banner17

Zizek kafasını sağa da sola da gömmedi!

Türkiye’den bir Zizek geçti. Üzerinde düşünülmesi gereken sözler söyleyerek...

Zizek kafasını sağa da sola da gömmedi!

Aslında Kemal Karpat yıllardır söylüyor bunu. Şükrü Hanioğlu da, Mehmet Genç de, Halil İnalcık da söylüyor. Hatta Cemal Kafadar da... Fakat, bu cümleleri kuran Slavoj Zizek olunca, bu durum, neden bir makalenin yola çıkışını oluşturuyor, doğrusu bu bile başlı başına yeni bir yazı sebebi. Modern çağın Sokrates’i, modern zamanların pop felsefecisi gibi cümlelerin spot ışıklarının altında çıktığı her sahnede, Zizek, alnının teriyle konuşuyor, hırçın muzipliği ile özgün kalmayı başarıyor ve konuşması bittiğinde, her zaman olduğu gibi ortaya yeni cevaplar değil, yeni sorular çıkıyor.

Her koldan Zizek

Yeni Şafak, BirGün, Habertürk ve Cumhuriyet gibi, “ayrı dünyaların insanı” gazetelerin, Zizek’in aynı konuşmasından aldıkları spotları okurlarına ilk sayfadan sunmalarının sebebi, gerçekten ne olabilir? Bu adam bir demagog mu, bir reklam yazarı mı, içtenlikli bir entellektüel, ateist bir teolog ya da başarılı bir NLP uzmanı mı? Düşünsenize, kapitalizme sağlı sollu saydıran bir adamın, burada olma sebebi,Slavoj Zizek Kıtalararası Reklamcılık Kupası’nın kendisini davet etmesiydi. Birkaç hafta oldu gerçi ülkesine döneli, fakat, konuştukları üzerinden yaşanan tartışmalar bir şekilde canlılığını koruyor. Gerçi canlılık meselesi hayli muğlak artık. Bir ülkenin canlılığını gösterecek unsurlardan biri olan, nüfus oranlarındaki gençleşmeyi mutluluk verici bir durum olarak gören Başbakan Erdoğan’ın sözlerini, “Hamdolsun ürüyoruz” başlığıyla verebilen bir gazete bugün, hala “halkçı”, “özgürlükçü”, “faşizm karşıtı” ve “sendikacı” olabiliyor. Hafta sonu ekinin manşetine tam sayfa “Zizek fenomeni” ile çıkan “halk düşmanı” gazete, hangi “halkın dostları” için mücadele vermektedir acaba ? “BirGün” gelir de, Zizek, “faşist ve elitist sol” fenomeni üzerine bir şeyler de buyurur mu acaba?

Kafasını gömmemiş bir adam!

Hegel’in “çağın ruhu” kavramsallaştırmasının, bugün “çağın bedeni” şeklinde evrildiğini söyleyen Mehmet Sabri Genç’in kulakları çınlasın. Belki de, Zizek’i bu denli “tartışmasız popüler” kılan bir sebep de, her tartışmanın içine bedeniyle giriyor olmasıdır. Beden dilini bu denli aktif şekilde kullanan Zizek’in İstanbul “gösterisi”ni okumaya başlamak için Fransız Devrimi’ne kadar uzanmaya gerek yok belki ama, Edmund Burke için bu zahmete katlanmayı deneyelim. Devrimi, “Hırsın ruhunun spekülasyonun ruhuna bağlı olduğu ilk devrim” olarak niteleyen Burke, bu devrimin “bir kaç yüzyıl daha insanlığa bela” olacağını da söyler. Burada, hırs, ruh, spekülasyon ve devrim kelimelerinin ışığı, Zizek metinleri için Avrupa üretimi bir büyüteç işlevi görecektir. İlk soru belki de şu olmalı. Hırslı spekülatörlerin göremediğini Zizek nasıl görmektedir ? “Türklerin geleneği etnik şiddete müsait değil”, “Batı Ermeniler ve Kürtler’le size geliyor”, “Avrupa Yahudilerinin en yoğun nüfusu, Saraybosna’da yaşıyordu, çünkü orası Müslüman toprağıydı”, “demokrasinin en olgun hali padişahla vezir arasındaki sistemle oluşan mekanizma idi” gibi cümleler kuran bir Marksist, nereden bakarsak bakalım, kafasını “sola” ya da “sağa” gömmemiştir.

“Kapitalizmin yarattığı boşluğun, sınıf ayrımından da öte bir barbarlık” olduğunu söylemeyi de ihmal etmeyen Zizek, aslında, iyi olmadan kötünün görülebileceğini, doğru yapmadan yanlışın fark edilebileceğini göstermektedir. Elbette doğru, iyi, kötü, ve yanlış görecelidir. Fakat, “görme biçimleri” neden insan sayısınca çoğalması gerektiği halde, giderek yığınlaşarak biçimsizleşiyor ? Kapitalist demokrasinin reklam yazarları ile kurduğu şirkette “gösteri peygamberleri” ister istemez halkla ilişkileri, e artık bir şekilde, günah çıkarma ayinlerini de üstlenmek durumunda kalıyor.

 

İsmail Halis yazdı

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2012, 23:09
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali tekin
ali tekin - 7 yıl Önce

http://dai.ly/yWezyz

banner8

banner19

banner20