<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bizim Kültür Portalı</title>
    <link>https://www.dunyabizim.com</link>
    <description>Türkiye'nin entelektüel birikimi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabizim.com/rss/polemik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 16:13:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/rss/polemik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İslamcı düşüncenin meydan şairi olarak Necip Fazıl]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islamci-dusuncenin-meydan-sairi-olarak-necip-fazil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islamci-dusuncenin-meydan-sairi-olarak-necip-fazil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bütün popülerliğine rağmen Necip Fazıl’ın inşa ettiği ve günümüze şekil veren bir düşüncesinden niçin bahsedemiyoruz? Eğer bahsedemiyorsak bu popülerliği neye bağlamalıyız? Kâmil Yeşil yazdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İslamcılık düşüncesinin ifade tarzları öz olarak aynı olsa da içerik, tematik sınırlama bakımından birbirinden ayrılır. Çünkü onu dillendiren kişilerin ihtisas alanları farklıdır. Âlimler onu ilmî olarak temellendirirken; siyasiler, İslam’ın siyasi görüşü, sufiler iç âlemimiz, derûni duyuş tarzı olarak öne çıkarır. Şairler, yazarlar da edebî türün sınırları ve imkanları içinden seslenir. Edebî olarak İslamî düşünceyi temsil gücünün ilk mübeşşiri Namık Kemal’e kadar götürülürse de yakın dönem mümessilimiz Mehmet Âkif’tir.  Âkif bu özelliği sayesinde kanaat önderimiz ve düşünürümüz olma kimliği kazanır.  </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Âkif’in açtığı bu yeni yol; onunla aynı dönemde yaşamasına rağmen görüşemedikleri Necip Fazıl tarafından güncellenmiştir. Dil yenilense de bakış açısı genişlese de Âkif’in hakkı teslim edilmese de Necip Fazıl’ın güzergâhı esasen Âkif’in taşlarını döşediği (sırat)ımüstakım olmuştur. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Necip Fazıl hem yaş hem dönem olarak bu bağlamda Âkif’in ardından ilk olarak ele alınması gereken kişidir. Bir giriş sadedinde söyleyelim ki büyük düşünürler, felsefeciler, şairler  akımlarına verdikleri isimle anılır. Onlar bir çıkış, bir alem olarak dilden hareket ederlerken dili şekillendirirler. Güçleri de buradan gelir. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Mehmet Âkif’in Sırat-ı Müstakîm’i, Sebilürreşad’ı doğrudan Kur’an-ı Kerim’i işaret eder; Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i de İslami anlamlar yükledikleri alem isimlerdir.  </span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Polemik</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islamci-dusuncenin-meydan-sairi-olarak-necip-fazil</guid>
      <pubDate>Wed, 25 May 2022 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2020/03/islamci_dusuncenin_meydan_sairi_olarak_necip_fazil_h40483_ee279.png" type="image/jpeg" length="34763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akif, Necip Fazıl'ın kurduğu mahkemede]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/akif-necip-fazilin-kurdugu-mahkemede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/akif-necip-fazilin-kurdugu-mahkemede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Necip Fazıl, kendine göre, kendinden önceki İslamcıların düşüncelerini, halk üzerindeki etkilerini Mehmed Akif’i ‘yargıladığı’ mahkeme ile sonlandırdığını düşünür..