Regaib Albayrak’ın “Gözünde Yaş Görseniz” ne yazarsınız?

“Bizler, günün gece yarısından sonrasıyız. Bizler, kalpleri göğüslerine dar gelen hayatlarız.

Bizler, ciğerlerinden havaya uzanan, ağız dolusu zehirli dumanlarız.

Bizler, bu hayatın kaybeden yazarlarıyız…”

Daha önce çeşitli dergilerdeki öyküleriyle ve Aşkar dergisinin öykü editörlüğüyle tanıdığımız Regaib Albayrak ilk müstakil eseri “Gözümde Yaş Görseler” ile bizleri, hikâyeciğini anlamamız ve tanımamız için gönül dünyasına misafir ediyor. Kitap on üç öyküden oluşuyor. Bütün metinler aynı edebî anlayışla farklı içerik ve şekillerde devam ediyor. Bu da bizim Albayrak’ın sanat anlayışını kavramamızda bütünlük ve kolaylık sağlıyor.

Elbette bir yazarı yazmaya iten birçok sebep ve yazarın yazmada birçok amacı vardır lakin ben Albayrak’ın yazma sebebinin ve amacının en iyi özetinin “Hâl-i Pür Melalimiz” adlı öyküde geçen ve yazımın başına aldığım yukarıdaki alıntıda saklı olduğunu düşünüyorum. Aslına bakılırsa yazarımızın sanat yapma, süslü cümleler kurma, yoğun duygusal atmosferler oluşturma gibi bir kaygısı yok. Onun asıl kaygısı, modern hayatın ilkel çağdaşlığında kalbi zamana sıkışan ve zamanın sınırlarını zorlayan hayatların kaybetmeye mahkûm sessiz çığlıklarını duyurabilmektir. Gözümde Yaş Görseler’deki bütün öykülerin odak noktasını bu kaygı oluşturmaktadır, diyebiliriz. Bu sebeple çoğu öyküdeki en büyük ortak mefhum “zaman”dır. Diğer anahtar kelimeler ise insan, toplum, hayat, sıradanlık, modernizm, varoluş, sınırlar, gerçeküstülük,  bilinçaltı, saat, ölüm, yalnızlıktır diyebiliriz.

Eser, “Rüya mı Yoksa Lanet?” isimli beğenimize en çok vakıf öyküyle başlıyor. Bu metin, yukarıda bahsini ettiğim eserin yazılma sebebini ve Albayrak’ın edebî anlayışını en net ve en kapsayıcı bir biçimde yansıtan öykülerden biridir. İnsanoğlunun; toplumun, hayatın kemikleşen rotasından ayrı bir rota çizmeye çalışması ama aynı rotanın yine buna engel oluşunu soğuk, egzotik iklimlerden hareketle anlatır. Bu öyküde geçen, “Yani gözlerimi yiyen o balığın gözlerinden görüyorum her şeyi” ibaresi söz konusu hikâyeyi özetler mahiyettedir. Bu metinde dikkatimizi çeken bir diğer taraf da Albayrak’ın Hz. Nuh’un gemisine, (Ana kahramanın kuzey kutbundan kurtulmak için yaptığı büyük gemi.) Hâbil ile Kâbil olayına, (İlyas’ın kahramanımızı öldürmeye teşebbüsü.) Ali Polat’ın “Dilan” adlı eserine, (İlyas’ın bu planı sevdiği kız için ana kahraman üzerinden ve gemi metaı yoluyla yapması.) Kafka’nın “Dönüşüm”üne (Kahramanımızın balığa, solucana dönüşüp onların gözünden hayatı sorgulaması.) ve E. Hemingway’in “Yaşlı Adam ve Deniz”ine (Olayın denizde, gemide geçmesi ve içsel bir amacın tatmin edilmesi.) açıklanan nedenlerle telmihte bulunuyor hissini bize yaşatmasıdır.

