<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bizim Kültür Portalı</title>
    <link>https://www.dunyabizim.com</link>
    <description>Türkiye'nin entelektüel birikimi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabizim.com/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 20:57:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyaz ışıkları terk edenler için Nuh’un Gemisi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/beyaz-isiklari-terk-edenler-icin-nuhun-gemisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/beyaz-isiklari-terk-edenler-icin-nuhun-gemisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modernleşme, bir aydınlanma değil; her şeyi yutan bembeyaz bir süt denizidir. Bu öyle bir beyaz karanlıktır ki, ışık nesneleri aydınlatmak yerine onları emerek görünmez kılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Mehmet Kırtorun</em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evvela maksadım, modernleşme adı altındaki mutlak aydınlığın (!) bizi aslında nasıl körleştirdiğini sorgulamak. Bu yolda bana José Saramago’nun Körlük adlı romanı rehberlik ediyor. Saramago eserinde karakterlere isim vermez. Böylece hikâye tüm insanlığı anlatan evrensel bir aynaya dönüşür. Romandaki “beyaz körlük” aslında mutlak bir ışık patlamasıdır. Bu metafor, modern dünyanın bizi aydınlatmak yerine idrakimizi nasıl felç ettiğini simgeler. Devletin körleri bir hastaneye kapatması ise otoritenin bireyi nasıl hiçe saydığının resmidir. “Doktorun Karısı” karakteri, görmeyi bir sorumluluk olarak yaşayan tek vicdândır. Saramago’nun “Gördüğü hâlde görmeyen körler” tespitiyse aslında bizim hikâyemizi özetler.</p>

<p>Amacım kesin hükümler vermek değil. Bir hakîkat tekelciliğine soyunmaktansa, hiyerarşi kurmayan taze bir görme biçiminin, bu yazı vesilesiyle, küçük tohumlarını keşfetmeye odaklanıyorum. Öyleyse önce roman bize ne anlatıyor; ona bakalım.</p>

<h2>KÖRLÜK ROMANI BİZE NE SÖYLER?</h2>

<p>José Saramago’nun Körlük adlı romanı 1995’te yayımlandı. Yazar üç yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı.</p>

<p>Roman basit bir sahneyle başlar. Sıradan bir adam, kavşakta yeşil ışığı beklerken birden hiçbir şey göremez. Ama anlattığı körlük tanıdığımız körlüğe benzemez. Adam karanlık görmez. Bembeyaz görür. Yoğun bir sisin içinde, âdeta bir süt denizine batmış gibidir.</p>

<p>Çok geçmeden körlük yayılır. Önce adamı eve götüren yabancıya, sonra göz doktoruna, sonra göz doktorunun muayenehanesinin bekleme odasındaki diğer hastalara. Birkaç gün içinde şehir, sonra ülke, sonra dünya; herkes bembeyaz görür. Hükûmet panikler. Körleri terk edilmiş bir akıl hastanesine kapatır. Dışarıdaki askerlerse nöbet tutar.</p>

<p>İçeride dikkat çekici figürler vardır. Bunlardan ilki, salgın sırasında kör olan ve elindeki silahı iktidarının gerçek temeli hâline getiren "silahlı Kör Adam"dır. Bu adam, sahip olduğu silahı bir zorbalık aracına dönüştürür; diğer çaresiz hastaları sömüren, yiyeceklere el koyan ve kadınlara zulmeden acımasız bir çetenin lideri hâline gelir. Çetenin içindeki ikinci kritik figür ise salgından önce de görme engelli olan “Kör Muhasebeci”dir. Körler alfabesiyle okuyup yazabilen bu adam, körlük tecrübesini başkalarının lehine kullanmak yerine “Silahlı Kör Adam”ın çetesine katılmayı seçer; erzakların hesabını tutarak bürokratik aklını zalimlerin hizmetine sunar ve sömürü düzeninin hesapçısı olur. Bir diğer önemli figür ise salgına yakalanmayan ve gözleri hâlâ gören tek kişi olan “Göz Doktorunun Karısı”dır. Kocası karantinaya alınacağı sırada onu yalnız bırakmamak için “Ben de körüm” der ve kör taklidi yaparak onunla birlikte eski akıl hastanesine kapatılır. Tüm olaylar boyunca diğer körlere rehberlik eden ve içeride yaşanan insanlık dışı vahşetin tek gören tanığı odur.</p>

<p>Sonunda salgın geçer; körler birer birer iyileşir. Roman kapanırken “Doktorun Karısı” kocasına şunu söyler: “Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük. Gören körler mi? Gördüğü hâlde görmeyen körler.”</p>

<p>Saramago, fiziksel körlüğü güçlü bir metafor olarak kurgulamıştır. Asıl hedefi, gözleri gördüğü hâlde haksızlığa, vahşete ve birbirinin acısına göz yuman, empati yeteneğini yitirmiş “uygar” modern insandır.</p>

<h2>IŞIKLAR İÇİNDE NİNNİLER</h2>

<p>Bu bağlamda “bembeyaz görüyorum” feryadı, sadece distopik bir salgının ötesinde, Türkiye’nin tepeden inmeci muasırlaşma serüveninin de sarsıcı bir ontolojik imgesi olarak okunabilir. Ne zaman toplumsal bünyede bir kriz baş gösterse otoritenin sunduğu reçete aynıdır: “Daha çok modernleşme, daha parlak bir ışık, daha fazla Batılılaşma.” Tıpkı akıl hastanesine kapatılan körlere her gün hoparlörden dikte edilen o absürt kuralların birincisinde olduğu gibi; “Işıklar sürekli açık kalacaktır, elektrik düğmeleriyle oynamanın hiçbir yararı yoktur, çalışmamaktadırlar.”</p>

<p>Yetkililer, herkesin kör olduğu, görme yetisinin bütünüyle yitirildiği o kapalı odalarda bile düzeni ve kontrolü sağlamanın tek yolunu “ışıkları açık tutmakta”, yani mekânı daha fazla yapay ışıkla boğmakta bulurlar. Ne var ki bu kör edici ve sönmeyen yapay aydınlık, içerideki çürümeyi gizlemeye yetmediği gibi, körlerin zihnindeki beyaz karanlığı daha da katlanılmaz bir cehenneme dönüştürür. Türkiye’nin asrîleşme serüveninde de idraki bütünüyle felç olmuş bir topluma dayatılan bu “kesintisiz aydınlanma” ışığı, koğuşlardaki o sönmeyen lambalar gibi, bünyeyi iyileştirmek şöyle dursun, ahalinin gözündeki beyaz perdeyi biraz daha kalınlaştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.</p>

<h2>GÖZLERİ BANTLI KURTARICILAR</h2>

<p>Saramago’nun kurumsal otoriteye yönelik en sarsıcı taşlaması, romandaki kilise sahnesinde somutlaşır. Kiliseye giren karakterler; tüm aziz heykellerinin, İsa tasvîrlerinin ve kutsal figürlerin gözlerinin beyaz bir bantla kapatıldığını farkederler. Kurumsallaşarak yapaylaşmış Kilise, sorumluluğu üstlenmek yerine kendi gözlerini bantlayarak hakîkati reddeder; böylece insan iradesini felç eden bir kayıtsızlığa hizmet eder.</p>

<p>Burada kurumsal körlük, halkı bir özne olarak görmek yerine onu toplumun iyiliği için bir laboratuvara kapatmayı tercih eder. Kemal Karpat’ın o unutulmaz tespiti, büyük resmi tamamlar: “Bu, halkın egemenliğinden önce, halkı egemenleştirme iddiasıdır.” Yani bu irade, halkın mevcut gerçekliğine gözlerini sımsıkı kapatmış; onu ancak kendi biçtiği “beyaz maskeler” ve “dar gömlekler” içinde kabul etmiştir. Tıpkı Saramago’nun heykelleri gibi, kurumlar kendi ideolojik körlüklerini halka bir kurtuluş reçetesi gibi sunarken, asıl felâket olan “idrak körlüğünü” de bizzat kendileri başlatmıştır.</p>

<h2>HANGİ BATI’NIN KARANTİNASI?</h2>

<p>Başka taraftan baktığımızda, tepeden inmeci modernleşmeyi yalnızca dışarıdan dayatılan devlet baskısıyla açıklamak da eksikliktir; bir de kamerayı koğuşun içine, o akıl hastanesinin gri koridorlarına çevirmek gerekir. Romanda dehşeti tırmandıran asıl unsur, dışarıdaki nöbetçilerden ziyade, içerideki “Silahlı Kör Adam” ve onun kurduğu çetedir. Salgın sırasında kör olan bu adam, gücünü elindeki silahtan devşirir; yiyecekleri depolar ve kadınlara zulmedilmesini koordine eder. Bu iktidarın yanında ise salgından önce de görme engelli olan “Kör Muhasebeci” yer alır. Körlük tecrübesini dayanışma için değil sömürü için kullanan bu adam, “Silahlı Kör Adam”ın çetesine katılarak erzak hesabını tutar ve bürokratik aklını zalimlerin hizmetine sunar. İçerideki dehşet böylece iki ayak üzerinde yükselir: kaba kuvveti elinde tutan “Silahlı Kör Adam” ile ona akıl ve hesap hocalığı yapan “Kör Muhasebeci”.</p>

<p>Türkiye’nin muasırlaşma macerasını yalnızca devletin bir dayatması olarak okumak, koğuşun dışındaki askerleri görüp içerideki bu ikiliyi gözden kaçırmaktır. Bizim tarihimizde muasırlaşma ihalelerini toplayan, Batılılaşma söylemini kendi imtiyazlarının ahlâkî zırhı hâline getiren ve halkın elindekini “ilerleme” adına gasp eden yerli rantiyeler tam da bu çeteye karşılık gelir: Bir yanda halkı zor ve güç yoluyla itaat ettiren patron figürü, öte yanda bu sömürü düzeninin bürokratik çerçevesini kuşanan, hesabını tutan ve meşruiyetini sağlayan yerli müteşebbis. Ahâlinin toprağını, lisânını ve mahremiyetini ucuza kapatan, muasırlaşmayı bir mülkiyet aktarımı koridoru gibi kullanan bu zümre, o beyaz aydınlığın asıl faydacılarıdır.</p>

<p>Burada, sömürgeleşen zihinlerin psikolojisini en iyi tahlil eden Frantz Fanon akla gelir. Fanon, Siyah Deri, Beyaz Maskeler (1952) adlı eserinde Antiller’deki siyah çocukların okul deneyimini anlatırken, onlara ilk ders olarak “Atalarımız Galyalılardı” cümlesinin ezberletildiğini yazar. Çocuk, böylece kendi ailesini, dilini, köklerini “ilkel ve karanlık” görmeye başlar. Fanon’un tespitiyle; “Siyah insan, beyaz bir bedene sahip olamasa da en azından beyaz bir ruha sahip olmayı öğrenir.”</p>

<p>Modernleşme, bir aydınlanma değil; her şeyi yutan bembeyaz bir süt denizidir. Bu öyle bir beyaz karanlıktır ki, ışık nesneleri aydınlatmak yerine onları emerek görünmez kılar. Anadolu’nun taşrasında kamaşan gözler, muasırlaşma adına kendi köklerine karşı “vicdani bir körleşme” yaşadı. Tıpkı romandaki adsız karakterler gibi, yerli özne de kendi kimliğinden soyunmuş, öğretilmiş medeniyet kostümünü giymek uğruna kendi gerçeğine dilsiz birer prototipe dönüşmüştü. Nihayetinde ulaştığımız nokta, Saramago’nun o sarsıcı teşhisi: Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük; gördüğü halde görmeyen körler.</p>

<p>Kendi toprağına sömürgeci bir seyyahın seçici bakışıyla yönelenler, aslında bu “beyaz körlük” salgınının en trajik kurbanlarıdır.</p>

<p>Aydın, batılı, müreffeh ve ışıklı süt denizinde boğulmamızın asıl sebebi, Attilâ İlhan’ın yıllar önce sorduğu o can yakıcı soruda saklıdır. “Hangi Batı?” Voltaire’in aydınlanmacı aklı mı, sömürgeci tüccarın pragmatizmi mi; yoksa Marx’ın diyalektiği ile fotoğraf makinesiyle gezen turistin yüzeyselliği arasındaki o uçurum mu? Bizler, bu temel tercihin cevabını dahi vermeden Batılılaşma serüvenine atıldığımızda, aslında kendi isteğimizle o “karantina koğuşlarına” hapsolduk. Cemil Meriç’in “hadım edilmiş idrak” olarak nitelediği o derin sızı, tam da bu tanımı yapılmamış modernlik aşkının ruhumuzda açtığı yaradır. Bu kontrollü hürriyetle kalkınma çabası, körlerin kapalı bir mekânda birbirine kırdırıldığı o trajik simülasyondan farksız bir kısırdöngüdür.</p>

<h2>HİYERARŞİSİZ GÖRMENİN ESTETİĞİ</h2>

<p>Körlük romanında kimseye “şuradan gir, buradan çık” demeden, görmenin sorumluluğunu üstlenen ve yönetmek ile bakmak arasındaki mesafeyi sıfırlayan “Doktorun Karısı”, aslında aradığımız yeni paradigmanın en somut figürüdür. Nitekim yıllardır süregelen ‘Daha çok Batılılaşalım’ ve ‘Köklere dönelim’ tartışması, çıkışı tam da bu tür hazır ve dayatmacı kutupların içinde arama yanlışına düşmektedir.</p>

