banner17

Zaralı Abdülmuttalib Gökçe Efendi

Bir dönemin realitesiydi Milli Görüşçü şeyh efendiler. Zaralı Abdulmuttalib Gökçe Efendi de onlardan biriydi.

Zaralı Abdülmuttalib Gökçe Efendi

 

Bazı müritler vardır ki güzelliklerini görünce mürşidini merak edersiniz. “Böyle bir insanı güzel bir Efendi terbiye etmiştir” diye düşünürsünüz. İşte Bayram Mermer Amca bana bu duyguları defalarca hissettiren büyüğümdür.Abdulmuttalib Gökçe Efendi'nin talebesi Bayram Mermer

Onunla lise yıllarıma dayanan bir dostluğumuz vardır ki o gün bugündür aramızda minicik bir kırgınlık bile geçmemiştir. Sık görüştüğümüz dönemlerde de, az görüştüğümüz dönemlerde de kendisi ile büyük bir muhabbet yoğunluğu yaşamışızdır. Benim için o, Sivas’ın en önemli ve sembol isimlerinden birisidir. Asla ve asla sıradan bir insan değildir. En başta hakiki bir mücahittir. Keşke herkes davasına onun kadar inanmış olsa…

Güzel insanlar yetiştiren bir güzel insan Abulmuttalib Efendi

Onun o saf duygularını, o dürüstlüğünü, o insanlığını anlatmak için ne söylesem az gelir. Ama o öyle bir yaşantıya sahip ki bana şeyhini hiç görmeden, bilmeden sevdirtmişti. Şeyhi merhum Zaralı Abdulmuttalib Gökçe Efendi idi.

Abdulmuttalib Efendi’nin tanıdığım bir müridi de emekli öğretmen Hasan Basri Amca’ydı. Onu da çok severdim. Ne hoş, ne yumuşak kalpli bir insandı. Kendisine üniversitede okurken fakir bir arkadaşımdan bahsetmiştim de beni her gördüğünde ona iletmem için evde ne var ne yoksa bana verirdi. Işıldaklı radyo mu dersiniz, ne bileyim başka eşyalar mı dersiniz? Birkaç sefer de mark ve Türk parası göndermişti o kardeşimize…

Bir de tanıdığım bizim efsane belediye başkanımız Osman Seçilmiş Bey vardı ki o da bu zatın muhibbânındandı. Bu büyüğümüz de mertliğiyle, dürüstlüğüyle Sivas’ta herkesin sevdiği bir zattır.

İşte böyle güzel insanlar yetiştiren Abdulmuttalib Efendi’yi ben defalarca Bayram Amca’dan dinlemiştim. Ancak onunla ilgili yazılı bir metine hiçbir yerde rastlayamamıştım. Bunun üzerine Bayram Amca’ya telefon ettim; “Bayram Amca bu görev senin boynunun borcudur” dedim. O da bütün hatıralarını inci gibi yazısıyla yazdı, bana gönderdi. Ben sonra bu hatıraları bilgisayara geçirip tarih sırasına göre derlemeye çalıştım. Bütün bunlar birkaç ayımızı aldı. Şimdi sizleri Bayram Mermer Amca’nın bu derlemeleri ile baş başa bırakıyoruz.

Abdulmuttalib Gökçe EfendiBaban misafir, görev senindir

Allah dostlarından, Nakşibendi şeyhlerinden Abdulmuttalib Gökçe Efendi daha küçük yaşlarda iken, babası ordu mensubu Osman Efendi, Kadiri şeyhlerinden Üstad Salih Törnük Efendi’nin halifesi imiş. Salih Efendi dünyasını değişince görevi kimseye bırakmamış. Yalnız iki kişiyi işaret etmiş. “Ya Amasya’daki Garip Hafız Efendi’ye ya da Samsun’un Bafra kazasının Taşköyü nahiyesindeki Hacı Hasan Efendi’ye devam edin” demiş.

Abdulmuttalib Gökçe Efendi ve babası, ders almak için ilk olarak Garip Hafız Efendi’ye gitmişler fakat o ders vermeyi kabul etmeyince bunun üzerine Hacı Hasan Efendi’ye gitmiş ve ondan ders almışlar. Üçüncü gitmelerinde Hacı Hasan Efendi halife olarak Abdulmuttalib Efendi’yi görevlendirmiş. Abdulmuttalib Efendi, babası Salih Efendi’nin halifesi olduğu için babasının görevlendirileceğini umuyormuş. Hacı Hasan Efendi demiş ki: “Baban misafir olduğu için senin yapmanı uygun gördük.” Dört ay sonra babası vefat edince Hacı Hasan Efendi’nin “misafir” derken neyi kastettiğini anlamış.

