<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bizim Kültür Portalı</title>
    <link>https://www.dunyabizim.com</link>
    <description>Türkiye'nin entelektüel birikimi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabizim.com/rss/kitap" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 16:12:28 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/rss/kitap"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistin Sözlüğü yanlışları düzeltiyor: Yerleşimci değil gaspçı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/filistin-sozlugu-yanlislari-duzeltiyor-yerlesimci-degil-gaspci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/filistin-sozlugu-yanlislari-duzeltiyor-yerlesimci-degil-gaspci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İki yıllık çalışmanın ardından yayımlanan Filistin Sözlüğü, Filistin meselesine ilişkin kavramların yeniden tanımlanmasını hedefliyor. 273 akademisyen ve araştırmacının katkısıyla hazırlanan eser, İsrail’in dil ve kavramlar üzerinden yürüttüğü ideolojik mücadeleyi mercek altına alırken, “yerleşimci” yerine “gaspçı” gibi alternatif kavramlarla dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistin meselesine farklı bir perspektiften yaklaşan ve kavramların gücünü merkeze alan “Filistin Sözlüğü”, kapsamlı içeriğiyle kamuoyunun dikkatini çekiyor. Filistin Akademik Düşünce Platformu iş birliğiyle hazırlanan eser, Prof. Dr. Hasan Yücel Başdemir ve Prof. Dr. Metin Uçar’ın editörlüğünde iki yıllık yoğun bir çalışmanın ardından yayımlandı.</p>

<p>AA Kitap tarafından okuyucuyla buluşturulan eser, 273 akademisyen ve araştırmacının katkısıyla hazırlandı. Hukuktan ekonomiye, tarihten uluslararası ilişkilere, kültürden sanata kadar 15 farklı uzmanlık alanını kapsayan sözlükte toplam 630 madde yer alıyor. Her madde bağımsız bir akademik makale niteliği taşırken, eserin dijital versiyonunun da hazırlanacağı ve üç aylık periyotlarla güncelleneceği belirtiliyor.</p>

<p>Editörler Hasan Yücel Başdemir ve Metin Uçar, sözlüğün temel amacının Filistin meselesinin kavramsal boyutunu ortaya koymak ve yıllardır uluslararası kamuoyunda kullanılan bazı ifadelerin gerçekliği nasıl dönüştürdüğünü göstermek olduğunu ifade ediyor.</p>

<h3>“FİLİSTİN’E YÖNELİK FİKRİ İŞGALE KARŞI HAZIRLANDI”</h3>

<p>Filistin Sözlüğü’nün ortaya çıkış sürecini anlatan Prof. Dr. Metin Uçar, uzun yıllardır medya, diplomasi ve akademi dünyasında kullanılan birçok kavramın Filistin’de yaşananları olduğu gibi yansıtmadığını savundu.</p>

<p>Uçar’a göre Siyonist anlatı, Filistinlilerin yaşadığı mağduriyetin görünmez hale gelmesine neden olurken, işgalin ve çatışmaların doğru anlaşılmasını da zorlaştırıyor. Bu nedenle akademisyenlerin, işgalin yalnızca fiziksel değil aynı zamanda dilsel ve zihinsel boyutlarını da ele alması gerektiğini düşündüklerini belirten Uçar, sözlüğün bu ihtiyaçtan doğduğunu ifade etti.</p>

<p>Filistin’in yalnızca askeri ve siyasi yöntemlerle değil, kavramlar üzerinden yürütülen fikri bir kuşatma ile de karşı karşıya olduğunu dile getiren Uçar, sözlüğün bu kuşatmaya karşı entelektüel bir müdahale niteliği taşıdığını söyledi.</p>

<h3>KAVRAMLARI YENİDEN TANIMLIYOR</h3>

<p>Prof. Dr. Hasan Yücel Başdemir ise Filistin Sözlüğü’nün klasik sözlüklerden farklı bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Eserin yalnızca kavramların anlamlarını vermediğini, aynı zamanda manipüle edildiği düşünülen kavramları yeniden değerlendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Başdemir, özellikle “antisemitizm” ve “antisiyonizm” kavramlarının sözlükte ayrıntılı biçimde ele alındığını söyledi. İsrail’e yönelik eleştirilerin çoğu zaman antisemitizm başlığı altında değerlendirildiğini öne süren Başdemir, sözlükte bu iki kavram arasında net bir ayrım yapıldığını belirtti.</p>

<p>Eserde ayrıca “Siyonist Gaspçı”, “Siyonazizm” ve “Siyofaşizm” gibi tartışmalı kavramların da yer aldığı ifade edildi. Editörler, bu kavramların sözlüğün yaklaşımını ve ideolojik çerçevesini ortaya koyan örnekler arasında bulunduğunu vurguladı.</p>

<h3>DİRENİŞİN SEMBOLLERİNE ÖZEL BÖLÜM</h3>

<p>Sözlükte yalnızca siyasi ve hukuki kavramlara değil, Filistin halkının kültürel hafızasında önemli yer tutan sembollere de geniş yer veriliyor.</p>

<p>“Nekbe”, “Nekse”, “İntifada”, “Sumud”, “Hanzala”, “Karpuz”, “Mescid-i Aksa”, “Zeytin Ağacı”, “Anahtar” ve “Kefiye” gibi başlıklar, Filistin toplumunun hafızasını ve direniş kültürünü anlatan önemli maddeler arasında yer alıyor.</p>

<p>Editörlere göre Filistin meselesini yalnızca çatışma ve savaş ekseninde ele almak eksik bir yaklaşım oluşturuyor. Bu nedenle sözlükte Filistin’in tarihi, kültürü, sanatı, doğası ve edebiyatı da kapsamlı biçimde işleniyor.</p>

<h3>“YERLEŞİMCİ DEĞİL GASPÇI”</h3>

<p>Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri ise bazı yaygın kavramlara yönelik alternatif tanımlamalar sunması.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Metin Uçar, özellikle “yerleşimci” kavramının uzun yıllardır uluslararası literatürde kullanıldığını ancak bunun İsrail’in işgal politikalarını yumuşatan bir ifade olduğunu düşündüklerini söyledi.</p>

<p>Uçar’a göre Filistin topraklarında yaşayan ve İsrail tarafından bölgeye yerleştirilen nüfusun “yerleşimci” olarak değil, “gaspçı” olarak tanımlanması gerekiyor. Bu nedenle sözlükte “yerleşimci” yerine “gaspçı” kavramının tercih edildiğini belirtti.</p>

<p>Aynı yaklaşımın diğer kavramlarda da sürdürüldüğünü ifade eden Uçar, İsrail’in güvenlik gerekçesiyle inşa ettiği duvarların sözlükte “Güvenlik Duvarı” yerine “Utanç Duvarı” ve “Apartheid Duvarı” olarak tanımlandığını aktardı.</p>

<h3>“İNSANLAR GERÇEKLİĞE DEĞİL KAVRAMLARA TEPKİ VERİYOR”</h3>

<p>Hasan Yücel Başdemir, kavramların yalnızca dilin unsurları olmadığını, insanların olayları anlamlandırma biçimini doğrudan etkilediğini söyledi.</p>

<p>Filistin dışında yaşayan insanların yaşanan gelişmeleri çoğunlukla medya ve akademi aracılığıyla öğrendiğini belirten Başdemir, kullanılan kavramların kamuoyunun algısını şekillendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Başdemir’e göre “güvenlik operasyonu”, “terörle mücadele”, “iki taraflı çatışma” veya “anlaşmazlık” gibi ifadeler, yaşanan olayların niteliğini değiştirebiliyor ve kamuoyunun olayları farklı yorumlamasına yol açabiliyor.</p>

<p>Sözlüğün temel hedeflerinden birinin de bu nedenle gerçekliğe daha yakın bir anlatı oluşturmak olduğunu vurguladı.</p>

<h3>AKADEMİSYENLERDEN ÖĞRENCİLERE KADAR GENİŞ BİR KİTLEYE HİTAP EDİYOR</h3>

<p>Editörler, Filistin Sözlüğü’nün yalnızca akademisyenlere yönelik hazırlanmadığını, Filistin meselesini daha iyi anlamak isteyen herkes için bir başvuru kaynağı niteliği taşıdığını belirtiyor.</p>

<p>Sözlükte tematik okuma listeleri, haftalık okuma programları ve 55 soruluk yönlendirme bölümü bulunuyor. Maddeler ayrıca temel, orta ve ileri düzey olarak sınıflandırılıyor.</p>

<p>Bu yapının hem öğrenciler hem araştırmacılar hem de konuya ilgi duyan genel okuyucu kitlesi için kolaylaştırıcı bir işlev gördüğü ifade ediliyor.</p>

<h3>“AKSA TUFANI SONRASI ALGI DEĞİŞTİ”</h3>

<p>Hasan Yücel Başdemir, 7 Ekim 2023 sonrasında dünya kamuoyunun İsrail-Filistin meselesine bakışında önemli değişiklikler yaşandığını savundu.</p>

<p>Aksa Tufanı öncesinde özellikle Batı dünyasında İsrail’e yönelik eleştirilerin daha sınırlı olduğunu ifade eden Başdemir, sonrasında yaşanan gelişmelerin kamuoyunda farklı değerlendirmelere yol açtığını söyledi.</p>

<p>Boykot kampanyaları, uluslararası dayanışma girişimleri, sosyal medya faaliyetleri ve savaş sürecinde hayatını kaybeden gazetecilerle ilgili gelişmelerin küresel kamuoyunda yeni tartışmaları beraberinde getirdiğini belirten Başdemir, İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin daha görünür hale geldiğini ifade etti.</p>

<h3>DİJİTAL PLATFORMDA DA YAYINLANACAK</h3>

<p>Filistin Sözlüğü’nün basılı versiyonunun yanı sıra dijital bir platform üzerinden de erişime açılması planlanıyor. Editörler, internet sitesi üzerinden yayımlanacak içeriklerin düzenli olarak güncelleneceğini ve yeni kavramların eklenebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu sayede eserin yaşayan bir kaynak haline gelmesi ve Filistin meselesine ilişkin güncel gelişmeleri de takip eden bir referans merkezi oluşturması hedefleniyor.</p>

<p></p>

<p>Kaynak: Yeni Şafak</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/filistin-sozlugu-yanlislari-duzeltiyor-yerlesimci-degil-gaspci</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/06/30d945cc-filistin-sozlugu-noktayi-koydu-yerlesimci-degil-gaspci.jpg" type="image/jpeg" length="67124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı klasik metinleri günümüz okuruyla buluşturuyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-klasik-metinleri-gunumuz-okuruyla-bulusturuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-klasik-metinleri-gunumuz-okuruyla-bulusturuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Albaraka Yayınları tarafından hayata geçirilen İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı, klasik İslam ilimleri literatürünü günümüz okuruna ulaştırmayı hedefliyor. Serinin yayına hazırlayanlarından Prof. Dr. Nail Okuyucu, dizinin dinî yayıncılıkla akademik yayıncılığı buluşturan bir anlayışla oluşturulduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Albaraka Yayınları bünyesinde hazırlanan İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı, klasik İslam ilimleri ve düşünce geleneğine ait önemli eserleri Türkçe literatüre kazandırmayı amaçlayan bir yayın dizisi olarak okurlarla buluşuyor. Prof. Dr. Asım Cüneyd Köksal ve Prof. Dr. Nail Okuyucu’nun yayına hazırladığı seri, klasik metinlerin ilmî derinliğini korurken günümüz okuyucusunun erişebileceği bir yayın dili oluşturma hedefiyle şekilleniyor.</p>

<p>Dizi kapsamında yayımlanan eserlerde kaynak metinlere sadakat ile Türkçe anlatımın açıklığı arasında denge kurulması hedeflenirken, metinlerin tercüme ve editoryal süreçleri de bu anlayış doğrultusunda yürütülüyor. Kitaplıkta ibadet, ahlak, tasavvuf, fıkıh, düşünce tarihi ve İslam hukukuna ilişkin farklı alanlardan eserler yer alıyor.</p>

<h3>DİNÎ VE AKADEMİK YAYINCILIĞI BULUŞTURAN PROJE</h3>

<p>Kitaplığın ortaya çıkış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Nail Okuyucu, Türkiye’deki yayıncılık faaliyetlerinin eğitim, kültür, dinî ve akademik yayınlar şeklinde sınıflandırılabileceğini belirterek, İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı’nın dinî yayıncılık ile akademik yayıncılığı aynı zeminde buluşturma amacıyla tasarlandığını ifade etti.</p>

<p>Okuyucu, serinin oluşturulma sürecinde Prof. Dr. Asım Cüneyd Köksal ile yıllar içerisinde hazırladıkları notlar ve kitap listelerini bir araya getirerek ortak bir kitaplık fikri geliştirdiklerini söyledi.</p>

<h3>ESER SEÇİMİNDE İSLAM İLİMLERİNİN FARKLI ALANLARI GÖZETİLİYOR</h3>

<p>Dizide yer alan eserlerin seçiminde İslami ilimlerin farklı disiplinlerini temsil etmesine dikkat edildiğini belirten Okuyucu, kitapların aynı zamanda akademik perspektiften okunabilecek ve tartışılabilecek nitelikte olmasının önemsendiğini kaydetti.</p>

<p>Seride yayımlanan ve yayımlanması planlanan eserlerin, İslam ilahiyatının temel meselelerini ele alan ve güncel akademik ilgi alanlarıyla kesişen içeriklere sahip olduğunu ifade eden Okuyucu, her kitabın İslam ilahiyatının farklı yönlerine ışık tuttuğunu dile getirdi.</p>

<h3>KLASİK METİNLERİN YENİDEN YAYIMLANMASININ ÖNEMİ</h3>

<p>Prof. Dr. Nail Okuyucu, son yıllarda “İslami ilimler” ve “İslam düşüncesi” kavramlarının farklı alanlar olarak değerlendirilmeye başlandığını, ancak bu ayrımın zaman zaman İslam ilahiyat birikiminin bütüncül şekilde kavranmasının önünde engel oluşturabildiğini söyledi.</p>

<p>Kitaplığa verilen ismin de bu yaklaşımı yansıttığını belirten Okuyucu, dizinin hem İslami ilimler hem de İslam düşüncesi alanlarını kuşatan bir yayın vizyonuyla hazırlandığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Okuyucu, seride yer alan eserlerin standart ders kitaplarından farklı olarak belirli mesele ve konulara yoğunlaştığını, bu yönüyle okuyucuların özel ilgi alanlarına hitap ettiğini kaydetti.</p>

<h3>ÇEVİRMEN SEÇİMİNDE İLMÎ EHLİYET ÖNE ÇIKIYOR</h3>

<p>Dizide yer alan eserlerin çeviri süreçlerine ilişkin bilgi veren Okuyucu, çevirmen seçiminde ilmî yeterlilik, kaynak dil bilgisi ve Türkçeye hâkimiyet gibi kriterlerin dikkate alındığını belirtti.</p>

<p>Çevirmenlerin yalnızca kaynak dile değil, aynı zamanda eserin ait olduğu ilim dalının terminolojisine ve meselelerine de vakıf olmalarının önem taşıdığını ifade eden Okuyucu, bu nedenle ağırlıklı olarak ilahiyat alanında eğitim almış ve lisansüstü çalışmalar yürütmüş isimlerle çalıştıklarını söyledi.</p>