<p>Türkiye Yüzyılı’nı şekillendirecek olan siyasal irade, tam da Doktorun Karısı’nın bu birleştirici ve sorumlu duruşunu benimsemelidir. Yeni paradigma inşa edilirken; iki uç görüşün eleştiri ve perspektifleri birer dışlama veya çatışma unsuru olarak görülmemeli, aksine yeni vizyonu besleyecek temel kaynaklar olarak konumlandırılmalıdır. Meseleye bu açıdan yaklaşmak, hiyerarşi kurmadan bakabilmenin ve Yeni Türkiye’yi tarihsel bir fırsat olarak okuyabilmenin önünü açacaktır. Çünkü aranan çıkış, sadece ‘daha fazla aydınlanma’ gibi eski ezberlerin ötesindedir; o, bir yandan eski paradigmanın iflasını yüksek sesle ilan etmeyi, diğer yandan bu sentezden doğacak yeni bir uygarlığın küçük tohumlarını fark edip onları yeşertmeyi gerektirir.</p>

<h2>YATAY DİSİPLİN: GÖRMEYİ BİR EYLEME DÖNÜŞTÜRMEK</h2>

<p>José Saramago’nun Körlük romanı nihayetinde mutlu bir sonla bitmez; karakterler yeniden görmeye başladığında “Doktorun Karısı”nın gözlerinden akan yaşlar, insanlığın içine düştüğü o derin vahşetle yüzleşmenin getirdiği ağır utancın yaşlarıdır. İyileşme toplumu kurtarmamış, sadece onlara kendi çıplak çirkinliklerini görebilecekleri aynayı geri vermiştir. Roman kapanırken “Doktorun Karısı”nın o sarsıcı repliğinde dile getirdiği gibi; bizler aslında sonradan kör olmadık, zaten kördük; gördüğü hâlde görmeyen körlerdik.</p>

<p>Türkiye’nin muasırlaşma hikâyesi de bu tespitin içinde saklı. Bizler muasırlaşmanın o parlak, yapay ışığıyla kamaştırılmış, sahte kurtarıcılara sığınmış, fakat yanı başımızdaki insanın acısına ve yok oluşuna gözlerini kapatmış gören körlerdik.</p>

<p>Müslüman Türkler olarak son yıllarımız, üzerimize dikilen bu dar gömlekleri yırtma çabası olarak okunmalıdır. Bu gömlekler İslam coğrafyasına kasıtlı olarak biçilmiştir ve bu tezgahtan beslenen muktedirler vardır. Siyâsî hilelerle hakîkati büken Hamanlar, kapitalist sermayeyle vicdânı mülkiyete gömen Karunlar, dînî şahsî ikbâline meze yapan Belamlar ve medya illüzyonlarıyla halkın ferasetini bağlayan sihirbazlar bu köhne düzenin bekçileridir.</p>

<p>Asıl kurtuluş, merhem olmaktan âciz o steril “beyaz ışıkları” geride bırakıp, vicdanın pusulasıyla birbirinin elini tutanların kurduğu yatay ve ahlâkî disipline sığınmaktır. Bu uyanış, hiyerarşinin soğuk emirlerinden ziyade, yanı başındaki kardeşinin acısına şahitlik eden “görmeyen körlerin” kolektif iradesiyle şekillenir.</p>

<p>Sumud, ki kökeni olan samada fiili; meydan okumak, göğüs germek ve bir fırtınanın ortasında bile yerinden kımıldamadan durmak anlamlarını taşır; bu bağlamda “gördüğü hâlde görmeyenlere” karşı bir ihtar, yerleşik düzenin tüm Hamanlarına ve Karunlarına karşı ise vicdânın en çıplak hâlidir. Merhum Sezai Karakoç’un dediği gibi: Her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için bir Nuh'un Gemisi vardır.</p>

<p>Söz, bundan sonrası için, görmek isteyen herkesindir.</p>

<p><strong><em>Kaynak: Yeni Şafak</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/beyaz-isiklari-terk-edenler-icin-nuhun-gemisi</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/06/64727c17-beyaz-isiklari-terk-edenler-icin-nuhun-gemisi.jpg" type="image/jpeg" length="16478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Şüheda 1915” tiyatro oyunu dijital platformda yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/suheda-1915-tiyatro-oyunu-dijital-platformda-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/suheda-1915-tiyatro-oyunu-dijital-platformda-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Çanakkale Zaferi’nin 111’inci yılı kapsamında sahnelenen “Şüheda 1915” adlı tiyatro oyunu dijital ortama taşındı. Eser, YouTube üzerinden izleyiciyle buluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan “Şüheda 1915” adlı tiyatro oyunu dijital platformda yayımlandı. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü kapsamında hazırlanan eser, YouTube üzerinden izleyicilerin erişimine açıldı.</p>

<p>Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli hedefleri doğrultusunda hazırlanan oyun, sanatın eğitici ve birleştirici yönünü ön plana çıkarırken Çanakkale Cephesi’nde yaşanan mücadeleyi sahneye taşıyor.</p>

<h3>TARİHSEL HAFIZA İNSAN HİKAYELERİYLE ANLATILDI</h3>

<p>“Şüheda 1915”, Prof. Dr. İbrahim Sarıtaş ve Utku Koçak tarafından kaleme alındı. Oyunun yönetmenliğini ise Bora Severcan üstlendi.</p>

<p>Eserde, tarihsel hafıza insan hikayeleri üzerinden sahneye aktarılırken geçmiş ile bugün arasında bağ kurulması amaçlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çanakkale Cephesi’nde yaşanan olaylar, askerlerin yaşamları ve savaşın insani yönü dramatik bir kurgu içinde izleyiciye sunuldu.</p>

<h3>ÇANAKKALE CEPHESİ SAHNEYE TAŞINDI</h3>

<p>1915 yılında Çanakkale Cephesi’nde yaşanan mücadeleyi konu alan oyun, Arıburnu Muharebeleri’nden Anafartalar Zaferi’ne uzanan süreci ele alıyor.</p>

<p>Eserde Türk askerinin kahramanlığı, Mehmetçiğin iman ve cesareti ile şehitlik anlayışı ön plana çıkarılıyor.</p>

<p>Oyunda savaşın yalnızca askeri yönüne değil, insan hikayelerine ve cephede yaşanan duygusal anlara da yer veriliyor.</p>

<h3>“ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ” SAHNESİ DİKKAT ÇEKTİ</h3>

<p>Oyunda Seymen Aydın’ın canlandırdığı Yunus karakterinin şehit olduğu sahne izleyicilerin dikkatini çekti.</p>

<p>Özellikle yemek sahnesi ile birlikte seslendirilen “Çanakkale Türküsü”nün, oyunun öne çıkan bölümleri arasında yer aldığı belirtildi.</p>

<p>“Şüheda 1915”, ilk kez 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi etkinlikleri kapsamında sahnelenmişti.</p>

<p><img alt="Dijital 435" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/05/dijital-435.jpg" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/suheda-1915-tiyatro-oyunu-dijital-platformda-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 00:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/dijital-1915.jpg" type="image/jpeg" length="19246"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul'u en güzel anlatan bestelere ödül]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/istanbulu-en-guzel-anlatan-bestelere-odul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/istanbulu-en-guzel-anlatan-bestelere-odul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Esenler Belediyesi tarafından düzenlenen “İstanbul Şiirleri Beste Yarışması”nda dereceye giren eserler ödüllendirildi. Programda konuşan Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, İstanbul’un estetik ve medeniyetin ruhunu yansıtan kadim bir şehir olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Esenler Belediyesi tarafından Türk müziğine yeni eserler kazandırmak ve sanatçıları teşvik etmek amacıyla düzenlenen “İstanbul Şiirleri Beste Yarışması”nın ödül töreni gerçekleştirildi.</p>

<p>Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen programa Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Sülün, Halkbank 3. Bölge Koordinatörü Güvenç Usta, yarışmaya katılan sanatçılar ve çok sayıda davetli katıldı.</p>

<p>Program kapsamında yarışmada dereceye giren eser sahiplerine ödülleri takdim edilirken, gecenin sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı, TRT ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ses sanatçıları tarafından konser verildi. Konserde yarışmada öne çıkan 10 eser seslendirildi.</p>

<h3>GÖKSU: “İSTANBUL ESTETİĞİN RUHUNU YANSITIR”</h3>

<p>Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, törende yaptığı konuşmada İstanbul’un tarih, medeniyet ve estetik açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul’un farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan özel bir şehir olduğunu belirten Göksu, “Necip Fazıl’ın ifadesiyle Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olmuş, bir çağı açıp bir çağı kapatmış nadide bir şehirden söz ediyoruz. Dünyada ortasından deniz geçen tek şehir olan İstanbul üzerine şiirler yazmak ve besteler yapmak son derece kıymetlidir” dedi.</p>

<p>Göksu, Mekke ve Medine’nin vahyin ruhunu, Kudüs’ün tarihin ruhunu yansıttığını ifade ederek, İstanbul’un ise estetiğin ruhunu temsil ettiğini söyledi.</p>

<h3>“İSTANBUL’U ANLAMAK İNSANLIĞI ANLAMAKTIR”</h3>

<p>İstanbul’un insanlığa rehberlik eden derin bir anlam taşıdığını dile getiren Göksu, şehrin yalnızca fiziki yönüyle değil, kültürel ve manevi yönleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Göksu, belediyecilik anlayışlarının yalnızca altyapı ve fiziki hizmetlerle sınırlı olmadığını belirterek, kültür ve sanatın toplumun gelişimindeki önemine vurgu yaptı.</p>

<p>Dünyada savaşların ve çatışmaların yaşandığı bir dönemde İstanbul’un müzik ve sanatla anılmasını istediklerini kaydeden Göksu, yarışmanın İstanbul türkülerini ve şarkılarını gelecek nesillere taşımayı amaçladığını söyledi.</p>

<h3>ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU</h3>

<p>Yarışmada birincilik ödülünü “Sevda” rumuzlu eseriyle Murat Demirhan kazandı. İkincilik ödülüne “Laale” rumuzlu eseriyle Bahadır Sevik layık görülürken, üçüncülüğü “Gülhan” rumuzlu eseriyle Cengizhan Sönmez elde etti.</p>

<p>Yarışmada dördüncülük ödülünü ise “Berza” rumuzlu eseriyle Temel Savaş Özkök aldı.</p>

<p>Yarışma kapsamında birinciye 300 bin TL, ikinciye 250 bin TL, üçüncüye 200 bin TL ve dördüncüye 150 bin TL para ödülü verildi.</p>

<h3>MANSİYON ÖDÜLLERİ DE VERİLDİ</h3>

<p>Yarışmada mansiyon ödülüne layık görülen isimler ise Faruk Şahin, Cavit Ersoy, Temel Savaş Özkök, Murat Kocamemik, Levent Kaya ve Abdullah Kantar oldu.</p>

<p>Mansiyon ödülü kazanan sanatçılara da kişi başı 100 bin TL ödül takdim edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/istanbulu-en-guzel-anlatan-bestelere-odul</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 01:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/istanbulu-anlatan-siirler.jpg" type="image/jpeg" length="16183"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bunu da gördük! Yapay zekalı robot tiyatro sahnesinde]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/bunu-da-gorduk-yapay-zekali-robot-tiyatro-sahnesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/bunu-da-gorduk-yapay-zekali-robot-tiyatro-sahnesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atatürk Kültür Merkezi’nde prömiyeri yapılan “Şimdi Telefonunuza Bir Kod Gelecek” adlı tiyatro oyununda yapay zeka destekli insansı robot sahneye çıktı. “Robotik Bir Aşk Hikayesi” alt başlığıyla sahnelenen oyun, insan ile robot arasındaki ilişkiyi konu aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Oyuncularla yapay zeka destekli insansı robotun birlikte sahne aldığı “Şimdi Telefonunuza Bir Kod Gelecek” adlı tiyatro oyunu, Atatürk Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluştu.</p>

<p>Metin Yıldız’ın yazıp yönettiği ve “Robotik Bir Aşk Hikayesi” alt başlığını taşıyan oyun, teknoloji çağında insan ilişkilerini, yalnızlığı ve yapay zekayla kurulan bağı merkezine aldı.</p>

<p>Oyunda, boşandıktan sonra yalnız yaşayan Vehbi karakterinin hayatına gizemli bir kargoyla giren insansı robotun ardından yaşanan olaylar anlatılıyor. Hikaye, “Bir insanı unutamıyorsak, onun yapay bir kopyasını sevebilir miyiz?” sorusu etrafında şekilleniyor.</p>

<h3>İNSANSI ROBOT SAHNEDE YER ALDI</h3>

<p>Yapay zeka destekli insansı robot karakterinin aktif biçimde sahnede yer aldığı yapımda komedi ve dram unsurları bir arada işlendi.</p>

<p>Başrollerini Metin Yıldız, Ceylan Yılmaz ve Burak Topal’ın paylaştığı oyunun dekor tasarımını Mert Yürür, ışık tasarımını Önder Arık üstlendi. Genel koordinatörlük görevini Esra Aydın yürütürken, sahnedeki robotun teknolojik altyapısı LTC İnovasyon A.Ş. tarafından hazırlandı.</p>

<p>Oyunun tematik müzikleri ve ses tasarımı ise Erdem Eskimez tarafından gerçekleştirildi.</p>

<h3>“DÜNYADA İLK KEZ BİZİM ÜLKEMİZDE GERÇEKLEŞTİ”</h3>

<p>Oyunun yazarı ve yönetmeni Metin Yıldız, prömiyer öncesinde yaptığı açıklamada, projeyi dünyada bir ilk olarak değerlendirdiklerini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yıldız, “Bugün heyecanımız çok daha yüksek çünkü dünyada bir ilki yapmanın, başarmanın onurunu taşıyoruz. Tiyatroda yeni bir çağ açıyoruz. Çağın gereğini sahneye yansıtan bir formül uyguluyoruz” dedi.</p>