Terzi dükkanı dolup dolup boşalırdı

Aradan yıllar geçtikten sonra Hacı Hasan Efendi Sivas’ın Zara ilçesine ziyarete gelmiş. Abdulmuttalib Efendi’ye bütün ihvanını toplamasını emretmiş. Onların hepsinin huzurunda: “Biz de artık misafiriz. Büyükler bu görevi sana emanet etmemi tembihlediler” diyerek kendisinden sonra Abdulmuttalib Efendi’yi işaret etmiş. Zara’da bir hafta kaldıktan sonra Samsun’a dönmüş. Tam kırk gün sonra Hacı Hasan Efendi Hakk’a vasıl olmuş.

Hacı Hasan Efendi vefat ettikten sonra ihvanın dersleri ile ilgilenen Abdulmuttalib Efendi adeta kendisini ihvanına adamış. Mübareğin kendi mesleği terzilikmiş. Mübalağa olmasın, her gün dükkanına yüz kişi girer çıkarmış. Dua isteyeninden su okutanına, bir şey danışanından nasihat dinleyenine kadar her gün o dükkân dolup dolup boşalmış…

Osman Seçilmiş sadık talebesiydi

Tasavvufta halife “ders vermekle yetkili zat” demektir. Abdulmuttalib Efendi’nin Sivas merkezdeki ders verme yetkilisi eski Sivas belediye başkanlarından Osman Seçilmiş Bey idi. Her Kadir Gecesi’nde, Osman Seçilmiş en az iki yüz-iki yüz elli kişi ile Zara’ya gider ve orada diğer ilçelerden gelenlerle birlikte iftar yaparlardı. Hem iftar edilir hem de gece orada ihya edilirdi. Sahura da Sivas’a yetişilirdi.Abdulmuttalib Gökçe Efendi'nin talebesi Osman Seçilmiş

Yine bir Kadir Gecesi malzemeleri arabamıza yüklemiş, Osman Seçilmiş Bey ile birlikte Zara’ya gitmiştik. Önce Efendi’yi ziyaret edip sonra da yemek hazırlıklarına geçecektik. Abdulmuttalib Efendi; “Kardaşlar önümüz kış, siz üşüyorsunuz. Hem de size çok zahmet oluyor. Bu hazırlıkları bir daha yapmayalım” dedi. Ben ve Osman Seçilmiş Bey; “Efendim ne zahmeti, bizim için vallahi rahmet” diyerek itiraz ettik. O senenin yazında yani 1994 yılında Abdulmuttalib Efendim Allah’ın rahmetine kavuştu. Hakikaten de onun dediği gibi bir daha bunu yapamadık.

Depon sağlam mı Osman Bey?

Sene 1977… Osman Seçilmiş Bey’in Şavrole (Chevrolet)’si vardı. Onunla Zara’ya Efendi’yi ziyarete gidiyorduk. Yollar stabilize gibiydi, arabaya çakıl taşları tak tuk çarpıyordu. Benzin göstergesinde bir sorun çıktığını görünce Osman Seçilmiş Bey arabayı sağa çekti. Baktı ki bir taş sıçramış, benzin deposunu delmiş. Şırıl şırıl benzin akıyor.

Arkadaşlarla yolun ortasında “bunu neyle kapatacağız” diye düşündük ama nerden alalım, elimizde bir şey yok… Osman Seçilmiş arabanın tekerine yapışmış bir sakız buldu. Onu oraya yapıştırdı da Zara’ya kadar gidebildik. Abdulmuttalib Efendi’nin huzuruna varınca, daha hiçbir şey konuşmadan Osman Seçilmiş’e; “Depon sağlam mı Osman Bey?” buyurdular.

Erbakan Hoca’yı çok severdi

Abdulmuttalib Efendi, terzi dükkânına gelen ihvanına da Erbakan Hoca’yı desteklemelerini öğütlerdi. Bir seferinde bir müşterisine Erbakan Hoca’yı anlatırken şahit olmuştum. Diyordu ki: “Biz bu davayı Zara’daki beş on bin kişiye zar zor anlatıyoruz. Erbakan Hoca tüm Türkiye’ye anlatıyor. O, Allah dostlarının da cihat imamıdır. Kardeşlere söyle, mutlaka onu desteklesinler…”

Öyle olmazsa hepinizi siler, yeniden ihvan dizerim

Yine bir gün Zara’da ilçe kongresi olacaktı. Görevli arkadaş kongreyi sağlayacak kadar kimseyi bulamayınca bizi aradı, biz de doğru Zara’ya gittik. Efendime şikâyet ettik. Efendim; “Bana Baki’yi bulun” dedi. Hacı Baki Abi’yi bulup getirdiler. Ona dedi ki: “Baki Efendi, bu kongre ikindiye tamam olmazsa hepinizi siler, yeniden ihvan dizerim.” Bir saatte kırk beş kişi toplandı, kongreyi yaptık. İşte biz böyle bir Efendi’nin kıtmiriyiz.

