Ramazan rahmet ve bereket ayıdır

Ramazanda ruhlarımız huzur ve sükûn bulur, adeta kanatlanır

Zamanı güzelleştiren içeriğidir. Bilindiği gibi İslam’da mübarek gün ve geceler vardır. Bu vakitler diğer zamanlara göre daha mübarek ve muteberdir. Çünkü bu zaman dilimlerini nurlandıran bir kısım hadiseler vardır. Yoksa zaman hayatımızı kuşatan bir süreçten başka bir şey değildir. Müstesna vakitler bu süreç içerisinde apayrı bir öneme ve konuma sahiptir.

İslam inancında mübarek zaman dilimlerinden en önemlisi ve en uzunu bir aylık süreci kapsayan ramazandır. Bu ayda ruhlarımız huzur bulur, adeta kanatlanır. Son yıllarda İslam âlemi ramazan ayına aynı anda giriyor. Bir zamanlar bazı İslam ülkeleri bizden ya bir gün evvel, ya da bir gün sonra oruca başlarlardı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da birlik sağlayamazdık. Çok şükür birkaç yıldan beri bu beraberliği ve bütünlüğü sağlayabiliyoruz.

İslam’a göre hilal görülmeden ramazana başlanmaz. Hilal bu ayın habercisidir. Bu iş çok eskiden, yani bugünkü modern rasathaneler yokken, bazı kişiler görevlendirilerek yaptırılırdı. O kişiler ay yaklaştığında çıplak gözle de olsa hilâli gözlerlerdi. Şaban ayının 29. günü akşamı uygun bir yerden batı ufkuna bakılırdı. Güneş batınca yeni ay, hilâl şeklinde görülürse ertesi günün ramazan ayının başlangıcı olduğu anlaşılır ve uygun şekilde duyurulurdu. Hatta bazı insanlar bu işi Allah rızası için yapmak için birbirleriyle yarışırlardı.

Osmanlı Devleti zamanında devlet görevlileri hilalin görülmesini önemser, bu işi sağlama alırlardı. Günümüzde hem rasat aletleri hem de hesaplama usulü gelişmiştir. 1978 yılında İstanbul’da yapılan, uluslararası ilmî toplantıda tespit edilen ölçülere göre ilgili kuruluşlar gözlem yaptırmakta, hilâlin, insanların yaşadığı herhangi bir yerden görülebilirliği esasına dayalı olarak ramazan ayının girişi hesaplanarak tespit edilmekte, ayrıca gözlem ile de hesap desteklenmektedir. Bu hesaplamaların doğruluğuna inanmak ve güvenmek gerekir.

Ramazan, İslâm âleminin en önemli ortak kutsallarından biridir

Ülkemizde hilâlin görülmesi, çıplak gözün yanında ilmî yöntemlerle de teyit edilmektedir. Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın veya vakfının yayınladığı takvim, yukarıda açıklanan esaslara göre hazırlanmaktadır, buna riayet etmek gerekir.  Fakat maalesef yakın geçmişte teknolojinin, modern rasathanelerin varlığına rağmen bazı İslam ülkeleri bu mevzuda ayrılık içerisinde hareket etmekteydiler. Bizler bayram yaparken onlar oruç tutmakta, bizler oruç tutarken ise onlar bayram yapmaktaydılar. İslam’ın birlik ve beraberlikten ne kadar yoksun olduğunu bu basit hadiseden de anlayabiliriz. Bu ayrılığın sancılarını bugün bütün ümmet çekiyor. Zira ayrılıkta azap vardır. Sonradan bu sorun aşıldı.

Ramazan, İslam âleminin ortak kutsallarından biridir. Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi bu mübarek ayı en iyi şekilde değerlendirerek sevap kasasını doldurur. Ramazan Allah’a kulluğun yollarından biridir. Yoksa bazılarının düşündüğü gibi bir diyet ve egzersiz mevsimi değildir. Bizler orucu sağlığa faydalı olduğu için değil, Allah emrettiği için, Allah’ın rızasını kazanmak için tutarız. Bunun yanında orucun tıbbî faydalarına da inanırız. Zaten Allah’ın emirlerinden hiçbirinin tıbbî bir sakıncası yoktur. Aksine Allah’ın bize ‘yap’ dediği her şeyde bir hikmet vardır. Gelişen ilim ve teknoloji her geçen gün bu hikmetlerden bir veya birkaçını açığa çıkarmaktadır. İslam’ın emirleri ve yasakları hep hikmetlerle doludur.

