Zenci kardeşimin alnından öptüm

Üsküdar Yeni Camii’nin avlusunda tanıştığımız Ergün Amca ile doyumsuz bir muhabbet gerçekleştirdik.

Zenci kardeşimin alnından öptüm

 

Itır nedir bilen var mı?                

Ergün Amca ile Üsküdar’da Yeni Camii’nin avlusunda rahmetli Ahmet Yüksel Özemre Hocanın cenazesinde tanışmıştık. Ergün amca avluda oturuyor, camiye ziyaret için gelenlere caminin mimari ve tarihi yapısı ile ilgili bilgiler veriyordu. Allah rızası için yaptığı bu gönüllü hizmette tabiri caizse kendi dinleyicilerini de kendisi avlıyordu.

Yeni Cami’de kuş yuvaları

Bize de caminin sütunlarından duvarlarına, yerlerde kullanılan mermerden şadırvana kadar birçok şey hakkında hiç de sıkıcı olmayan bir üslupla bilgi vermişti. Bize; “Caminin duvarındaki şu küçük oyukların ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sormuştu. O zaman biz bunu bilememiştik de kendisinden onların kuş yuvası olduğunu öğrenmiştik. Caminin dış kapılarının üstündeki yuvaların da büyük kuşlar için yapıldığını yine ondan öğrenmiştik. Ona göre bu kuş yuvalarını bilmeden Osmanlıyı tanımak mümkün değildi. Osmanlılar ona göre kuşları bile düşünen insanlardı…

Sonra onun evine gitmiş orada sohbete devam etmiştik. Osmanlının sanat ve mimarideki inceliğini anlatmakla bitiremiyordu. Ve o kadar samimi anlatıyordu ki yer yer gözleri doluyordu. Öyle ki bir seferinde bu anlattığı bilgileri duyan karı koca iki profesör de gözyaşlarına hâkim olamamışlar. Bu mirasın kıymetinin anlaşılamaması uzun bir mevzu olduğu için oraya giremeyeceğiz.

Ergün Amca emekli bir teknik eleman… Vakti zamanında 38 tane sigortalı işçinin başında durmuş… Öğrendiğimize göre on sene kadar da merhum Cemal Öğüt Hocanın kızı Hikmet Anneye bakmak kendisine nasip olmuş.

O gün telefonunu yanlış kaydettiğim için üç yılıdır onu ne arayıp ne de sorabilmiştim… Fakat o samimi halini hiçbir zaman unutamamıştım. Geçtiğimiz günlerde Üsküdar’da Ergün Amca’mızın izini sürdüm ve biraz zor da olsa evini hatırladım. Arkadaşım Yücel ile birlikte onu ziyarete gittik. Bu gittiğimizde de hiçbir şey değişmemiş aynı şevkle bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Sadece bazı hastalıklar atlatmış ve yaşı yetmiş sekize ulaşmıştı o kadar… Sağlık sorunları yüzünden camideki hizmetini ise sürdüremiyordu.   

Kurban bizi yaklaştırdı

Ergün Amca ilk olarak iki sene önce Batman’da katıldığı kurban eti dağıtma organizasyonunu şöyle anlattı bize: “Kızım ve damadımla birlikte iki sene önce kurban gönüllüsü olarak Batman’a gittik, ev ev kurban eti dağıttık. Bizi görünce sarılanlar, ağlayanlar oldu… Bu kurban sayesinde oralardaki ahvali öğrendik. Yoksa biz nereden bilecektik ki Batman’a ne oldu, Diyarbakır’a ne oldu? 2006 senesinde Ramazan umresine gitmiştim, Batman’a gidince de vallahi billahi aynı ruhaniyeti yaşadım kardeşim.”

“Bugün öyle genç var ki on sekiz tane tosun kesiyor… Benim imkânım olsa ben de o kadar keserim kardeşim. Bazıları gidiyor hocaya; ‘Hocam bana kurban düşer mi?’ diyor. Hocaya sormaya ne lüzum var, Allah senede bir kere emretmiş, paran varsa git al da kes be kardeşim… Bak ne güzel organizasyonlar yapıyorlar, Afrika’da bile kesebiliyorsun. Varsa paran bir tane burada kes, bir tane de Van’da kes.”