<p>İnsansı robotun bir oyuncunun rolünü üstlendiğini belirten Yıldız, “İlk kez yapay zekalı insansı bir robot, bir oyuncunun rolünü aldı. O olmasaydı bu rolü başka biri oynayacaktı. Yaptığımız araştırmalara göre ilk kez Türkiye’de yapılıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“DUYGUSUZLUĞUN DUYGUSUNU YAŞAMAYA ÇALIŞTIM”</h3>

<p>Oyunda “Ceyda” karakterini canlandıran oyuncu Ceylan Yılmaz, hem insan hem de robot karakterini sahnede canlandırmanın kendisi için farklı bir deneyim olduğunu söyledi.</p>

<p>Yılmaz, “Bir robotun duygusu yok. Duygusuzluğun duygusunu yaşamaya çalıştım” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Oyuncu Burak Topal ise oyunda kargocu karakterini canlandırdığını belirterek, yapımın Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmesi nedeniyle ekip olarak büyük heyecan yaşadıklarını ifade etti.</p>

<h3>İNSAN VE YAPAY ZEKA İLİŞKİSİ SAHNEYE TAŞINDI</h3>

<p>Oyun, yapay zekanın insan yaşamındaki etkisini tiyatro sahnesine taşıyan yapımlar arasında yer aldı.</p>

<p>Teknoloji ile insan ilişkilerinin giderek daha fazla tartışıldığı bir dönemde sahnelenen yapım, izleyicilere insan, yalnızlık, aidiyet ve yapay zeka ilişkisini sorgulatan bir hikaye sundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/bunu-da-gorduk-yapay-zekali-robot-tiyatro-sahnesinde</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/yapay-zeka-robotu.jpg" type="image/jpeg" length="19693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bereket Dairesi” sergisi Üsküdar’da ziyaretçilerini ağırlayacak]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/bereket-dairesi-sergisi-uskudarda-ziyaretcilerini-agirlayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/bereket-dairesi-sergisi-uskudarda-ziyaretcilerini-agirlayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YediHilal Derneği tarafından Peygamber Efendimiz’in doğumunun hicri 1500’üncü yılı dolayısıyla hazırlanan “Bereket Dairesi” sergisi, 11 Mayıs’ta Üsküdar Mimar Sinan Galerisi’nde kapılarını açtı. Sergi, 21 Haziran 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz’e duyulan muhabbetin sanat ve kültürel hafıza üzerinden ele alındığı “Bereket Dairesi” sergisi, İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. YediHilal Derneği ile Vakıf Katılım iş birliğiyle hazırlanan sergi, Üsküdar Mimar Sinan Galerisi’nde ziyarete açıldı.</p>

<p>Peygamber Efendimiz’in doğumunun hicri 1500’üncü yılı vesilesiyle hazırlanan sergide, farklı sanatçıların bu tema etrafında ürettiği eserler yer alıyor.</p>

<h3>HALK MÜSLÜMANLIĞI KOLEKSİYONUNDAN ESERLER</h3>

<p>Sergide, koleksiyoner Fatih Ketancı’nın “Halk Müslümanlığı” koleksiyonundan seçilen çalışmalar da ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dini temalı matbu halk resimleri, litografiler, kartpostallar, fotoğraflar ve levhalar serginin ana omurgasını oluşturuyor.</p>

<p>Sergi kapsamında Medine, Mekke ve İstanbul’un manevi mekanlarına ilişkin anlatıların yanı sıra Veysel Karani, Eyüp el-Ensari ve Buhûrîzâde Mustafa Itrî gibi önemli şahsiyetlere dair izler de yer alıyor.</p>

<p><img alt="Bereket Adresi" class="detail-photo img-fluid" height="666" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/05/bereket-adresi.jpg" width="533" /></p>

<h3>SERGİDE FARKLI SANATÇILARIN ESERLERİ BULUNUYOR</h3>

<p>Proje yönetmenliğini Ramazan Karabacak’ın üstlendiği serginin proje müellifliği ve küratörlüğü ise Numan Noyan Küçük tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Sergide Ali Yasir Çıraklı, Beyza Ünlüsoy, Betül Morgül, Elif Kerra Çakır, Ersin Şahin, Eslem Bulut, Muhammed Nur Anbarlı, Münif Fehim Özarman, Tarık Akın, Tuba Asiltürk İlhan, Sevde Ataç ve Yasin Çetin’in eserleri yer alıyor.</p>

<h3>21 HAZİRAN’A KADAR ZİYARET EDİLEBİLECEK</h3>

<p>“Bereket Dairesi” sergisi, 11 Mayıs-21 Haziran 2026 tarihleri arasında haftanın her günü 10.00 ile 22.00 saatleri arasında Üsküdar Mimar Sinan Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Havadis, Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/bereket-dairesi-sergisi-uskudarda-ziyaretcilerini-agirlayacak</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/aff47fd3-50ckue7n7sixa82dvbpvy.jpg" type="image/jpeg" length="63897"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eğitim-Bir-Sen’in 9. Uluslararası Kısa Film Yarışması’nda kazananlar açıklandı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/egitim-bir-senin-9-uluslararasi-kisa-film-yarismasinda-kazananlar-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/egitim-bir-senin-9-uluslararasi-kisa-film-yarismasinda-kazananlar-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitimciler Birliği Sendikası tarafından düzenlenen 9. Uluslararası Eğitim Temalı Kısa Film Yarışması’nda dereceye giren eserler belli oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen “Eğitim Temalı Uluslararası Kısa Film Yarışması” sonuçlandı. Eğitim konulu kısa filmleri bir araya getiren yarışmada dereceye giren eserler jüri değerlendirmesi sonucunda belirlendi.</p>

<p>Uluslararası nitelik taşıyan yarışmaya, Çin’den Arnavutluk’a kadar uzanan geniş bir coğrafyadan yaklaşık 300 film başvurdu. Yarışma, genç yönetmenlerin sinema dünyasına adım atmalarına katkı sunmayı amaçlarken, katılımcılara profesyonel isimlerle bir araya gelme ve ödül kazanma imkanı sağladı.</p>

<h3>JÜRİ DEĞERLENDİRMESİ İSTANBUL’DA YAPILDI</h3>

<p>Yarışmanın jüri değerlendirme toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi. Jüri başkanlığını yönetmen ve senarist İsmail Güneş üstlendi.</p>

<p>Jüri üyeleri arasında gazeteci ve eleştirmen Bedir Acar, sinema yazarı Enver Gülşen, yönetmen Mutlu Kurnalı, yönetmen ve senarist Yeşim Tonbaz ile Anadolu Ajansı Sinema Atölyesi’nden Barışkan Ünal yer aldı.</p>

<p>Jüri, finale kalan filmleri değerlendirerek ödül kazanan eserleri belirledi.</p>

<h3>DERECEYE GİREN ESERLER</h3>

<p>Yarışmada birincilik ödülünü Kenan Karayağız “Sesimi Duyan Var mı?” adlı filmiyle kazandı. İkincilik ödülüne Muhammed Emin Çırçır “Keşiş Yengecinin Kabuğunda” filmiyle layık görülürken, üçüncülük ödülünü Erdal Duran “Leke” adlı eserle elde etti.</p>

<h3>ÖZEL ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU</h3>

<p>Yarışmada özel ödüller de sahiplerine verildi. Mehmet Akif İnan Özel Ödülü’nü Seyit Mehmet Yıldız “Merhaba Ben Ceren” adlı filmiyle aldı.</p>

<p>Erol Battal Sendikal Kadraj Ödülü ise Oğuz Akyol tarafından çekilen “Hatırlanacak Ne Var?” adlı filme verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>ÖDÜLLER HAZİRAN AYINDA VERİLECEK</h3>

<p>Yarışma kapsamında ödül kazanan eserlerin sahiplerine ödüllerin, haziran ayında düzenlenecek uluslararası toplantıda takdim edileceği bildirildi.</p>

<p>Yarışmaya katılan tüm eser sahiplerine teşekkür edilirken, jüri tarafından ödüle layık görülen sanatçılar tebrik edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Havadis, Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/egitim-bir-senin-9-uluslararasi-kisa-film-yarismasinda-kazananlar-aciklandi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/egitimbirsen.jpg" type="image/jpeg" length="76356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlı Posta Tarihi ziyarete açıldı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/osmanli-posta-tarihi-ziyarete-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/osmanli-posta-tarihi-ziyarete-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmanlı Posta Tarihi Araştırma Derneği tarafından hazırlanan “Osmanlı Posta Tarihi” sergisi, Beyoğlu’ndaki tarihi PTT binasında kapılarını açtı. Sergi, koleksiyonerler ve akademisyenleri bir araya getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Posta Tarihi Araştırma Derneği tarafından düzenlenen “Osmanlı Posta Tarihi” sergisi, Beyoğlu’ndaki tarihi PTT binasında ziyarete açıldı. Osmanlı dönemine ait posta tarihine ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan sergi, koleksiyonerler ile akademisyenleri aynı çatı altında buluşturdu.</p>

<p>Sergide, Osmanlı posta sistemine dair farklı dönemlere ait materyaller ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Etkinlik kapsamında posta tarihi alanında yapılan çalışmaların görünürlüğünün artırılması hedeflendi.</p>

<h3>KOLEKSİYONERLERİN SEÇKİLERİ SERGİLENİYOR</h3>

<p>Dernek Başkanı Turhan Turgut, sergide 7-8 koleksiyonerin kendi seçkilerinden oluşturduğu parçaların yer aldığını belirtti. Serginin, farklı koleksiyonlardan derlenen özel materyallerle hazırlandığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>ULUSLARARASI SEMPOZYUM HAZIRLIĞI</h3>

<p>Derneğin yaklaşık bir yıl önce kurulduğunu aktaran Turgut, bu yıl 5-6 Kasım tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ev sahipliğinde Türkiye’de ilk kez uluslararası bir posta tarihi sempozyumu düzenleneceğini açıkladı.</p>

<h3>16 NİSAN’A KADAR ZİYARET EDİLEBİLECEK</h3>

<p>Türkiye Filateli Dernekleri Federasyonu’nun da katkı sunduğu serginin 16 Nisan’a kadar ziyaretçilere açık olacağı bildirildi. Serginin, posta tarihi alanında çalışan araştırmacılar ve meraklılar için önemli bir buluşma noktası olması hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/osmanli-posta-tarihi-ziyarete-acildi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/04/posta-pulu.jpg" type="image/jpeg" length="30483"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cep saatlerinin 400 yıllık hikayesi ziyaretçilerini bekliyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/cep-saatlerinin-400-yillik-hikayesi-ziyaretcilerini-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/cep-saatlerinin-400-yillik-hikayesi-ziyaretcilerini-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koleksiyoner Mehmet Çebi'nin 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan 400 yıllık süreci kapsayan nadir cep saatleri seçkisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde ziyarete açıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koleksiyoner <strong>Mehmet Çebi</strong> tarafından derlenen ve 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar olan dönemi kapsayan nadir cep saatleri koleksiyonu, <strong>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi</strong> bünyesinde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. "Mehmet Çebi Koleksiyonu’ndan Muhteşem Cep Saatleri" başlığıyla düzenlenen serginin açılış törenine Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı <strong>Batuhan Mumcu</strong>, İstanbul Valisi <strong>Davut Gül</strong>, Fatih Belediye Başkanı <strong>Mehmet Ergün Turan</strong>, İstanbul Emniyet Müdürü <strong>Selami Yıldız</strong> ile sanat dünyasından çok sayıda davetli katılım sağladı. Sergi, Avrupa saat ustalığı ile Osmanlı saray kültürü arasındaki tarihî bağları yansıtan 350 parçalık özel bir seçkiden oluşuyor. Altın ve gümüş işçiliğinin yanı sıra 18. yüzyıl Cenevre mine ustalarının tekniklerini barındıran eserler, saatçilik tarihinin mekanik ve estetik gelişimini gözler önüne seriyor.</p>

<p>İSTANBUL'A SAAT MÜZESİ KAZANDIRILMASI HEDEFLENİYOR</p>

<p><strong>Hilye-i Şerif ve Tespih Müzesi</strong> kurucusu <strong>Mehmet Çebi</strong>, koleksiyonun oluşum sürecine dair yaptığı açıklamada, yaklaşık 25 yıl önce tekil alımlarla başladığı sürecin son üç yılda ivme kazandığını ifade etti. Müzayedeler ve yurt dışındaki mezatlardan temin edilen eserlerle koleksiyonun genişlediğini belirten <strong>Mehmet Çebi</strong>, Türkiye'deki önemli koleksiyonerlerin ellerindeki parçaları da bünyelerine kattıklarını dile getirdi. Koleksiyonun bir yatırım aracı olmasının ötesinde sanatsal bir değer taşıdığını vurgulayan <strong>Mehmet Çebi</strong>, sergiyi yurt dışında farklı noktalarda açmayı ve nihayetinde İstanbul'da kalıcı bir saat müzesi kurmayı planladıklarını aktardı.</p>

<p><img alt="Sergi3" class="detail-photo img-fluid" height="533" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/03/sergi3.webp" width="800" /></p>