Ramazanın sağlığımıza faydaları pek çoktur. Fakat orucun asıl maksadı kulluk şuuru kazanmak ve Allah’a şükretmektir. Yoksa bizler kilolarımızı üzerimizden atıp sıhhat bulalım diye oruç tutmuyoruz. Allah rızası bütün tıbbî faydaların önünde yer alır. Öbürleri fazladan kâr hükmündedir. Ramazan yaklaşınca mümin, başı rahmet, ortası bağışlanma, sonu ahiret cezasından kurtulma vesilesi olan önemli bir aya girmekte olduğunu idrak etmelidir. Bu manevî fırsatı lâyıkıyla değerlendirmelidir. Çünkü ne zaman ebedî âleme göçeceğimiz belli değildir. Bu gibi manevî fırsatları ganimet bilerek lâyıkıyla değerlendirmeliyiz. Bu vesileyle sevap zincirine yeni halkalar eklemeliyiz. Böyle vakitler senede bir geliyor. Bizlerin ne kadar daha bu müstesna zaman dilimine erişeceği meçhuldür. Zira ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Nefes aldığımız an’ı son fırsat olarak görüp zamanın içini hayırlarla doldurmalıyız.

Ramazan bereketiyle gelir, rahmetiyle kalpleri kuşatır

Ramazan rahmet ve bereket ayıdır. Bu ayda zenginler fakirleri daha iyi anlama imkânı bulur. Çünkü ramazanda belli süreler içerisinde aç kalan insan, açlığın ne demek olduğunu daha iyi kavrar. Zenginler maddî durumu kısıtlı olan kişilerin, ömürleri boyunca bu güçlüklere nasıl katlandığını sezerler. Onlara karşı merhamet duyguları gelişir. Elindeki imkânların bir kısmını onların istifadesine sunarlar. Böylece zenginle fakir arasında örnek bir sevgi ve dayanışma yaşanır. Ne fakir zengini kıskanır, ne de zengin fakiri hor görür. Böylece sosyal hayatta huzurlu bir yaşamın formülünü bulmuş oluruz. Hayat zindan olmaktan çıkar huzur sığınağı haline dönüşür. Her iki dünyamız da mamur olur.

Ramazanla birlikte şefkat ve merhamet duygularımız inkişaf eder. Unuttuğumuz sosyal dayanışma ve yardımlaşma, tekrar amacına uygun olarak hayatımıza girer. Açlar doyurulur, mazlumlar kayırılır. Abdullah b. Abbas (ra)’tan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mümin değildir.” Böyle bir hadisin varlığından haberdar olup da yanında ve yakınında açlık çeken fakat bunu bir türlü ifade edemeyen, söylemeye çekinen müminleri nasıl olur da görmezden geliriz? Bu vicdana sığar bir davranış mıdır? İnsanlık bu kadar ayağa düşer mi?

Ramazanın maddî bereketlerinin yanında manevî bereketleri de büyüktür. Bu ayda dinî duygularımız diğer aylara göre daha da ön plana çıkar. Hayata hayat veren Kur’anî hakikatler yaşamımızın her tarafına siner. Manevî atmosfer bizi dünyaya geliş sebebimizi sorgulamaya yöneltir. İmtihan sırrına vakıf oluruz. Varlığımızın sırrı üzerine kafa yorarız.

Orucun insana verdiği huzur hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Orucu şuurla tutan kişi iç huzuru yakalamış olur. Eğer orucu tutma sırrına vakıf olamazsak perhizden başka bir şey yapmış olmayız. Belki orucumuz kabul olur ama ondan beklenen bereketi ve hazzı elde edemeyiz. Allah’a kulluk şuuru içerisinde tutulan oruç kula gönül huzuru verir. Şayet böyle olmasaydı zayıflamak için yemekten uzak durmayla, orucun bir farkı olmazdı.