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Mehmed Akif</strong> merhumu anlamak saikiyle yaptığım okumalar sırasında <strong>İsmail Kara</strong> Hoca tarafından haberdar edildiğim yazıların sahiplerinden biri de <strong>Necip Fazıl</strong> merhum oldu. Dil olarak benden uzak bir söyleyişe sahip olan Necip Fazıl'ın Büyük Doğu dergisinde yayınlanan bu iki makalesini, Akif’i anlamak merkezli okumak benim için ilginç ve farklı bir tecrübe oldu.  Sözkonusu makaleleri anlamak, Necip Fazıl merhumun satır aralarına girmek için değişik vakitlerde metinlerle yüz göz oldum. İstediğim, Akif’i Necip Fazıl gözüyle ya da benim için onun gözlüğüyle görmek idi. Akif’i kendi gözlerime bir de Necip Fazıl gözlüklerini takarak baktım. İşbu haber böylece ortaya çıktı.</p>

<p style="text-align: justify;">Bir mahkeme kaydı hüviyetinde kaleme alınan Necip Fazıl’ın bu yazısı, bir tür Akif’i yargılama ve onun hakkında karara varma havası içerir. Zaten metnin başlığı da bu söylediğimizi kanıtlar nitelikte: ‘Mahkeme’. Burada, “neyin mahkemesi bu”, “kim”, “neden”, “kendisine hangi suç isnad edilerek yargılanıyor” soruları insanın zihninde belirmekte. Metnin kaleme alındığı tarih, Necip Fazıl’ın <em>O ve Ben</em> adlı otobiyografik eserinde kendisine göre, hayatının en ‘kritik’ kesitlerinden biri olan 30 yaşında, yani 1934 yılında geçirdiği ‘değişim’in veya ‘muhasebe’nin bir neticesini göstermesi bakımından önemli. Çünkü, 1943’de Büyük Doğu dergisi çıkana değin, o, içindeki muhasebeyi kendi söylemiyle ‘Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin’ boyutunda tutmuştur.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Çünkü Necip Fazıl ‘yeni hayat’ında bir ‘üstad’dır artık</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Bu, aynı zamanda devrin iktidarı için de ‘tehlike’ arz edecek bir durum değildir. Çünkü eyleme dökülmeyen her söz masumdur. Ama bu durum Büyük Doğu’nun çıkışından sonra değişecektir. Yine kendi söylemi ile ‘çöptekiler’in -ki bu ifadeyi şiir için söylemiştir- kendisine yönelttikleri “İslam komünisti!’, Hayır! İslam faşisti’, ‘Yok, yok neo-müzülman’, ‘Sırf züppelik olsun diye Müslümanlık taslıyor!’, ‘Sabık şair; şiirine yazık etti!, ‘Ahmak burjuvaları şaşırtmak merakında bir sanatkar mizacı!...” gibi yakıştırmalara bir cevap mahiyeti taşır. Necip Fazıl’ın bu yeni konumunu açıklaması, bir anlamda kendisindeki örtüyü kaldırıyor olması ve bu ‘yeni hal’in devrin iktidarı tarafında dikkate alınması ile neticelenmiştir. Bu da metnin önemini arttırmaktadır. Çünkü metni bir tür kendisinin ‘yeni hayat’ ve ‘yeni şiir’ anlayışının beyannamesi olarak okumak gerekir. Zaten Necip Fazıl, bu tür mahkeme metinlerini o dönemde Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Nurullah Ataç için de yazmıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Akif metni, bir boyutu ile ‘çöptekilere’ cevap iken, bir başka boyutu ile de ‘yeni hayat’ın aktörlerine kendi hayatlarına yeniden yön vermeleri için ‘telkin’ niteliği taşır. Buradaki ‘telkin’ ifadesi önemi haizdir. Çünkü Necip Fazıl ‘yeni hayat’ında bir ‘üstad’dır artık. Yani ‘telkin eden’, ‘başkasını veya başkalarını yönlendiren’… Mesaj açık ve nettir: ‘Geçmişe ve öncekilere reddiye’… Metinde savcının Akif aleyhindeki iddiası aslında Necip Fazıl’ın iddiasıdır: “Hakikate aykırı olarak şair sayılma.”</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Akif her zaman önemli bir aktördür</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Burada başka bir soru daha sormak gerekiyor: Neden Akif? Bu sorunun cevabı da zor olmasa gerektir: Necip Fazıl’ın ‘yeni hayat’ı ‘İslamcılık’ temelli bir anlayışa dayanmaktadır. Metin bu bakımdan, yazıldığı dönemde İslamcıların en büyük yayın organı olan <strong>Sebilürreşad</strong>’ın kapanmış olmasına rağmen etkisine bir anlamda tepkidir. Çünkü bu dergi etrafında toplanan İslamcılar için Akif önemli bir ‘kimlik’tir, öncüdür.