<h3>FARKLI DİSİPLİNLER AYNI KİTAPLIKTA BULUŞUYOR</h3>

<p>Kitaplıkta ahlak, tasavvuf, fıkıh ve düşünce tarihi gibi farklı alanlardan eserlerin yer almasının bilinçli bir tercih olduğunu belirten Okuyucu, herhangi bir ilim dalını öne çıkarıp diğerlerini geri planda bırakma anlayışına sahip olmadıklarını ifade etti.</p>

<p>Serinin ilerleyen dönemde daha da genişlemesiyle birlikte, eserlerin ilgili alanlarda kendi alt dizilerini oluşturmasının hedeflendiğini kaydeden Okuyucu, özellikle fıkıh gibi alanlarda müstakil alt serilerin ortaya çıkabileceğini dile getirdi.</p>

<h3>OKUMA GÜNDEMİNİN ZENGİNLEŞTİRİLMESİ HEDEFLENİYOR</h3>

<p>Kitaplıkta yer alan eserlerin, İslam ilim ve düşünce tarihinde önemli kabul edilen âlimlerin çalışmalarının yanı sıra Türkiye’de yeterince tanınmayan isimlerin eserlerini de içerdiğini belirten Okuyucu, bu sayede gözden kaçmış önemli metinlerin yeniden gündeme taşınmasının amaçlandığını söyledi.</p>

<p>Okuyucu, söz konusu eserlerin İlahiyat araştırmacıları ile İslami ilimlere ilgi duyan genel okur kitlesine hitap ettiğini ifade ederek, okuma gündeminin çeşitlenmesine ve zenginleşmesine katkı sunmayı hedeflediklerini kaydetti.</p>

<h3>ONUNCU KİTAP YAYIMLANDI</h3>

<p>Dizi kapsamında yayımlanan eserler arasında İbadetlerin Hikmetleri, Niyet Hadisinin İki Şerhi, Hükümlerin Gerekçelendirilmesi: İslam Hukukunda Ta‘lîl Problemi, Dinin Kırk Esası, Altın Zincirler, Bilgi, Dostluk ve Sevgi, İslamiyet’in ve Dinî Hükümlerin Güzellikleri, Âbidler Yolu, Amel, Ahlak ve Saadet ile İslam Hukukunda İlletler ve Hikmetler yer alıyor.</p>

<p>Okuyucu, şu ana kadar yayımlanan eserlerin hedef kitlelerine ulaştığını gözlemlediklerini belirterek, kitaplığın büyümesiyle birlikte daha geniş bir okuyucu kitlesine erişmeyi umduklarını ifade etti.</p>

<p>Serinin yayına hazırlanmasında destek veren Albaraka Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Fatma Kandemir ile editörler Deniz Demirdağ Temel ve Zeynep Begüm Güney’e teşekkür eden Okuyucu, kitaplığın onuncu eseri olan İslam Hukukunda İlletler ve Hikmetler’in yayımlanmasıyla ilk hedeflerine ulaştıklarını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-klasik-metinleri-gunumuz-okuruyla-bulusturuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/06/islam-ilimleri-banner.jpg" type="image/jpeg" length="47904"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“İnsanlığın Şahidi Mekke” okuyucuyla buluştu]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/insanligin-sahidi-mekke-okuyucuyla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/insanligin-sahidi-mekke-okuyucuyla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Feride Bozcu ve Ayşe Mutlu Özgür’ün yayına hazırladığı “İnsanlığın Şahidi Mekke” adlı eser yayımlandı. Kitapta Mekke’nin İslam öncesi dönemden modern çağa uzanan tarihsel serüveni, farklı disiplinlerin katkılarıyla ele alınıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın Şahidi Mekke adlı eser okuyucularla buluştu. Feride Bozcu ve Ayşe Mutlu Özgür’ün yayına hazırladığı kitap, Mekke’nin tarihsel, kültürel ve dini birikimini çok yönlü bir perspektifle ele alıyor. Kitap, Albaraka Yayınları'ndan çıktı.</p>

<p>İslam medeniyetinin merkezinde yer alan Mekke’nin yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda insanlığın ortak hafızasında önemli bir yere sahip kutsal bir mekân olduğunun vurgulandığı eser, farklı dönemleri ve disiplinleri bir araya getiren kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.</p>

<h3>İSLAM ÖNCESİ DÖNEMDEN MODERN ÇAĞA UZANAN ANLATI</h3>

<p>Kitapta Mekke’nin tarihsel gelişimi İslam öncesi dönemden başlayarak Asr-ı Saadet, Hulefâ-yı Râşidîn, Emevîler, Abbasîler, Memlûkler ve Osmanlılar üzerinden kronolojik bir çerçevede ele alınıyor.</p>

<p>Eserde, siyasi gelişmelerin yanı sıra Mekke’nin kutsallığını şekillendiren dini, kültürel ve toplumsal unsurlar da detaylı şekilde inceleniyor. Şehrin ticaret yolları üzerindeki konumu, hac ibadetiyle oluşan ritmik yaşam düzeni ve Kâbe merkezli anlam dünyası, çalışmanın temel başlıkları arasında yer alıyor.</p>

<h3>FARKLI DİSİPLİNLERDEN AKADEMİK KATKI</h3>

<p>Alanlarında uzman akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan eser, tarih, ilahiyat, sanat tarihi ve kültürel çalışmalar gibi farklı disiplinleri ortak bir zeminde buluşturuyor.</p>

<p>Farklı yazarlar tarafından kaleme alınan bölümler aracılığıyla Mekke’ye çok katmanlı bir bakış sunulan kitapta, her bölüm kendi içerisinde derinlikli bir inceleme ortaya koyarken, eserin genelinde bütüncül bir yapı korunuyor.</p>

<h3>HAC KÜLTÜRÜ VE SEYAHAT GELENEĞİNE ODAKLANIYOR</h3>

<p>Kitapta hac ibadeti ve hac kültürü de özel bir yer tutuyor.</p>

<p>Osmanlı hac rehberleri, seyahatnâmeler ve menâsik literatürü üzerinden kurulan anlatıda, Mekke’nin yalnızca bir varış noktası değil; hafızada, yolculukta ve metinlerde yaşayan manevi bir tecrübe olduğu vurgulanıyor.</p>

<p>Eserde ayrıca oryantalist seyyahların Mekke’ye ilişkin gözlemlerine de yer verilerek, şehrin dış dünyadaki algısına ilişkin farklı perspektifler ortaya konuluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>GÖRSEL MALZEMELERLE DESTEKLENEN İÇERİK</h3>

<p>Kitapta yer alan tarihî tasvirler, minyatürler, el yazmaları ve farklı dönemlere ait görseller de dikkat çekiyor.</p>

<p>Kâbe’ye ilişkin görsel materyallerin metinle birlikte kullanılması sayesinde okuyucuya tarihsel sürekliliği görsel olarak da takip etme imkânı sunuluyor.</p>

<p>“İnsanlığın Şahidi Mekke”, Mekke’nin tarihini çok yönlü biçimde ele alırken, insanlığın anlam arayışı ve ortak hafızasına ilişkin kapsamlı bir perspektif sunuyor.</p>

<p><img alt="Web Kapak (2)" class="detail-photo img-fluid" height="2458" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/05/web-kapak-2.jpg" width="2000" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/insanligin-sahidi-mekke-okuyucuyla-bulustu</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/mekke-44.jpg" type="image/jpeg" length="72206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aristoteles’in “Ruh Üzerine”si yeni baskısıyla yeniden okurla buluştu]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/aristotelesin-ruh-uzerinesi-yeni-baskisiyla-yeniden-okurla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/aristotelesin-ruh-uzerinesi-yeni-baskisiyla-yeniden-okurla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aristoteles’in insan, canlılık ve düşünce üzerine temel metinlerinden biri kabul edilen “Ruh Üzerine”, Zeki Özcan çevirisiyle Albaraka Yayınları tarafından yayımlandı. Eser, ruh-beden ilişkisi, duyum, düşünce ve bilme gibi meseleleri merkeze alan kapsamlı yaklaşımıyla klasik felsefenin temel kaynakları arasında gösteriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antik Yunan düşüncesinin kurucu filozoflarından Aristoteles’in “Ruh Üzerine” adlı eseri, Albaraka Yayınları etiketiyle yeni baskısıyla okurla buluştu. Aristoteles’in canlılık, ruh, düşünce ve algı meselelerini sistematik biçimde ele aldığı eser, yalnızca klasik felsefenin değil, insanın ne olduğu sorusuna odaklanan bütün düşünce tarihinin temel metinleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Eserde, ruhun mahiyeti, ruh ile beden arasındaki ilişki, duyuların işleyişi, imgeleme, düşünme, bilme ve hareket gibi başlıklar ayrıntılı biçimde inceleniyor. Aristoteles, ruhu bedenden bağımsız gizemli bir yapı olarak değil, canlı varlığı canlı kılan temel ilke olarak ele alıyor.</p>

<h3>CANLILIK VE DÜŞÜNCE AYNI BÜTÜN İÇİNDE ELE ALINIYOR</h3>

<p>“Ruh Üzerine”, bitkisel hayat, duyusal hayat ve düşünceyi birbirini dışlamayan fakat derecelenen yetiler olarak değerlendiren yaklaşımıyla dikkat çekiyor.</p>

<p>Eserde canlı varlıklardaki yetilerin ayrımı, ortak duyu, edilgin ve etkin zekâ, pratik akıl ve hareketin nedeni gibi başlıklar geniş bir çerçevede tartışılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Metin, yüzyıllar boyunca yalnızca Aristoteles yorumcularının değil, insanı anlamaya çalışan farklı düşünce geleneklerinin de temel başvuru kaynaklarından biri olarak kabul edildi.</p>

<h3>FELSEFE TARİHİNDEKİ ETKİSİ SÜRÜYOR</h3>

<p>Aristoteles’in eseri, Platon’dan Descartes’a, Aquinas’tan Husserl’e uzanan geniş düşünce hattında etkisini sürdüren temel kaynaklar arasında gösteriliyor.</p>

<p>Canlılık, algı ve zihnin doğasına ilişkin modern tartışmalarda da referans niteliğini koruyan eser, klasik psikolojinin ve doğa felsefesinin temel metinlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<h3>ZEKİ ÖZCAN ÇEVİRİSİYLE YAYIMLANDI</h3>

<p>Eseri Türkçeye kazandıran Zeki Özcan, farklı felsefe disiplinlerinde uzun yıllara yayılan akademik çalışmaları ve çevirileriyle tanınan isimler arasında yer alıyor.</p>

<p>Dil felsefesi alanındaki çalışmalarıyla bilinen Özcan, Türkiye Felsefe Derneği tarafından verilen 2020 Prof. Dr. Necati Öner Felsefeye Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştü.</p>

<p>Kitapta yer alan “Çeviri Üzerine” ve “Giriş” bölümleri de Aristoteles’in “De Anima” adlı eserinin Batı düşüncesindeki yerini ve farklı çeviri geleneklerinin felsefi önemini ele alıyor.</p>

<h3>KLASİK METİNLERE YENİDEN DÖNÜŞ ÇAĞRISI</h3>

<p>Yeni baskıda yer alan değerlendirmelerde, insanı yalnızca biyolojik ya da yalnızca bilinç sahibi bir varlık olarak açıklamanın yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor.</p>

<p>“Ruh Üzerine”, canlılık, duyu, düşünce ve hareket arasındaki ilişkiyi katmanlı bir düşünceyle ele alması nedeniyle bugün de güncelliğini koruyan klasik eserler arasında gösteriliyor.</p>

<p>Albaraka Yayınları’nın hazırladığı baskının, hem Aristoteles’i ilk kez okuyacaklar hem de klasik metinleri yeni çeviriler eşliğinde yeniden değerlendirmek isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıdığı belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Havadis, Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/aristotelesin-ruh-uzerinesi-yeni-baskisiyla-yeniden-okurla-bulustu</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 05:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/05/banner-1425x534-2.jpg" type="image/jpeg" length="29720"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı” serisi yayınlandı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-serisi-yayinlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-serisi-yayinlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Albaraka Yayınları tarafından hazırlanan “İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı”, klasik metinleri günümüz okuruyla buluşturan kapsamlı bir külliyat olarak yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Albaraka Yayınları tarafından hayata geçirilen “İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı” serisi, klasik İslam ilim geleneğini günümüz okuruna ulaştırmayı hedefleyen kapsamlı bir yayın projesi olarak okuyucularla buluştu. Seri, Asım Cüneyd Köksal ve Nail Okuyucu’nun editörlüğünde hazırlanan program doğrultusunda yayıma hazırlandı.</p>

<p>Külliyat kapsamında yer alan eserlerde, metin seçimi, tercüme ve yayına hazırlık süreçlerinde kaynaklara bağlılık ile Türkçe anlatımın açıklığı arasında dengeli bir yaklaşım benimsendi. Okuyuculara hem akademik güvenilirliği yüksek hem de okunabilirliği güçlü metinler sunulması amaçlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>İBADETLER VE NİYET KAVRAMI ÖNE ÇIKIYOR</h3>

<p>Seride yer alan “İbadetlerin Hikmetleri” adlı eser, ibadetlerin yalnızca şekli yönünü değil, anlam ve amaç boyutunu da ele alıyor. “Niyet Hadisinin İki Şerhi” kitabı ise amellerin niyetle değer kazandığı yaklaşımını merkeze alarak niyet kavramını farklı yönleriyle inceliyor.</p>

<h3>FIKIH VE USÛL TARTIŞMALARINA YER VERİLİYOR</h3>

<p>“Hükümlerin Gerekçelendirilmesi: İslâm Hukukunda Ta‘lîl Problemi” adlı çalışma, fıkıh ilminin “neden” sorusuna yaklaşımını ele alıyor. “İslam Hukukunda İlletler ve Hikmetler” eseri ise Şafiî fakihi Kaffâl eş-Şâşî’nin görüşleri çerçevesinde hükümlerin arka planını geniş bir kapsamda inceliyor.</p>

<h3>DİNİ VE AHLAKİ TEMELLER ELE ALINIYOR</h3>

<p>“Dinin Kırk Esası” kitabı, inanç, ibadet ve ahlak ekseninde temel kavramları bütüncül bir çerçevede sunuyor. “İslamiyet’in ve Dinî Hükümlerin Güzellikleri” adlı eser ise dini hükümlerin hikmet boyutuna odaklanıyor.</p>

<p>“Amel, Ahlak ve Saadet” ile “Bilgi, Dostluk ve Sevgi” başlıklı eserlerde ise insan davranışları, ahlak ve toplumsal değerler çerçevesinde ele alınıyor.</p>

<h3>TASAVVUFİ VE İRFANİ METİNLER SERİDE YER ALIYOR</h3>

<p>Seride bulunan “Âbidler Yolu” adlı eser, ibadet ve kulluk yolculuğunu ele alırken, nefis terbiyesi ve manevi disiplin konularına odaklanıyor. “Altın Zincirler” kitabı ise ilim geleneğinde aktarılan bilginin güvenilirliği ve ilim silsilesi kavramlarını inceliyor.</p>