“Tımarhane” adlı öyküde ise bir önceki öyküyle paralel bir tema, insanın içinde yaşadığı toplumla anlaşamaması bunun sonucunda da toplumun onu dışlaması anlatılmaktadır. Bu metnin diğer öykülerde pek bulunmayan duygusal yoğunluğu ile okuru çarpmaktadır. Bu yoğunluk metnin çarpıcı sonu ile oluşturulmuş. Okur her ne kadar anlatılanların bir delinin izole dünyasına ait olduğunu tahmin etse de ve tahminleri doğru çıksa da gerçekçi ve çarpıcı son deli karakterinin izole edilmiş dünyasını gözümüzde sempatik ve realist bir havaya büründürüyor. “Saatleri Durdurma Medresesi”nde de hayatın kronikleşen sıradanlıklarına karşı çıkan bireyin o sıradan hayat ve zaman çarkının daha doğrusu saatin çarklarının arasında yok oluşu anlatılmaktadır. Bu eser teması, ismi ve mizahı ile ister istemez bize Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” nü hatırlatmaktadır.

“Allah insanı iddiasından vururmuş”

“Dünyanın Merkezi”, “Ölümün Kokusu” ve “Hesaplaşma” öykülerinde de yine benzer konular önceliklidir. Yine zaman, sıradanlık, toplum ve bunlara yabancılaşma, bunlarla çatışma temaları eserlerin eksenini oluşturmaktadır. Hesaplaşma’da kuyu metaforu ile Hz. Yusuf (as) kıssasına atıfta bulunulmuştur. Yalnız bu kez kahramanı kuyuya atanlar kardeşleri değil toplumdur. (Bir nevi yine kardeşlerdir.) Ölümün Kokusu’nda yazarımız bir farklılığa imza atmış metnin geneline yaydığı mesajı, bitiş cümlesi olarak “Allah insanı iddiasından vururmuş…” cümlesiyle koyu bir didaktizmle tekrar sunmuştur.

Bizi en çok etkileyen ikinci öykü ve kitabın tüm özetini çıkardığımız–belki de yazın hayatından bahsettiği içindir- “Hâl-i Pür Melalimiz” adlı eserdir. Bu metin bize kurgu içinde kurgu sunmakta, sıra dışı konusu ve yazılış serüvenini ironik bir anlatıyla sunmaktadır. Bu metinde 61. sayfada kahramanın -eser içindeki eser karakterinin- ağzından, yine onun simgeleştirilerek kullanılmasıyla aslında karakter-yazar ilişkisi değil de kul-Allah, insan-Rab ilişkisi, insanın dünyaya geliş amacı, varoluş serüveni anlatılmaktadır.

Buraya kadar bahsini ettiğimiz öyküler sıra dışı kurguları etkileyici tematik anlatımlarıyla okurun aklının sınırlarını zorlamakta, onu nefes nefese peşinden sürüklemektedir. Bu öyküler kusursuzluklarıyla hem okurun şimdiye kadar okuduğu çoğu yazar ve öykülerine gölge düşürmekte hem de mükemmeliyetçi içerik ve biçimleriyle okurun edebî çıtasını yükselterek kitabın geri kalan öykülerini gözden ırak etmektedir. Çünkü eserin devamındaki öykülerin kurgusu durağan bir hâl almakta, temalar daha bireysel bir görünüm kazanmaktadır. Son iki öykü ise psikolojik yönü ağır basan içsel şuur akışlarına yelken açmıştır. “Kırkıncı Yıl da Doldu” isimli öykünün merkezinde yine “zaman” mefhumu varken “Yalnız Ağlamasını Bilseydik” de zamanın sağladığı kolaylıkların sebep olduğu modern bağımlılıklar işlenmektedir. Ayrıca eserin tümünde başlıklar ait olduğu öyküyü ve temasını hissettirecek, onları kapsayacak biçimde seçilmiştir. Belki sadece kitabın ismini bunun dışında tutabiliriz –ki eleştirel gözle samanlıkta iğne aradığımızda bunda da yanıldığımızı görebiliriz, çünkü bize göre yazarımız tüm bu öykülerde bahsedilen hayata, dünyaya, insana, insanın varoluşuna, zamana, değerlere, sıradanlığa karşı yabancılaşmaya gözünde görülen yaşlarla tepki vermektedir.-