</p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl’ın satır aralarında ve metnin bütününde böyle bir telkin bulunmaktadır. Yargılanan, Akif örneğinde, aslında Sebilürreşad’ın ekibi ve onun İslamcılık anlayışıdır. Necip Fazıl böylelikle ‘<strong>yeni bir İslamcılık</strong>’ anlayışı inşa etmek ister. O, Akif’i baştan beri şair olarak görmez. Akif’in savcıya cevabı da onun bu kabulünü doğrular niteliktedir: “Safahatımda eğer şiir arıyorsan, arama”.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Dikkat’li bir mahkeme</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl’ın metni ‘dikkat’ üzerine kuruludur. Metnin/mahkemenin neticesi baştan bellidir. Ama yine de metni değerli ve kabul edilebilir kılmak için düşüncesinin temellerini sıralar. Bu durum, sonucu önceden belli mahkeme kararına benzer. Bu bakımdan metinde bir tür düşünceyi ‘meşru’laştırmak amacı vardır. Savcı/Necip Fazıl var olan durumu tespite çalışır. Bunu, düşüncesine önce ‘ilmî meşruiyet’ kazandırmak için akademisyenlere Akif’i tanımlatarak yapar. <strong>Fuat Köprülü</strong>, <strong>Agah Sırrı Levend</strong> ve <strong>Fevziye Abdullah Tansel</strong> gibi akademisyenlerin ağzından zihnindeki Akif’i anlatır: “Aruza hâkim, lisanı sade, üslubu canlı olmakla beraber iddia edildiği gibi Türk edebiyatının kuvvetli bir nazımı değildir; realisttir ama, ileri gider ve insanı ilgilendirir; o sadece vasıtadır yani bir anlamda fail değil, münfaildir; yerli değildir, <strong>Abduh</strong> ve <strong>Efgani</strong>’nin tercümesidir; bir zaaf timsalidir; amme efkarını aldatmıştır; şair olmadığı halde edebiyat tarihlerine girmek suçlarından dolayı adının şair sahasından ihraç edilmesi” gibi hükümler barındıran içerik karşımızda durmaktadır. Savcı ve akademisyenlerin ağzından Akif’i tarife çalışan Necip Fazıl, Akif’in ara savunmasında da metnin yazıldığı dönemdeki ‘münekkitim’ diye geçinen dönemin şiir anlayışını da ‘mide gurultusu’na benzeterek taife-i budalaları eleştirir.<strong> </strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Akif’i sevenler, sevmeyenler aynı mahkemede</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl, iddialarını daha da sağlamlaştırmak, daha doğrusu düşüncesinde açık kapı bırakmamak için Akif’in ağzından ‘tevsi-i tahkikat’ ister. Amacı okuyucunun zihninde oluşabilecek soru işaretlerini, acabaları önlemeye çalışmaktır. Bu aşamadan sonra metinde Akif’in dostlarının ve karşıtlarının görüşlerine yer verir: <strong>Cenap Şehabettin</strong>, <strong>Süleyman Nazif</strong>, <strong>İsmail Habip</strong>, <strong>Hakkı Süha</strong>, <strong>Yakup Kadri</strong>’yi müdafi şahitler; <strong>Nurullah Ataç</strong>, <strong>Şükufe Nihal</strong>, <strong>Sabiha</strong> <strong>ve Zekeriya Sertel</strong>’i de karşı taraf şahitleri olarak metnin içine dâhil eder.</p>