<p>SANAT VE MÜHENDİSLİĞİN BÜTÜNLEŞTİĞİ ESERLER</p>

<p>Koleksiyon içeriğinde 17. yüzyıl Fransız Blois mine geleneğine ait örnekler, aristokratlar tarafından kullanılan chatelaine saatler ve karmaşık çalar mekanizmalı özel üretimler yer alıyor. Saatlerin hem mühendislik hem de mikro sanat eseri niteliği taşıdığını kaydeden <strong>Mehmet Çebi</strong>, üç santimetrelik alanlara sığdırılan figürlerin ve mine tekniklerinin yüksek işçilik gerektirdiğini belirtti. Birçok eserde altın malzemenin yanı sıra elmas, yakut ve zümrüt gibi değerli taşların kullanıldığına dikkat çeken <strong>Mehmet Çebi</strong>, sergilenen saatlerin büyük çoğunluğunun çalışır vaziyette ve kondisyonlarının yüksek olduğunu bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TARİHE TANIKLIK EDEN DİPLOMATİK PARÇALAR</p>

<p>Serginin dikkat çeken bölümleri arasında devletler arası diplomatik ilişkileri temsil eden eserler bulunuyor. Rus Çarı <strong>I. Nikolay</strong> tarafından 1844 yılında İngiltere Kraliçesi <strong>Victoria</strong>'ya hediye edilen portreli cep saati, tarihî öneme sahip parçalar arasında öne çıkıyor. Osmanlı padişahlarından <strong>Sultan Abdülmecid</strong> ve <strong>Sultan Abdülaziz</strong> portrelerinin yer aldığı saatler, Avrupa saatçiliğinin Osmanlı sarayı ile olan münasebetini belgeliyor. Saatçilik tarihinin dört asırlık serüvenini bir araya getiren sergi, 9 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sevda Dursun / Yeni Şafak</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/cep-saatlerinin-400-yillik-hikayesi-ziyaretcilerini-bekliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/03/sergi.jpg" type="image/jpeg" length="75420"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Kitap Fuarı 43. kez kapılarını açtı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/istanbul-kitap-fuari-43-kez-kapilarini-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/istanbul-kitap-fuari-43-kez-kapilarini-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 43. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, İstanbul Fatih Camii avlusunda kitapseverlerle buluştu. Çok sayıda yayınevinin katılımıyla açılan fuar, 17 Mart tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonuyla her yıl geleneksel olarak düzenlenen Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, bu yıl 43. kez kapılarını açtı. Fatih Camii yerleşkesinde gerçekleştirilen açılış törenine Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. <strong>Safi Arpaguş</strong> katılarak bir konuşma yaptı. <strong>Safi Arpaguş</strong>, nesillerin sahih kaynaklar ışığında kitapla buluşturulmasının güçlü bir düşünce dünyası inşa etmek adına zorunluluk olduğunu ifade etti. Kurulan her standın bir düşünce ocağı niteliği taşıdığını kaydeden <strong>Safi Arpaguş</strong>, kitap fuarlarının geleceğin inşasına hizmet eden önemli birer adım olduğunu vurguladı.</p>

<p>Fuar alanında yerlerini alan çok sayıda yayınevi, farklı kategorilerdeki eserlerini okuyucuların beğenisine sundu. Etkinliğe 41 yıldır katılım sağlayan yayınevi sahibi <strong>Nebi Can</strong>, Ramazan ayı vesilesiyle düzenlenen bu organizasyonun kültürel bir buluşma noktası olduğunu belirtti. Dijital mecralardan kitap alımının yaygınlaşmasına rağmen fuarların kitaba fiziksel olarak dokunma ve inceleme imkanı sunduğuna dikkat çeken <strong>Nebi Can</strong>, bu yıl da katılımın yüksek seviyelerde seyretmesini beklediklerini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>ÇOCUK VE DİNİ İÇERİKLİ YAYINLARA YOĞUN İLGİ</h3>

<p>Fuarın ilk gününde ziyaretçilerin özellikle çocuk edebiyatı ve dini içerikli yayınların bulunduğu stantlara ilgi gösterdiği gözlemlendi. Kızıyla birlikte fuarı ziyaret eden <strong>Semiha Taştan</strong>, çocukların ufkunu genişletecek ve manevi değerleri aşılayacak eserleri incelediklerini belirtti. Bir diğer ziyaretçi <strong>Seda Aydoğmuş</strong> ise peygamberler tarihi ve sahabe hayatlarını konu alan serileri takip ettiklerini, fuarın sunduğu uygun fiyat avantajlarından faydalanmak istediklerini ifade etti. Ailelerin çocuklarıyla birlikte katılım gösterdiği etkinlikte, eğitici yayınlar ön plana çıktı.</p>

<h3>FUAR 17 MART TARİHİNE KADAR DEVAM EDECEK</h3>

<p>Fatih Camii avlusunda kurulan dev platformlarda hizmet veren fuar, İstanbul’un kültürel hayatına katkı sunmayı amaçlıyor. Ziyaretçiler, sabah saatlerinden itibaren akşam vaktine kadar stantlar arasında inceleme yapabiliyor ve yazarlarla buluşma imkanı buluyor. Organizasyon yetkilileri, 17 Mart tarihine kadar sürecek olan fuar boyunca çeşitli kültürel etkinliklerin ve imza günlerinin de gerçekleştirileceğini duyurdu. Fuarın, Ramazan ayının manevi atmosferiyle birleşerek geniş kitlelere ulaşması hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/istanbul-kitap-fuari-43-kez-kapilarini-acti</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 06:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/03/kitap-fuari-44.jpg" type="image/jpeg" length="84585"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlıca dergi ve gazeteler sergisi açıldı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/osmanlica-dergi-ve-gazeteler-sergisi-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/osmanlica-dergi-ve-gazeteler-sergisi-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’nın fethinin 700. yılı vesilesiyle düzenlenen Osmanlıca Dergi ve Gazete Sergisi açıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3">Bursa Uludağ Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara Koleksiyonu’ndan seçilen, 41’i birinci sayı olmak üzere toplam 140 dergi ve gazetenin yer aldığı sergi, coğrafyamızın yazılı hafızasını günümüze taşıyor.</font></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3">Açılışta konuşan Bursa Valisi Erol Ayyıldız, dergi ve mecmua koleksiyonu ile kültürel hafızamıza sunduğu kıymetli katkılar dolayısıyla Prof. Dr. Mustafa Kara’ya teşekkür etti.</font></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3">Osmanlıca Dergi ve Gazete Sergisi, 16–21 Şubat tarihleri arasında Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde ziyarete açık olacak. </font></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><font face="Times New Roman, serif"><font size="3"><strong>"Altmış Yıllık Bir Birikimi Kamuya Emanet Ediyorum"</strong></font></font></h3>

<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3">Bursa’nın fethinin 700. yılı vesilesiyle düzenlenen Osmanlıca Dergi ve Gazete Sergisi’nin açılışında açıklamalarda bulunan Bursa Uludağ Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara; <strong><em>“Altmış yıllık bir birikimi kamuya emanet ediyorum.Yaklaşık altmış yıldır kitap, dergi ve efemera topluyorum. Bu süre zarfında biriktirdiğim malzemenin artık şahsî bir koleksiyon olmaktan çıkıp kamunun, Devlet’in ve kurumların istifadesine sunulması gerektiğine inanıyorum. Bu sebeple koleksiyonlarımı imkânlar ölçüsünde yavaş yavaş bağışlamaya başladım”</em></strong> dedi. </font></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3"><strong>Bursa Uludağ Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara konuşmasının devamında;</strong></font></font><font face="Times New Roman, serif"><font size="3"> “<strong><em>bu çerçevede, hocam Süleyman Uludağ ile birlikte kitaplarımızı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağışladık. Bu bağış neticesinde Bursa Pınarbaşı’nda kurulan ve 2021 yılından beri hizmet veren Bursa Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi, bugün araştırmacıların ve okurların kullanımına açık durumdadır. Koleksiyonumun önemli bir bölümünü imzalı kitaplar oluşturmaktadır. Sayıları itibarıyla müstakil bir kütüphane hacmine ulaşan bu eserler, ilerleyen süreçte uygun bir kurumsal çatı altında değerlendirilmek üzere muhafaza edilmektedir”</em></strong> dedi. </font></font></p>

<h3><font face="Times New Roman, serif"><font size="3"><strong>Kara: Koleksiyonculara 10 dergi ve gazete bağışlayacağım</strong></font></font></h3>

<p><font face="Times New Roman, serif"><font size="3">Türkiye’de yayımlanmış dergilerin 2.500 adet birinci sayısını, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışladığını belirten Prof. Dr. Mustafa Kara; “<strong><em>Dergi yayıncılığına dair biriktirdiği malzeme ise ayrı bir başlık teşkil etmektedir. Türkiye’de yayımlanmış dergilerin 2.500 adet birinci sayısını, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışladım. Elime geçtikçe de göndermeye devam ediyorum. Bunun dışında, elimde bir dergi ve mecmua müzesi açılabilecek seviyede kapsamlı bir arşiv de bulunmaktadır. Bu çalışmaların son halkası olarak, 16 Şubat 2026 tarihinde Bursa’da Osmanlıca Gazete ve Dergi Sergisi’ni açtık. Sergimiz, Bursa Güzel Sanatlar Galerisi’nde, Aziz Valimiz Erol Ayyıldız’ın teşrifleriyle açılmıştır. Sergide, 41’i birinci sayı olmak üzere toplam 140 Osmanlıca gazete ve dergi yer almaktadır. Serginin hazırlanmasında emeği geçen Güzel Sanatlar Galerisi çalışanları başta olmak üzere Abdullah Damar’a, Yunus Kaldırım’a, Bekir Arslan’a ve Nuh Muaz Kapan’a teşekkür ederim. Bu sergi vesilesiyle özellikle gençlere — yani elli yaşın altındakilere — bir cümle söylemek isterim: Bir şeyleri biriktirin. “Al, kullan ve at” felsefesine teslim olmayın. Dergilerin birinci sayılarını biriktirmek isteyen gençler için de küçük bir teşvik düşüncesiyle şunu ifade etmek isterim: Böyle bir koleksiyon için kolları sıvayanlara, öz sermaye olarak 10 adet dergiyi bizzat hediye edeceğim. Bu birikimlerin tamamını bir emanet olarak görüyorum. Emanetin yeri ise şahsî raflar değil, ortak hafızadır”</em></strong> ifadelerine yer verdi. </font></font></p>

<p><img alt="Açılış" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/acilis.jpg" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/osmanlica-dergi-ve-gazeteler-sergisi-acildi</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/02/sergi-bursa.jpg" type="image/jpeg" length="40054"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan'ın manevi ikliminde "Sabrın Nakşı"]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/ramazanin-manevi-ikliminde-sabrin-naksi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/ramazanin-manevi-ikliminde-sabrin-naksi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yıldız Holding, geleneksel Türk-İslam sanatlarının en nadide örneklerinden oluşan "Sabrın Nakşı" sergisini Ramazan ayının manevi atmosferinde ziyarete açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yıldız Holding, her yıl Ramazan ayında gerçekleştirdiği sanat etkinliklerine bir yenisini ekleyerek "Sabrın Nakşı" isimli sergiyi Çamlıca kampüsünde sanatseverlerin beğenisine sundu. Küratörlüğünü Esra Göncüoğlu’nun üstlendiği organizasyonda; tezhip, kalemişi ve katı’ sanat dallarında usta isimlerin imzasını taşıyan 52 eser yer alıyor. Dürdane Ünver, Mamure Öz, M. Semih İrteş, Safiye Morçay ve Sevgi İrteş gibi sanatçıların çalışmalarından oluşan seçki, Ramazan ayı boyunca randevu sistemiyle ücretsiz olarak gezilebilecek.</em></strong></p>

<h3>GELENEKSEL SANATLARDA SABIR VE DİSİPLİN VURGUSU</h3>

<p><strong><em>Yıldız Holding</em></strong> Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong><em>Mehmet Tütüncü</em></strong>, serginin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Ramazan ayının manevi iklimini Türk-İslam sanatıyla birleştirmenin bir gelenek haline geldiğini ifade etti. <strong><em>Tütüncü</em></strong>, konuşmasında şu sözlere yer verdi:</p>

<p><strong><em>“Birlik ve beraberlik ruhunu derinden hissettiğimiz Ramazan ayının manevi atmosferine, Türk-İslam sanatının nadide örneklerini taşımak artık bizim için güzel bir geleneğe dönüştü. Bizlere sabrı, paylaşmayı ve tefekkürü hatırlatan bu mübarek ayda, geleneksel sanatlarımızın incelikli ve anlam yüklü eserleriyle gönüllere ulaşmanın huzurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Sergimiz, sanatkârlarımızın eserlerini icra ederken gösterdikleri derin sabır ve ilhamdan hareketle ‘Sabrın Nakşı’ adını taşıyor. Her bir çalışma; güçlü bir iç disiplinin, dikkatli bir emeğin ve zamanla kurulan incelikli bir ilişkinin izlerini taşıyor.”</em></strong></p>

<p><img alt="Tütüncü" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/tutuncu.jpg" width="1280" /></p>

<p>Faaliyet gösterdikleri her alanda topluma manevi izler bırakmayı asli bir sorumluluk olarak gördüklerini belirten <strong><em>Tütüncü</em></strong>, sergi salonundaki her eserde sanatçıların meşakkatli emeğinin hissedildiğini kaydetti.</p>

<h3>52 ESERLİK ÖZEL SEÇKİ</h3>

<p>Serginin küratörlüğünü yürüten ve kendisi de bir hattat olan <strong><em>E. Esra Göncüoğlu</em></strong>, sergilenen 52 eserin arka planındaki emeğe dikkati çekti. Katı’ sanatında kağıdın titizlikle oyulması ve kalem işi tekniğindeki hassasiyete değinen <strong><em>Göncüoğlu</em></strong>, serginin içeriği hakkında bilgi verdi.</p>

<p><img alt="Esra" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/esra.jpg" width="1280" /></p>

