-kfi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/kmil-yesil-farz-vacip-ve-sunnete-uymak-ramazani-ihya-icin-kfi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''İlmine, ahlakına güvendiğim, söyledikleri ile yaptıkları arasında tenakuz görmediğim bir şahsiyete bazen denk gelirsem dinliyorum. Çok özellikli ses ve eda sahibi bazı isimlerden de Kur’an, ilahi, kaside, gazel dinlerim. Ne yazık ki televizyonlarda artık böyle isimler yok.'' Kâmil Yeşil ile kısa bir Ramazan söyleşisi gerçekleştirdik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyabizim’de birkaç senedir Ramazan ayına özel her gün Ramazan-ı Şerif yazıları ve alıntıları paylaştık. 2014’te birçok şair, yazar, ilim adamı Dünya Bizim için Ramazan-ı Şerif'e özel yazılar yazdılar: <a href="/7541/dunya-bizim-icin-yazdi/tags" target="_blank">http://www.dunyabizim.com/7541/dunya-bizim-icin-yazdi/tags</a> 2015’te ise alıntılar yaptık: <a href="/8501/ramazana-dair/tags" target="_blank">http://www.dunyabizim.com/8501/ramazana-dair/tags</a></p><p>Bu sene de ilim, kültür ve edebiyat dünyasında isimlerle kısa kısa Ramazan-ı Şerif söyleşileri yapalım dedik. Bu söyleşilerde bugünkü konuğumuz MEB Talim ve Terbiye Kurulu üyesi, yazar<strong> Kâmil Yeşil</strong>…</p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazanınız genel itibariyle nasıl geçer? Öncesinde Ramazan'a dönük bir planlama yapar mısınız? Böylesine mübarek vakitleri nasıl değerlendirirsiniz?</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Televizyonların anons ettiği gibi bir Ramazan hazırlığım yoktur. Genel olarak televizyon seyretmem. Ramazan programları dâhil. Program sorumlusu sunucuya  -hocanın adı sunucu olmuş artık- reklama girmeden önce “biraz ağlayabilir misin” diye kulaklıktan rica edince, reklam öncesi sesini ağlamaklı olarak değiştiren, gözlerini sulandıran hocaları duyunca Ramazan programı seyretmeyi bıraktım.</p><p>İlmine, ahlakına güvendiğim, söyledikleri ile yaptıkları arasında tenakuz görmediğim bir şahsiyete bazen denk gelirsem dinliyorum. Çok özellikli ses ve eda sahibi bazı isimlerden de Kur’an, ilahi, kaside, gazel dinlerim. Ne yazık ki televizyonlarda artık böyle isimler yok. <strong>İsmail Biçer</strong>, <strong>Halil İbrahim Çanakkaleli</strong>, <strong>Nihat Ulu</strong>, <strong>Süleyman Arabulan</strong>, <strong>İbrahim Peker</strong> gibi. Bu isimler âlem-i bekaya gitseler de seslerini bıraktılar. Hoş sada kavramını biraz da böyle anlamak lazım. Bu hocalarımıza ait kasetleri dinlerim.</p><p>Ramazan’ın ibadetleri bellidir. Bu konuda farz, vacip ve sünnete uymayı Ramazan’ı ihya için kâfi görürüm. Çok elzem olmazsa resmî iftar programlarına katılmam. Özel kurum ve kuruluş iftarlarından da uzak dururum.</p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan'da okumalarınız da değişir mi? Neler okursunuz daha çok? Başucu eserim dediğiniz kitap ya da kitaplar var mı Ramazan özelinde?</strong></span></p><p>Ramazan’da Kur’an-ı Kerim’i hatmederim. Bazen ikiye çıkar hatim. Meal okurum. Siyer okurum. Tasavvufi eserlere yönelirim. Daha önceden başlayıp da bitiremediğim kitaplar, yazılar varsa onları bitirmeye gayret ederim.</p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ramazan şu 3 şeyle ilişkinizi nasıl etkiliyor: Para, aile / dostlar, yemek?</strong></span></p><p>Para: Para, zekatla, sadaka-ı fıtrla ve az da olsa dayanışmayla tanışıyor.</p><p>Aile / Dostlar: Uzaktakileri telefonla aramam gerekiyorsa arıyorum. Çocukluğumun ve ilk gençlik zamanlarının Ramazanlarını özlüyorum ve yeri geldikçe anıyorum.</p><p>Yemek: Yemek disiplinim pek değişmez. Mübarek on bir aylarda da genelde iki öğün yemek yerim. Bundan dolayı Ramazan’da yemek, içmek özel bir gündem oluşturmaz bende.</p><p> </p><p>Konuşan: <strong>Mehmet Emre Ayhan</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/kmil-yesil-farz-vacip-ve-sunnete-uymak-ramazani-ihya-icin-kfi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jun 2016 11:48:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2016/06/08/kamil-yesil.jpg" type="image/jpeg" length="28504"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Necip Fazıl'ın rüyasını hakikat kılmak için varız]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-ruyasini-hakikat-kilmak-icin-variz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-ruyasini-hakikat-kilmak-icin-variz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Anadolu'da Kültür Sanat' söyleşilerimize Malatya'da faaliyet gösteren Büyük Doğu Fikir Ocakları ile devam ediyoruz. Genel başkan Mehmet Kaya ile konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em>Dünya Bizim olarak, Anadolu'da kültürel alanda neler yapılıyor, bir canlılık/ hareketlilik var mı, böyle bir canlılık varsa bu ülke sathında bir kültürel "ayaklanma"ya/ şahlanışa vesile olabilir mi, bunları