<p style="text-align: justify;">Müdafilere göre Akif, ‘menazır-ı milleti’ anlatan, yeni bir lisana sahip, ‘şiir mabedi’nin sahibi, ‘diyanet ve milliyet mefkurelerini edebiyata cereyan ettiren’ bir ‘kimlik’’e sahipken; karşı taraf şahitlerine göre de, ‘herkesin aleyhinde yazılar yazdığı (kimse bu herkes), tıkırtı söyleyen, inkılab neslinin şairi olamayan, aslında kimseye bir şey söylemeyen’ bir ‘kimlik’ ile karşımıza çıkıyor. Acaba bu farklı Akif portrelerinden hangisi Akif’in kendisidir, yoksa hiçbiri mi veya hepsi mi, sorularını burada sormak gerekiyor. Bu arada, Ataç’ın konuşmasına yönelik dinleyici eleştirileri ve Ataç’ın söylediklerinden bir anda vazgeçmesi de üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü burada hem bir Ataç eleştirisi, hem de Necip Fazıl’ın artık okuyucusunu Akif’e karşı tavır alması için hazır hale getirdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Akif güncelliğini koruyacak bir isimdir</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Bütün bu mülahazalardan sonra Akif’in son savunması, bugün de aktüalitesini koruyan bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır: “Lehimde ve aleyhimde olanlar bizde gerçek tenkit olmadığını gösteren sözlerdir.” Bu ifade Necip Fazıl’ın Akif’in ağzından döneminin tenkiti olarak okunmaktadır. Artık yargılamanın sonuna gelinmiştir. Hâkim karar vermek için Büyük Doğucu (Sebilürreşad ekibinden değil) ‘vukuf ehli’ (bu ifade Necip Fazıl’ın nasıl bir zihin yapısına, tabiata sahip olduğunu göstermesi bakımından önemi haizdir) Adıdeğmez’e raporunu sunmasını ister.</p>

<p style="text-align: justify;">Bir insanın başkasının düşüncesini yıkmak için gösterdiği ‘tevazu’nun en güzel timsali raportörün isminde saklıdır. Adından çok, ne söylediği ve bu söylediğini nasıl kabul ettirmeye çalıştığı burada üzerinde durulmaya değer konudur. Raportör, “Akif, ne sevenlerince ne tiksinenlerce anlaşılmış bir şahsiyettir” cümlesi ile başlayan anlatısını, Akif’e hakkının verilmesi gerektiğini savunarak, onu ‘mahcup olan’ biri olarak nitelendirerek bitirir. Hâkim de raportörün kararına uyarak, Akif’e bir ‘çelenk’ verilmesini ister ama çelenkte, “Doğru yolun (yani İslam’ın) kifayetsiz mütefekkirine, küçük şairine, fakat hayatıyla büyük feragatkar ve namuskârına Allah rahmet eylesin” ibaresi yazılıdır.</p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl, kendine göre, kendinden önceki İslamcıların düşüncelerini, halk üzerindeki etkilerini bu mahkeme metni ile sonlandırdığını düşünür. Artık İslamcılar üzerindeki Sebilürreşad etkisi yerini <strong>Büyük Doğu</strong> eksenli ve yalnızca Anadolu ile sınırlı bir bakış açısına bırakacaktır. Bu bir anlamda, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin, düşüncede ve kültürel birikime sahip çıkmak boyutundaki zaafiyetin, kırılmanın tipik bir örneği olarak okunmalıdır. Artık ümmet coğrafyasının durumu Sebilürreşad’daki derinliği kadar Büyük Doğu’da yer almayacaktır. <strong> </strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Zeki Dursun</strong> Akif okumalarına devam ediyor</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Polemik</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/akif-necip-fazilin-kurdugu-mahkemede</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Feb 2013 14:28:10 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2013/02/08/necip-fazil.jpg" type="image/jpeg" length="36895"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Necip Fazıl'ın eserleri sahnelenmek için var!]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-eserleri-sahnelenmek-icin-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-eserleri-sahnelenmek-icin-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Necip Fazıl’ın oyunlarının sahnelerden esirgenip sadece okunabilen birer metin olmaya mahkum kılınması ise tiyatro sanatının ve tiyatrocunun değil, kişilerin ayıbıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Abdülhakim Arvasi</strong>’yle tanıştığı 1934 senesi <strong>Necip Fazıl</strong>’ın bir anlamda ikinci doğum