<p>Sergide; tezhip, katı’ ve kalem işi teknikleriyle hazırlanan hilye-i şerifler, ayet-i kerimeler, dualar ve şiir levhalarının bulunduğunu aktaran <strong><em>Göncüoğlu</em></strong>, sanatseverlerin 19 Mart’a kadar bu eserleri inceleyebileceğini bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>SANATÇILARIN GÖZÜNDEN SABIR VE YENİDEN DOĞUŞ</h3>

<p>Sergiye katılan sanatçılardan <strong><em>Dürdane Ünver</em></strong>, organizasyonda yer alan <strong><em>“Simurg”</em></strong> isimli çalışmasının hikayesini paylaştı. Tüm sanat dallarının temelinde sabrın yattığını vurgulayan <strong><em>Ünver</em></strong>, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><strong><em>“Aslında bütün sanatlar sabır gerektirir. Sergiye çok güzel bir isim verilmiş, benim de gerçekten çok hoşuma gitti. Sergide yer alan eserim Simurg; irade, merhamet ve vicdan gibi pek çok erdemi sembolize eden mitolojik bir varlıktır. Rivayete göre ömrünün sonunda kendine bir yuva yapar, orada yanar ve küllerinden yeniden doğar. Bu yönüyle yeniden doğuşun ve dirilişin sembolüdür. Ben de bu hikâyeden yola çıkarak hayvanlar üzerinden bir anlatı kurmak istedim.”</em></strong></p>

<p><img alt="Ünver" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/unver.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong><em>Ünver</em></strong> ayrıca, 1976 yılında <strong><em>Süheyl Ünver</em></strong>’in öğrencisi olarak başladığı sanat yolculuğunda bugüne kadar 500’den fazla öğrenci yetiştirdiğini belirterek, kurumların bu tür desteklerinin sanatın geleceği için hayati önemde olduğunu dile getirdi.</p>

<h3>KÖKLÜ BİR MEDENİYETİN MİRASI</h3>

<p>Yaşayan en kıdemli kalemkar ustalarından biri olan <strong><em>M. Semih İrteş</em></strong> ise, bu sanatların sadece belirli dönemlere özgü olmadığını, 600 yıllık bir medeniyet birikimini temsil ettiğini söyledi. Geleneksel sanatlara olan ilginin bir tesadüf olmadığını belirten <strong><em>İrteş</em></strong>, şu açıklamada bulundu:</p>

<p><img alt="Semih-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/semih-1.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong><em>“Bizim sergilerimiz aslında belli bir geleneğin devamı niteliğinde. Ancak maalesef zaman zaman ‘Ramazanlık sergi’ gibi algılanabiliyor. Oysa bu sanatlar, Osmanlı İmparatorluğu boyunca yaklaşık altı yüz yıl, mimarinin her alanında ve nakkaşhanelerde işlenmiş; çok önemli bir medeniyetin, çok kıymetli ürünleri olmuştur. Bugün insanlar bu işleri seviyorsa bunun müsebbibi biziz diyebilirim.”</em></strong></p>

<p><strong><em>İrteş</em></strong>, sanatın sadece manevi değil, maddi olarak da desteklenmesi gerektiğini hatırlatarak, <strong><em>Yıldız Holding</em></strong>’in sağladığı bu imkanın tanıtım ve destek açısından kıymetli olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/ramazanin-manevi-ikliminde-sabrin-naksi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/02/toplu-1.jpg" type="image/jpeg" length="83326"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Mesvnevi Zihni ve Kalbi Korur"]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/mesvnevi-zihni-ve-kalbi-korur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/mesvnevi-zihni-ve-kalbi-korur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin “Mesnevi” adlı eseri günümüz insanına hitap etmeye devam ediyor. Cemal Aydın’ın titiz tercümesiyle Timaş Yayınları arasından çıkan Mesnevi’nin son şerhi, her düzeyde okur tarafından rahatça okunup anlaşılacak sadelikte.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cemal Aydın’la Mesnevi’nin günümüz insanına ne anlattığını konuştuk. Mesnevi’nin başucu kitabı yapılması tavsiyesinde bulunan Aydın, okuyanı iyi hissettireceğini belirtti.</p>

<p>Mesnevî’nin yeni ve her kesimden insanın rahatlıkla anlayabileceği sadelikte bir tercümesini yaptınız. Diğer tercümelerden farkını biraz anlatabilir misiniz?<br />
Her düzeyde okur tarafından rahatça okunup anlaşılacak sadelikte bir Mesnevî tercümesi bulunmadığından “Açıklamalı Mesnevî” tercümesini yapma ihtiyacı duydum. Kolay okunabilmesi için açıklamaları sayfa altına veya bölüm sonuna dipnotlar şeklinde vermek yerine beyitlerin hemen yanına koydum. Hz. Mevlâna sayesinde Müslüman olan ve Mesnevî’yi on senelik bir emekle Fransızcaya çeviren “İslâm’ın Güleryüzü” kitabının yazarı Eva/Havva Hanım'ın tercümesinin yanında, Farsçasını ve ülkemizdeki en güvenilir Mesnevî tercümelerini ve şerhlerini de masamda bulundurdum. Hem edebî hem de son derece anlaşılır olması için elimden geleni yaptım.</p>

<p><em><strong>Bu çağın insanı için mesnevi okumak neden önemli?</strong></em></p>

<p>Çağımızın insanı bolca malumat, sahte bilgiler, yalan ve hezeyanlar yüzünden bunalıyor, içi daralıyor, yarınından ümidini kesiyor. Mesnevî, âhir zaman basın, yayın ve sosyal medyasının zehrinden insanın beynini ve gönlünü kurtarır. Mesnevî’yi okuyan insan kendini çok daha iyi hisseder; bezginlik, bitkinlik, umutsuzluk, karamsarlık gibi hâlleri üzerinden atar. Mesnevî’yi başucu kitabı yapan kimse psikiyatr, psikanalist, psikolog gibi uzmanlara gitme ihtiyacı duymaz. Sokakta ve sosyal medyada her an gözüne ilişen ve kulağına gelen şeytanî görüntü ve seslenişlerden de pek etkilenmez. Bu eser sayesinde dünya hayatının işleyişini çok iyi anladığı için, zihnini ve kalbini korur, kendisiyle barışık hâle gelir, başına gelenlere katlanıp sabreder ve hâline şükreder.</p>

<p><strong>MESNEVİ BİZİ BİZ YAPAR</strong></p>

<p><em><strong>Mevlana’nın ve dolayısıyla Mesnevi’nin değeri yeterince bilinmiyor mu?</strong></em></p>

<p>Yahya Kemal, “Bizim medeniyetimiz, Mesnevî medeniyetidir!” demiştir. Çünkü Mesnevî bizi biz yapan kitaptır. Rusya’nın büyük romancısı Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’un Palto hikâyesinden çıktık” derken Yahya Kemal de bizim şiirimizin Hz. Mevlâna’nın açtığı yol sayesinde oluştuğunu söyler. Itrî şiirinde şöyle der: “Lafz-ı bişnev’le doğan debdebe-î mânâyız.” Dinle, duy, işit, kulak ver anlamına gelen “Bişnev” kelimesiyle başlar Mesnevî. Büyük adamları takdir edebilmek için büyük adam olmak, kültürlü adam olmak gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>HEM DİNİ HEM DÜNYEVİ İLİMLER</strong></p>

<p><em><strong>Mevlâna bulunduğu döneme mi hitap ediyor sadece? Bugünler için söylediklerini nasıl anlamalıyız?</strong></em></p>

<p>Mevlâna Hazretleri hem dinî ilimler hem de dünyevî ilimler konusunda dâhî bir âlimdir. İslâm dünyasının en büyük velisi değilse bile, İslâm’ın yüceliğini günümüzde bile ispat eden en etkili velisidir. Bazı velilerin kerametlerinden bahsedilir, fakat o velilerin kerametleri kendi dönemleriyle sınırlıdır. Hz. Pîr’in kerametleri ise gelecek çağlarda gerçekleşecek olan ve gerçekleşmiş bulunan kerametlerdir.</p>

<p><strong>DÜNYANIN YUVARLAK OLDUĞUNA İŞARET</strong></p>

<p><em><strong>Peki, nedir o kerametler?</strong></em></p>

<p>Hz. Mevlâna dünyanın yuvarlak olduğunu Kopernik’ten 300 yıl önce söylemiştir. Mesnevî’nin ikinci kitabının 42. beytinde şöyle der: “Ey güneş, sen dünyanın alt tarafını aydınlatmak için bu gül bahçesini terk edip gidiyorsun!” Bu beyit, dünyanın düz değil de yuvarlak olduğunu apaçık gözler önüne serer. Pastör’den 6 asır önce mikropların olduğunu söylüyor. Üçüncü kitabın 26. beytinde de şöyle diyor: “Hepsinin de ağzı açık olan varlık zerreciklerini seyrediyorum; onların ne yediklerinden bahsedecek olsam, bu söz uzar gider.” Yemek için ağızları açık zerrecikler dediği mikropların ta kendisidir. Mevlâna’dan 6 asır sonra gelen Pastör’ün 19. yüzyılda, “Göze görünmez birtakım yaratıklar var ki, insanı yiyorlar, hastalıkların ve ölümlerin sebebi oluyorlar” demesine, kendi döneminin hekimleri bile inanmamıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Sevda Dursun / Yeni Şafak</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/mesvnevi-zihni-ve-kalbi-korur</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/11/mesnevi-44.jpg" type="image/jpeg" length="25379"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Çocuklar da yas tutar"]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/cocuklar-da-yas-tutar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/cocuklar-da-yas-tutar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altın Portakal’da 7 ödül kazanan, Boğaziçi Film Festivali’nde de yarışma seçkisine giren “Tavşan İmparatorluğu” filminin yönetmeni Seyfettin Tokmak’la konuştuk. Evin yolunu bulamayan çocukların hikâyesini anlattığını söyleyen Tokmak, “Çocuklarda melankoli çok konuşulmaz. Bir çocuğun da yas tutabileceğini görmüyorlar” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>62. Altın Portakal Film Festivali’nden 7 ödül kazanan “Tavşan İmparatorluğu” filmi, 13. Boğaziçi Film Festivali’nde de yarışıyor. Altın Portakal’ın Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda en iyi film seçilen, kendisi de bu eseriyle en iyi yönetmen ödülüne layık görülen Yönetmen Seyfettin Tokmak ile filmini ve çocukluğun sinemaya yansımasını konuştuk. Filmi, önümüzdeki hafta Boğaziçi Film Festivali’nin seçkisinden izleyebilirsiniz.</p>

<p>Tavşan İmparatorluğu, illegal yoldan devletten maaş alabilmek uğruna babası Beko tarafından zorla engelli taklidi yaptırılan Musa’nın, kendisi gibi doğasından koparılıp tazı yarışlarında yem olarak kullanılan yaban tavşanlarını kurtarmak için verdiği mücadelenin hikâyesini anlatıyor. Çocukların gözünden hayatı okuyan film, yetişkinlerin iki yüzlülüğünden kaba şiddetine kadar rahatsız edici bir dünyayı da beyaz perdeye aktarıyor. Bir yandan da umuda kapı aralayan filmiyle ilgili Tokmak, “Tavşan İmparatorluğu çocukluk melankolisidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>ANA HİKAYE ÇOCUK CEZAEVİNDEN ÇIKTI</strong></p>

<p>Uzun zamandır çocuklarla çalıştığını söyleyen yönetmen, “Tavşan İmparatorluğu’nun ana hikâyesi Ümraniye Çocuk Cezaevi’ndeki gönüllülüğümle başladı. Pandemi öncesi oradaki çocuklara kısa film dersleri verdim. Onların o depresif hallerine çok üzülüyordum. O kadar özel çocuk var ki, hangi noktada evin yolunu kaybettiklerini çok düşünüyordum. Bunu hikâyeye dönüştürürken, bir çocuk üzerinden, bütün coğrafyalardaki insanlara referans olabilecek, zamansız ve mekânsız bir film olsun istedim” dedi.</p>