Oruç bize nimetlerin önemini hatırlatır; fakirleri düşünmeyi öğretir

Oruç bize nimetlerin önemini hatırlatır. Diğer zamanlarda pek karşılaşmadığımız açlık ve susuzluk gündemimize oturur.  Fakat oruç sadece yemeden içmeden kesilme değildir. Kişinin sadece midesine oruç tutturması yeterli değildir; diğer azalarımıza da oruç tutturup onları da kontrol altına almalıyız. Diğer azaların orucu da nasıl olur demeyin. Gözlerinizi harama bakmaktan sakındırırsanız gözlerinize, dilinizi kötü sözlerden arındırırsanız dilinize, kötü sözleri dinlemekten sakınırsanız kulaklarınıza, haram mal elde edip evinize getirmekten sakınırsanız ellerinize, kötü yerlere ve şer odaklarına gitmekten sakınırsanız ayaklarınıza oruç tutturmuş olursunuz. Kâmil bir müslümanın orucu da böyle olur. Yoksa belli zaman dilimleri içerisinde yemeden içmeden kesilmek kusursuz bir oruç için yeterli değildir.

Hz. Peygamber(sav): “Oruçla Kur’ân, kıyamet gününde kula şefaat edecektir. Oruç, sabrın yarısıdır.” buyurmuşlardır. Orucun ecri Cenâb-ı Hakk katında mahfuzdur. Hâdis-i kudsîde buyurulur: “Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine aittir. Oruç ise böyle değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfatını (hususî bir şekilde) bol bol vereceğim.” Bu hâdis-i kudsînin ardından Rasûlullâh (sav), şöyle buyurdular: “Oruçlunun sevineceği iki ferahlık vardır:1. İftar ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir. 2. Rabbine kavuştuğunda da orucu bereketiyle nail olduğu yüksek derece için sevinir.” (Buhârî)

‘Veren el, alan elden üstündür’ demiş atalarımız… Şu kesin olarak bilinmelidir ki hiç kimse Allah rızası için vermekle fakir olmaz. Aksine elindeki mal ve para daha da bereketlenir. Hayatımızda bu bereketin yansımalarına hemen hepimiz şahit olmuşuz. Madden geniş zamanlarımızda rıza-i ilahi için tasadduk ettiğimiz için en sıkışık zamanlarımızda sanki Hızır yardımımıza koşmuş, bizi darda kalmaktan kurtarmıştır. Mübarek bir rahmet eli bize uzanmıştır. Allah’a gönülden inanan ve güvenen kul hiçbir zaman darda kalmaz.

Vermek fedakârlığın ve cömertliğin işaretidir. Bu hasletler herkese nasip olmaz. Bunlar aslında üstün ruh meziyetleridir. İnancımızda zengin insanların konu komşularını aç bırakması haramdır. Onları açlıklarını giderecek kadar yedirmek, çıplak iseler giydirmek vaciptir. Senelik zekâtını verenler bile öyle kolay kolay sorumluluktan kurtulamazlar. Onların bile duruma göre başka birçok vazifeleri daha mevcuttur. Zekât fakirin zengin üzerindeki hakkıdır. İyi düşünülürse fakirlerin varlığı da zenginler için bir nimettir.

Zenginler zekâtını hakkıyla ve gönül rızasıyla verse kimse aç ve biilaç kalmaz.  Kişi bu hakkı sahibine ulaştırırsa aralarında sevgi ve hoşgörü husule gelir. Hele ramazan içerisinde bol miktarda hayır hasenat yaparsak sevap defterimizi inci güherlerle doldurmuş oluruz. Bu ayın bereketini yaşamak ve yaşatmak bahtiyarlığını elde edenlere ne mutlu! Onlar gerçek saadeti yakalayan şahsiyet abideleridir. Allah sayılarını artırsın; hayatımız onlarla güzelleşsin.