tarihidir. Artık o, düşünce ve sanat görüşünü inandığı yol çerçevesine oturtmaya çabalayan, Müslümanca düşünceyi eyleme geçirerek bu yolda mücadele etmeyi görev edinen ve çok geçmeden bu uğurda, eski yazdıklarını yok saymaya gidecek kadar sanata bakışını yeniden kuran bir düşünce adamıdır. Şiiri ve şairliği değil, fakat bildik anlamdaki şiiri ve şairliği reddederek, sanatını ilahi olanla bağdaştırma çabasıyla, artık “büyük sanatkarlığı” aramaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">O güne kadar Necip Fazıl’ı el üstünde tutanlar, şiirini ve şairliğini yere göğe sığdıramayanlar, bu değişiminden sonra onu “gerici” olarak nitelendirir, hatta “sabık şair”i öldü sayarak yeni yazdığı ne varsa yok saymaya kadar giderler. Necip Fazıl -doğru bulunsun ya da bulunmasın- girdiği yolda her şeye rağmen sonuna kadar gidecek, geri kalan ömrünü bu uğurda zorlu mücadeleler içinde geçirerek hapislere girecek, büyük sıkıntılar çekecek, fakat sonunda geniş kitlelerin saygınlığını kazanacağı ve izinden gideceği bir dava adamı olacaktır. Bu davasında, Necip Fazıl’ın dava kürsüsü olarak kullanacağı yeni alan ise <strong>tiyatro</strong>dur.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sanatına yazık eden değil, gerçeği sanatla muhafaza eden deha</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl’ın <strong>oyun yazarlığı</strong> Abdülhakim Arvasi’yle tanışmasından bir sene sonra, 1935 senesinde başlar. Bu sefer hayatında yine büyük rol oynayacak başka önemli bir isimle, <strong>Muhsin Ertuğrul</strong>’la tanışır.<em> </em>Rus Konsolosluğu’nda verilen bir davette sohbet ederlerken, Muhsin Ertuğrul  “Niçin tiyatro eseri yazmıyorsunuz? Neden bizi yerli eserden mahrum bırakıyorsunuz?” diyerek Necip Fazıl’ın tiyatroya adım atmasını sağlar.</p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl başrolü Muhsin Ertuğrul’un oynaması koşuluyla oyun yazmayı kabul ederek, ilk oyunu olan ‘<strong>Tohum</strong>’u yazmaya koyulur. Yazdığı oyunu Muhsin Ertuğrul’a bizzat kendisi okuyunca, Necip Fazıl’ın deyişiyle “güzeli ve çarpıcıyı gördüğü her yerde kendisini teslim eden” Muhsin Ertuğrul gözyaşları içinde oyunu çok güzel bulduğunu söyler ve söz verdiği gibi başrolde kendisi oynayarak sahneye koyar.</p>

<p style="text-align: justify;">Ne var ki Necip Fazıl’ın Muhsin Ertuğrul eliyle sahneye attığı bu ilk tohum tutmaz; çünkü oyun seyirciden beklenen ilgiyi bulmaz. Sahneye konulmadan önce, <strong>Sedat Simavi</strong>’nin ‘7 Gün’ dergisinde ve birçok gazetede oyunun bazı bölümleri yayımlandığında, <strong>Peyami Safa</strong>’nın “İşte, gerçek eser budur” diye övdüğü yazılara, <strong>Ahmet Hamdi Tanpınar</strong>’ın “Mücerret fikri sahnede dondurabilmek sanatını” seçkin topluluklara özgü olarak ön planda savunmasına rağmen halk oyunu beğenmez. Başta daha çok seçkin bir topluluğun doldurduğu ve Necip Fazıl’ı defalarca sahneye davet ettiği tiyatro birkaç gece sonra seyircisiz kalır.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yaktın adamı, yazık oldu Muhsin’e</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Oyunu “şaheser” kabul eden <strong>Selami İzzet</strong> tiyatrodaki bu seyirci kaybını görünce, Muhsin Ertuğrul adına üzülür ve bir gösterim sırasında Necip Fazıl’ın kulağına eğilerek “Yaktın adamı. Yazık oldu Muhsin’e” der. ‘Tohum’ Necip Fazıl’ın davasının iyi ayarlanamamış ilk verimi olmuştur. Bu başarısızlığın üzüntüsü Necip Fazıl’a o kadar işler ki, adeta hınç haline gelir ve yeni bir oyun yazmaya karar verir. Yazacağı yeni oyun, yazarın en iyi oyunu olarak kabul edilen ‘<strong>Bir Adam Yaratmak</strong>’tır. Başrolünü yine Muhsin Ertuğrul’un oynadığı oyun 1937-1938 kışında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenir. ‘Bir Adam Yaratmak’ o kadar başarılı olur, halk oyunu öylesine tutar ki, tiyatronun seyircisi giderek artar.</p>