<p><strong>TAVŞANIN KAÇMAKTAN BAŞKA ÇARESİ YOK</strong></p>

<p>Filminde tavşanları metafor olarak kullandığını belirten Tokmak, “Tavşan, kaçmaktan başka çaresi olmayan dünyanın en naif canlılarından biri. Tazıyı da erkek şiddetinin karanlık bir parçası yaptım. Çocukluğumda diğer çocukları çok gözlemlerdim. Filmi Elazığ’da çekerek çocukluğuma da dönmüş oldum. Küçük yaşımda babamı kaybetmiştim ama ben evimin yolunu bulabiliyordum. Cezaevindeki çocuklar bulamadıkları için oradaydılar. Film, birçok duygunun bütünü” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sinemada belli başlı klişeler vardır ve en çok izlenen filmler bu klişeler üzerine oturur. Bu klişelerden uzak, sadece çocukların dünyaları üzerinden bir film çekmenin riskler barındırıp barındırmadığını sorduğumda, “Komedi de yapsan içindeki duygularla yapmadığın sürece bir şey olmuyor. Çocukluk benim için o kadar kapsayıcı bir şey ki, Edip Cansever’in şu sözü, yeni senaryomun da ilk cümlesi: ‘Çocukluk bir gökyüzü gibidir, nereye gitsen ardından gelir.’ Çocuklarla ilgili çalışmamda çok içten bir süreç var. Ben sadece ‘Yıpranan ve horlanan bir yerde çocukluk nasıl varlığını sürdürebilir?’ sorusunun peşine düşerek o melankoliyi anlattım. Bir çocuğun annesini kaybettikten sonraki kederini göstermekti derdim. Çocuklarda melankoli çok konuşulmaz. Bir çocuğun da yas tutabileceğini görmüyorlar. Ben bunu Musa’yla anlatmak istedim, ama bunu anlatırken çok umutlu bir yere koydum. Özellikle son sahnesini büyülü bir havada çekmemin sebebi de o. Bir kız çocuğu dışında kadının olmadığı bir film yapma nedenim ise, kadın çekildiğinde geriye ne kaldığını çıplak bir şekilde göstermek istememdi” diye anlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/cocuklar-da-yas-tutar</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/11/cocuklar.jpg" type="image/jpeg" length="17549"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Fahri Işık’a Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/prof-dr-fahri-isika-cumhurbaskanligi-kultur-ve-sanat-buyuk-odulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/prof-dr-fahri-isika-cumhurbaskanligi-kultur-ve-sanat-buyuk-odulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk arkeolojisinin öncülerinden Prof. Dr. Fahri Işık, 2025 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Anadolu uygarlıklarının yerli kökenlerini bilimsel çalışmalarla ortaya koyan Işık, arkeolojiye katkılarından dolayı onurlandırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kileyik köyünde 1944 yılında dünyaya gelen <strong>Prof. Dr. Fahri Işık</strong>, arkeolojiye olan ilgisini erken yaşta fark ederek eğitimini bu alanda sürdürdü. Lisans eğitimini <strong>Ankara Üniversitesi</strong>'nde tamamladıktan sonra, doktorasını <strong>Almanya’daki Bonn Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü</strong>'nde yaptı. 1983 yılında profesörlük unvanını aldıktan sonra, <strong>Atatürk</strong> ve <strong>Akdeniz Üniversiteleri</strong>'nde arkeoloji bölümleri ile <strong>Likya Uygarlıkları</strong> ve <strong>Göller Yöresi Uygarlıkları Araştırma Merkezleri</strong>'nin kuruculuğunu üstlendi.</p>

<h3>YAYINLARIYLA BİLİM DÜNYASINA KATKI SUNDU</h3>

<p>Bilimsel üretkenliğiyle de tanınan Işık’ın çoğu yabancı dillerde yayımlanmış 13 kitabı ve 100’e yakın makalesi bulunuyor. 1988 yılında <strong>Patara Antik Kenti</strong>'nde kazı başkanlığına başlayan Işık, kısıtlı imkanlarla yürüttüğü çalışmalarda çok sayıda önemli arkeolojik eseri ortaya çıkardı. Başlangıçta bir köylü evinde konaklayan ekip, ilerleyen süreçte <strong>Kızılay çadırlarında</strong> çalışmalarını sürdürdü.</p>

<h3>“HOCALARIN HOCASI” OLARAK ANILIYOR</h3>

<p>Işık’ın yetiştirdiği öğrenciler, bugün Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde antik kentlerde kazı başkanlığı yapıyor. Bu nedenle bilim camiasında <em>“hocaların hocası”</em> unvanıyla anılıyor. Özellikle Batı literatüründe Hellen (Yunan) kültürüyle özdeşleştirilen uygarlıkların, Anadolu topraklarında ve yerli halkların katkısıyla doğduğunu savunan Işık, bu alandaki tezleriyle dikkat çekti.</p>

<h3>“YERYÜZÜNDE KUTLU BİR KÜLTÜR TOPRAĞINA SAHİBİZ”</h3>

<p>29 Ekim 2025’te <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong> tarafından açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün arkeoloji alanındaki sahibi olan <strong>Prof. Dr. Fahri Işık</strong>, duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi: <em>“Bu, bilimi gereği gibi, gerçeğinden sapmadan yapmanın, yeryüzünde çok özel bir kutlu kültür toprağına sahip olmanın ödülü. Emek değer buldu.”</em></p>

<p>Bilimsel yöntemi, bağımsız düşünceyi ve sorgulamayı ilke edindiğini vurgulayan Işık, <em>“Ata'nın izinde böyle bir yol izledim”</em> dedi.</p>

<h3>ANADOLU UYGARLIKLARININ KÖKENİNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR</h3>

<p>Almanya’daki eğitim yıllarında edindiği bilgi birikimini Türkiye’ye taşımayı hedeflediğini anlatan Işık, <em>“Öğrencilerim yurt dışına ihtiyaç duymamalı. Öğrendiğim her şeyi aktarmalıyım”</em> diyerek başladığı yolculukta, Batı dünyasının 200 yıllık <em>“Batı uygarlığını Yunanlılar yarattı”</em> tezine karşı, bu kültürlerin Anadolu’da şekillendiğini savundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Frigler üzerinde yaptığı araştırmalarla, bu uygarlığın <strong>Yunan değil</strong>, Anadolu’nun yerli kültürleriyle beslenerek ortaya çıktığını bilimsel makalelerle anlattı. 1980’li yıllarda <em>Londra</em> ve <em>Viyana</em>'da yayımlanan çalışmalarıyla bu alanda öncülük etti. 10 yıl sonra <strong>Hattuşa Büyükkaya kazılarında</strong> bulunan yeni bulgular, bu görüşlerini destekledi.</p>

<h3>LİKYA VE İYONLAR: YERLİLİK VURGUSU</h3>

<p>1988’de başladığı Patara kazılarında da benzer sonuçlara ulaştığını belirten Işık, <strong>Likya Uygarlığı</strong>'nın da yerli Anadolu uygarlığı olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Batı dünyasının İyonları Yunan olarak tanımlamasını eleştiren Işık, <em>“Elmalı’daki fildişi yapı Efes Artemis’indekiyle aynıydı. Eğer bu uygarlığın kökünde Frig, geç Hitit, Luvi halkları varsa bu kültür Yunan değil, Anadolu’dur”</em> diyerek tezini savundu.</p>

<p>Son 25 yılda yapılan kazıların, <strong>İyonlar’ın Anadoluluğu</strong> yönündeki araştırmaları doğrular nitelikte olduğunu vurgulayan Işık, Batı dünyasının bu bulgular karşısında sessiz kaldığını söyledi.</p>

<h3>“ARTIK TÜRK ARKEOLOGLAR ÖZGÜVENLE ARAŞTIRIYOR”</h3>

<p>Likya tarihinin kazılar öncesinde milattan önce 7. yüzyıla dayandırıldığını, ancak bugün bu tarihin <strong>milattan önce 12 bin yıla kadar</strong> geri çekildiğini ifade eden Işık, <em>“Artık Türk arkeologlar özgüvenle araştırmayı biliyorlar. Batı bugüne kadar bizi susturdu. Şimdi onlar susacak, biz anlatacağız”</em> dedi.</p>

<p>Batı’nın mitoslara değil, <strong>arkeolojik bulgulara</strong> dayalı tarih yazımını kabul etmeye başladığını belirten Işık, Türkiye'nin bu konuda öncü olabileceğini dile getirdi.</p>

<h3>“BU ÖDÜL, ANADOLU GERÇEĞİNİN GENİŞ KİTLELERE ULAŞMASI DEMEK”</h3>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülmesinden dolayı teşekkür eden Işık, <em>“Bu ödül, genç bilimcilerde misyonun karşılık bulacağı, Anadolu gerçeğinin geniş kitlelere yayılacağı ve zamanla bir kültür politikasına dönüşeceği anlamına geliyor”</em> dedi.</p>

<p>Bu konunun ülke çapında tartışılması gerektiğini söyleyen Işık, <em>“Eğer benim vardığım sonuca varıyorsak, dünyadaki diğer arkeologları da bu tartışmaya davet etmeliyiz”</em> ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/prof-dr-fahri-isika-cumhurbaskanligi-kultur-ve-sanat-buyuk-odulu</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/11/fahri-isik-44.jpg" type="image/jpeg" length="56476"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Hala Yaşıyorum" Sergisi İzmir'de Filistin'in Direnişini ve Hafızasını Taşıyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/hala-yasiyorum-sergisi-izmirde-filistinin-direnisini-ve-hafizasini-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/hala-yasiyorum-sergisi-izmirde-filistinin-direnisini-ve-hafizasini-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Kültür Yolu Festivali kapsamında Filistinli sanatçıların eserlerinin yer aldığı "Hala Yaşıyorum" adlı sergi, kolektif hafıza, kimlik ve direniş temalarını sanat aracılığıyla izleyiciyle buluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Kültür Yolu Festivali etkinlikleri çerçevesinde <em>İzmir Kültür Sanat Fabrikası Arkeoloji ve Etnografya Müzesi</em>'nde açılan "Hala Yaşıyorum" adlı sergi, Filistinli sanatçıların eserlerini sanatseverlerle buluşturdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DİRENİŞ, HAFIZA VE KİMLİK ÖNE ÇIKIYOR</h3>

<p>Sergi, Filistinli sanatçıların direniş, kolektif hafıza ve kimlik temaları etrafında şekillenen eserlerinden oluşuyor. Bu temalar üzerinden sanatçılar, kendi deneyimlerini ve bakış açılarını yansıtan çalışmalara imza atıyor.</p>

<h3>16 SANATÇININ ESERİ YER ALIYOR</h3>

<p>Sergide <em>Alaa Albaba</em>, <em>Bashar Alhroub</em>, <em>Fuad Alyamani</em>, <em>Hosni Radwan</em>, <em>Issam Al-Haj Ibrahim</em>, <em>Khaled Hourani</em>, <em>Mohamed Khalil</em>, <em>Bashir Makhoul</em>, <em>Maisara Baroud</em>, <em>Saher Nassar</em>, <em>Wadei Khaled</em>, <em>Jack Persekian</em>, <em>Ahed Izhiman</em>, <em>Yazan Abu Salameh</em>, <em>Nabil Anani</em> ve <em>Sliman Mansour</em> gibi sanatçıların eserleri ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.</p>

<h3>ZİYARETE AÇIK TARİHLER</h3>

<p>Filistin’in kayıplarını, direnişini, umudunu ve belleğini sanat yoluyla anlatan eserlerden oluşan sergi, 2 Kasım’a kadar her gün 09.00-21.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.</p>

<p><img alt="Izmir Filistin Sergi (2)" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/11/izmir-filistin-sergi-2.jpg" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/hala-yasiyorum-sergisi-izmirde-filistinin-direnisini-ve-hafizasini-tasiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/11/izmir-filistin-sergi-1.jpg" type="image/jpeg" length="91687"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir Kültür Yolu Festivali başladı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/izmir-kultur-yolu-festivali-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/izmir-kultur-yolu-festivali-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin Ege'deki durağı İzmir, 9 gün boyunca sanat, kültür ve eğlencenin merkezine dönüşüyor. Festival, tarihi ve çağdaş sanatın buluştuğu zengin etkinlikleriyle başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Kültür ve Turizm Bakanlığı</em> tarafından yedi bölgede, yirmi şehirde gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin dikkat çeken duraklarından biri olan <em>İzmir</em>, bu yıl üçüncü kez festivale ev sahipliği yapıyor. Açılış töreni, <em>İzmir Kültür Sanat Fabrikası</em>’nda <em>Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı</em>’nın katılımıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Törene <em>İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban</em>, <em>AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı</em>, <em>Türkiye Kültür Yolu Festivali Genel Direktörü Selim Terzi</em>, <em>Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı</em> ve çok sayıda sanatsever katıldı.</p>

<h3>"İZMİR, HOŞGÖRÜNÜN SEMBOLÜ"</h3>

<p>Açılışta konuşan <em>Gökhan Yazgı</em>, İzmir’in 8500 yıllık tarihiyle çok kültürlülüğün ve hoşgörünün sembolü olduğunu belirtti. Yazgı, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em><strong>“İzmir, hoşgörünün, dayanışmanın ve çok sesliliğin en zarif sembolüdür. Efes ve Bergama gibi iki UNESCO Dünya Mirası kentine ev sahipliği yapan bu kadim şehir, festivalimizin ilham kaynağıdır.”</strong></em></p>

<h3>KÜLTÜR FABRİKASI’NDA YENİ BİR DÖNEM</h3>

<p>Konuşmasında <em>İzmir Kültür Sanat Fabrikası</em>’na da değinen <em>Yazgı</em>, merkezin 2023’teki restorasyonunun ardından kısa sürede sanat hayatında önemli bir yer edindiğini vurguladı. 2024 yılında 530 etkinlikte 655 binden fazla ziyaretçiyi ağırlayan merkez, 2025 yılında da benzer rakamlara ulaşmak üzere.</p>

<p><em><strong>“Her yaştan bireyin buluşma noktası olan bu merkez, İzmir’in kültürel belleğinde kalıcı bir yer edinmiştir.”</strong></em> dedi.</p>

<h3>SERGİLERLE SANATIN VE TARİHİN İZİNDE</h3>

<p>Törenin ardından <em>Gökhan Yazgı</em> ve protokol heyeti, İzmir Kültür Sanat Fabrikası’ndaki sergileri gezdi. Açılışı yapılan sergiler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>“<strong>Bayrak ve Tarihin Tarifi</strong>”: Tarihsel semboller ve ulusal kimlik konusuna sanatsal bir bakış.</p>
 </li>
 <li>
 <p>“<strong>Hatırla! Kimsin?</strong>”: Bilinçaltının derinliklerine çağrışımlı bir yolculuk.</p>
 </li>
 <li>
 <p>“<strong>Makedonya’da Türk İzleri</strong>”: Ortak kültürel mirasa dair arşiv belgeleri ve objeler.</p>
 </li>
 <li>
 <p>“<strong>Hâlâ Yaşıyorum: Çağdaş Filistin Sanatından Bir Seçki</strong>”: Direniş ve kimlik temalarının çağdaş yorumları.</p>
 </li>
 <li>
 <p>“<strong>Filistin Benim Vatanım</strong>”: Bir ulusun sanatla anlatılan varoluş hikâyesi.</p>
 </li>
</ul>