Ramazan, gönüllerimize Medine diyarından gül kokusu getirir

Kur’an ayetlerinin yaprak yaprak dünya semasına döküldüğü aydır Ramazan… Bu sebeple de gufran ayıdır o…  Bu ayda halisane dualar Hakk’ın makamında mutlak kabul görür. Ramazanda göklerden rahmet ve mağfiret sağanak halinde müminlerin üzerine yağar. Rabbimiz bu ayda şeytanları bağlar, nefsin gücünü kırar, ihsan kapılarını ardına kadar açar. Ramazanda bütün günahlar, ellerini Hakk’a açıp affını isteyenlerin üzerinden hazan yaprakları gibi dökülür. Ruhlar arınır ve genişler. Hakk katında sevapların biri on misli karşılık görür.

Ramazan gönüllerimize Medine diyarından gül kokusu getirir. Bu ay yılın en kutlu zaman dilimi olduğu için on bir aya sultan edilmiştir. Bu ayın faziletini hem ayetler, hem de hadisler vecizce beyan etmiştir. Üç ayların sonuncusu ve en kıymetlisi olan bu ayda evlerimiz, mutfaklarımız, ceplerimiz ve sofralarımız bereketlenir; her şey Hakk için, Hakk’a göre yapılır. Dudaklardan Allah’ın mübarek isimleri dökülür. Gıybet ve iftira ağızdan kovulur.

Diğer zamanlarda azgın bir küheylan gibi üzerimize saldıran şeytanın sadık talebesi olan kör nefsin beli kırılır. Dünyaya sığmadığı halde, gönüllerimize sığdırmaya çalıştığımız ihtiraslar biter. Hiç doymayacağını sanan ihtiras sahibi insanlar bu ayın munis iklimine girdiklerinde tok gönüllü olurlar. Her iki dünyamızı da kül eden günah ateşleri ramazanda söner. Rahmet ve mağfiret rüzgârları maneviyatımızı kül eden ateşleri iyice söndürür.

Yıl içinde günahlarla harap olmuş, çöle dönmüş kalplerimiz ramazanın o ruha hayat veren, onu adeta kanatlandıran rüzgârıyla iyice yeşerir. Üzerine ölü toprağı serpilmiş ruhlar ramazan iksiriyle adeta dirilir. Ramazan tasadduk ayıdır. Fakirlerle zenginlerin bir noktaya kadar eşitlendiği en güzel zaman dilimidir. Hayatın sert darbeleriyle tuş olan fakirler; ramazanda zenginlerin uzattığı yardım eliyle, zekât ve fitrelerle rahat bir nefes alır. Açlar, yardımseverlerin el uzatmasıyla tokluğun keyfini sürer zengin iftar sofralarında. Kardeşlik ve dayanışma ruhu, hayatı iyice güzelleştirir. Fakir zengini, zengin fakiri asla hor görmez.

Ramazan, cennet kokusunu evlerimize kadar taşır

Ramazan sabır, sebat ve selamet ayıdır. Bu süreçte sabredenlere, yemekten ve içmekten kesilenlere büyük mükâfatlar vardır. Ramazan hayatımıza çeki düzen verme ayıdır. Bu ay bir anlamda ruhların tadilattan geçirildiği zaman dilimidir. Eksikler ve kusurlar bu ayda tekmil edilir. Ramazanda ihlâs ve takva zırhlarını kuşanarak cehennem ateşinin şiddetinden korunuruz. Daha evvel işlediğimiz günahlardan pişmanlık duyarak nasuh tövbesi ederiz.

Ramazan bir bakıma ruhun süzgecidir. Zira bu ayda nefsanî arzularımızı bir kenara bırakır, kin ve nefretten iyice uzak dururuz. Bu ayda tuttuğumuz oruçlarla bedenimizin zekâtını veririz. Ramazanda bedenimizi (midemizi) aç bırakarak aç olan ruhumuzu doyururuz.

Ramazanda hayatımız renk ve ahenk kazanır. Minarelere gerilen mahyalar sadece sokakları değil, gönüllerimizi de aydınlatır. Teravihlerde camiler müminlerle dolup taşar; “cem eden, toplayan” anlamındaki “cami” böylece gerçek manasını bulur. İnsanlar gece yarılarına kadar oturup geceleri gündüze çevirirler. Sahurlarda herkes yemek telaşına düşer.