<h3>KAPSAMLI BİR DÜŞÜNCE HARİTASI SUNULUYOR</h3>

<p>İslam İlimleri ve Düşüncesi Kitaplığı serisi, her bir eseri kendi bağlamı içinde sunarken, bütüncül yapısıyla okuyucuya geniş bir düşünce çerçevesi oluşturmayı hedefliyor. Klasik metinlerle doğrudan temas kurmak isteyen okuyucular için referans niteliğinde bir kaynak oluşturduğu belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/islam-ilimleri-ve-dusuncesi-kitapligi-serisi-yayinlandi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/04/islam-ilimleri-site.jpg" type="image/jpeg" length="73819"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ruth Benedict’in “Irk ve Irkçılık” Eseri Türkçede Okurla Buluşuyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/ruth-benedictin-irk-ve-irkcilik-eseri-turkcede-okurla-bulusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/ruth-benedictin-irk-ve-irkcilik-eseri-turkcede-okurla-bulusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ruth Benedict tarafından kaleme alınan “Irk ve Irkçılık”, Orhan Düz çevirisiyle Albaraka Yayınları tarafından yayımlandı. Eser, ırk ve ırkçılık kavramlarını bilimsel ve tarihsel yönleriyle inceliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Amerikalı antropolog Ruth Fulton Benedict’in “Irk ve Irkçılık” adlı eseri, Albaraka Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılarak yayımlandı. Kültürel antropoloji alanının önde gelen isimlerinden biri olan Benedict’in çalışması, insan topluluklarına dair yaygın kabulleri bilimsel veriler ışığında ele alıyor. Kitapta “ırk” ile “ırkçılık” kavramları arasındaki ayrım temel bir çerçeve olarak ortaya konulurken, ırkçılığın tarihsel süreç içinde şekillenen bir ideoloji olduğu ifade ediliyor.</p>

<p>Eser, açık ve sistematik yapısıyla üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde ırk kavramı ele alınarak insan topluluklarının sınıflandırılması, kalıtım ve biyolojik çeşitlilik konuları inceleniyor. İkinci bölümde ırkçılığın tarihsel gelişimi ve toplumsal bağlamı değerlendirilirken, son bölümde ırk önyargısının nedenleri ve bu önyargılarla mücadele yolları ele alınıyor.</p>

<h3>KİTABIN KÜNYE BİLGİLERİ</h3>

<p>“Irk ve Irkçılık”, Albaraka Yayınları tarafından yayımlandı. Eserin yazarı Amerikalı antropolog Ruth Benedict olarak belirtilirken, Türkçe çevirisi Orhan Düz imzasını taşıyor. Benedict, özellikle kültür ve kişilik ilişkisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir isim olarak biliniyor.</p>

<h3>IRK KAVRAMINA BİLİMSEL YAKLAŞIM</h3>

<p>Kitabın ilk bölümünde ırk kavramının sınırları ele alınıyor. İnsan topluluklarının tarih boyunca sürekli etkileşim halinde olduğu ve biyolojik anlamda kesin çizgilerle ayrılmadığı ifade ediliyor. Kalıtımın rolü ve insan çeşitliliğinin doğası, antropolojik ve biyolojik verilerle açıklanıyor.</p>

<h3>IRKÇILIĞIN TARİHSEL ARKA PLANI</h3>

<p>İkinci bölümde ırkçılık, tarihsel süreçler çerçevesinde inceleniyor. Sömürgecilik, milliyetçilik ve sınıf çatışmaları gibi dinamiklerin ırkçılığın şekillenmesinde etkili olduğu belirtiliyor. Irkçılığın doğal bir eğilim değil, tarihsel koşullar içinde ortaya çıkan bir yapı olduğu aktarılıyor.</p>

<h3>DİL, KÜLTÜR VE BİYOLOJİ AYRIMI</h3>

<p>Eserde dil, kültür ve biyoloji arasındaki farklar ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Dilin öğrenilen bir davranış, kültürün toplumsal aktarım yoluyla sürdürülen bir yapı olduğu belirtilirken, ırkın kalıtsal özelliklerle ilgili olduğu ifade ediliyor. Bu ayrımın, insan topluluklarını tek bir biyolojik çerçevede açıklama girişimlerinin yetersizliğini ortaya koyduğu vurgulanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>GÜNCEL TARTIŞMALARLA İLİŞKİSİ</h3>

<p>Kitapta ele alınan konuların günümüzde de geçerliliğini koruduğu ifade ediliyor. Irkçılığın farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğü ve bilimsel söylemlerle meşrulaştırılabildiği belirtiliyor. Eser, bu yönüyle hem akademik hem de kamusal tartışmalar açısından önem taşıyan bir kaynak olarak sunuluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/ruth-benedictin-irk-ve-irkcilik-eseri-turkcede-okurla-bulusuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/04/banner.jpg" type="image/jpeg" length="89003"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kutlu Oda’nın Kapısını Çalmak]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/kutlu-odanin-kapisini-calmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/kutlu-odanin-kapisini-calmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahtiyar çocuklardık biz… Gaz lambaları, tezekler, kızaklar ve kilimler vardı bizim hikâyemizde. Kutlu köy odaları, köy insanları ve arifane gönül insanı emmiler, dayılar vardı hikâyemizde. Onlardan sevgi, saygı, sabır ve merhamet derlerdik. Ve inancı bir kutsal emanet gibi bağrımızda taşımayı öğrenirdik. Bir yanlışa bir ikileme düşersen eğer apar topar kurtarılmayı öğrenirdik. Yalnız olanın yalnız, sahipsizin de sahipsiz olmadığını öğrenirdik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İbrahim KAYA’nın kaleme aldığı <em>Kutlu Oda,</em> geçmişin sade ama derin anlamlar taşıyan güzelliğini çocukluk hatıralarının berraklığıyla harmanlayarak okuyucuya sunan samimi bir eserdir. Yazar, kitapta Anadolu’nun köy hayatından süzülen değerleri; sevgi, saygı, merhamet ve inanç ekseninde ele alırken, bir yandan da kaybolmaya yüz tutmuş insanî bağları yeniden hatırlatıyor. <em>Kutlu Oda</em> sadece bir hikâye değil; aynı zamanda geçmiş ile bugün arasında köprü kuran, okuyucuyu kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkaran duygu yüklü bir anlatımdır. İstanbul Yayınları, <em>BirNokta Kitaplığı</em>’ndan çıkan eserde birbirinden güzel ve etkileyici on sekiz hikâye bulunuyor.</p>

<p>Çocuktuk… Tertemizdik… Dünyaya yağan kötülüklerin aksine, iyiydik. Yüreğimiz küçücük bedenlerinden kanatlanır, uçuverirdi gökyüzüne… Rüzgâra kapılmış uçurtmalar misali peşine düşerdik hayallerimizin. Hayatımıza dokunan insanlar masallar anlatır, masallar yaşardı yanı başımızda. Şüphe yok ki yaşananlar çok ağırdı, fakat biz çocuk gözümüzde kalana bakardık. Hoş muhabbetler yaparken Yusuf Emmi, biz hep aynı hevesle çalardık <em>Kutlu Oda’nın</em> kapısını… Kapı açılıp içeri girince ise o manevî havayı teneffüs etmeye başlardık. Bir köşede sessizce oturur onu merakla dinlerdik.</p>

<p>Kuru bir yaprağa dönüşüvermiş, pek çok hazana göğüs germiş amcalar ve yaşadıkları kitaplara sığmayan inci tanesi gibi narin ve nadir teyzeler yaşamımızın orta yerinde dururdu. Abi ve ablalarımız sanki dünyanın en temiz yerinde, en berrak ikliminden dererlerdi sevdalarını… Öylesine güzel yaşar, öylesine güzel severlerdi. Baharda yağmura, kışta kara şükrederlerdi. Her şey yerli yerinde güzeldi.</p>

<p>Güzel dünyamızda güzel ve kutlu insanlar biriktirirdik. Onların etrafında çiçeklenirdik, bilgelikle sularlardı köklerimizi. Tertemiz kokusuyla birlikte masum bir inancı solurduk ciğerlerimizde…</p>

<p>Çocuktuk işte… İçimizdeki mavi gözlü haylaz çocuk, hep koşuşurdu yamaçlarda. Onu hiç durdurmak istemezdik. Dünyanın bin bir hâline, iklimin oluşuna, mevsimin değişmesine, rüzgârın tatlı tatlı esişine ve toprağın kokusuna tanıklık ederdik. Dalından bir güzel meyve sunduğunda ağaçlar bütün bereketiyle, yerden kesilirdi ayaklarımız. Doğa bizi bağrında sağlıcakla beslerdi.</p>

<p>Bahtiyar çocuklardık biz… Gaz lambaları, tezekler, kızaklar ve kilimler vardı bizim hikâyemizde. Kutlu köy odaları, köy insanları ve arifane gönül insanı emmiler, dayılar vardı hikâyemizde. Onlardan sevgi, saygı, sabır ve merhamet derlerdik. Ve inancı bir kutsal emanet gibi bağrımızda taşımayı öğrenirdik. Bir yanlışa bir ikileme düşersen eğer apar topar kurtarılmayı öğrenirdik. Yalnız olanın yalnız, sahipsizin de sahipsiz olmadığını öğrenirdik. Ve hissetmenin ne demek olduğunu öğrenirdik bu köyde.</p>

<p>Yine çocuktuk biz. Orada, uzakta bir köyde… Düğünlerde gelin arabasının yolunu keser, Ramazanlarda sabırla oruç tutar, ırmaklarda çimer, buzağıların peşinde koşar, televizyon yolu gözler, bisküvimizi paylaşır, türlü oyunlar oynardık arkadaşlarımızla. Harmanda torbaların ağzını açar, tarlada çalışır, çobanlara arkadaşlık eder, kızak kayardık hiç usanmadan. Herkesler gelemese de göremese de bizim köyümüzdü burası. Bizim <em>Kutlu Oda’mızdı</em>… Görülmemiş ve gelinmemiş olması buradaki yaşamı yok saymazdı. Aksine bilinmezliğe inat, en büyük hazzını biz duyardık yaşamın.</p>

<p>Başka hayatları gidip görenler de olurdu elbette; gittikleri yerleri mesken edinirdi yürekleri. Giderlerdi; yuvalarını, sevdiklerini bırakarak arkalarında, hem viran hem perişan… Viran olmak yuvanın, perişan olmak da insanın nasibine düşerdi. O hayatları ve yerleri altından zannederlerdi. Oysaki dünya aynı yeryüzü ve aynı gökyüzü üzerine kurulu bir düzendi. Bunu bazen özlem içindeyken fark ederlerdi.</p>

<p>Yani ki çocuktuk biz. Yüreğimiz hüzünden bile sevinçler dererdi. Yaşanmışlık neydi ki? Yanımıza kalan neydi hayattan? Kim, kimde ne kadardı? Kim, ne eksikti? Ne önemi vardı bunların çocukken. Bunun hesabını tutmak yetişkinlerin işiydi. Bize düşen bu hayattan sadece neşeydi.</p>

<p>Ve bir gün biz de büyüdük. <em>Kutlu Oda</em>’nın kapısına kilit vuruldu. Nihayete erdi o güzel muhabbetler. Küçük şeylerden mutlu olamadığımızda, her hazin olaya merhamet duyamazken acı içinde fark ettik büyüdüğümüzü. Böyle bir ihtimal olsaydı belki hiç büyümek istemezdik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Kutlu Oda Kapak-1" class="detail-photo img-fluid" height="808" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/04/kutlu-oda-kapak-1.jpg" width="541" /></p>

<p>Dönüp baktık maziye… Yüreğimiz bir kelebek kanadı gibi geçmişimizde pır pır ederdi. Bugün ağır geldikçe, geçmişte hafiflerdi yükümüz. O naif ruhlu insanların olduğu bu şirin köyde, küçük ayakları ve elleri olan minicik bedenleriyle o yaramaz çocuğu koşturmak istedik hep tarlalar ve ağaçlar boyunca… Ve her daim çaldık <em>Kutlu Oda</em>’nın kapısını, bir gün mutlaka açılacağı ümidiyle…</p>

<p>Şeyma Kaya okudu, derledi...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/kutlu-odanin-kapisini-calmak</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/04/kardelen-44.jpg" type="image/jpeg" length="38374"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Abdurrahman Ensari’nin “Haykırıyorum Öyleyse İnsanım” kitabı yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/abdurrahman-ensarinin-haykiriyorum-oyleyse-insanim-kitabi-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/abdurrahman-ensarinin-haykiriyorum-oyleyse-insanim-kitabi-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitimci yazar Abdurrahman Ensari’nin kaleme aldığı “Haykırıyorum Öyleyse İnsanım”, insanın varoluşunu, iradesini ve sorumluluğunu merkeze alan kapsamlı bir düşünsel eser olarak yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimci yazar Abdurrahman Ensari’nin “Haykırıyorum Öyleyse İnsanım” adlı eseri, DOA Yayınları tarafından 2026 yılında yayımlanarak okuyucuyla buluştu. İnsan olmanın anlamı, özgür irade, ahlaki sorumluluk ve hakikat arayışı gibi temel kavramları ele alan eser, düşünsel ve manevi bir içerik sunuyor.</p>

<p>Kitapta insanın, hem yücelme hem de düşüş potansiyeli taşıyan bir varlık olduğu vurgulanırken, bireyin yaptığı seçimlerin hayatını şekillendirdiği ifade ediliyor. İnsanın akıl ve irade sahibi olması nedeniyle sorumluluk taşıdığı belirtilirken, bu sorumluluğun bireysel ve toplumsal boyutlarına dikkat çekiliyor. Eserde adalet, merhamet ve erdem kavramlarının insan hayatındaki belirleyici rolü detaylı şekilde ele alınıyor.</p>

<p>Metinde insanın yalnızca yaşayan bir varlık olmadığı, aynı zamanda anlam arayan ve hakikati sorgulayan bir bilinç taşıdığı aktarılıyor. İnsanın yaptığı tercihlerin, onun kimliğini ve hayat yolculuğunu belirlediği vurgulanıyor.</p>

<h3>ARKA KAPAK METNİ VARLIK VE SINAV VURGUSU TAŞIYOR</h3>

<p>Kitabın arka kapak yazısında, insanın dünya hayatının bir sınav olduğu düşüncesi kapsamlı şekilde işleniyor. İnsanların var olmasıyla başlayan bu sürecin, insanlık var oldukça devam edeceği ve kıyametle sona ereceği ifade ediliyor. Hayatın geçici olduğu, kalıcı olanın ise insanın ortaya koyduğu değerler olduğu belirtiliyor.</p>

<p><img alt="Abdurrahman Ensari Haykırıyorum O Halde Varım" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/03/abdurrahman-ensari-haykiriyorum-o-halde-varim.jpg" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arka kapakta insanın hakikati anlamak, yaşamak ve gerektiğinde dile getirmekle sorumlu olduğu vurgulanıyor. İnsanın yaptığı seçimlerin kendi akıbetini belirlediği, bu nedenle her tercihin bilinçli şekilde yapılması gerektiği ifade ediliyor. Dünya hayatının geçici bir alan olduğu, ölümün kaçınılmazlığı ve ahiret hayatına hazırlığın önemi metinde öne çıkan unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<h3>İMZA GÜNÜNDE PAYLAŞTIĞI MESAJ</h3>

<p>Yazar Abdurrahman Ensari, kitabının imza gününde yaptığı paylaşımda ilk eserinin yayımlanmasına ilişkin duygularını dile getirdi. Ensari, ilk kitap ve ilk imza deneyiminin kendisi için önemli bir süreç olduğunu belirtti.</p>

<p><img alt="Abdurrahman Ensari Kitabı" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/03/abdurrahman-ensari-kitabi.jpg" width="1280" /></p>

<p>Mesajında, çevresindeki dostlarının desteğinin kendisi için önemli olduğunu ifade eden Ensari, Güngören İlçe Milli Eğitim Müdürü Ferhat Öztürk ile birlikte Hasan Bilgin, İrfan Müftüoğlu, Servet Yazgan, Muhammed Aslıyüksek, Yasin Nazıroğlu ve Ar-Ge öğretmeni Yunus Tekin’e teşekkür etti. Ensari, söz konusu isimlerin desteğine vurgu yaparak, bu süreçte yanlarında olmalarından dolayı memnuniyetini dile getirdi.</p>