Eserde ağırlıklı olarak gerçek kişiler boy göstermekte olup genellikle bu kişilerden biri anlatıcı olmaktadır. Ancak bu gerçek kişiler özellikle bulundukları mekân itibariyle –bu mekân bazen bir saatin içi, mekanizması dahi olabilmektedir.- bazen fantastik bir kimliğe bürünebilmektedir. Ölçülebilir, yaşanabilir zamanın dışında, daha çok kavram olarak da zaman kullanılmakta, zaman olayları, kişileri ve kurguyu biçimlendiren hayali ya da gerçek en temel başlangıç noktası olmaktadır. Hâl-i Pür Melalimiz’deki eser içindeki eser karakteri, diğer öykülerdeki solucan, balık, R gibi karakterler ile ruhsal çöküntülerin işlendiği üç öyküdeki ana kahramanın içindeki ikinci şizofren karakterler gerçekliğin sınırlarını zorlayan olaylara sebebiyet veren gerçekdışı kişilerdir.

Okuru yormayan sade bir dil

Aslında, Gözümde Yaş Görseler’deki tüm öyküler; realizmden uzak olay, kişi bazen de mekân ve zamanlarıyla gerçek dışılıktan hayatın su götürmez gerçeklerini beklenmedik bir biçimde okuyucunun yüzüne vuruyor. Okuyucu ellerini çözmüş, daha gardını alamamışken yazarın can alıcı yumruklarını art arda zihninde hissediyor. Hem de yazarımız bunu genellikle ironiden hareketle ayaklarımızı yere değdirerek yapıyor. Albayrak’ın iç içe geçmiş kurgu zincirlerinin dışında başarısını sağlayan diğer önemli özelliği de buradan kaynaklanmaktadır.

Regaib Albayrak okuru yormayan sade hatta günlük konuşma diline yakın edebî bir dil oluşturmuştur. Son derece kısa ve yalın cümleler kullanmıştır. Eserin ilk sayfasındaki birkaç uzun cümlenin dışında bir solukta okunamayacak cümlesi yok gibidir. Eserdeki en uzun cümle ise Ölümün Kokusu’nda 41. sayfadaki dokuz satırlık cümle olup bu cümlenin neden özelikle buraya bu uzunlukta kurulduğunu bu cümlenin misyonunu anlamış değiliz. Öyküler genel itibariyle: “Gülten ben gidiyorum artık. Dayanacak gücüm kalmadı…” ya da “Olmadı, yine başaramadım…” türünden okurda ciddiyet, derinlik, duygusallık ve mana uyandıran cümlelerle başlayıp aniden mizahî, ironik, fantastik bir yapıya, kurguya ve anlatıma evrilebiliyor. Bunun da yazarımızın bilinçli, deneysel tercihlerinden olduğu kanısındayız. Böylelikle yazar anlatmak istediğine tezatlar yoluyla güç katabilmektedir.

Albayrak; yersiz betimlemeleri, ruhsal çözümlemeleri, benzetmeleri bir maharet saymayan ender yazarlarımızdandır. Gözümde Yaş Görseler çok akışkan, duru ve tutarlı bir anlatıma sahiptir. Eserin genelinde göze çarpan en belirgin anlatım mizahî anlatımdır. Yazarın çoğu öyküsünde mizahî anlatım kullanılmakta olup Hâl-i Pür Melalimiz, Yalnız Ağlamasını Bilseydik, Dünyanın Merkezi, Tımarhane gibi öyküler tamamen mizahî anlatımla oluşturulmuş nitelikte. Dikkatimizi çeken bir diğer önemli anlatım tarzı da didaktik anlatımdır. Yazar mizahî anlatımın içine çoğu öyküsünde kayda değer hikmetler serpmiştir. Bu hikemler okuru yormadan, koyu bir öğreticiliğe varmadan genellikle toplumsal bir eleştiriyi ve evrensel bir gerçekliği su yüzeyine çıkarmaktadır. “Çünkü saatler ve modern hayatın bize dayattığı zaman kavramı insanı prangaya vurulmuş bir mahkûma çeviriyor.” “Bu hayatta imkânı elinde bulunduran dilediği şeyden dilediği şeyi çıkarma lüksüne sahiptir.”  “İnsan bir defa aç kalmaya görsün, tabiatın en tehlikeli vahşi hayvanına dönüşüverir.” vb. hikmetler bunlardan bazılarıdır.