<p style="text-align: justify;">Fakat Muhsin Ertuğrul, oyun belki bütün bir sene sahnede kalacağı halde, onu en dorukta olduğu zaman, resmi süresinin tamamlandığı gerekçesiyle sahneden kaldırır ve oyun tekrar oynanmaz. Peyami Safa ise ‘Tohum’u şiddetle tuttuğu halde başarısız olduğunu gördükten sonra, bu defa başarılı olacak ‘Bir Adam Yaratmak’ hakkında tek kelime yazmaz. ‘Bir Adam Yaratmak’ Necip Fazıl’ın –her ne kadar başka iyi oyunlar yazacak olsa da- bir oyun yazarı olarak söz konusu çevre içinde kazandığı ilk ve son başarısıdır.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sahnelerden esirgenen, yok sayılan oyunlar</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Tiyatro oyunu edebiyat metni değildir, oyunlar sahnelenmek içindir. Necip Fazıl’ın oyunlarının sahnelerden esirgenip sadece okunabilen birer metin olmaya mahkum kılınması ise tiyatro sanatının ve tiyatrocunun değil, kişilerin ayıbıdır. Bunun sorumlusu Türk tiyatrosu, özelinde ise <strong>Şehir Tiyatroları</strong> değildir. Necip Fazıl’a -sonradan desteğini çekmiş olsa da- tiyatro kapılarını açan Muhsin Ertuğrul’dur. Dolayısıyla, Necip Fazıl öncülüğünde Müslümanca bir tiyatronun varlığından söz edebiliyorsak, bunda Muhsin Ertuğrul’un ve dolayısıyla Şehir Tiyatroları’nın da katkısı vardır.</p>

<p style="text-align: justify;">Bırakalım, şimdi de “muhafazakârlık” eleştirisine sığınarak Necip Fazıl’ın oyunlarını ötekileştirmeye devam etsinler ve sahnelenebilecek nitelikte bulmasınlar. Onun oyunları ilk yazıldıkları günkü gibi, okunmaktan öte sahnelenmek için var. Sayılsın ya da sayılmasın, Şehir Tiyatroları’nın tarihinde Necip Fazıl’ın ve oyunlarının da adı var. Tiyatro ustalarının mum ışığıyla aydınlanan fotoğrafları arasında kendisine yer verilmese de, eriyen mumların gölgesinde Necip Fazıl’ın da çehresi saklı.</p>

<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>“Bir takım replikler” tiyatro duvarlarında yankılanacak</strong></span></p>

<p style="text-align: justify;">Necip Fazıl’ın, “Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!” diye vasiyet ederken büyük bir tevazuyla “bir takım sesler” olarak tanımladığı eşsiz sesi, kendisinden sonra dahi en yakın odalardan en uzak sokaklara kadar yankılanmakta. Bu yankı nihayet tiyatro duvarlarını da aşacak, “bir takım replikler” geç de olsa ait oldukları yerde, sahnelerde ses bulacaktır.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Onur Özgüner </strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Polemik</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/necip-fazilin-eserleri-sahnelenmek-icin-var</guid>
      <pubDate>Tue, 01 May 2012 16:51:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/haber/2012/05/01/nfk-mum.jpg" type="image/jpeg" length="63512"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Necip Fazıl sömürülüyor mu?]