<h3>HAKİKAT VE SORUMLULUK TEMASI ÖNE ÇIKIYOR</h3>

<p>Eserde, insanın özgür iradesiyle yaptığı tercihler üzerinden şekillenen bir hayat sürdüğü düşüncesi temel bir eksen olarak öne çıkıyor. İnsanın adaleti tercih etmesi halinde yüceleceği, zulme yönelmesi halinde ise düşüş yaşayacağı ifade ediliyor. Merhametin insanı insan yapan temel değerlerden biri olduğu, bencilliğin ise bireyi kendi karanlığına sürüklediği anlatılıyor.</p>

<p>Kitapta insanın yalnızca yaşamak için değil, hakikati anlamak ve savunmak için var olduğu vurgulanırken, bireyin bu doğrultuda sorumluluk üstlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Eser, okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren bir içerik sunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/abdurrahman-ensarinin-haykiriyorum-oyleyse-insanim-kitabi-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/03/abdurrahman-ensari-haykiriyorum-o-halde-varim-1.jpg" type="image/jpeg" length="25141"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hartmut Rosa'nın "Rezonans" kitabı artık Türkçe'de]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/hartmut-rosanin-rezonans-kitabi-artik-turkcede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/hartmut-rosanin-rezonans-kitabi-artik-turkcede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_1a8251700f1b1679-18">Modern dünyanın insan deneyimini nasıl dönüştürdüğünü inceleyen özgün kuramsal çerçevesiyle tanınan <strong>Hartmut Rosa</strong>'nın temel eseri <strong>Rezonans: Dünya ile İlişkinin Sosyolojisi</strong>, Türkçe yayımlandı. Modern toplumların hızlanma mantığı, kontrol arzusu ve sürekli genişleme eğilimi üzerine yürüttüğü çalışmalarla geniş yankı uyandıran <strong>Hartmut Rosa</strong>, bu eserinde insanın dünyayla kurduğu ilişkinin niteliğini sosyolojik bir perspektifle ele almaktadır. Daha önce <strong>Yabancılaşma ve Hızlanma</strong> ile <strong>Dünyanın Kontrol Edilemezliği</strong> adlı eserleri Türkçeye kazandırılan yazar, yeni kitabında modern hayatta zayıflayan anlam deneyimini "rezonans" kavramı üzerinden tartışmaya açmaktadır.</p>

<h3>REZONANS: DÜNYA İLE KARŞILIKLI YANKILANMA</h3>

<p id="p-rc_1a8251700f1b1679-19"><strong>Hartmut Rosa</strong>, hayatın değerini belirleyen unsurun sahip olunan imkânların sayısı değil, insanın dünya ile kurduğu ilişkinin canlılığı olduğunu savunmaktadır. Yazarın "rezonans" olarak tanımladığı bu kavram, insan ile dünya arasında kurulan, dinamik ve dönüşüm içeren bir karşılaşmayı ifade etmektedir. Bu ilişki biçiminde insan dünyaya dokunurken, dünya da insana cevap vermekte; bir müzik eseri, bir metin veya sahici bir diyalog bu rezonans deneyiminin somut biçimlerini oluşturmaktadır. Modern toplumun hız ve verimlilik odaklı düzeninin ise bu yankılanma alanlarını daraltarak insanı dünyadan yabancılaştırdığı vurgulanmaktadır.</p>

<h3>ÇEVİRMEN MAHMUT KAMADAN’DAN ENTELEKTÜEL MEYDAN OKUMA</h3>

<p id="p-rc_1a8251700f1b1679-20">Eseri Türkçeye kazandıran <strong>Mahmut Kamadan</strong>, çeviri sürecini sadece teknik bir aktarım değil, aynı zamanda entelektüel bir meydan okuma olarak tanımlamaktadır. <strong>Mahmut Kamadan</strong>, metnin kavramsal yoğunluğunu korurken <strong>Hartmut Rosa</strong>’nın teorik derinliğini ve Almanca düşünce geleneğinden gelen "Weltbeziehung" ve "Unverfügbarkeit" gibi terimlerin felsefi bağlamlarını yansıtmaya özen gösterdiğini belirtmektedir. Çevirmen, kitap başlığında "Dünya ile İlişkimizin Sosyolojisi" yerine "Dünya ile İlişkinin Sosyolojisi" ifadesini tercih ederek, modern hayatın ürettiği yabancılaşma meselesine bilinçli bir vurgu yapmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DİSİPLİNLERARASI BİR MODERNLİK ELEŞTİRİSİ</h3>

<p><strong>Hartmut Rosa</strong>’nın yaklaşımı, sosyolojinin sınırlarını aşarak felsefe, siyaset teorisi, teoloji ve estetikle temas kuran disiplinlerarası bir nitelik taşımaktadır. <strong>Frankfurt Okulu</strong>’nun eleştirel teori mirasını devralan yazar, yabancılaşmanın karşısına "rezonans" gibi pozitif bir kavram yerleştirerek sadece sorunları teşhis etmekle kalmamakta, aynı zamanda bir imkân alanı sunmaktadır. Eğitimden sanata, doğadan dinî deneyime kadar pek çok alanı rezonans ekseninde inceleyen eser, modern insanın günlük deneyimini anlamlandırmak için kuramsal bir harita sunmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/hartmut-rosanin-rezonans-kitabi-artik-turkcede</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/03/p-h-o-t-o-2026-03-06-12-49-20.jpg" type="image/jpeg" length="26339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbn Arabi'den Ramazan ve Oruca Dair: Fütuhât-ı Medeniyye]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/ibn-arabiden-ramazan-ve-oruca-dair-futuht-i-medeniyye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/ibn-arabiden-ramazan-ve-oruca-dair-futuht-i-medeniyye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Fütuhât-ı Medeniyye'' adlı eser Muhyiddin İbn Arabi'nin bir Ramazan ayında Medine’de kalbine gelen fetihleri içeriyor. Eserin konusu temelde Ramazan ayı ve oruç... Abdullah Taha Orhan yazdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Geçtiğimiz haftalarda yeni bir yayınevi iddialı bir eserle yayın dünyasına merhaba dedi: 01 Yayınları. Yayınevinin herhalde teberrük kasdıyla olsa gerek, ilk eseri <strong>İbnü’l-Arabî</strong>’ye izafe edilen <strong><em>Fütûhât-ı Medeniyye</em></strong> oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Eserde bahsi geçen risalenin hem Arapça tahkikli neşri, hem de Türkçe tercümesi birlikte verilmiş. Bu risalenin İbnü’l-Arabî’ye izafeti meselesi de eserin girişinde irdeleniyor. Nâşirlerin temayülü eserin onun olduğu yönünde. Nitekim Türkiye’de İbnü’l-Arabî denince akla ilk gelen isimlerden olan Prof. Dr. <strong>Mahmud Erol Kılıç</strong> da eseri Yeni Şafak’taki köşesine taşımakla kalmayıp esere bir takriz de yazarak risalenin İbnü’l-Arabî’ye ait olabileceğini ihsas ediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Eseri titizlikle neşre hazırlayan araştırmacılar, <strong>Abdurrahman Acer</strong> ve <strong>İbrahim Ekici</strong>, eserin Şeyh-i Ekber’e aidiyyeti noktasında üç temel delile istinad ediyorlar. Birincisi, risalenin tüm yazma nüshalarında eserin müellifi olarak İbnü’l-Arabî’nin zikredilmesi; ikincisi <strong>Katip Çelebi</strong>’nin <em>Keşfu’z-Zünûn</em>’unda da risalenin İbnü’l-Arabî’ye nisbet edilmesi ve son olarak İbnü’l-Arabî’nin tüm eserlerini inceleyip bir fihrist hazırlayan <strong>Osman Yahya</strong>’nın da bu eserden bahsetmesi. Muhyiddin İbn Arabi Society’nin ilgili raporunda bu eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olabileceğinin zikredilmesi de diğerlerinden zayıf olsa da bir işaret olarak ele alınıyor. Ancak İbnü’l-Arabî kendi eserlerini saydığı <em>Fihrist</em>’inde böyle bir eserinden bahsetmiyor. Bu da eserin ona aidiyyetini şüpheye düşüren önemli bir karşıt delil olarak karşımızda duruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Fütuhât-ı Medeniyye</em></strong><strong> ve <em>Fütûhât-ı Mekkiyye</em> arasındaki anlatım derinliği farkı</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>Fütuhât-ı Medeniyye</em></strong> adlı bu eser müellifin bir Ramazan ayında Medine’de kalbine gelen fetihleri içeriyor. Eserin konusu temelde <strong>Ramazan ayı</strong> ve <strong>oruç</strong>. Tam da bu noktada İbnü’l-Arabî’nin <strong><em>Fütûhât-ı Mekkiyye</em></strong>’sinde de oruçla ilgili müstakil bir bölüm (5. Cilt, 71. Bölüm) olduğunu hatırlıyoruz. Bu bölümle eseri karşılaştığımızda doğrusu çok net bir yorum yapmanın mümkün olmadığını görüyoruz. Her iki eserde de özellikle orucun sahibinin bizzat Cenab-ı Hak olduğunun vurgulanması vb. bazı ortak temalar bulmak mümkün. İki eser arasındaki anlatım derinliği farkı, özellikle Fütûhât-ı Mekkiyye’deki bâtınî yorum yoğunluğu mukayesede ilk dikkati çeken farklılıklar. Ancak buradan hareketle iki metnin de yazarının aynı kişi olduğunu söylemek haddimizi aşıyor, ehline bırakıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">“<em>Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana mâl eder</em>” demiş <strong>Bediüzzaman</strong>. Aynen öyle, İslam tarihinin bu en meşhur sufisine de birçok eser nisbet edilmiş, hatta öyle ki onun olmadığı biline biline onunmuş gibi basılmış eserler var. <em>Varlık Ağacı</em> (<em>Şeceretü’l-Kevn</em>) bunlara bir örnek.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#ff0000"><strong>Orucun hikmetleri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Eserin muhtevasına gelirsek, bir Ramazan ayında sanki mev’iza tadında, sohbetlerden yazıya geçirilmiş bir risale imajı veriyor eser. İçerisinde özellikle orucun hikmetleri dermeyan ediliyor. Ramazan sohbetleri için istifade edilebilecek, mühim bir içerik sunuyor okuyucuya.</p>

<p style="text-align:justify">Eserden, “orucun karşılığını ancak ben veririm” ilahi hitabının yorumuna dair tadımlık bir alıntıyla hem bir nebze merakları gidermeye, hem de biraz daha merak uyandırmaya çalışalım: “<em>Bazı sûfîler ise bu konuda şöyle demişlerdir: “Hak Teâlâ’nın: ‘Onun karşılığını verecek olan da ancak benim’ sözü ‘oruç ibadetinin karşılığı bizzat Ben’im, ne hûri, ne cennetlerim ve ne de herhangi bir nimettir’. Bu da ona karşılık olarak yeter.” demektir</em>.”</p>

<p style="text-align:justify">Eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakırsak, <strong>İmam-ı Rabbânî</strong>’nin <em>Mektûbât</em>’ında (100. mektup) geçen şu cümleleri hatırlamamak elde değil: “<em>Bize lazım olan İbnü’l-Arabî’nin, Konevî’nin ve Kâşânî’nin değil yalnızca Muhammed Mustafa’nın sözlerine tabi olmaktır. Biz Fusûs’a değil, nusûsa sarılırız; Fütûhât-ı Medeniyye varken Fütûhât-ı Mekkiyye’ye ihtiyaç duymayız</em>.”</p>

<p style="text-align:justify">İmam-ı Rabbânî burada <em>Fütûhât-ı Medeniyye</em> ile elbette, sünnet-i seniyye ve hadisleri kasdediyordu. Ancak yine de eğer Şeyh-i Ekber’in <em>Fütûhât-ı Medeniyye </em>isimli bir eseri varsa, bu onun İmam-ı Rabbani’nin bu sözüne yüzyıllar öncesinden gönderdiği bir cevap gibi, kaderin bir cilvesi olarak görülebilir belki.</p>