İlk gördüğün siyahiyi öpErgün Amca

1983’de gittiği hac günlerini bize anlatan Ergün Amca şöyle bir anısını bizimle paylaştı: “Hacda iken bayram günü herkesle musafaha yapıyorduk, yanımızda da bir siyahi vardı… Onunla musafaha yaptıktan sonra içimden geldi alnından öptüm. Beyaz adam bir siyahiyi öptüğü için yanındaki kabilesi öyle bir sevindi ki… Onlar için bu çok büyük bir meseleydi… Tabi Türkçe bilmiyorlar, ben de “Bilal-i Habeşi” dedim bir daha öptüm… Çok hoşlarına gitti…”

Ergün Amca bunu anlattıktan sonra benden bir ricada bulundu: “Ne olursun kardeşim ilk karşılaştığın siyahiyi alnından öp!” Ben de “vardır bunda bir hikmet” diye düşünerek bu konuşmadan bir iki gün sonra Eyüp Sultan’da karşılaştığım ilk siyahi ile musafaha yaptıktan sonra alnından öptüm. Hoş karşıladı… Yirmili yaşlarda Filip adında bir Hristiyan’dı; Allah hidayet versin…

Oranın ruhaniyeti seni bulur kardeşim…

Ergün Amca 2006 yılında gittiği Ramazan umresini bize şöyle anlattı: “Medine’de bayram sabahı Resulullah’ı ziyarete gittik. Orucu orada tutup bayram sabahı Resulullah’ın huzurunda olmak Allah’ın ne kadar büyük bir ikramı… Orada öne geçmek isteyenler vardı, ben gittim en arkaya durdum. Size de bunu tavsiye ederim kardeşim; bir ziyarete mi gidiyorsunuz, dergâha mı gidiyorsunuz, nereye giderseniz gidin ileri geçmeye çalışmayın, en arkada durun. En arkada durursanız inanın bana daha fazla rahmet gelir. Bak bir anahtar veriyorum size. Bırakın o acele edenler, birbirini itenler geçsinler öne… Sen en arkada dur!.. Oranın ruhaniyetine inanıyorsan o ruhaniyet sana gelir kardeşim.”   

Yahya Efendi’nin kabrine git

“Senden bir arzum daha var” diyen Ergün Amca sözlerine şöyle devam etti: “Beşiktaş’ta Yahya Efendi’nin kabrini mutlaka ziyaret et… Orada ne yazıyor biliyor musun? ‘Yahya Efendi Hızır aleyhisselam’dan ders almıştır’ yazıyor. Kanuni Sultan Süleyman onun sütkardeşidir… Fakat Yahya Efendi saraya hiç gitmezmiş, Kanuni Sultan Süleyman onu ziyarete gidermiş. Onlar evliya kardeşim… Evliya olmak kolay değil... İnşallah sizler de çalışırsanız gayret ederseniz o mertebeyi bulursunuz. Bu söylediğim şey var ya; o kadar önemli bir şey ki dünyanın servetiymiş, malıymış mülküymüş, altınmış, mücevhermiş, bunlar hiçbir şey değil.” 

Said-i Nursi’yi gördü…

Ergün amca Said-i Nursi’yi görmesini de şöyle anlattı: “Ben on yedi yaşındayken Said-i Nursi hazretleri buraya geldi, şu sağdaki Yeni Cami tabir ettikleri camiye geldi. Bu insan biliyor musunuz o kadar nurlu ki şöyle baktığınız zaman etki eden bir insan... Uzun boylu falan değil, kısaya yakın orta boylu... Yanında polisler vardı, namazını kıldı, çıktı gitti; ben o kadar onu görebildim yani… Ama onun yakınları ile irtibatım oldu. Burada Eker firması vardı, orada on sene hizmet ettim.

 

Doktora gidiyorsun doktor da hasta…

Ergün Amca doğma büyüme bir İstanbullu olarak şifalı bitkiler ile ilgili de malumata sahip. Fakat bu bilgilerini sadece soranlara söylüyor ve bunun ticaretini yapmıyor. Şöyle diyor: “İnsanlık bugün hep hasta… Doktora gidiyorsun doktor da hasta. Bir gün doktora gittim, doktora ‘sen hastasın, niye hasta olduğunu söyleyeyim mi? Sen ne yapıyorsun burada? Avrupa’nın tüm ilaç fabrikalarının kâtipliğini yapıyorsun’ dedim. İlaç fabrikalarında çalışan birkaç tane kimya mühendisi ile konuştum, adam tabi korkuyor konuşmaya… “Biz ne bulursak onu koyuyoruz içine’ diyorlar. Hâlbuki bizim kendimizde ne cevherler var bir bilseniz. Siz tabi onları görmediniz, bizim çocukluğumuzda öyle otlar vardı ki ilaç asıl onlardı... Sarılık hastalığını berber dilinizin altından usturayla keserdi; sarılık geçerdi… Mesela ben kabakulak oldum, birisi okuyordu bir bakıyorsun ki birkaç gün sonra Allah şifasını vermiş. Başka bir tanesi eline bir pamuk alıyordu dişi tutup çekiyordu.”

Hacamatın önemini ne zaman anlayacağız?