<h3>ALSANCAK GARI’NDA ZAMANA YOLCULUK</h3>

<p>Festivalin dikkat çeken duraklarından biri de <em>Tarihi Alsancak Garı</em> oldu. Garın peronunda açılan “<strong>Toulouse-Lautrec: Belle Époque ve Bohemya</strong>” sergisi, 19. yüzyıl Paris’inin sanat ve yaşam tutkusunu İzmir’e taşıdı.</p>

<p>Ayrıca, “<strong>Şehrin Gerçek Yüzleri</strong>” ve “<strong>Tak Takıştır Yap Yakıştır</strong>” sergileri, bireysel yaratıcılığa ve şehir kültürüne yeni bir perspektif sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>SANATLA DOLU 9 GÜNLÜK PROGRAM</h3>

<p>25 Ekim’de başlayan <em>İzmir Kültür Yolu Festivali</em>, konserler, sergiler, tiyatrolar, söyleşiler ve çocuk atölyeleriyle 9 gün boyunca İzmir’i sanatla buluşturacak. Etkinlikler, tarihi mekânlardan sahil şeridine, müzelerden meydanlara kadar geniş bir alana yayılıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/izmir-kultur-yolu-festivali-basladi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Oct 2025 10:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/10/kurtyolu.jpg" type="image/jpeg" length="13567"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ZKS'de bu hafta dolu dolu bir etkinlik takvimi var]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/zksde-bu-hafta-dolu-dolu-bir-etkinlik-takvimi-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/zksde-bu-hafta-dolu-dolu-bir-etkinlik-takvimi-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yeni sezon başladı! Yıllardır istikrarla süren etkinliklerin yanı sıra bu sezon ilk kez yapılacak birçok program da takvimde yer alıyor. Bu hafta birçok etkinlik, Zeytinburnu Kültür Sanat’ta sanatseverleri bekliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zeytinburnu Kültür Sanat; sinemadan tiyatroya, söyleşiden seminere, konserden anma programına önemli etkinlikleri sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. İşte bu haftanın kültür sanat takvimi:</strong></p>

<p><strong>SİNEMA: Çılgın Dostum Finnik</strong></p>

<p><strong>Gösterim Tarihleri: 13, 14, 15, 16 Ekim</strong></p>

<p><strong>Gösterim Saatleri: 13.30, 16.00, 19.00</strong></p>

<p>Her evde Finlerin yaşadığını çoğu kişi bilmez. Onlar, insan dünyasında bir eve bakmak ve ocağı tutmak için ortaya çıkan tüylü yaratıklardır. Finnick ise bu sorumlulukta olmayan genç bir Fin’dir. O, ev halkına sadece şakalar yapar ve bu nedenle ailelerden hiçbiri onun evinde uzun süre kalmak istemez. Finnick’in evine, hilelerinin hiç işe yaramadığı yeni bir aile geldiğinde her şey değişir. 13 yaşındaki Christine ile Finnick’in tanıştığı dönemde şehirde beklenmedik olaylar yaşanmaya başlar. Birbirinden çok farklı olan Finnick ve Christine, olayların gizemini çözmek ve şehri kurtarmak için bir araya gelip birlikte çalışmak zorunda kalır.</p>

<p></p>

<p><strong>SÖYLEŞİ: Türk Tarihinden İzler</strong></p>

<p><strong>Sunan: Prof. Dr. Ahmet Taşağıl</strong></p>

<p><strong>Konuk: Doç. Dr. Elvin Yıldırım</strong></p>

<p><strong>13 Ekim Pazartesi // 19.30</strong></p>

<p>“Türk Tarihinden İzler” adlı söyleşi dizisinde, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl moderatörlüğünde Türk tarihi farklı veçhelerden ele alınıyor. Alanında uzman konukların da katılımıyla Türklerin tarihte bıraktığı izler takip ediliyor, tarihsel serüvenleri inceleniyor. Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, ekim ayında Doç. Dr. Elvin Yıldırım ile “Avrasya Bozkırlarında Türk Tarihinin Başlangıcı” konusu etrafında bir sohbet gerçekleştirecek.</p>

<p></p>

<p><strong>SÖYLEŞİ: Peyam-ı Garb</strong></p>

<p><strong>Sunan: Aykut Ertuğrul</strong></p>

<p><strong>Konuk: Nabi Avcı</strong></p>

<p><strong>14 Ekim Salı // 19.30</strong></p>

<p>Peyam-ı Garb, insanların iletişim kurmakta, birbirini anlamakta her gün biraz daha zorlandığı; üzerinde ve üzerine konuşulan ortak sembollerin gitgide buharlaştığı çağımızda, Wittgenstein’ın ifadesiyle “dilinin ve dünyasının sınırları” birbirine yakınlaşan bir topluluk inşa etmeyi amaçlıyor. Çünkü birbirinin okuduğu kitaplardan, izlediği filmlerden, temaşa ettiği eserlerden haberdar fertlerden müteşekkil küçük ya da büyük bir toplulukta bulunmak tam da bugünlerde dünyanın en zor ve anlamlı eylemi sayılabilir. Her bir dinleyicinin müşahhas entelektüel deneyimiyle; biricik okurluk macerasıyla kıymetli sayıldığı Peyam-ı Garb’ta Nabi Avcı, Aykut Ertuğrul’un moderatörlüğünde her ay bir kitaptan; filmlere, şarkılara, resimlere, Türkiye ve dünyadaki edebiyat ve sanat olaylarına serâzat uzanan bir sohbet yürütüyorlar. Kelimelere, kavramlara, düşüncelere, kitaplara doğru yapılan her yolculuk şahsi, büyük ve gizemlidir. Bu yolculuğa hepiniz davetlisiniz.</p>

<p></p>

<p><strong>SEMİNER: Uygarlık Tarihi</strong></p>

<p><strong>“Uygarlık Tarihi Bağlamında Türklük Araştırmaları: Türk Tarihini Açıklama Girişimleri”</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. İsmail Coşkun</strong></p>

<p><strong>15 Ekim Çarşamba // 19.30</strong></p>

<p>Türklerin uygarlık tarihindeki serüvenleri, tarihteki rolleri, farklı uygarlıklarla ilişkileri tarihsel bir perspektifle ele alınıyor. Konuşma dizisi boyunca Türklerin devlet, toplum ve kültür tecrübeleri ortaya koydukları uygarlık çerçevesinde inceleniyor. Türk tarihinin farklı evrelerine odaklanan programda ekim ayının konusu “Uygarlık Tarihi Bağlamında Türklük Araştırmaları: Türk Tarihini Açıklama Girişimleri” olacak. Bu başlık altında Türk tarihinin çeşitli bağlamlarda nasıl algılandığı üzerinde durulacak.</p>

<p></p>

<p><strong>SÖYLEŞİ: Başka Sorular</strong></p>

<p><strong>Sunan: Zeliha Eliaçık</strong></p>

<p><strong>Konuk: Dr. M. Sinan Genim</strong></p>

<p><strong>16 Ekim Perşembe // 19.30</strong></p>

<p>Kültür, akademi ve sanat dünyasından değerli isimlerle birlikte toplumu ilgilendiren konulara mercek tutuluyor. Kamuoyunun yakından tanıdığı simalarla alışılmışın dışında gündemler ele alınıyor, “konuşulmayanları konuşmak” hedefleniyor. Kamuoyunun yeterince tanımadığı değerli pek çok ismin düşünce dünyaları da topluma daha yakından tanıtılıyor. Zeliha Eliaçık’ın moderatörlüğünü yaptığı programın ekim ayı konuğu mimar Dr. M. Sinan Genim.</p>

<p></p>

<p><strong>SİNEMA: Sindirella ve Sevimli Arkadaşları</strong></p>

<p><strong>Gösterim Tarihleri: 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23 Ekim</strong></p>

<p><strong>Gösterim Saatleri: 13.30, 16.00, 19.00</strong></p>

<p>Sindirella ve Sevimli Arkadaşları, prensi kurtarmak için macera dolu bir yolculuğa çıkan Ella ve arkadaşlarının hikâyesini konu ediyor. Prens Alex bir farenin vücudunda kapana kısıldığında, Ella ve arkadaşları onu kurtarmak için harekete geçer. Onlar, Prens Alex’in eski haline gelebilmesi için gereken sihirli malzemeleri bulma amacıyla macera dolu bir yolculuğa çıkar. Ella ve arkadaşları, bu süreçte arkadaşlığın zor zamanlardaki en güçlü ilaç olduğunu keşfeder.</p>

<p></p>

<p><strong>ANMA PROGRAMI: Doğumunun 115. Yılında Cahit Arf</strong></p>

<p><strong>Konuşmacılar: Prof. Dr. Halil İbrahim Karakaş</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Haluk Oral</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>17 Ekim Cuma // 19.30</strong></p>

<p>Bilim dünyasının önde gelen isimlerinden Cahit Arf, doğumunun 115. yılında Zeytinburnu Kültür Sanat’ta anılıyor. Bir matematikçi olarak portresinin çizileceği etkinlikte, Cahit Arf’ın bilim tarihindeki önemi masaya yatırılacak. Prof. Dr. Halil İbrahim Karakaş ve Prof. Dr. Haluk Oral, programa konuşmacı olarak katkıda bulunacak.</p>

<p></p>

<p><strong>NAĞMEDÂR:</strong> <strong>İstanbul Faslı</strong></p>

<p><strong>18 Ekim Cumartesi // 15.00</strong></p>

<p><strong>Yer: Merkezefendi Dârülkurrâsı</strong></p>

<p></p>

<p><strong>SİNEMA: Hep Otuz Üç Yaşında</strong></p>

<p><strong>Gösterim Tarihi: 18 Ekim Cumartesi</strong></p>

<p><strong>Gösterim Saati: 19.00</strong></p>

<p>Hep Otuz Üç Yaşında, Türkiye Cumhuriyet tarihinin kolektif bir hafızayla hayata geçirilmiş kültür hareketlerinden birisinin 33 yıla yayılan çarpıcı hikâyesini konu ediyor. Niyaz, İlahiyat Fakültesini bitiren genç bir akademisyendir. Üniversitede altmışlı yaşlarda bir hoca olan Ekmel ile yolu, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde kesişir.</p>

<p><strong>SÖYLEŞİ: Sinema Söyleşileri</strong></p>

<p><strong>Sunan: İhsan Kabil</strong></p>

<p><strong>Konuk: Murat Pay</strong></p>

<p><strong>18 Ekim Cumartesi // 21.00</strong></p>

<p>İhsan Kabil moderatörlüğünde her ay bir film merkeze alınıyor, filmin yolculuğu ve içeriği bütün boyutlarıyla tartışılıyor. Sinemanın gücünü ve etkisini ortaya koyan “Sinema Söyleşileri”nde ekim ayı konuğu yönetmen Murat Pay olacak. Film gösteriminin hemen ardından, Murat Pay’ın son filmi “Hep Otuz Üç Yaşında” üzerine sohbet edilecek.</p>

<p>(“Hep Otuz Üç Yaşında” filmi saat 19.00’da gösterilecektir.)</p>

<p><strong>ÇOCUK TİYATROSU: Akıncı Kayıp Orman</strong></p>

<p><strong>Gösterim Tarihi: 19 Ekim Pazar</strong></p>

<p><strong>Seanslar: 13.00, 15.00</strong></p>

<p>Tüm vaktini ve enerjisini hiçbir karşılık beklemeden dünyadaki bozuklukları düzeltmeye adamış olan Akıncı ve daima karnı aç olan biricik yardımcısı Tıkabasa ormandaki kulübelerine döndüklerinde ormanın da kulübelerinin de yerinde yeller estiğini fark ederler. Onların yokluğunda beton, plastik ve duman imparatorluğu kurulmuştur bile. Kahramanlarımız bu facia karşısında boş durur mu? Aksakallı Dede’nin yardım ve yönlendirmesiyle ormanı ve kulübelerini yeniden ihya etmeye girişirler tabii. Fakat rakipleri güçlüdür ve sayıca onlardan fazladır. Acaba başarılı olabilecekler mi?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/zksde-bu-hafta-dolu-dolu-bir-etkinlik-takvimi-var</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/10/zks.jpg" type="image/jpeg" length="66645"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ZKS yeni sezonu fotoğraf sergisiyle açtı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/zks-yeni-sezonu-fotograf-sergisiyle-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/zks-yeni-sezonu-fotograf-sergisiyle-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zeytinburnu Kültür Sanat, yeni sezona 10 Ekim Cuma akşamı düzenlenen törenle “Merhaba!” dedi. Zeytinburnu Kaymakamı Dr. Adem Uslu ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy’un katılımıyla gerçekleşen törende; Anadolu Ajansı muhabirlerinin çektiği fotoğraflardan oluşan, İsrail’in işlediği insanlık suçlarını belgeleyen “Kanıt” İnsanlığın Evrensel Yıkımı adlı serginin açılışı yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2009’dan bu yana sayısız etkinliğe ev sahipliği yapan ve birçok önemli ismi ağırlayan Zeytinburnu Kültür Sanat yeni sezona “Merhaba” dedi.<strong> </strong>2025-2026 sezonunun açılış töreni 10 Ekim Cuma akşamı Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezinde saat 19.00’da başladı. Törenin ardından İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım ve zulme dikkat çeken “Kanıt” İnsanlığın Evrensel Yıkımı adlı serginin açılışı yapıldı. Açılış töreni, Zeytinburnu halkından yoğun ilgi gördü.</p>