<p style="text-align:justify">İbnü’l-Arabî’ye nisbetle, hem Arapça orijinali ve hem de Türkçe tercümesiyle yayımlanan bu eserin Şeyh-i Ekber’e aidiyyeti meselesini işin erbabına bırakarak, bu dakîk neşirde emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Son olarak, çiçeği burnunda yayınevimiz 01 Yayınları’na da yayın hayatlarında muvaffakiyetler ve bunun gibi daha nice kıymetli eserlerin neşrinin kendilerine nasip olmasını temenni ediyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/futuhati--medeniyye/447195.html" rel="nofollow" target="_blank">İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Medeniyye, 01 Yayınları</a></em></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Abdullah Taha Orhan</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/ibn-arabiden-ramazan-ve-oruca-dair-futuht-i-medeniyye</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2021/04/ibn_arabi_den_ramazan_ve_oruca_dair_futuht_i_medeniyye_h27781_77157.jpg" type="image/jpeg" length="49591"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halit Fahri Ozansoy’un kaleminden edebiyatçılar]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/halit-fahri-ozansoyun-kaleminden-edebiyatcilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/halit-fahri-ozansoyun-kaleminden-edebiyatcilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hatıratlar edebiyat tarihi için birinci dereceden başvuru kaynakları olduğu gibi, Türkiye gibi edebiyat ve düşüncenin paralel ilerlediği, birbirinden ayırt edilemediği ülkelerde, siyasi tarih için de hayati öneme sahiptir. Ömer Yalçınova yazdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Edebiyat anılarının ayrı bir çekiciliği var. Okuduğun, sevdiğin yazar ve şairlerin günlük yaşantısını, arkadaş ilişkilerini, hırslarını, zaaflarını, daha da önemlisi şahsiyetini hatıratlarda görmek mümkün. <strong>Tevfik Fikret</strong>, <strong>Abdülhak Hamit Tarhan</strong>, <strong>Abdülhak Şinasi Hisar</strong>, <strong>Cenap Şahabettin</strong>, <strong>Ahmet Haşim</strong>, <strong>Yahya Kemal</strong>, <strong>Ömer Seyfettin</strong> gibi isimler, edebiyatla yakın veya uzak ilişkiye geçmiş her okuyucunun bildiği, duyduğu, okuduğu, karşılaştığı edebiyatçılardır. Dolayısıyla bu kişileri merak etmemiz gayet normal. Bu merak, şahsi de olabilir, tarihi veya edebi de.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Hatıratlara edebi açıdan başvurmak, okunan eserleri daha etraflıca anlama çabasıdır. Yahya Kemal şiirine meftunsak, onun şahsiyetini öğrenerek, şiirlerini bir de bu açıdan değerlendirme imkânına kavuşuruz. Çünkü her edebi eserin, bir yazıldığı döneme dair söylediği şeyler vardır, bir de geleceğe dönük söyledikleri. Hatıratlarda, yazıldığı döneme dair söylenenlerle daha çok karşılaşırız. Bu da şiire yönelik birçok yanlış anlamanın önüne geçer. Meselenin başka bir yönüyse, şiirin şairinden ayrı düşünülemeyeceğidir. O yüzden Yahya Kemal şiirinde konuşan personayla hatırat kitaplarında espri ve fıkralarını okuduğumuz Yahya Kemal arasındaki farkı veya benzerliği görmek hem şairi hem de şairin yaşadığı tarihi dönemi daha geniş anlamamızı sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Hatıratlar edebiyat tarihi için birinci dereceden başvuru kaynakları olduğu gibi, Türkiye gibi edebiyat ve düşüncenin paralel ilerlediği, birbirinden ayırt edilemediği ülkelerde, siyasi tarih için de hayati öneme sahiptir. <strong>Rıza Tevfik Bölükbaşı</strong>, <strong>Ziya Gökalp</strong>, <strong>Fuat Köprülü</strong> sadece edebiyat tarihinin renkli simaları değildir mesela. Fakat neredeyse bütün Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat dönemlerine dair hatıratlarda bu isimlere de rastlanır. O yüzden, bir edebi hatırat, Türkiye’de sadece edebi hatırat değildir. Ondan siyasi, sosyolojik ve tarihi bilgiler de edinilebilir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Edebiyat anılarının ayrı bir çekiciliği var. Okuduğun, sevdiğin yazar ve şairlerin günlük yaşantısını, arkadaş ilişkilerini, hırslarını, zaaflarını, daha da önemlisi şahsiyetini hatıratlarda görmek mümkün. <strong>Tevfik Fikret</strong>, <strong>Abdülhak Hamit Tarhan</strong>, <strong>Abdülhak Şinasi Hisar</strong>, <strong>Cenap Şahabettin</strong>, <strong>Ahmet Haşim</strong>, <strong>Yahya Kemal</strong>, <strong>Ömer Seyfettin</strong> gibi isimler, edebiyatla yakın veya uzak ilişkiye geçmiş her okuyucunun bildiği, duyduğu, okuduğu, karşılaştığı edebiyatçılardır. Dolayısıyla bu kişileri merak etmemiz gayet normal. Bu merak, şahsi de olabilir, tarihi veya edebi de.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Hatıratlara edebi açıdan başvurmak, okunan eserleri daha etraflıca anlama çabasıdır. Yahya Kemal şiirine meftunsak, onun şahsiyetini öğrenerek, şiirlerini bir de bu açıdan değerlendirme imkânına kavuşuruz. Çünkü her edebi eserin, bir yazıldığı döneme dair söylediği şeyler vardır, bir de geleceğe dönük söyledikleri. Hatıratlarda, yazıldığı döneme dair söylenenlerle daha çok karşılaşırız. Bu da şiire yönelik birçok yanlış anlamanın önüne geçer. Meselenin başka bir yönüyse, şiirin şairinden ayrı düşünülemeyeceğidir. O yüzden Yahya Kemal şiirinde konuşan personayla hatırat kitaplarında espri ve fıkralarını okuduğumuz Yahya Kemal arasındaki farkı veya benzerliği görmek hem şairi hem de şairin yaşadığı tarihi dönemi daha geniş anlamamızı sağlar.</span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span><span><span new="" roman="" times=""><span style="color:black">Hatıratlar edebiyat tarihi için birinci dereceden başvuru kaynakları olduğu gibi, Türkiye gibi edebiyat ve düşüncenin paralel ilerlediği, birbirinden ayırt edilemediği ülkelerde, siyasi tarih için de hayati öneme sahiptir. <strong>Rıza Tevfik Bölükbaşı</strong>, <strong>Ziya Gökalp</strong>, <strong>Fuat Köprülü</strong> sadece edebiyat tarihinin renkli simaları değildir mesela. Fakat neredeyse bütün Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat dönemlerine dair hatıratlarda bu isimlere de rastlanır. O yüzden, bir edebi hatırat, Türkiye’de sadece edebi hatırat değildir. Ondan siyasi, sosyolojik ve tarihi bilgiler de edinilebilir.</span></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/halit-fahri-ozansoyun-kaleminden-edebiyatcilar</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2019/03/halit_fahri_ozansoyun_kaleminden_edebiyatcilar_h34262_c8238.png" type="image/jpeg" length="89554"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bedreddîn ez-Zerkeşî’nin "Altın Zincirler"i ilk kez Türkçe'de]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/bedreddin-ez-zerkesinin-altin-zincirleri-ilk-kez-turkcede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/bedreddin-ez-zerkesinin-altin-zincirleri-ilk-kez-turkcede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memlükler döneminin çok yönlü âlimi Bedreddîn ez-Zerkeşî’nin fıkıh usûlü, kelâm ve dil arasındaki derin irtibatı ele alan özgün eseri "Altın Zincirler", Şuheda Bozyel’in çevirisiyle literatüre kazandırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Times New Roman, serif">İslam düşünce tarihinde fıkıh usûlü, yalnızca hüküm çıkarma tekniklerini konu edinen bir alan değil; ilahî hitabın anlaşılması, insan aklının sınırları ve dilin anlam üretme kapasitesi üzerine yürütülen derin bir düşünce geleneği olarak şekillenmiştir. Bu geleneğin içinde kaleme alınan eserler, kendi dönemlerinin ilmî tartışmalarını yansıttığı kadar sonraki asırlara uzanan kavramsal bir miras da bırakır. <strong><em>Altın Zincirler: Fıkıh Usûlünde Temel Tartışma Konuları</em></strong>, bu mirasın önemli halkalarından birini temsil eden Bedreddîn ez-Zerkeşî’nin özgün yaklaşımını günümüz okuruyla buluşturuyor.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Memlükler dönemi ilim çevrelerinde yetişen Zerkeşî, fıkıh, usûl, kelâm ve hadis alanlarındaki vukufiyetiyle tanınan bir âlimdir. <em>Selâsilu’z-Zeheb</em> adıyla bilinen bu eseri, fıkıh usûlünün merkezinde yer alan meseleleri, birbirine eklemlenen halkalar hâlinde ele alması bakımından dikkat çekici bir yapı sunar. Müellif, usûl literatüründe çoğu zaman dağınık biçimde ele alınan tartışmaları belirli başlıklar altında toplayarak, okuyucunun meseleler arasındaki irtibatı daha açık biçimde görmesini amaçlar.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Eserde ele alınan konular, şer‘î hükmün mahiyetiyle başlar ve deliller hiyerarşisi, hitap–hüküm ilişkisi, emir ve nehiy, umum ve husus, mutlak ve mukayyed, mefhumlar, nesih, tearuz ve tercih gibi usûlün temel meselelerine uzanır. Zerkeşî, bu başlıkları aktarırken yalnızca tanımlarla yetinmez; görüş ayrılıklarının hangi kavramsal zeminde ortaya çıktığını da ortaya koyar. Böylece usûl-i fıkhın teorik derinliği, metnin her bölümünde hissedilir.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Zerkeşî’nin yöntemi, görüşleri uzun uzun savunmaktan ziyade, ihtilaf alanlarını tespit etmeye ve bu ihtilafların dayandığı temel varsayımları görünür kılmaya dayanır. Müellif Şâfiî-Eş‘arî geleneğe mensup olsa da Hanefî, Mâlikî, Hanbelî, Zâhirî ve Mu‘tezilî âlimlerin eserlerine geniş biçimde yer verir. Bu yaklaşım, eseri mezhep sınırlarını aşan mukayeseli bir çalışma hâline getirir ve okura farklı usûl anlayışlarını yan yana değerlendirme imkânı sunar.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><em>Altın Zincirler</em>, hacim bakımından muhtasar bir eser olmasına rağmen, içerdiği tartışmalar bakımından yoğun bir metindir. Zerkeşî, usûl ilminin temel meselelerini seçerken, dönemin canlı tartışmalarını merkeze alır ve bu tartışmaları kendi sistematiği içinde sunar. Bu yönüyle eser, usûl literatürünün hem öğretici hem de problem odaklı yönünü bir arada taşır.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Bu Türkçe çeviri, eserin mevcut tahkikli nüshaları dikkate alınarak hazırlanmıştır. Metnin özgün yapısı korunurken, günümüz okurunun metni daha rahat takip edebilmesi için gerekli görülen yerlerde açıklayıcı dipnotlara yer verilmiştir. Çeviride terminolojik tutarlılığa ve klasik usûl dilinin Türkçede karşılığını bulmasına özel bir hassasiyet gösterilmiştir.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong><em>Altın Zincirler</em></strong>, fıkıh usûlü alanında çalışan akademisyenler, lisans ve lisansüstü öğrenciler ile klasik metinlerle derinlikli bir ilişki kurmak isteyen okurlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşır. Zerkeşî’nin disiplinler arası yaklaşımı, usûl-i fıkhın yalnızca teknik bir alan olmadığını; kelâm, dil ve düşünce tarihiyle iç içe geçmiş canlı bir ilim geleneği olduğunu açık biçimde ortaya koyar.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong>ÇEVİRMEN RÖPORTAJI</strong></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Kitabın Adı:</strong></font><font face="Times New Roman, serif"> Altın Zincirler: Fıkıh Usûlünde Temel Tartışma Konuları</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Yazar:</strong></font><font face="Times New Roman, serif"> Bedreddîn ez-Zerkeşî</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Çevirmen:</strong></font><font face="Times New Roman, serif"> Şuheda Bozyel</font></p>

<ol>
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><em><strong>Altın Zincirler</strong></em><strong> çevirisi üzerine çalışma fikri nasıl doğdu? Bu çalışmaya başlarken, kitap üzerine çalışırken ve çalışmanız tamamlandığında ne gibi duygu ve düşünceler ağır basıyordu?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif">Bu eserle tanışmam aslında doktora tez konumu belirleme aşamasına denk geldi. Danışmanım Prof. Dr. Nail Okuyucu'nun yönlendirmesiyle, Bâkıllânî'nin usûl-i fıkha dair eserini derinlemesine incelemeye geçmeden önce, klasik dönemdeki temel ihtilafları daha iyi görebilmek için <em>Altın Zincirler</em>'i baştan sona hızlıca okumuştum. O dönemde sadece bir tez öğrencisi olarak elimden geçirdiğim bu kitap, tezimi tamamladığımda başka bir anlam kazandı. Yine hocamın teklifiyle bu kez eserin tercümesini üstlenmeyi kabul ettim. <em>Dolayısıyla bu eserin doktoramın ilk zamanlarını ve tezimin tamamlanmasından sonraki ilk mesaimi oluşturduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan eser, akademik hayatım için önemli bir yere sahip.</em></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><em>Tercümeyi çalışırken doktora tez sürecime benzer bir duygu içerisinde idim. Her gün devamlı olarak bir çalışma için masa başına oturmanın ve sonunun nereye varacağını tam olarak bilmediğim bir serüvene dâhil olmanın hissini yaşıyordum. Serüven diyorum çünkü bu tek düze, sıradan bir iş değildi benim için. Eserin tahkikleri yani muhtelif neşirleri arasında gidip gelmek, farklı asırlarda yazılmış usul metinlerinin birbiri ile irtibatlarını görmek, müellifin söylediği ya da söylemeyi tercih etmediği şeyleri satır aralarında hissetmek benim için heyecanımı diri tutan şeylerdi. Tercümeyi tamamladığımda böylesi eserleri tercüme eden önceki zevâta karşı saygım ve hayranlığım katbekat arttı. Metnin arka planını dikkate almadan, zeminindeki ihtilafları bilmeden salt lafzi tercümenin de okuyucuya çok katkı sağlamadığını bir kez daha anlamış oldum.</em></font></p>

<ol start="2">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><em><strong>Altın Zincirler</strong></em><strong> gibi muhtasar fakat kavramsal yoğunluğu yüksek bir usûl metnini Türkçeye aktarırken sizi en çok zorlayan hususlar neler oldu?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif">Öncelikle önemli bir noktanın altını çizmek isterim: </font><em><span style="color:#0f1115"><font face="Times New Roman, serif">Altın Zincirler</font></span></em><font face="Times New Roman, serif">, hacimli bir eserin özeti anlamında klasik bir muhtasar metin değil. Zerkeşî'nin belirli bir amaçla kaleme aldığı müstakil bir fıkıh usûlü eseri. Eser, usûlün bütün meselelerini kapsamaktan ziyade fıkıh usûlünde kelâm, fıkıh ve nahivle irtibatlı meseleleri ortaya koymayı ve bu alanlardaki temel görüş ayrılıklarına yer vermeyi hedefliyor. Konuları detaylandırmaması ve öz bir üslupla ele alması bakımından muhtasar bir eser niteliği taşıdığını söyleyebilirim. Bu öz yapı, beraberinde birtakım zorluklar getiriyor. Beni en çok zorlayan hususların başında, müellifin son derece öz ifadelerle aktardığı ihtilafların arka planını okuyucuya yansıtabilme ihtiyacı oldu. Bu zorluğu aşmak için Zerkeşî'nin ansiklopedik nitelikteki diğer usûl eseri </font><em><span style="color:#0f1115"><font face="Times New Roman, serif">el-Bahru'l-Muhît</font></span></em><font face="Times New Roman, serif">'e sıkça müracaat ettim.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><em>Çeviriye başladığımda kitabın ilk kısımlarında çok zorlandığımı söyleyemem. Çünkü Zerkeşî’nin ele aldığı ihtilaflar tez çalışmamda ilgilendiğim konular ile paralel ilerlemekteydi. Her ne kadar muhtasar bir şekilde meseleler ele alınmış olsa da ihtilafların arka planına dair yaptığım okumalar sayesinde meselelerin anlaşılması kolaylaşıyordu. Ancak eser ilerledikçe klasik dönemden bir eseri tercüme etmenin yükünün ağırlığını hissetmeye başladım. Yalnızca lafzi çevirinin yeterli olmadığını, ihtilafların seyrini anlamak için konunun bağlamını bilmenin ne denli ehemmiyetli olduğunu bir kez daha idrak ettim. Zerkeşî, âdeti olduğu üzere önceki âlimlere ve eserlerine çokça atıfta bulunuyordu. Her defasında ilgili yere bakmaya ve söz konusu ibarenin geçtiği yeri tespit etmeye karşı büyük bir istekle hareket ediyordum. Ancak bunu, tercümenin her aşamasında yapmak yorucu olmaktan ziyade uzun bir zaman gerektirecekti. Zerkeşî’nin İmam Şâfiî’ye atfettiği bir görüşü -ki bu bir paragraflık bir bilgi içeriyordu- anlaşılır kılmak ve görüşün geçtiği ilgili yeri tespit etmek için iki günümü ayırdığımı hatırlıyorum. Bu araştırma sonucunda Zerkeşî’nin naklettiği pasajın birebir İmam Şafiî’nin eserlerinde geçmediğini tespit ettim. Ancak iki günlük mesainin tercümeye yansıyan kısmı bunu ifade eden tek bir cümleden ibaret oldu.</em></font></p>