Sahur toplarıyla başladığımız orucu iftar toplarıyla sonlandırırız. Bol susamlı pideler ramazanın şiarıdır. Fakat ondan daha da önemlisi bu ayda minberden yapılan sohbetler, vaaz ve nasihatlerdir. Pideler midemizi, bu hoş sohbetler de ruhumuzu doyurur. Bu ayda okunan mukabeleler, sene içinde kararmaya ve paslanmaya yüz tutan gönüllerimizi cilalar. Camilerde ve dost meclislerinde okunan ilahiler bizi alıp uzaklara götürür; tefekkür âlemine gark eder.

Ramazan, cennet kokusunu malikânelerimize kadar taşır. İnsan-ı kâmil olma yolunda daha da ilerlememizi sağlar. Sofralarımıza buyur ettiğimiz dostlarımız bereket getirir hanelerimize. Cemaat olmanın huzur, bereket ve afiyetini iliklerimize kadar hissederiz. Yaptığımız iyilikler şeytanı hasedinden çatlatır; melekler bu güzel davranışlarımızı alkışlar.

Ramazan ayına sağ salim çıkmak, bu güzide ayda oruç tutabilecek sıhhate sahip olmak en büyük mükâfattır. Zira ramazan demek yeni iyilikler ve o iyiliklerin getireceği yeni sevaplar demektir. Bize bu ayda da alacak nefes bahşeden Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

Rabbimiz diyor ki: “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı)"

Hayata hayat katan ramazan ayı nice güzellikleri beraberinde getiriyor. Bu ay Müslümanların heyecanını ve manevî şevkini artırıyor. Camiler müminlerle dolup taşıyor. Ramazanın nuruyla geceler sanki gündüzleşiyor. Ağızlar hayra açılıyor, gıybetin kapıları sıkıca kapatılıyor. Kardeşlik ruhu hayata hâkim oluyor. Eller duaya kalkıyor. Rabbimiz kalkan o mübarek elleri boş çevirmiyor; dualar diğer aylara göre daha makbul sayılıyor.

Orucun farz oluşu ve mahiyeti hakkında birçok ayet ve hadis vardır. Oruçla ilgili yüce Rabbimizin kullarına hitaben söylediği şu sözler şayan-ı dikkattir:  “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir.” (Bakara, 184)

İslamiyet’in ne kadar insanî, merhametli ve insaflı bir din olduğunu yukarıdaki ayet de açıkça göstermektedir. Zira oruç sayılı günlerdir. Bazen 28, bazen de 29 gündür. Ya altı ay olsaydı biz kullar bunun altından nasıl kalkardık? Daha da ileri gidip her gün oruç tutmak farz kılınsaydı kulların bunu yerine getirmesi ne kadar da güç olurdu. Rabbimiz kulun tahammül gücünü bildiği için orucu bir ayla sınırlı tutmuştur. Yine bu ayette Rabbimiz hastalara da oruç kolaylığı tanıyor. ‘Hasta veya sıhhatli fark etmez, herkes oruç tutacak’ demiyor. Yolculara orucu şart koşmuyor. Yolculuk sırasında onlara kolaylık tanıyor. O haldeyken onları oruçtan muaf tutuyor. Hasta iyileşince, yolcu mukim olunca tutmadığı oruçları tutmalarını emrediyor. Şayet hastanın ömrü boyunca iyileşme imkânı yoksa tutamadığı oruçlara karşılık olmak üzere fakirlere fidye vererek bu borçlardan kurtulma imkânı tanıyor. İşte kolaylık dini böyle olur.

"Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim" diyor yüce Rabbimiz

Kulluk bakımından bütün ibadetler önemlidir. Fakat Rabbimiz oruca ayrı bir kıymet ve ehemmiyet veriyor. Bunu Rasûlullah Efendimiz (sav)’in şu hadis-i şerifinde açıkça görüyoruz: “Aziz ve celîl olan Allah ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim’ diyor.”(Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163)

Yüce Rabbimiz acaba niçin oruca böyle özel bir önem veriyor? Onun sevabını kendisinin özel olarak tayin edeceğini belirtiyor. Çünkü oruç, kulun samimiyetinin en açık göstergesi olan bir ibadettir. Şeytan, kulu ibadetten alıkoymak için elinden geleni yapar, çırpınır durur; tabir caizse kırk dereden su getirir. Sonuçta kul şeytana kanmaz, ibadetine devam ederse bu sefer de şeytan onu ibadetlerin afeti olan riya çukuruna itmeye çalışır.

Namazda, zekâtta, hacda riya olabilir ama oruçta riya olmaz. Riya pisliği oruca bulaşamaz. Riya içinde oruç tutan kimse olmaz. Zira böyle bir durumda kişi gizli yerde yiyip içebilir, orucu bozan işler yapabilir, oruç tutmadığı halde oruçluymuş gibi görülebilir; bu sefer de ortada ‘oruç’ diye bir şey kalmaz. Demek ki kişi, kurallarına riayet ederek oruç tutuyorsa o oruç riyadan uzaktır. Böyle olduğu için de Allah o oruca çok kıymet verir. Onun için de onun sevabını kendisi tayin eder. Bu tayin edilen sevap da takdir edersiniz ki çok büyüktür. Kim bilir bu sevap havsalamızın alamayacağı kadar büyük bir sevaptır. Ne mutlu sınırlarını kulun tahmin edemeyeceği bu büyük sevaba erişenlere… Ne mutlu orucu hakkıyla tutanlara…

Oruç mideyi dinlendirdiği gibi, zihni de dinlendirir ve terbiye eder. Yıl boyunca tıka basa doldurulan mideler ramazanda tabir caizse bayram eder. Oruç tutan kişinin midesi bir anlamda tadilattan geçirilir. Fakat biz midemiz sıhhate kavuşsun diye oruç tutmuyoruz. Müslümanlar orucu Allah rızası için tutarlar. Bazılarının sandığı gibi oruç bir çeşit ‘rejim yapmak’ değildir. Orucu kilolarını vermek için tutanların yaptığı iş ibadet olamaz. Fakat orucu Hakk’ın emri olduğu için, kulluk şuuru içerisinde tutanlar hem bedenlerini hem de ruhlarını tadilattan geçirirler. Bu bahtiyar kişiler tabir caizse bir taşla iki kuş vurmuş olurlar.

“Oruç benim içindir” diyen ve kullarını nihayetsiz nimetlerle rızıklandıran yüce Rabbimize şükürler olsun. Ne mutlu bize ki bu yıl da oruç tutma bahtiyarlığına kavuştuk.

Sözlerimi vaktiyle kaleme aldığım "Ramazan Bereketi" isimli şiirimle bitirmek istiyorum:

            Bu aydan feyizlenenler...

            Dünyada yaşar cenneti

            Hiçbir şeyle ölçülemez

            Ramazanın bereketi

            Görünce hilâlimizi

            Hoş eyler her hâlimizi

            Giderir melâlimizi

            Ramazanın bereketi

            Gönüllerden tasa gider

            Ocak yanar, baca tüter

            Sofraları abat eder

            Ramazanın bereketi

            Ortasında doğar bedir

            Biraz da ruhunu yedir

            Yüzümüzü gülümsetir

            Ramazanın bereketi

            Hakk'ı batıldan ayırır

            Kimsesizleri kayırır

            Aç ruhumuzu doyurur

            Ramazanın bereketi

            Kur'an'la süsler dilleri

            Açar tomurcuk gülleri

            Mamur eyler gönülleri

            Ramazanın bereketi

            Bir mübarek yel estirir

            Kulu şeytana küstürür

            Nefsin sesini kestirir

            Ramazanın bereketi

            Mümin çetin yollar aşar

            Bu ayda gönüller coşar

            Sahurlara kadar taşar...

            Ramazanın bereketi

            Gündüz eyler geceleri

            Bala banar heceleri

            Arındırır niceleri

            Ramazanın bereketi

YORUM EKLE