masaya yatıralım istedik. Ve Anadolu'daki vakıf ve derneklerin kapılarını çaldık. (“Anadolu'da Kültür Sanat” üst başlıklı bu söyleşi dizimizin gerekçesi: </em></span></span><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="/?aType=haber&ArticleID=20544" target="_blank"><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em>http://www.dunyabizim.com/?aType=haber&ArticleID=20544</em></span></span></a></span></span><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em> ) </em></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana,sans-serif;">Söyleşilerimize </span><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><strong>Malatya</strong></span><span style="font-family: Verdana,sans-serif;">'da faaliyet gösteren </span><strong>Büyük Doğu Fikir Ocakları</strong><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"> ile devam ediyoruz. G</span>enel başkan <strong>Mehmet Kaya</strong> ile konuştuk.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Derneğiniz hangi amaçlarla, ne zaman, kimler tarafından kuruldu?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Büyük Doğu Fikir Ocakları, Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluş gününe atfen 28 Haziran 2007 yılında Malatya ilimizde kurulmuştur. Mevcut durumda genel başkanlığını yaptığım Büyük Doğu Fikir Ocakları'nın ayrıca kurucu genel başkanıyım.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Üstad <strong>Necip Fazıl</strong>’ın mimarı olduğu Büyük Doğu dünya görüşüne nispetle kurulmuş olan teşekkülümüz, Büyük Doğu Dünya görüşünü, fikir ve aksiyon planında, istikbale yol açıcı bir aşk ve vecd şuuru ile meydan yerinde tutmak gayesi ile kurulmuştur.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Batının son 150 yıldır özelde Anadolu ve genelde tüm müslümanları fikirde ve yaşam tarzında kuşattığı, ahalimizin iradelerine ipotek koyduğu ve kökleri ile olan irtibatını kopardığı bir dönemde kendi medeniyetimizi yeniden inşa etmemiz gerektiğine olan inançla ve bunun da ancak asrın yenileyicisi ve istikbale taşıyıcısı olan Büyük Doğu ile inşa edilebileceğine inanarak dünya görüşümüz çizgisinde fikir, kültür ve sanat çalışmaları yapmaktayız.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Kurumunuzda ne tür kültürel/sanatsal faaliyetler yapılmakta? Sürekli faaliyetleriniz neler?<img style="margin: 5px; float: right;" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2015/05/19/2.jpg" alt="" width="268" height="201" /></strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Büyük Doğu Fikir Ocakları bünyesinde resim, müzik, tiyatro, edebiyat, grafik tasarım, baskı ve fikir atölyelerinin bulunduğu “Büyük Doğu Fikir ve Sanat Evi”nde özellikle öğrencilerin bu alanlarda çalışmalar yapması için gerekli eğitimler verilip ürünler ortaya konmaktadır.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Ayrıca ülkemizin aydın mecrasına katkıda bulunulması gayesi ile “Yazarlık Okulu” faaliyetlerimizden de gençler istifade etmektedir. Bu kapsamda kurduğumuz bir kütüphanede düzenli kitap okuma etkinlikleri tertiplenmektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Her hafta düzenlediğimiz ve an itibari ile 60.sını gerçekleştirdiğimiz “Büyük Doğu Sohbetleri” başlıklı seminerler ve her ay halka açık olarak gerçekleştirilen yine “Büyük Doğu” merkezli konferans çalışmaları yapmaktayız.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Etkinliklerinize gençlerin katılımı ne düzeyde?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Çalışmalarımızın büyük bölümü gençler üzerine bina edildiğinden genel itibari ile ocağımızda gençler aktif hizmet almakta ve hizmet vermektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Keyfiyetçi bir hareket olduğumuzdan dolayı etkinlikleri sayısal verilerden değil de ortaya çıkan sonuçları itibari ile değerlendiriyoruz.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Kurumunuzda gençlere çeşitli sorumluluklar da veriyor musunuz? Varsa, ne tür sorumluluklar alıyor gençler?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2015/05/19/basliksiz-12-450x201.jpg" alt="" width="348" height="201" />Düzenli faaliyetler genellikle gençler tarafından organize edilmektedir. Ayrıca projelerimizde de yine gençler görevlendirilmektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bunun yanısıra gençlerimizin aktüel mevzular etrafında savrulmamaları ve belirli mevzularda ihtisaslaşmaları için “Büyük Doğu Araştırmalar Merkezi” başlığı ile çalışma komisyonları kurma çalışmamız devam etmektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Matbu yayınlarınız (aylık bülten/dergi, kitap, vs.) var mı? Varsa neler?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Büyük Doğu Fikir Ocakları merkez yapılanmamız tarafından “Oluş” ve İstanbul İl Başkanlığımız tarafından çıkarılan “Akademya” isimli dergilerimiz mevcuttur.