<ol start="3">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Zerkeşî’nin farklı mezhep ve ekollere ait görüşleri kısa ve yoğun biçimde aktaran üslubu, çeviri tercihlerinizi nasıl etkiledi? Klasik usûl terminolojisinin Türkçede yerleşik karşılıklarıyla metnin bağlamı arasında denge kurarken hangi ilkelere öncelik verdiniz? Okuyucu için kolay bir okuma olmasıyla içeriğe sadakat arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif">Çeviride temel ilke metne sadık kalmak olmalıdır. Ancak muhtasar bir eserin yoğun üslubu, salt çeviriyle anlaşılmayı zorlaştırdığından, öz ifadeleri yer yer açıklayıcı kelimelerle destekleme ihtiyacı hissettik. Bu noktada çevirinin tashihini yapan ve aynı zamanda proje yürütücülerinden Nail Okuyucu’nun katkılarını tekrar ifade etmek isterim. Öte yandan Zerkeşî'nin her bölüm altında ele aldığı meseleleri başlıklandırmayı tercih ettik. Böylece okuyucu, ilgili meselenin muhtevasını daha başlıktan itibaren görebilecekti. Metnin muhtasar oluşu, müellifin bazen hızlı geçişler yapmasına veya bazı ön kabulleri okuyucuda varsaymasına yol açıyor. Oysa günümüz okuyucusunun geneli klasik dönemin ilmî ortamında yetişmiş bir talebe değil. Bu noktada ele alınan ihtilafların arka planına işaret eden açıklamalar dipnotlarda verilmeye çalışıldı.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Terminoloji konusuna gelince, usûl-i fıkıh geleneğinde asırlar içinde oluşmuş yerleşik karşılıkları kullanmayı tercih ettim. 'Emir', 'nehiy', 'âmm', 'hâss' gibi temel kavramları Türkçeleştirmek yerine, alandaki yerleşik karşılıklarıyla kullanmanın okuyucunun alana yabancılaşmasını engelleyeceğini ve ileride yapacağı okumalarda tutarlılık sağlayacağını düşündüm. </font></p>

<ol start="4">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><em><strong>Altın Zincirler</strong></em><strong>’i klasik fıkıh usûlü literatürü içinde ayıran temel özellikler nelerdir? Sizce Zerkeşî bu eserle neyi farklı biçimde ortaya koyuyor?</strong></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif"><em><span style="color:#0f1115">Altın Zincirler</span></em><span style="color:#0f1115">'i fıkıh usûlü literatüründe diğer eserlerden ayıran temel özellik, müellifinin de eserinin başında ifade ettiği üzere yöntemi ve içeriğidir. Zerkeşî'nin amacı fıkıh usûlünün bütün konularını ihtiva eden bir metin kaleme almak değildi; nitekim bu amaçla gerek şerh gerekse müstakil olarak yazdığı eserler bulunmaktadır. Zerkeşî, yedi bölüm ve yaklaşık 170 meseleden oluşan bu eserinde usûlün dil, kelâm ve fıkıh ile irtibatlarını ortaya koymaktadır. Bu açıdan müellifin de kendi ifadesiyle eşsiz bir eserdir.</span></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Usûl-i fıkhın mezkûr ilimlerle irtibatı elbette Zerkeşî'nin bir iddiası değildir. Ehli olanların bildiği üzere usûlün diğer ilimlerle bağlantısının en net ifadesini Cüveynî'nin usûl eserinde görmekteyiz. Öte yandan Gazzâlî, İbn Berhân ve Beyzâvî gibi birçok âlimin usûl eserlerinde yeri geldikçe bu bağlantılara işaret edilmektedir. Zerkeşî, dağınık bir şekilde önceki metinlerde yer alan bu bağlantıları müstakil bir eserde bir araya getirmektedir. Bu amaca binaen ele aldığı meselelerdeki ihtilafları, bu bağlantılar üzerinden okuyucuya sunmaktadır.</span></font></p>

<ol start="5">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Eserde ele alınan ihtilaf başlıkları, fıkıh usûlünün teorik boyutunu anlamak açısından günümüz okuru için nasıl bir imkân sunuyor?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Öncelikle eser, ihtilafların sadece görüş ayrılıklarından ibaret olmadığını, aksine her bir ihtilafın arkasında bir metodolojik altyapı bulunduğunu gösteriyor. Zerkeşî gerek mezhep içerisinde gerekse farklı mezheplerdeki usulcülerin görüşlerine yer verirken aslında onların dil anlayışlarını, kelâmî kabullerini ve yöntem tercihlerini de gözler önüne seriyor. Bu da okuyucunun usûl düşüncesinin mantığını kavramasına yardımcı olmakta.</span></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Eserin diğer bir önemli katkısı, ihtilaflar üzerinden usûl düşüncesinin tarihsel gelişimini takip etme imkânı sunmasıdır. Zerkeşî, kendisinden önceki âlimlerin görüşlerini aktarırken usûl ilminin asırlar içinde nasıl şekillendiğine, hangi tartışmaların öne çıktığına ve farklı ekollerin birbirleri ile irtibatına da işaret etmektedir. Günümüz okuru, bu ihtilaf başlıklarını takip ederek sadece fıkhî hükümlerin istinbat süreçlerini öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda İslam düşünce geleneğinin sürekliliğine tanıklık ediyor. Bu yönüyle eser, klasik ilmî birikimden istifade etmeye imkân tanımaktadır.</span></font></p>

<ol start="6">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><strong>Zerkeşî’nin Şâfiî geleneğe mensup olmakla birlikte farklı mezheplerden ve kelâm ekollerinden görüşlere yer vermesi, eserin düşünsel ufkunu nasıl şekillendiriyor?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Zerkeşî bu eserinde, amelî mezhebi Şâfiî geleneğinin öncü âlimlerinden Cüveynî, Gazzâlî gibi isimlerin görüşlerini aktarmakla birlikte bazı meselelerde mezhep içerisindeki farklı görüşlere de yer vermiştir. Bu yaklaşım, okuyucuya mezhep içi ihtilafları görme imkânı sağlamaktadır. Öte yandan Karâfî ve İbnü'l-Hâcib gibi Mâlikî, Debûsî ve Serahsî gibi Hanefî usulcülerin görüşlerine de eserinde yer vermiştir. Zerkeşî'nin Eş'arî usulcülerden Bâkıllânî'nin görüşlerine çok sık atıf yapması, onun kendi kelâmî geleneği içindeki referanslarına işaret ederken özellikle kelâma taalluk eden meselelerde Mu'tezile'nin görüşlerine de yer vermesi, usûl ilminin kelâm ilmi ile irtibatını göstermesi açısından ayrıca önem arz etmektedir. Dile taalluk eden meselelerde ise Zerkeşî, yalnızca usulcülerin görüşleriyle yetinmemiş, dil âlimlerinin yaklaşımlarını ve ediplerin şiirlerini de aktarmıştır. Bu nakiller, usûl-i fıkhın sadece fıkıhla sınırlı olmadığını, Arap dili ile de derin bir irtibat içinde bulunduğunu göstermektedir. Tüm bu farklı disiplinlerden ve ekollerden yapılan aktarımlar, usul ilminin ne kadar geniş bir alanla ilişkili olduğunu gözler önüne sermektedir. Zerkeşî'nin bu kapsayıcı yaklaşımı sayesinde </span><em><span style="color:#0f1115">Altın Zincirler</span></em><span style="color:#0f1115">, sadece bir mezhebin görüşlerini aktaran dar kapsamlı bir metin olmaktan çıkmış; fıkıh, kelâm, dil ve edebiyat gibi farklı ilim dallarının kesişim noktasında konumlanan, zengin ve çok boyutlu bir eser hüviyeti kazanmıştır.</span></font></p>

<ol start="7">
 <li>
 <p><font face="Times New Roman, serif"><em><strong>Altın Zincirler</strong></em><strong>’in, fıkıh usûlüyle yeni tanışan okurlar ile bu alanda akademik çalışma yapanlar açısından hangi yönleriyle öne çıktığını düşünüyorsunuz?</strong></font></p>
 </li>
</ol>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Fıkıh usûlüyle yeni tanışan okurlar için </span><em><span style="color:#0f1115">Altın Zincirler</span></em><span style="color:#0f1115">, usulün ihtilaflı meselelerine dair teorik bir çerçeve sunan önemli bir giriş niteliği taşıyor. Eserin muhtasar yapısı, okuyucuyu hacimli ve karmaşık metinlerin yükünden kurtararak usûlün temel meseleleriyle tanışmasını sağlıyor. Zerkeşî'nin farklı mezhep ve ekollerin görüşlerini bir arada sunması, yeni başlayan bir okurun daha ilk adımda bu alandaki ihtilafları görmesine imkân tanıyor. Ayrıca eserin dil, kelâm ve fıkıh irtibatını merkeze alan yaklaşımı, okuyucuya usûl ilminin diğer İslamî ilimlerle olan ilişkisini bütüncül bir perspektifle görme fırsatı veriyor.</span></font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><span style="color:#0f1115">Akademik çalışma yapan araştırmacılar açısından ise eserin çok daha derinlikli imkânlar sunduğunu düşünüyorum. Zerkeşî'nin kendisinden önceki âlimlerden yaptığı nakiller ve bu nakillerdeki tercih ve eleştirileri, klasik usûl literatürünün gelişim seyrini takip etmek isteyen araştırmacılar için zengin bir veri kaynağı niteliğinde. Özellikle günümüze ulaşmamış eserlerden yapılan aktarımlar, kayıp literatüre dair ipuçları barındırması bakımından ayrı bir kıymet taşıyor. Bu kıymetli eserin ilim dünyası için faydalı olmasını dilerim. Bu vesileyle yayınevine, Genel Yayın Yönetmeni Fatma Kandemir Hanım’a ve editör Zeynep Begüm Güney Hanım’a teşekkür ederim.</span></font></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/bedreddin-ez-zerkesinin-altin-zincirleri-ilk-kez-turkcede</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/02/altin-zircirler-kitabi.jpg" type="image/jpeg" length="47998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbrahim Tığlı'nın yeni eseri "Bir Başka Afrika" raflardaki yerini aldı]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/ibrahim-tiglinin-yeni-eseri-bir-baska-afrika-raflardaki-yerini-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/ibrahim-tiglinin-yeni-eseri-bir-baska-afrika-raflardaki-yerini-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıtanın sömürge geçmişinden güncel siyasetine kadar geniş bir yelpazeyi ele alan yazar İbrahim Tığlı, yeni eseri "Bir Başka Afrika" ile okurların karşısına çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazar <strong><em>İbrahim Tığlı</em></strong>, Şecere Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan "Bir Başka Afrika" isimli kitabında, kıtaya yönelik alışılagelmiş tek tip anlatıların aksine çok katmanlı ve canlı bir portre sunuyor. Gazeteci kimliğiyle bölgedeki dil, müzik ve şiirin direnişle olan bağını inceleyen <strong><em>Tığlı</em></strong>, küresel güçlerin kıta üzerindeki stratejik hamlelerini ve tarihsel arka planı okuyucuya aktarıyor. Eser, Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkileri de güncel perspektiften ele alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>ÇOK SESLİ KITA ANLATISI</h3>

<p><strong><em>İbrahim Tığlı</em></strong>, hazırladığı bu çalışmada Afrika'yı tek bir fotoğraf karesine sığdırmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Sömürge kalıntısı bakış açılarının karşısına çok sesli bir içerikle çıkan yazar, hafızaya kazınmış şahsiyetlerin ve şehirlerin izlerini sürüyor. Eser, Afrika'yı sadece uzak bir coğrafya olarak değil, zihinsel ve tarihsel bir yakınlık alanı olarak tanımlıyor.</p>

<h3>TÜRKİYE VE AFRİKA İLİŞKİLERİ</h3>

<p>Eserde, Türkiye'nin kıta ile olan münasebetleri geniş bir yer tutuyor. Gazeteci <strong><em>İbrahim Tığlı</em></strong>, kıtadaki küresel güç mücadelelerinin etkilerini analiz etmek yerine, mevcut durumu veriler ve gözlemler üzerinden aktarıyor. Kitapta yer alan bölümler, okuru Afrika'nın sadece geçmişiyle değil, bugünüyle de temas kurmaya yönlendiriyor.</p>

<p>16 Şubat 2026 tarihinde yayınlanan kitap, 288 sayfadan oluşuyor. Karton kapak ve kitap kağıdı kullanılan eser Afrika'yı anlamak isteyenler için bir kaynak ve yüzleşme zemini oluşturuyor.</p>

<p><img alt="Bir Başka Afrika" class="detail-photo img-fluid" height="344" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/bir-baska-afrika.jpeg" width="220" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/ibrahim-tiglinin-yeni-eseri-bir-baska-afrika-raflardaki-yerini-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/02/bir-baska-afrika-1.jpg" type="image/jpeg" length="23476"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çayır Kuşunun Feragati: Seçme Öyküler]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/cayir-kusunun-feragati-secme-oykuler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/cayir-kusunun-feragati-secme-oykuler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadık Yalsızuçanlar’ın anlatılarında beklemek önemli bir yer tutar. Bu bekleyiş, çoğu zaman bir kişinin geri dönmesini ummak, bir sözün tutulmasını beklemek ya da hayatın başka bir evreye geçmesini sessizce kabullenmek şeklinde karşımıza çıkar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Times New Roman, serif"><strong><em>Çayır Kuşunun Feragati</em></strong>, Sadık Yalsızuçanlar’ın farklı dönemlerde kaleme aldığı öykülerden oluşan, insanın iç dünyasına odaklanan güçlü bir anlatı bütünlüğü sunar. Kitap, gündelik hayatın içinden seçilmiş sahneleri merkeze alırken bu sahnelerin arkasında biriken duygusal ve düşünsel yükü görünür kılar. Yazar, sıradanlığın içinde gizlenen kırılmaları, sessiz dönüşümleri ve insanın kendisiyle baş başa kaldığı anları dikkatli bir gözle izler.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Bu öykülerde zaman, doğrusal bir akış izlemekten çok, hatırlama ve çağrışım üzerinden ilerler. Geçmiş, şimdi ve beklenen gelecek iç içe geçer. Bir mezarlıkta yapılan kısa bir sohbet, yıllara yayılan bir bekleyişe; bir sinema salonunda yaşanan küçük bir ayrıntı, insanın dünyayla kurduğu ilişkiye açılır. Mekânlar, yalnızca olayların geçtiği yerler değildir; hafızayı taşıyan, karakterlerin iç dünyasını şekillendiren canlı unsurlar hâline gelir.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Sadık Yalsızuçanlar’ın anlatılarında beklemek önemli bir yer tutar. Bu bekleyiş, çoğu zaman bir kişinin geri dönmesini ummak, bir sözün tutulmasını beklemek ya da hayatın başka bir evreye geçmesini sessizce kabullenmek şeklinde karşımıza çıkar. Yazar, bu hâlleri dramatize etmeden, büyük cümleler kurmadan anlatır. Okur, karakterlerin yaşadıklarını yüksek bir duygusal gerilimle değil derinleşen bir farkındalıkla izler.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Kitaptaki karakterler genellikle konuşmaktan çok dinleyen, olan biteni içlerinde tartan kişilerdir. Hayat karşısında aldıkları tavır, çoğu zaman feragatle, kabullenişle ve sükûnetle şekillenir. Bu feragat, bir geri çekilme ya da vazgeçiş olarak değil; insanın kendi sınırlarını fark etmesi ve bu sınırlar içinde yaşamayı öğrenmesi olarak anlam kazanır. Kitabın adında yer alan “feragat”, öykülerin ruhuna yayılan temel bir kavram olarak hissedilir.</font></p>

<p><img alt="Ç K F Kapak" class="detail-photo img-fluid" height="1045" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/02/c-k-f-kapak.jpg" width="850" /></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Yazarın dili sade ve ölçülüdür. Süsleme kaygısından uzak, anlatının ritmini bozmayan bir üslup tercih edilir. Cümleler, gereksiz ayrıntılarla yüklenmeden ilerlerken, okura düşünme ve hissetme alanı bırakır. Bu alan, metnin en güçlü yanlarından biridir. Okur, anlatılanları tüketmez; aksine metinle birlikte yürür, boşlukları kendi deneyimleriyle doldurur.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong><em>Çayır Kuşunun Feragati</em></strong>, bireysel hikâyeler üzerinden toplumsal hafızaya da temas eder. Farklı inançlara, kültürlere ve yaşam biçimlerine sahip karakterler, anlatının doğal akışı içinde yer bulur. Bu çeşitlilik, açıklanması gereken bir tema hâline getirilmez; metnin dokusuna kendiliğinden yerleşir. Yazar, insanı merkeze alan yaklaşımıyla bu hikâyeleri zamana ve mekâna bağlı olmaktan çıkarır.</font></p>