<p><strong>“Kültürel hafıza, zamanla ve sabırla inşa edilir.”</strong></p>

<p>Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, Zeytinburnu Kültür Sanat’ın ayrıcalıklı bir mekân olduğunun altını çizdi ve “istikrar” vurgusu yaptı:</p>

<p>“Bundan 16 yıl önce bir hayalin peşinden yürümeye başladık. Düşüncenin, sanatın, estetiğin, geleneğin ve geleceğin evi olacak bir mekân inşa ettik. Bugün Zeytinburnu Kültür Sanat, sadece bir bina değil; bir bellek, sohbet halkası ve kültür sanat mahfili. Her yeni etkinlikte bu yapının derinleştiğini görüyoruz. Açıldığı günden bu yana Zeytinburnu Kültür Sanat’ta 1349 seminer ve söyleşi, 514 sinema gösterimi, 1181 tiyatro gösterimi, 18 sempozyum, 117 sergi, 372 özel etkinlik, 672 konser düzenlendi. Böylece toplam 4106 farklı etkinliğe 1.234.577 kişi katıldı. Resimden müziğe, yazarlıktan halk oyunlarına, hat sanatından ebruya, minyatürden tezhibe her yıl ortalama 25 branşta açtığımız kültür sanat kurslarından 14.313 kişi sertifika alarak mezun oldu. Sadece bu yıl 3502 hemşehrimiz kurslarımıza başvurdu. Şunu açıkça ifade etmeliyim: Bu etkinliklerin her biri kendi başına kıymetli. Ama asıl kıymet, bu etkinliklerin istikrarlı bir yürüyüşün adımları gibi yılmadan sürdürülmüş olmasıdır. Kültürel hafıza, tıpkı mimari gibi zamanla ve sabırla inşa edilir. Her etkinlik bir tuğla, her konuşma bir iz, her sempozyum daha önce yapılmış sempozyumların yanına işlenen bir desendir. Bugün geldiğimiz noktada Zeytinburnu Kültür Sanat, basit bir kültür merkezi değil; Necip Fazıl’dan İslamcılık Düşüncesine, Kemal Tahir’den Cemil Meriç’e, Peyami Safa’dan Göç Meselesine, Akif’ten Tarık Buğra’ya, Said Halim Paşa’dan Sezai Karakoç’a, Tanpınar’a göz alıcı ve birbirini tamamlayan sempozyumlara ev sahipliği yapmış ayrıcalıklı bir mekandır.”</p>

<p><strong>“Her delil, bir şahitlik.”</strong></p>

<p>Ömer Arısoy, “Kanıt” İnsanlığın Evrensel Yıkımı sergisinin bir ahlaki duruşun ifadesi olduğunu vurguladı:</p>

<p>“Sergi, İsrail’in uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini belgeleyen fotoğraflardan oluşuyor. Bu sergide yer alan her kare sadece bir görüntü değil; bir insanın haykırışı, bir çocuğun çığlığı, bir annenin suskunluğu, yıkıntılar içinde dimdik duran insanlık onurudur. Buradaki her fotoğraf bir delil, her delil bir gün sorulacak hesabın şahitliğidir. Gazze’de yaşananlar karşısında suskunluk tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır. Biz bu sergiyi sadece bir sanat etkinliği olarak değil, aynı zamanda bir ahlaki duruşun ifadesi olarak görüyoruz.”</p>

<p><strong>“İsrail’in işlediği insanlık suçlarını bütün dünyaya duyurmayı amaçladık.”</strong></p>

<p>Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Özhan, “Kanıt” adlı sergide yer alan fotoğrafların ortaya çıkma süreci hakkında bilgi verdi:</p>

<p>“İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım politikasının son bulması adına önemli gelişmelerin yaşandığı bir gün. İki yılın ardından önemli bir aşama yaşanıyor. Bu iki yıl boyunca Anadolu Ajansı olarak yüzü aşkın habercimizle Gazze’de anbean İsrail’in insanlık karşısında işlediği suçları delilleriyle kayıt altına aldık. Bütün dünyaya bunu duyurmak için özel çaba harcadık. Bu iki yılda birçok arkadaşımız yaralandı, üç arkadaşımız şehit oldu. Bizim arkadaşlarımız hakikati dünyaya duyurmak için canları pahasına çalıştılar.”</p>

<p><strong>“Zeytinburnu Kültür Sanat, bir akademi hüviyeti taşıyor.”</strong></p>

<p>Zeytinburnu Kaymakamı Dr. Adem Uslu, Zeytinburnu Kültür Sanat’ı bir kültür sanat akademisi olarak tanımladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“2009’dan bu yana Zeytinburnu Kültür Sanat bir akademi hüviyetinde kültür ve sanatın geleceğe aktarılması için birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Bu kültür sanat sezonunda da çok değerli konuklar ağırlanacak, çok kıymetli etkinlikler yapılacak. Şükürler olsun ki Zeytinburnu ilçesi olarak böyle güzel bir kültür sanat merkezimiz var. Yine şükürler olsun ki 16 yıldır bu kültür sanat faaliyetlerini yürekten sahiplenen sanatseverlerimiz, Zeytinburnulu hemşehrilerimiz var.”</p>

<p>Dr. Adem Uslu, konuşmasının devamında “Kanıt” İsrail’in Evrensel Yıkımı sergisi hakkında şunları söyledi:</p>

<p>“İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçların dünyanın gözüne sokulması konusunda Anadolu Ajansı’nın rolünü Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Özhan biraz önce ifade etti. Hem bu serginin açılmasında Belediyemize paydaş olan hem de Gazze konusunda dünya genelinde insanlık adına bir duyarlılığın oluşması için etkin mücadele veren Anadolu Ajansı’na teşekkürlerimizi ifade ediyoruz. İnşallah tüm dünyada oluşan hassasiyet artarak devam eder ve bu hassasiyetin neticesinde zulme uğrayan kardeşlerimizin acıları diner.”</p>

<p><strong>“Kanıt” İnsanlığın Evrensel Yıkımı Sergisi Zeytinburnu’nda!</strong></p>

<p>Yeni sezonun ilk sergisi, açılış töreninin hemen ardından ziyaretçilerin dikkatine sunuldu. İsrail’in uyguladığı soykırımın belgesi niteliğindeki fotoğraflardan oluşan “Kanıt” sergisi ve soykırım sürecine nasıl gelindiğini anlatan “İnsanlığın Evrensel Yıkımı” sergisi Zeytinburnu Kültür Sanat’ta birlikte yer aldı.</p>

<p>“Kanıt ” Anadolu Ajansı muhabirlerinin çektiği fotoğraflardan oluşuyor ve İsrail’in Gazze’deki insan hakları ihlallerini ve uluslararası hukukun çiğnendiği anları gözler önüne seriyor. Sergideki fotoğraflar, İsrail’in sivillere yönelik saldırılarını belgeleyerek Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki soruşturmalara delil oluşturuyor. “İnsanlığın Evrensel Yıkımı” ise kronolojik olarak insanlığın günümüzde geldiği noktayı ve İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımın tarihsel sürecini kavramlar, fotoğraflar ve belgelerle özetliyor.</p>

<p>Sergi 27 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.</p>

<p><strong>Ekim Ayında Zeytinburnu Kültür Sanat’ta Neler Var?</strong></p>

<p>Zeytinburnu Kültür Sanat, yeni sezonda da hız kesmiyor. Bu sezon da birbirinden kıymetli isimlerin ağırlanacağı Zeytinburnu Kültür Sanat’ta ekim ayından itibaren, birçok özel ve önemli etkinlik gerçekleşecek. Ekim ayı kataloğuna Zeytinburnu Kültür Sanat’ın web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p><img alt="Açılış Töreni (2)" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/10/acilis-toreni-2.jpg" width="1280" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/zks-yeni-sezonu-fotograf-sergisiyle-acti</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/10/acilis-toreni-4.jpg" type="image/jpeg" length="59307"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Kalp Hizası” AKM'de ziyaretçilerini bekliyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/kalp-hizasi-akmde-ziyaretcilerini-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/kalp-hizasi-akmde-ziyaretcilerini-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ressam Cemal Toy’un 40 yılı aşan sanat hayatının birikimiyle oluşturulan “Kalp Hizası” sergisi, 7 Eylül’e kadar Atatürk Kültür Merkezi’nde görülebilecek. Sergide satışa sunulan 15 eserden elde edilen gelir Gazze’ye bağışlanacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Cemal Toy</em>’un “Kalp Hizası” sergisi, Atatürk Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşuyor. Serginin en dikkat çekici yönlerinden biri, satışa sunulan 15 eserden elde edilecek gelirin Gazze’ye bağışlanacak olması. Toy’un bu eserlerinden biri, ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenecek sergide de yer alacak.</p>

<h3>“KALPLER AYNI DÜZEYDE OLUR”</h3>

<p>Serginin isminin ortaya çıkış hikâyesini <em>Yeni Şafak</em>’a anlatan <strong><em>Cemal Toy</em></strong>, küratör <em>Betül Tekiner</em>’in sözlerinden yola çıkıldığını belirtti. Toy, <em>“Küratörümüz Betül Tekiner, siz sadece resim yapmıyorsunuz, kalplere, gönüllere dokunuyorsunuz hocam dedi ve serginin ismi de Kalp Hizası oldu”</em> dedi. Sergi adının anlamını ise şu şekilde açıkladı:</p>

<p><em>“Birisi atölyeye geldiğinde çocuk yetişkin olsa fark etmez, ayağa kalkarız, hürmet ederiz. Kalpleri aynı düzeyde olur. Daha sonra otururuz yine kalpler aynı seviyede olur. Ve bir sanatçının eli her zaman kalbinin hizasındadır”</em> ifadelerini kullandı.</p>

<h3>SANATÇININ 40 YILLIK SERÜVENİ</h3>

<p>“Kalp Hizası” sergisi, <em>Cemal Toy</em>’un akademi yıllarından bugüne uzanan sanatsal üretimini bütüncül bir yaklaşımla sunuyor. Sergide yağlıboya ve suluboya teknikleriyle üretilmiş çok sayıda eser yer alıyor. Toy’un yıllara yayılan düşünsel ve ruhsal yolculuğunun izlerini taşıyan bu çalışmalar, izleyiciye yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda derin bir içsel anlatı da sunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>TEMA: İNSAN VE ŞEHİR</h3>

<p>Sergide, sanatçının akademi dönemindeki soyut çalışmalardan başlayarak “Her Şehir Ona Bakar”, “Sonsuz Şehirler”, “İstanbul Panorama”, “Tevhit Serisi”, “Dünya Kadınları”, “Ateş ve Su”, “Soyut Seri” ve “Dervişler” gibi tematik dizileri de yer alıyor. Bu seçki, <em>Cemal Toy</em>’un üretim zenginliğini gözler önüne sererken, aynı zamanda Türkiye’de resim sanatının son kırk yıldaki dönüşümüne dair izler taşıyor.</p>

<p>Her seride farklı bir anlatım diliyle karşılaşan izleyici, Toy’un sanatında ortak bir eksen olan “kalbin hizasında duran insan ve şehir” temasını yeniden keşfediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/kalp-hizasi-akmde-ziyaretcilerini-bekliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Sep 2025 23:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/09/kalp-hizasi.jpg" type="image/jpeg" length="34398"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nuri Arlasez’in Kültür Mirası Rami Kütüphanesi’nde Yaşatılıyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/nuri-arlasezin-kultur-mirasi-rami-kutuphanesinde-yasatiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/nuri-arlasezin-kultur-mirasi-rami-kutuphanesinde-yasatiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Yazmaların Peşinde Bir Ömür: Nuri Arlasez” başlıklı sergi ve kitap tanıtımı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla Rami Kütüphanesi’nde gerçekleştirildi. Etkinlik, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi işbirliğiyle düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Nuri Arsalez (1)" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/09/nuri-arsalez-1.jpg" width="1280" />Rami Kütüphanesi, yazma eser koleksiyoneri ve kültür tarihçisi <strong><em>Nuri Arlasez</em></strong>’in hatırasına düzenlenen “Yazmaların Peşinde Bir Ömür: Nuri Arlasez” başlıklı sergi ve kitap tanıtımına ev sahipliği yaptı. Etkinliğe Kültür ve Turizm Bakanı <strong><em>Mehmet Nuri Ersoy</em></strong>, İstanbul Valisi <strong><em>Davut Gül</em></strong>, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı <strong><em>Coşkun Yılmaz</em></strong> ve IRCICA Genel Direktörü <strong><em>Mahmud Erol Kılıç</em></strong> katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>BAKAN ERSOY’DAN TEŞEKKÜR MESAJI</h3>

<p>Kültür ve Turizm Bakanı <strong><em>Mehmet Nuri Ersoy</em></strong>, yaptığı konuşmada, <em>“Merhumun hatırasını yaşatan bu anlamlı buluşma için Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığımıza ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi ile katkı sunan herkese teşekkür ediyorum”</em> dedi.</p>

<h3>ORTAK ORGANİZASYON</h3>

<p>Etkinlik, <strong><em>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (TÜYEK)</em></strong> ile <strong><em>İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)</em></strong> işbirliğinde hazırlandı. Açılış konuşmalarında, <strong><em>TÜYEK Başkanı Coşkun Yılmaz</em></strong> ve <strong><em>İstanbul Valisi Davut Gül</em></strong> de yer aldı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/nuri-arlasezin-kultur-mirasi-rami-kutuphanesinde-yasatiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Sep 2025 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/09/nuri-arsalez-2.jpg" type="image/jpeg" length="95096"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