Efendimizin tavsiye ettiği hacamatla ilgili olarak da Ergün Amca şunları söyledi: “Eskiden bütün herkes hacamat oluyordu. Gidiyordun hamamlara ama nasıl hamam biliyor musun? O hamama girdiğin zaman anadan doğma gibi hafifleyip çıkıyordun. Bir ter atarsın, yeniden doğmuş gibi olursun.. Bunların hepsini kaldırdılar. Benim bir Amerikalı arkadaşım var, orada malı mülkü var, buraya geliyor; Çarşamba’da Mahmut Efendinin oraya gidiyor, orada hacamat oluyor. Düşünebiliyor musun kardeşim Amerika‘da oturan bir insan buraya her sene hacamat olmak için geliyor.”

Güle nasıl kıydılar?

Sohbetimiz esnasında Ergün Amca nesli tükenmekte olan bir gül cinsinden bahsetti. Dedi ki: “İstanbul’daki bütün ahşap evlerin bahçesinde bu gülden vardı. Bu gül Peygamberin teni şeklinde kokan bir güldü… Bu gülü koklarken salavat getireceksiniz. Bu gülden lokum yaparlardı, akide şekeri yaparlardı. Gül şurubu, gül şerbeti, gül reçeli; bunların hepsi şifadır... Diyeceksiniz ki bu gördüğünüz güller o gül değil mi? Hayır değil, bu gül başka… Ben birkaç yıl evvel vakıftan izin alıp bu gülü Marmara İlahiyat Fakültesi’nin bahçesine diktim. Fakat oraya gelip bir kamelya yapmışlar gülü sökmüşler. Ben sürekli oraya gider o gülü koklar salavat getirirdim. Bir gün bir baktım ki o gül yok olmuş. O gülden şuanda bir camiinin bahçesinde kilitli birkaç tane var…  Yaza nasip olursa haziranda, temmuzda sizi oraya götürürüm inşallah. Peygamber gülü olarak bilinen bu gül artık unutulmuş.

Itır nedir duydunuz mu?

Ergün amca bir ara içeri gitti ve iki adet yeşil yaprak getirdi. Kokladık normal bir kokusu vardı. “Bunu elinizde ovalayın” dedi. Ovaladık elimizi kokladık ki müthiş derecede güzel bir esans kokuyor. Hani Efendimizin bir hadisi vardır; “Dünyanızdan üç şey sevdirildi” diye başlar ve bunlardan birisinin de güzel koku olduğu buyrulur. Ben bu vakte kadar buradaki güzel kokuyu hacıyağı türü esanslar zannederdim. Bu güzel kokuyu koklayınca şuana kadar güzel kokunun ne olduğunu bilmediğime hayret ettim.

Bu bitkiyi Ergün Amca bize şöyle anlattı: “Marmara İlahiyat ’ta vakıfta çalışan bir genç kardeşimiz var, ismi Ali Tel. Bu genç kardeşimiz o güle de ıtıra da gönül verdi, onlara sahip çıkıyor. Bu ıtır evdeki saksıda bir çoğaldı, ondan dört beş kişiye verdik. Mesela İlahiyat fakültesinin dekanına verdik. 

Bunu İstiklal Madalyası olan bir gaziden öğrendim ki; eskiden bütün Osmanlı bu ıtırı kullanırmış. Hakiki esans bu kardeşim... Bunu benim damadım Mersin’den getirdi. Böyle güzel kıymetli şeylerimiz varken Fransız’ın; o ahlaksız heriflerin kozmetiğini esansını, bütün aile içine kadar soktular. Bize ıtırı unutturdular…”

Ayrılırken bu ıtır bitkisini saksısı ile birlikte bize hediye etmek isteyen Ergün Amca “alın bunu bütün herkese tanıtın” dedi. Biz de onu hakkıyla tanıtamayız düşüncesi ile alamadık. Ama o bitkinin kıymetini bilecek birisi olursa Ergün Amcaya haber edeceğiz.

 

Aydın Başar haber verdi

 

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2017, 11:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin Cihad Karaali
Hüseyin Cihad Karaali - 8 yıl Önce

Hani derler ya, "Bu memleket bazı ağzı dualıların, bazı değerli zâtların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor." diye.. Ergün Amca'dan bunları duyunca da içimden bunu geçirdim. Hiç şikayet etmeyen, şükrün gerçek anlamını idrak eden bu değerli Osmanlı neslimizden Allah razı olsun. Şükranlarımı sunuyorum sayın yazar, içimizi ferahlatan bir sohbetti.

cumhur bici
cumhur bici - 8 yıl Önce

ne güzel insanlar var.bırakın yanında sohbetini dinlemeyi ,okurken bile zevkine doyum olmuyor.keşke yakınımızda sohbetlerini dinleyebileceğimiz böyle insanlar olsa.

banner19

banner13