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-somuruluyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-somuruluyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir yazarın asıl varisleri okurları değil midir? Neden onlar için anlamlı çalışmalar yapılmıyor? Genç arkadaşlar, neyi bekliyoruz? İktidar nimetlerini mi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necip Fazıl Kısakürek</strong> (1905-1983), Türkiye’de muhafazakâr kesim üzerinde sanatta ve siyasal düşüncede etkili olmuş bir şairdir. Solcuların <strong>Nazım Hikmet</strong>’i varsa, sağcıların ve muhafazakârların Üstad Necip Fazıl’ı vardır. Onun, hece ölçüsüyle yazılan şiirin Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi olduğu neredeyse genel kabul görmüştür. Metafiziği, tasavvufu, yalnızlığı, korkuyu şiirlerinde bu nicelikte işleyen bir başka şair var mı?<img style="float: right;" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/news/18814.jpg" alt="Necip Fazıl Kısakürek" width="190" height="265" /></p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Lafa gelince “üstad” deniyor ama…</strong></span></p><p>Günümüzde birçok sağ, muhafazakâr çevre Necip Fazıl’ı üstad olarak anıyor ama aslında onu üstad olarak kabul etmiyor. Çünkü ortada bu kabulün somut delilleri yok. Hiçbir müslüman şaire “Necip Fazıl Ödülü” verilmedi. Bir Necip Fazıl Kısakürek Enstitüsü, Müzesi, Vakfı yok. Onun adını kullanan hiçbir çevre, anma günleri düzenlemek dışında Necip Fazıl için değer üretmeye yönelik işlevsel bir adım atmıyor. Yoksa bu tutum, Türkiye’deki muhafazakârlığın bir gereği midir diye sormadan edemiyor insan. Hamasette ileri, icraatta geri bir muhafazakârlık…</p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Birkaç yıldır kitap sayısında patlama!</strong></span></p><p>Necip Fazıl’ın sağlığında yayımladığı kitapların birkaç katı vefatından sonra yayımlandı, yayımlanıyor... Büyük Doğu dergisinde yayımladığı günlük yazıları, nükteleri bile kitaba dönüştürüldü, dönüştürülecek. Bulunan her yazısını ticarî değeri olan bir metaya, kitaba çeviriyorlar. Oysa merhum, hayatında bunları kitaplaştırmamıştı. Acaba kitaplaşmasını uygun mu görmemişti, yoksa fırsat mı bulamamıştı? En son, müellifi Necip Fazıl olan <strong><em>Nasreddin Hoca</em></strong> kitabı bile çıkarıldı!</p><p>Merhumun kitap bütünlüğü içerisinde düşünmediği, dolayısıyla üzerinde yeterince titremediği gazete yazıları bile konularına göre tasnif edile edile birçok kitaba dönüştürüldü. Bunun, savunmasız bir yazara yapılabilecek çok büyük bir vefasızlık olabileceği geliyor akla ister istemez. Ben böyle düşünsem neye yarar; demek ki ilgili kitaplar satılıyor, nitekim birkaç baskı da yapıyorlar.</p><p><img style="float: left; margin: 5px;" src="http://www.dunyabizim.com/images/haberler/news/18815.jpg" alt="Necip Fazıl Kısakürek" width="216" height="234" />Bütün yazdıklarımın en kısa özeti: Bu kitapların geliriyle hiç olmazsa yılda bir kez Necip Fazıl Şiir Ödülü de mi verilemez?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İşte Necip Fazıl’ın en ilginç kitaplarından bazıları: <em>Nasreddin Hoca</em>, <em>Savaş Yazıları 1</em> (1939 – 1940), <em>Savaş Yazıları 2</em> (1940 – 1943), <em>Bediüzzaman Said Nursi</em>.</p><p><span style="color: #ff0000;"><strong>Piyasada kaç kitabı var?</strong></span></p><p>89’u “Bütün Eserleri” dizisi içinde, 7’si de dizi dışında olmak üzere 115 eseri içeren toplam 96 kitabı var Necip Fazıl’ın. Birkaç eseri başka yayınevlerince de yayımlanıyor ama bütün eserleri b.d. Yayınları’ndan çıkıyor.</p><p> </p><p><strong>Mehmet Sait Çakar</strong> haber verdi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Polemik</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/necip-fazil-somuruluyor-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Aug 2010 11:43:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/news/18816.jpg" type="image/jpeg" length="17380"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