Sigara için ne demişti?

1980 yılıydı. Abdulmuttalib Efendimin üstadı Hacı Hasan Efendi’nin kabri baraj altında kalacağı için, kabri taşımak amacıyla Abdulmutalib Efendimle birlikte birkaç arkadaş Samsun’un Bafra kazasının Toz beldesine gittik. Akşam saat sekizde binmiştik trene. Sabah yedi buçuk gibi hafif güneş vurmuştu trene… Herkes tütün tarlalarına doğru bakarken dalgın dalgın; Abdulmuttalib Efendim dedi ki: “Bakın kardaşlar, tütün tarlasında tütünlerin o yeşil yapraklarını affedersiniz merkepler bile yemiyor. Ama ne hikmetse bizim bazı kardeşlerimiz içiyor.” Bunun üzerine üç arkadaş sigarayı bıraktı.

Misafir, ev sahibinin danasıdır

Toz köye vardık. Gece bir büyük evde toplandık, sohbet ve zikir yapıldı. Gece on ikiyi geçince arkadaşları bölüşmeye başladılar. Bazıları Efendim ile kalmak istiyordu ki Efendim dedi: “Kardaşlar, misafir ev sahibinin danasıdır, istediği yere bağlar.”

Teheccüde kalkmak için...

Efendim, ben ve Suşehrili Haydar Cebe, kızının evine misafir olduk. Saat bire geldiği için hemen yattık. Efendi tahta bir karyolada, Haydar Efendi ve ben de yere serilen yataklarda yattık. Uyumuşuz, saat gece üçü vuruyordu. Karyola bir gıcırdıyor, bir duruyor. Mübarek teheccüde kalkmak için karyoladan inecek ama bizleri uyandırmamak için o kadar yavaş davranıyordu ki inanın beş dakikadan fazla sürdü karyoladan ayaklarını çıkartması.

Efendim ayağa kalkınca ben de kalktım. Bana; “uyumadın mı” dedi; “uyudum” dedim. Dışarı çıkıp tuvaletin ibriğini doldurup hazır ettim. Öbür ibrikle de Efendime abdest alması için su döktüm. Teheccüde başlamadan Haydar’ı uyandırmak için ayağına birkaç kez bastım ama Haydar uyanmadı. İki rekât kıldıktan sonra ayağını burktum yine uyanmadı.

Abdulmuttalib Efendim; “Bırak kardaş, uyusun, onun uykusu ibadetinden hayırlıdır” dedi. Ben şaşırdım, sabah olunca Haydar’a dedim ki; “amma uykucusun, gece böyle böyle oldu.” O da, “Gece uykumu alamazsam akşama kadar sersem oluyorum” dedi. Efendimin; “Onun uykusu daha hayırlı” sözünü anladım.

‘80 darbesi olunca, “Korkmayın, Erbakan’ın sahibi var!” dedi

Sabah namazından sonra Hacı Hasan Efendi’nin kabrini ziyaret ettik. Zaralı Çil Ağa’nın çay ocağına geliyorduk ki arkamızdan elinde radyosu olan bir baş çavuş geldi; “Gidin evlerinize yoksa sizi Necmettin Erbakantutuklarım” dedi. Çay ocağına geldik ki Kenan Evren konuşuyor. Biz “eyvah” dedik. “Erbakan Hocamızı da içeri atarlar” diye düşündük. Abdulmuttalib Efendim dedi ki: “Ona Allah yardım eder. Çok feci bir fırtına oldu. Allah o fırtınada onu korumak için hapiste dinlendirir. Allah’ın izniyle o bu kuyudan da kurtulacaktır. Onun sahibi var, yeter ki siz ona asker olun.”