Onuncu Araba, Kırkıncı Yıl da Doldu ve Dünyanın Merkezi öyküleri hariç yazarımız öykülerini 1.kişili anlatıcı ve kahraman bakış açısıyla yazmıştır. Dünyanın Merkezi’nde o anlatıcının yanında hâkim bakış açısı kullanılırken Kırkıncı Yıl da Doldu’da yazar anlatıya müdahil olmaktan daha çok gözlemci bakış açısıyla olayları izleyerek, sadece olanlara şahit olarak anlatma yolunu seçmiştir.

Hitap cümleleri, anlatımın bir başka önemli farklılığıdır. Albayrak, genellikle her hikâyesinde anlatıya dahil olarak: “Şu meşhur Nasreddin Hoca fıkrasını burada tekrar anlatmak zorunda bırakmayın…, … önemlisi neydi biliyor musunuz…, …hayır bayım…, …diyemeyeceğim size.” vb. kullanımlarla ve yine parantez içinde verdiği “…(Börtü böceği mideniz kaldırmaz diye saymıyorum.)…”  türünden ara söz, ara cümle ve açıklama cümleleriyle okura bu anlatılanların sadece bir anlatıdan ibaret olduğunu, gerçek olmadığını hissettirmekte, hatırlatmaktadır. Bu tür teknikler postmodern öykücülerle absürt tiyatrocuların tekniklerindendir. Bu örneklere dayanarak Regaib Albayrak’ın bu tiyatro tekniğiyle ve bazı öykülerinde kullandığı deneme, söyleşi özellikleriyle bir metinlerarasılık oluşturduğunu da söyleyebiliriz.

Regaib Albayrak’ın “Ruhların Sesleri”nde ve “Dünyanın Merkezi”nde isimlendirdiği “7.R”, “8.R”, “Bay N”, “D”, “Garki” vb. karakter isimleri, hemen hemen bütün öykülerinde sergilediği sözcükler arası (/) işareti kullanımı, -bunu daha çok virgülün yerine kullanmaktadır- bazı sözcükleri bitişik yazma, yukarıdaki paragrafta bahsettiğim farklı yazım ve biçem teknikleri ve en önemlisi de kurgu içinde kurgu oluşturma, hayal-gerçek-rüya-bilinç altı vb. ayrımsızlığı onun Gözümde Yaş Görseler’i deneysel öykü tarzında yazarak arayış ve farkındalıklar oluşturduğunu kanıtlar niteliktedir.

Rüya mı Yoksa Lanet’teki “daha” sözü, Tımarhane’deki “hayat” sözü, Saatleri Durdurma Medresesi’ndeki “tik, tok” sözü vb. kavramlarla yazarımız sık sık söze yeni anlam ve çağrışımlar yükleyerek leitmotif tekniğini başarılı bir şekilde kullanmıştır. Zaten yazarımızın tüm öykülerinin iç konuşma, bilinç akışı ve geriye dönüşler üzerinden anlatıldığını, anlatım iskeletinin bu tekniklerle sağlandığını söylemeye gerek dahi duymuyoruz. Yazar, bu teknikleri –özellikle iç konuşma ve iç çözümleme tekniğini- kullanmada o denli başarılıdır ki diyaloğu ve hareketliliği az olan anlatıyı bu teknik vasıtasıyla aksiyonel ve akıcı hâle getirmiştir. Bazı öykülerde, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Yaşlı Adam ve Deniz eserleri, Hz. Yusuf, Hz. Nuh olaylarıyla ilgili benzerliklerin kullanılması ise yazarımızın parodi tekniğini kullandığına işarettir. Yazarımızın en az kullandığı teknikler ise anlatma, portre, kamera, sahneleme gibi klasik tekniklerdir.