<p><font face="Times New Roman, serif">Sadık Yalsızuçanlar, bu öykülerde insanın kırılganlığını yüceltmeden, onu olduğu hâliyle ele alır. Acı, kayıp ve yalnızlık, dramatik bir söylemin malzemesi hâline getirilmez; hayatın doğal parçaları olarak anlatılır. Bu yaklaşım, metinlerin samimiyetini ve inandırıcılığını güçlendirir.</font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><font face="Times New Roman, serif"><strong><em>Çayır Kuşunun Feragati</em></strong>, kısa anlatının imkânlarını titizlikle kullanan, sessizliği ve bekleyişi edebî bir zemine taşıyan bir öykü toplamıdır. Kitap, okurunu yüksek sesli bir anlatıya değil, derinlikli bir iç yolculuğa davet eder. Yazar, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi, küçük anların içinden süzülen büyük anlamlarla örer.</font></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/cayir-kusunun-feragati-secme-oykuler</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/02/a1.jpg" type="image/jpeg" length="40469"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müslümanlarda Tarihyazımı, Yazar: Chase F. Robinson]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/muslumanlarda-tarihyazimi-yazar-chase-f-robinson</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/muslumanlarda-tarihyazimi-yazar-chase-f-robinson" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Robinson’un çalışması, tarihyazımını toplumsal bağlamından koparmadan ele almasıyla dikkat çeker. Tarihçilerin geçim biçimleri, himaye ilişkileri, ilim çevreleriyle kurdukları bağlar ve eserlerini kaleme alırken gözetmek zorunda oldukları sınırlar, metinlerin içeriğiyle birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanlarda Tarihyazımı, İslam dünyasında geçmişin nasıl kayda geçirildiğini, hangi zihinsel çerçeveler içinde anlamlandırıldığını ve tarih yazmanın ne tür entelektüel sorumluluklar taşıdığını ele alan temel bir çalışmadır. Chase F. Robinson bu eserinde, Müslümanların tarihi yalnızca aktarmakla kalmadıklarını, onu belirli amaçlar, değerler ve toplumsal beklentiler doğrultusunda inşa ettiklerini gösterir.</p>

<p>Kitap, İslam’ın teşekkül döneminden klasik dönemin sonlarına kadar uzanan geniş bir zaman aralığında, tarihyazımının doğuşunu ve gelişimini ayrıntılı biçimde inceler. Bu süreçte tarihçilerin kimlikleri, eğitim çevreleri, kullandıkları kaynaklar ve yazdıkları metinlerin dolaşıma girdiği entelektüel ağlar dikkatle ele alınır. Robinson, tarihçiyi edilgen bir aktarıcı olarak değil hukuk, din, siyaset ve toplumla sürekli etkileşim hâlinde olan bir düşünür olarak konumlandırır.</p>

<p>Eserde İslam tarihyazımında öne çıkan ana türler sistematik bir çerçeve içinde tartışılır. Olayların zamansal akışına odaklanan kronografik anlatılar, örnek şahsiyetler etrafında şekillenen biyografik eserler ve geniş kolektif biyografi geleneği, edebî ya da teknik tercihler olmanın ötesinde geçmişe dair farklı kavrayış biçimlerinin yansımaları olarak değerlendirilir. Bu yaklaşım, tarih metinlerinin ardındaki zihniyet dünyasını görünür kılar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Robinson’un çalışması, tarihyazımını toplumsal bağlamından koparmadan ele almasıyla dikkat çeker. Tarihçilerin geçim biçimleri, himaye ilişkileri, ilim çevreleriyle kurdukları bağlar ve eserlerini kaleme alırken gözetmek zorunda oldukları sınırlar, metinlerin içeriğiyle birlikte değerlendirilir. Hakikat iddiası, otoriteyle kurulan ilişki ve dini normların tarih anlatısına etkisi, kitabın temel tartışma eksenlerini oluşturur. Böylece İslam tarihyazımı, durağan bir gelenek olarak değil, sürekli şekillenen canlı bir üretim alanı olarak ele alınır.</p>

<p>Eserin Türkçe çevirisi, metnin kavramsal yoğunluğunu ve terminolojik hassasiyetini titizlikle koruyan bir emek ürünüdür. Alanın yerleşik kavramları Türkçede yerli yerine oturtulmuş, Arapça terimler okurun metni takip etmesini kolaylaştıracak biçimde dengeli bir açıklama düzeniyle sunulmuştur. Çeviri, yalnızca anlam aktaran bir araç olarak değil metnin düşünsel ritmini ve akademik ciddiyetini muhafaza eden bir çalışma olarak öne çıkar.</p>

<p>Müslümanlarda Tarihyazımı, İslam tarihiyle yeni tanışan okurlar için sağlam bir giriş niteliği taşırken, alanla yakından ilgilenenler için de güçlü bir kavramsal çerçeve sunar. Kronoloji, sözlük, haritalar ve ileri okumalarla desteklenen yapısı, okuru metinle birlikte düşünmeye davet eder. Bu kitap, Müslümanların geçmişi nasıl yazdıkları sorusunu merkeze alarak tarihin anlamı ve işlevi üzerine kalıcı bir düşünme alanı açar.</p>

<p><img alt="Tarihyazımı" class="detail-photo img-fluid" height="734" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2026/01/tarihyazimi.jpg" width="564" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/muslumanlarda-tarihyazimi-yazar-chase-f-robinson</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 18:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/01/tarih-1.jpg" type="image/jpeg" length="54193"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Filistinli Çocukların Sıra Dışı Hikayesi]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/filistinli-cocuklarin-sira-disi-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/filistinli-cocuklarin-sira-disi-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklar tüm oynadığınız oyunları unutun! Hiç böyle bir saklambaç oynamadınız!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Filistinli üç küçük çocuğun sıra dışı hikayesini anlatan <strong>SAKLAMBAÇ</strong> kitabı, çocuklarla buluştu. İlk etapta 1000 adet basılan kitap, savaş ortamında çocukların yaşadıklarına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bilgi Ağacı Yayınevi tarafından basılan Saklambaç kitabını, geleceğin yetişkinlerine yani günümüz çocuklarına yazdığını söyleyen kitabın yazarı Şeyma Kelekçi, “Filistinli akranlarından çocuklara bir mesaj var kitapta. Aynı zamanda yetişkinleri de sarsacak bir hikaye” diye konuştu.</p>

<p>Pedagojik açıdan ise savaşı ve savaş ortamını kaleme almanın zor olduğunu belirten Kelekçi, “Saklambaç, savaşın ortasında çocukların gözünden hayatı anlatan dokunaklı bir hikaye. Saklambaç oynayarak savaş ortamında hayatta kalmaya çalışan çocukların hikayesi. Bu kitap hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bir masal niteliğinde” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KİTABIN KONUSU</strong></p>

<p>Ammar ve Rajab Filistinli iki iyi arkadaştır. Savaş ortamında beslenemedikleri için aşırı zayıflamışlardır ve kemikleri sayılacak hale gelmiştir. İki kafadar çocuk bunu bir oyuna dönüştürür; vücutlarında kaç kemik olduğunu tahmin etmeye çalışırlar. En çok kemiği gözüken çocuk aralarında en rütbeli çocuk olacaktır. Ama Rajab’ın kardeşi Omar daha gerçekçidir. Abisi ile saklanırken vücutlarında beliren kemiklerin onu korumayacağını düşünür. Abisi ise kardeşi korkmasın diye ona saklambaç oynadıkları yalanını söyler. Böylece savaş ortamında herkesten saklanarak hayatta kalacaklardır.</p>

<p><strong>ŞEYMA KELEKÇİ KİMDİR?</strong></p>

<p>1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümünü bitirmiştir. Halen Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencisidir. Bir çocuk annesidir. Çocuk edebiyatına ilgisi oğlu doğduktan sonra başlamıştır. Ulusal basında editörlük yaptıktan sonra bir kurumda 10 yıl muhabirlik görevini üstlenmiştir. Şu anda da yerel bir haber sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/filistinli-cocuklarin-sira-disi-hikayesi</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2026/01/i-m-g-5842.jpg" type="image/jpeg" length="64584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Evlerin içinde dinden geriye ne kalmıştı?”: Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi üzerine]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/evlerin-icinde-dinden-geriye-ne-kalmisti-taha-kilincin-dogu-turkistan-seyahatnamesi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/evlerin-icinde-dinden-geriye-ne-kalmisti-taha-kilincin-dogu-turkistan-seyahatnamesi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Taha Kılınç, Türkçenin nasıl güzel kullanılabileceğine dair örnek gösterdiğim isimlerden biri. Kılınç’ın Kayıp Coğrafyanın İzinde üst başlığıyla çıkan Doğu Türkistan Seyahatnamesi de bir istisna olmamış, önceki çalışmalarında olduğu gibi hem dil-anlatım hem de araştırma-bilgi altyapısı açısından insanı saran, sarsan bir metin olmuş.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kılınç’ın bu kitapla sadece bir haftalık bir “turistik” gezi, iyi planlandığında ve bölge hakkında iyi bir araştırma yapıldığında ne kadar verimli olabileceğinin güzel bir örneği. Kitapta hem merak uyandıran ve dolayısıyla okuru kendine çeken, sürükleyici bir gezi günlüğü var; hem de aralara uygun şekilde serpilmiş, bölgeye dair tarihi veriler var. Bu ikisinin mezcedilmesi eseri ayrıca değerli kılıyor.</p>

<p>Kitabı okurken Doğu Türkistan tarihini aslında neredeyse hiç bilmediğimi fark ettim. Evet çoktandır gündemimizde, ama maalesef tarihini, kültürünü hemen hiç bilmediğimiz bir coğrafya. İslam bağıyla bağlı olduğumuz fakat hiç tanımadığımız bir toplum. Eser bu noktadaki boşluklarımızı giriş düzeyinde de olsa gidermeye çalışıyor ki buna hepimizin ihtiyacı var.</p>

<p><img align="left" alt="Taha Kılınç Kitabı" class="detail-photo img-fluid" height="391" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/12/taha-kilinc-kitabi.jpg" width="297" /> Doğu Türkistan uzak geliyor gözümüze. Fakat ashab döneminde dahi gidilen ve İslam’ın tarihinin işte ta o ashab zamanına kadar gittiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. Yani uzaklık mazeret değil, hele de bugün…</p>

<p>Kılınç’ın bu kıymetli şahitliği Doğu Türkistan’ın özellikle son 10 sene içinde geçirdiği mecburi dönüşümlerin birinci elden bir belgesi hüviyetinde okunabilir. Kimi zaman haberlerde duyup da aslını bilemediğimiz dini ve kültürel baskı ortamını gözleriyle görüp kalbiyle hissetmiş Taha Kılınç. Bölgeye ondan sonra giden YouTuber bir ailenin (<span style="color:#467886"><u><a href="https://youtu.be/5_9TZ6roSkE?si=0pLkQJSAU8GncNb4" rel="nofollow"><em>Kozanlar</em></a></u></span>) görüntülü kayıtları da onun yazdıklarını teyid ediyor ve bunları video halinde görme imkanı tanıyor.</p>

<p>Kimi zaman İsrail’in Filistin’de yaptığı zulümleri andıran, kimi yerdeyse onu dahi aşan bir zulümden bahsediyoruz. Silahlı çatışma yok, fakat belki çok daha beteri; dini asimilasyon, sindirme, psikolojik savaş var. Tüm bunlara rağmen Doğu Türkistan’ın dünya gündemine hak ettiği ölçüde girememesi de elbette düşündürücü.</p>

<p>Tadımlık bir alıntıyla sizi kitapla baş başa bırakıyorum:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu çocuklar kimdi, kimindi? Nereye aittiler? Nereye ait olduklarının veya olmaları gerektiğinin farkında mıydılar? İslam coğrafyasının başka yerlerinden haberleri var mıydı? Oralara dair ne hissediyorlardı? Namazsız, duasız, inançsız, tamamen materyalist bir eğitim sisteminin çarkının içinden geçtikten sonra, yolları nereye çıkacaktı? Aileler çaresizliklerini neyle telafi ediyordu? <strong>Evlerin içinde dinden geriye ne kalmıştı?</strong> Uygurların geleceğini kimler şekillendirecekti? Uygurlar ne zamana kadar ve kaç nesil boyunca “Müslüman” olarak kalacaktı?”</p>

<p><strong><em>Abdullah Taha Orhan yazdı...</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/evlerin-icinde-dinden-geriye-ne-kalmisti-taha-kilincin-dogu-turkistan-seyahatnamesi-uzerine</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/12/evler.jpg" type="image/jpeg" length="99961"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Etimolojik Yöntemle Kur’an Arapçası”]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/etimolojik-yontemle-kuran-arapcasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/etimolojik-yontemle-kuran-arapcasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Etimoloji üzerine çalışmalarıyla tanınan “Etimolojik Keşifler” kitabının yazarı Erdinç Tekbaş’ın son kitabı Kur’an’ın herkes tarafından anlaşılabilmesini amaçlayan “Etimolojik Yöntemle Kur’an Arapçası” oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitabın çıkış noktasını, yazarın halkımızın anlama problemine bir çözüm üretebilme çabası oluşturuyor, bu durum kitabın sunuş kısmında şu ifadelerle yer alıyor: </font></font><font face="Georgia, serif"><font size="3"><em>“Sosyal medyada yapılan bir röportajda, vatandaşlardan kelime-i şehadet getirilmesi ve anlamının söylenmesi istenmişti. Çoğu kelime-i şehadeti başarıyla söylemiş, ancak iş anlamını söylemeye gelince tereddüde düşmüştü. Kur’an’ı anlamayı bırakın, Müslüman olmanın şartı kelime-i şehadetin anlamını söyleyemiyorsak, büyük bir sorunla karşı karşıyayız demektir.”</em></font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitabın amacı Arapça öğretmek değil, esas olarak Kur’an Arapçasını/Kur’an’ı anlaşılabilir hale getirmek. Konu üzerine çalışan bazı uzmanlara göre, Arapçadaki 125 kelimeyi öğrendiğimizde Kur’an’da geçen kelimelerin %50’sini, 500 kelimeyi öğrendiğimizde Kur’an’da geçen kelimelerin %80’ini anlar hale geliyoruz. Erdinç Tekbaş, Kur’an’da en çok geçen kelimeleri ele almış ve etimolojik yöntemle okuyucuların kelimelerin anlamlarını tahmin edebilmesine yönelik teknikler ortaya koymuş. </font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitapta Asr suresi örnek olarak veriliyor: </font></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#9e0000">“<font face="Georgia, serif"><font size="3"><strong>Asr Suresi 1-3. ayetler</strong></font></font></span></p>

<p><span style="color:#9e0000"><font face="Calibri"><font size="5">وَالْعَصْرِۙ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍۙ اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ</font></font></span></p>

<p><span style="color:#003399"><font face="Georgia, serif"><font size="2"><font size="3">Vel-’asr(i) İnne-l-insâne lefî </font><font face="Cambria, serif"><font size="3">ḣ</font></font><font size="3">usr(in) İllâ-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ve tevâsav bilhakki ve tevâsav bi-ssabr(i)</font></font></font></span></p>