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>İnternet siteniz var mı? Sürekli güncelleniyor mu?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Etkinlik ve çalışmalarımızı muhataplarımız ve takipçilerimiz ile paylaşmak için sürekli güncellenen <a href="http://www.buyukdogu.org/" rel="nofollow" target="_blank">www.buyukdogu.org</a> adresinden ulaşılabilir bir sitemiz mevcuttur.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Taşrada faaliyet gösteriyor oluşunuzun artıları/eksileri neler?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Anadolu’da insani ilişkilerin ve toplumsal duyarlılığın daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Samimi ve pazarlıksız bir faaliyet sürecinin işlediğini de gözlemliyoruz. Ayrıca özellikle bizim gibi mukaddesatçı yapılanmalar için asli güç unsurunun taşra olduğu bir bedahat. Neticede İstanbul’u fetheden iradenin Anadolu ruhu olduğu malum. Bu anlamda Anadolu’da faaliyet göstermekten gayet memnunuz.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Tabi ki bu durumun olumsuz sonuçları veya yansımaları da var. Özellikle yapılan çalışmaların kamuoyuna duyurulması noktasında medya önemli bir sacayağı iken maalesef medyanın tavrı daha çok İstanbul etrafında belirlenmekte. Ve genelde faaliyetlerimiz İstanbul’un gölgesinde kalabilmektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Yine fikir hareketleri için kaynaklara yakınlık önemli bir unsur iken kaynakların İstanbul’da toplanışı da bizler için menfi bir unsur.<img style="margin: 5px; float: right;" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2015/05/19/sam-0833.jpg" alt="" width="260" height="195" /></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Şehrinizde kamu kurumlarıyla ortak faaliyetler de yürütüyor musunuz? Varsa neler?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">2013-2014 yılında Kalkınma Bakanlığı, SODES programı kapsamında düzenlediğimiz “Büyüyen Malatya’da Eğitime Destek” projesinde 240 ilköğretim öğrencimize ücretsiz eğitim desteği sunulmuştur. 2014-2015 yıllarında ise İçişleri Bakanlığı’nın desteği ile “Büyük Doğu Fikir ve Sanat Evi” kurulmuş olup bu proje dahilinde 8 sanat atölyesinde öğrenciler eğitim almaktadır. Yine Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Destek Programı kapsamında düzenlediğimiz “Güneş Doğu’dan, Fikir Büyük Doğu’dan Yükselir” projemizde ise yazarlık eğitimi alan gençlerin bu vesile ile edebiyata karşı ilgi ve duyarlılıklarının arttırılması amaçlanmıştır.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Şehrinize değer katma noktasında kendi kurumunuzu hangi noktada görüyorsunuz? Geliştirdiğiniz/yürüttüğünüz projeler var mı?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Malatya’ya fikri manada bir seviye getirdiğimize inanıyoruz. Siyasi bir ikbal veya gündelik politikaların etrafında savrulmayan, sadece hak bildiği davada mücadelesini sürdüren ve Büyük Doğu dünya görüşüne nispetle mevzusu etrafında mevzilenen duruşu ile Büyük Doğu idealini ilimize ve ülkemize sirayet ettirip cemiyet davası olma yolunda fikir, kültür, sanat ve eğitim projelerimizin Malatya ve ülke sathında ufuk açıcı olduğuna inanıyoruz. Gerek “Büyük Doğu Fikir ve Sanat Evi” projemizle gençlerimizin kültür ve sanata dair duyarlılığını arttırmada ve gerekse “Güneş Doğu’dan, Fikir Büyük Doğudan Yükselir” projemizle gençlerin fikir ve edebiyata ilgisini arttırmada katkı sunduğumuz söylenebilir. Bunun yanında ülkemizde vuk’u bulan hadiselere dair Büyük Doğu zaviyesinden tahlil ve çözüm önerilerimizi ortaya koyuyoruz.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: small;"><strong>Şu üç kavramın sizin için ne anlam ifade ettiğini birer cümleyle açıklayabilir misiniz?</strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">* <strong>Şehir:</strong> Mana ve şahsiyeti ile ruh kökümüzü yansıtması, her karışı aidiyet duyduğu medeniyetten parçalarla nakış nakış billurlaşması gereken mekân.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">* <strong>Kültür:</strong> Ruh kökümüzde saklı bilgi hassası.</span></span></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">* <strong>Gençlik:</strong> İstikbali inşa edecek olan; aşk, vecd, ruh ve heyecanı ile İslam inkılabının ruhunu akıtacağı kalıp.</span></span></p><p><br /><br /></p><p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Buğra Atlı</strong> konuştu</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Söyleşi, Söyleşi</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-ruyasini-hakikat-kilmak-icin-variz</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2015 14:35:07 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2015/05/19/dsc-02621.JPG" type="image/jpeg" length="74213"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