Deneysel öyküler

Gözümde Yaş Görseler’deki öyküler tek tip alt öykü türüne girmemekle beraber tüm kitabı tek bir alt öykü çatısı altında toplamamız gerekirse farkındalık oluşturan ilkleri ve tekdüzeliği aşan biçem ve biçim özellikleri sebebiyle yazar “deneysel öykü” yazmıştır, diyebiliriz. Bununla beraber Rüya mı Yoksa Lanet? deneysel öykü özelliklerinin baskın olarak kullanıldığı önemli bir öyküdür. Tımarhane ve Hesaplaşma, kahramanın öznel düşüncelerini okuyucuya tartışma havasında verişiyle ve olayı arka plana itişiyle söyleşi öykü türünde kaleme alınmıştır. Saatleri Durdurma Medresesi, Dünyanın Merkezi, Ruhların Sesleri ölüm teması başat olmak üzere karamsar havanın baskıcılığı altında ve fantastik kurgusuyla gotik öyküye yakındır. Yalnız Ağlamasını Bilseydik isimli öykü ise baştan sona ironi ve şaşırtmaca arasına sıkıştırılmış deneme öykü ile mizahî öykü türü arasında gidip gelmektedir. Bu ayrımlardan da anlaşılacağı üzere tüm bu farklılıkları ve arayışları topladığımızda ve eserin geneline yaydığımızda bu eserin deneysel öykü olduğunu rahatlıkla söyleyebilmekteyiz.

Yukarıda saydığım tüm anlatım teknikleri, dil özellikleri, tema, kişiler ve özellikle kurgular göstermektedir ki Gözümde Yaş Görseler adlı eserimiz tam bir postmodern eser özelliğine sahiptir. Albayrak, bir ben merkezli yazardır ancak onun benmerkezciliği çoğu modern ve postmodern öykücü ve romancıda bulunan içe dönük, karamsar, bunalımlı, topluma, hayata küskün, pasif bir ruh hâli değildir. Kendi “ben”inden tüm “ben”lerin sorunlarına inebilen ve toplumla çatışmasında kendisine küsmeyerek mücadele ivmesini kaybetmeyen, tüm insanlara bu yolda çareler düşünen/düşündüren ya da çare bulma yollarını işaret eden, sorgulayan bir bendir. Regaib Albayrak, bu eseriyle postmodern öykünün şekil özelliklerini çok iyi yansıtmakla, bu tarzı en iyi şekilde örneklendirmekle beraber bu türün batılı, edilgen ruhuna, içeriğine etkenlik ve yerlilik katabilmiş alışılagelmiş kalıpları kırabilmiş bir yazardır. Onun bu özelliğini görmemiz ve bu bakış açısıyla hareket eden yazarlara olan özlemimiz bizi bu değerlendirmeyi yazmaya iten en önemli çıkış noktamızdır.

Genç bir yazarın böylesi cesur adımları; bulunduğu ortamdan, muhitten ayağı kaymadan bu denli olgun atıp bu denli cüretkâr davranması, edebiyatımızın öykü havuzunu çeşitlendirmesi, yazın dünyamız hakkındaki önyargılarımızı yıkmakta, gelecek nesil edebiyatına umut bağlamamızı sağlamaktadır. Bu eserin daha geniş kitlelere ulaşmasını, farklı zihniyetlerce okunmasını, tartışılmasını diler, yazımızı; içine evrensel hikmetler sığdırılmış bizi yansıtan bu modern eserden alıntı ile bitirmek isteriz: “Biz kendimizi değiştirmeden Allah, bizim bir şeyleri değiştirmemize yardım etmeyecek!”

YORUM EKLE