<p><span style="color:#003399"><font face="Georgia, serif"><font size="2"><font size="3">Asra and olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.</font></font></font></span></p>

<p>‘<font face="Georgia, serif"><font size="3">Asr’, ‘insan’, ‘illâ’, ‘salih’, ‘hak’ ve ‘sabır’ Türkçede olup da burada birebir yer alan kelimeler.</font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Husr ‘hüsrân’ı, ‘âmenû ‘iman’ı, ‘amilû ‘amel’i, tevâsav ‘tavsiye’yi hatırlatıyor.” </font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Arapçadan Türkçeye oldukça fazla kelimenin intikal etmiş olması, bizi diğer Müslümanlara göre daha avantajlı hale getiriyor. Kitapta yer alan temel Arapça bilgisi ile, “’amenû-iman” vb. kelimeler arası ilişki öğrenilince bu sure neredeyse Türkçeye dönüşüyor. </font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitapta, çoğu kişi tarafından bilinen sure ve duaların incelenmesi özel bir bölümde yer alıyor.</font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitabın en dikkat çekici yanı ise, Arapça öğreten kitaplardaki Arapça terminolojiye/kavramlara yer verilmekle birlikte, Türkçe kavramlarla konuların sade, basit ve anlaşılır biçimde işleniyor olması. </font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3">Kitap pdf formatında ücretsiz olarak herkesin istifadesine sunuluyor. </font></font></p>

<p><font face="Georgia, serif"><font size="3"><span style="color:#0000ff"><u><a href="https://aklatakilanlar.com/" rel="nofollow">https://aklatakilanlar.com/</a></u></span> internet sitesinden indirebilirsiniz. </font></font></p>

<p><img alt="Önkapak" class="detail-photo img-fluid" height="1009" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/11/onkapak.jpg" width="650" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/etimolojik-yontemle-kuran-arapcasi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Nov 2025 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/11/etimolojik.jpg" type="image/jpeg" length="15245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyitler ve Nasihatler'in Odağına Günümüz İnsanını Alıyor]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/beyitler-ve-nasihatlerin-odagina-gunumuz-insanini-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/beyitler-ve-nasihatlerin-odagina-gunumuz-insanini-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Celalettin Alkan’ın kaleme aldığı Beyitler ve Nasihatler, klasik nasihatname geleneğini kendine has bir tarzda günümüz okuyucusuna taşıyan bir çalışma.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kitap, Türkçe ve Arapça beyitlerin açıklamaları üzerinden ahlâkî, kültürel ve dini bir düşünme zemini sunuyor. Ayetler, hadisler, atasözleri ve hikâyelerle desteklenen metin, okuyucuyu sade bir dille muhatap alıyor.</p>

<h3><strong>Gelenekten Beslenen, Kendine Has Bir Metin</strong></h3>

<p>Nasihatname türü, İslam kültüründe köklü bir geçmişe sahip. Mevlânâ’nın Mesnevî’si, Sa’dî-i Şirâzî’nin Bostan ve Gülistan’ı gibi eserler bu geleneğin temel taşları arasında yer almakta. Alkan’ın çalışması da bu çizgide ilerliyor. Ancak klasik nasihatnamelerden farklı olarak; beyitleri merkeze alıp onları ayet ve hadislerle ilişkilendirerek açıklıyor. Öte yandan kitapta b<img alt="Beyitler Ve Nasihatler (3)" class="detail-photo img-fluid" height="1350" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/10/beyitler-ve-nasihatler-3.jpg" width="1080" />eyitler bir geçiş unsuru olarak kullanılmış. Yani bir konu anlatılırken o konudaki onlarca farklı şiirin metinde bir ahenk oluşturduğuna şahit oluyorsunuz. Anlatım bu bağlantılarla keyifli bir hale getiriliyor. Bu yönüyle hem edebî hem öğretici en önemlisi de "kendi tarzı olan" bir metin ortaya çıkıyor.</p>

<p>Kitapta yer alan beyitler, anlam yoğunluğu taşıyan dizelerden seçilmiş. Her beyit, bir konunun giriş noktası olarak kullanılmış. Açıklamalar ise ayetler, hadisler, atasözleri ve hikâyelerle desteklenerek metne derinlik kazandırmış. Alkan, izahlarında yaklaşık 50 farklı kaynağa başvurmuş. Bunlar arasında tefsirler, hadis şerhleri, lügatler ve klasik metinler yer alıyor. Fakat bu müracaatlar "gerektiği ölçüde" ve "herkesin anlayabileceği şekilde" yapılmış. Yani akademik sıkıcılık ve soğukluktan uzak, doyurucu bilgilerle bezenen, okura yakın hissettiren sıcak bir metin oluşturulmuş. Böyle bir eser için alışılagelmişin dışında fazla kaynak kullanılması ise, kadim ulemanın eserlerindeki bilgilerin dolaşıma sokulmak istenmesinden ileri gelmiş.</p>

<p>Beyitlerin sahipleri, sayfa altlarında kısa tanıtımlarla yer alıyor. Anonim beyitler ise açıklama yapılmadan doğrudan metne dahil edilmiş.</p>

<h3><strong>Sade Bir Dil, Samimi Bir Üslup</strong></h3>

<p>Kitabın dili sade, açık ve doğrudan. Okura seslenirken “Sen” şeklindeki hitap tarzı tercih edilmiş. “Dostum”, “kardeşim”, “arkadaş” gibi ifadelerle okuyucuyla yakın bir ilişki kurulmuş. Bu tercih, geleneksel metinlerdeki hitap biçimleriyle uyumlu. Aynı zamanda okuyucunun metne daha kolay dahil olmasını ve kitabı karşısındaki birini dinliyor gibi okumasını sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alkan, kitabın dilinde şefkati merkeze alan bir üslup benimsemiş. Bu yönüyle bilgi aktarımı kadar okuyucunun metinle kuracağı ilişki de önemsenmiş. Bu nedenle kitap, hem bireysel okumaya hem de okuma grupları içinde takip edilmeye uygun bir yapıya sahip.</p>

<p><img alt="Beyitler Ve Nasihatler (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1350" src="https://dunyabizimcom.teimg.com/dunyabizim-com/uploads/2025/10/beyitler-ve-nasihatler-1.jpg" width="1080" /></p>

<h3><strong>Süreç ve Hazırlık</strong></h3>

<p>Kitap, 13 yıllık bir etkileşim sürecinin ürünü. Alkan, bu süre boyunca çeşitli ortamlarda yaptığı konuşmalardan, paylaşımlardan ve geri bildirimlerden yola çıkarak metni şekillendirmiş. Hedef kitlenin tepkileri bu süre zarfında dikkatle izlenmiş ve içerik böylece oluşturulmuş. Kitap tamamlandıktan sonra da hedefi doğrultusunda farklı yaş ve meslek gruplarından bazı kimselere okutulmuş. İfadelerin anlaşılabilirliği bu şekilde teyit edilmiş.</p>

<p>Bu süreç, kitabın yalnızca bir yazarın değil, aynı zamanda bir okuyucu çevresinin katkısıyla oluştuğunu da gösteriyor. Bu da metne sahici bir yön kazandırıyor.</p>

<h3><strong>Kimler İçin?</strong></h3>

<p>Beyitler ve Nasihatler; ilahiyatçılara, edebiyat meraklılarına, öğretmenlere, kısacası gençler ve yetişkinler olmak üzere geniş bir kitleye hitap eden bir kitap. Hem bilgi veren hem düşündüren bir yapıya sahip. Beyitler üzerinden yapılan açıklamalar, okuyucunun kendi hayatına dair çıkarımlar yapmasına imkân tanıyor.</p>

<p>Kısacası Celalettin Alkan’ın Beyitler ve Nasihatler adlı çalışması, klasik metinlerle günümüz arasında sade bir köprü kuruyor. Karmaşadan uzak, açık ve anlaşılır bir anlatımla günümüz insanının pek de alışık olmadığı bir tarzda okuyucuyu metne davet ediyor. Beyitler üzerinden keyifli bir yolculuğa çıkmak isteyenler için bu kitap, iyi bir başlangıç olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/beyitler-ve-nasihatlerin-odagina-gunumuz-insanini-aliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Oct 2025 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/uploads/2025/10/beyitler-ve-nasihatler-2.jpg" type="image/jpeg" length="33859"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nuşirevan kim Sahipkıran kim?]]></title>
      <link>https://www.dunyabizim.com/nusirevan-kim-sahipkiran-kim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabizim.com/nusirevan-kim-sahipkiran-kim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Keykubat'ın tek tahtoğlu Nuşirevan, İran'da 531 ile 579 yılları arasında hükümdarlık etmiş ve adaletiyle nam salmış bir hükümdardır. Kendisi Mecusi olmasına karşın....]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nuşirevan’a öyle bir kurgunun içinde rastladım ki meraklısına tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Zira bu eser<strong> Sahipkıran</strong> denilen zatı ve etrafındaki kişileri  öyle güzel buluşturmuş, öyle güzel anlatmış ki… Kitapta klasik kıssalarda geçen kimler yok ki...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><span style="color:#ff0000">Kitapta kimler var?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Nuşirevan’ın adaletinin kaynağı Hoca-i Dânâ imiş!<img align="left" alt="" height="212" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/indir_80.jpg" width="238" /></span></p>

<p>Rivayete göre <strong>Keykubat</strong>, <strong>oğlu Nuşirevan</strong>’ı yedi yaşına geldiğinde ilim irfan öğrenmesi için, İbrahim(a.s) dinine mensup olan, <strong>Hoca-i Dânâ</strong>’ya teslim eder. Hoca-i Dânâ başka diyarlardan gelip Keykubat’ın rüyasına getirdiği yorumla ve verdiği hükümlerle kendisinin güvenini kazanmış, onunla birlikte yaşamaya devam etmiş olan âlim bir şahsiyettir. Hoca-i Dânâ, sahip olduğu ilim ve hikmetten hareketle, babası Keykubat’ın da görevlendirmesiyle, Nuşirevan’ı padişah olduğunda adaletle hükmetmesi için itinayla yetiştirir. Nuşirevan, tahta çıkmadan önce babası tarafından ilk sınandığında çok müşkül bir olayı öylesine zekice yorumlayıp çözüme kavuşturur ki herkesi kendisine hayran bırakır. Bu sınanışta, olay karşısında izlediği yol ve yöntem, Hoca-i Dânâ’dan dinlemiş olduğu Süleyman(a.s)’dan gelen Hz. Davud’un da izlediği yol ve yöntem biçimidir.</p>

<p>Keykubat, ölürken oğlunu Hoca-i Dânâ’ya, hocayı ise oğluna, devletinin sermayesi olarak emanet bırakır. Nuşirevan’ın hayatında kendisini her zaman adaletle hükmetmeye sevk eden bir hoca olmasına karşın hileleriyle kendini bazı zamanlarda ayartmayı başarmış olan bir başka kahraman, ama kötü olanından, <strong>Buhtın</strong> da vardır. Neyse ki Nuşirevan, babasının “devletimin sermayesi” dediği hocasını bırakmaz hoca da babadan kendisine emanet olan oğlu bırakmaz. Nuşirevan, ne vakit Buhtın’ın hilelerinden muzdarip olsa, dönüp çareyi hocayı dinlemekte bulur.</p>

<p><strong><span style="color:#ff0000">“Ben mezara kitaplar mezata” diyen dededen miras</span></strong></p>

<p><strong>Hasan Aycın</strong>, dedesine ait olan ve vefatından sonra mezata gitme ihtimalinden kurtulup kendisine ulaşan el yazması bir eserden hareketle, bir roman yazmış. Yaklaşık iki yüz yirmi yıllık bir geçmişi olan bu el yazması eserin orijinal adı: <strong>“Haza Kitab-ı Hamza-i Amm-i Muhammed.”</strong></p>

<p>Hasan Aycın bu el yazması eser ve ondan hareketle yazdığı kitabı için şöyle diyor: “Kendi zamanımda, olduğum yerde ve kendi değer yargılarımla dinledim. Ben de anlatmak istedim.”</p>

<p><strong><span style="color:#ff0000">İki hikâye iç içe</span></strong></p>

<p>İşte, İz Yayınlarından çıkan<strong> “Sahipkıran Nam-ı Diğer Hamzaname” </strong>kitabı böyle çıkmış ortaya. Kitabın asıl kahramanı Hz. Hamza. Yukarıda bahsettiğimiz Nuşirevan ile ilgili anlatılanlar da bu kitapta geçiyor. Bu iki isim aynı kurgunun içine nasıl girmiş merak edenler için, bu kitap üslubuyla ve anlatılan kıssalarıyla gerçekten muhteşem.</p>

<p><img align="left" alt="Hasan Aycın, Sahipkıran" height="310" src="/images/haberler/news/26349.jpg" style="margin-left:5px; margin-right:5px" title="Hasan Aycın, Sahipkıran" width="200" />Bu iki isim dışında kitapta yer alan başka birçok kahraman daha var. Buhtın ve <strong>Amrı Ayyar </strong>bunların başında geliyor. Buhtın, Nuşirevan’ın çocukluktan arkadaşıdır. İkisi de Hoca-i Dânâ’dan ders almış olmalarına karşın, birisi adil bir sultan, diğeri hileleriyle sultanın ayağını kaydırmaktan çekinmeyen bir vezir olur. Nuşirevan daha çocuk yaşlarda aralarında geçen bir konuşmada, kendisine verdiği sözleri yerine getirmek zorunda kaldığı için Buhtın’ı vezirlik makamına getirir. Günümüz dünyasına bakınca Buhtın’la örtüşecek epey bir isim bulunabilir de Nuşirevan gibi adaletiyle nam salmış bir ismi örtüştürecek bir kimse bulamadım ne enteresan. Çocukluktan arkadaş olan diğer iki kahraman da Sahipkıran (namı diğer Hamza) ve Amrı Ayyar. Ah ne yaramaz bir çocuktur Ayyar, hocasını kendinden bezdirir, ailesini herkese mahcup eder ama bu haylaz çocuğun yaramazlıklarına tebessümle muamele edeceksiniz çünkü bu çocuk farklı. İki arkadaş bir gün bir araya gelip öyle bir ahitle ahitleşirler ki bütün kurgu bu ahitin kendisinden hareketle sürüp gider. Sahipkıran yerde ve gökte zalimin zulmüne mani olmaya, Amrı Ayyar da çoğunlukla yerde bir defa da gökte Sahipkıran’ın yardımına koşar.</p>

<p><strong><span style="color:#ff0000">Kıssa okumak isteyenlere</span></strong></p>

<p>Çocuklarına, gençlere, çağın insanına anlatacak kıssa bulma noktasında sıkıntı çekenler için kitapta hisse alınacak birçok olayla beraber, fantastik olmaktan çok gerçekliğine daha çok kani olacağınız birçok da kahraman mevcut. Hasan Aycın neden okudum değil de <strong>“dinledim”</strong> diyor diye düşünenler için söyleyelim. Kitapta geçen kıssaları anlatan gizli bir şahıs, bir de dinleyeni var. Anlatan, dinleyene şöyle diyor her seferinde: “Ey oğul bil ve agâh ol!”</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Hacer Kor</strong> zevk sahipleri bu kitabı kaçırmasın diye haber yaptı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kitap</category>
      <guid>https://www.dunyabizim.com/nusirevan-kim-sahipkiran-kim</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabizimcom.teimg.com/crop/1280x720/dunyabizim-com/images/haberler/2023/09/nusirevan_kim_sahipkiran_kim_h6394_4dea5.jpg" type="image/jpeg" length="62446"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