Efendimin emriyle Hacı Hasan Efendi’nin bahçesine gittik. Orada gördük ki su arkları kurumuş. “Tenekelerle biraz su çekelim” dedik. Su çekmeye başlayınca Nurettin Abi ayağıyla bir tezek parçasını komşunun bahçesinden bizim suladığımız bahçeye itelemiş. Efendim o tezeği komşunun bahçesine geri koymamızı istedi. En ufak bir hak geçmesine müsaade etmezdi mübarek…

Hakka hizmet etmeyen çelengi çülengi tanımam

Öğle namazımızı kıldıktan sonra Hacı Hasan Efendi’nin kabrini taşımak üzere kabre doğru tekrar yürüdük. Giresun’un Alucra belediye başkanı Mehmet Çelenk, Abdulmuttalib Efendimin müridiymiş, o da arkamızdan geliyormuş. Yalnız bu, ANAP’tan belediye başkanı seçilmiş. Zaralı Bekir ile Suşehrili Haydar; “Efendim biraz yavaş gitseniz, Mehmet Çelenk arkadan yetişemiyor” dediler. Efendim buyurdu ki: “Ben hakka hizmet etmeyen çelengi çülengi tanımıyorum.”

Kabre vardık, kazmalar vurulmaya başlandı. Fotoğraf makinaları olanlar vardı, kabir kazılırken flaşlar patlıyordu. Efendim üç kere; “Flaşlar yanacak” dedi. Hakikaten de kimse fotoğraf alamadı. Herkes; “Hacı Hasan Efendi’nin cesedi çürümemiştir” derken biz kemiklere ulaştık. İncitmeden aldık, kefene sardık, yüksek bir yere götürüp gömdük. Efendim buyurdu ki: “Mübarek eti ile çıksaydı hâşâ Allah’a değil de bu zata koşardınız.”

Müridin de şeyhi üzerinde hakkı var

1982’de Refah Partisi kurulunca beni ilden Zara’ya teşkilatı kurmam için gönderdiler. Sivas’ın çıkışında Seyfe Beli mevkiinde arabamızın vantilatör kayışı koptu. Şoför dedi ki: “Vallahi Bayram Abi ne kayış var ne de anahtar?” Hiç tereddüt etmeden: “Biz bugün hayırlı bir işe gidiyoruz. Abdulmuttalib Efendimin duası da üzerimizde.”

Aşağı indik kaputu açtık, bekledik. İki dakika geçmeden bir araba geldi, yanımızda durdu. On sekiz yaşlarında bir genç indi, rozetimizi gördü; “Aha bizim Refahçılar” dedi ve bize sarıldı. O genç; “Ben Gökdin köyündenim. Sivas’a üniversite imtihanına gidiyorum. Aha size anahtar, aha da kayış” dedi ve gitti.

Zara’ya ulaştık ve o gün Zara teşkilatını kurduk. Sonra Abdulmuttalib Efendi’nin dükkânına gittik, ona da çalışmalarımızı anlattık. O gün bize dedi ki: “Şeyhin müridi üzerinde nasıl hakkı varsa, müridin de şeyhi üzerinde öyle hakkı vardır.”

Erbakan'ı karşılama rüyası

1980 darbesinden sonra 1982’de Erbakan Hocamıza geçmiş olsun ziyareti için iki arkadaş otobüsle Sivas’tan Ankara’ya gidiyorduk. Kışın en soğuk günleriydi. Kırıkkale’den sonra uyumuşum, şöyle bir rüya gördüm:

“Bir otobüs dolusu Mili Görüşçü ile hocamızı karşılamaya giderken, otobüs yoldan çıktı ve keven denilen bitkilerin üzerinden yokuş yukarı çıkmaya durdu. Ama o kevenler o kadar yüksekti ki otobüs ha devrildi ha devrilecek bir durumdaydı. Bir müddet bu yokuş yukarı gittikten sonra düz bir ovaya çıktık. Ovada da siyah mandaları sanki zehirlemişler, ova siyah manda ölüsüyle dolu. Otobüs onların üzerinden gidiyor ama sarsılsa da devrilmiyor. Hocamızın uçağı top sahası gibi bir yere iniyor. Otobüsün içinde bağrışmalar oluyor. Biri diyor ki; ‘Bu mandalardan geçip de Hocamızı karşılayamayız, inip de koşalım.’ Otobüsten iniyoruz ama bu seferde otobüstekilerin hiçbirisi hocamızın yanına gitmiyor. ‘Niye gelmiyorsunuz’ diye bağırıyorum ama hocama doğru benden başka giden de yok… Hocam büyük beyaz bir köşke doğru ilerliyor. Hocamın yanında Temel Karamollaoğlu ve Osman Seçilmiş var. Oğuzhan Asıltürk ise ellerinde çiçeklerle karşılıyor Hoca’yı… Ben de tam Hocama yetişmiştim ki…” Yol arkadaşım Nail Polat, “Ne uyuyorsun kalk, karda kıyamette kaldık” dedi.Abdulmuttalib Gökçe Efendi'nin türbesi

 

Şahit ol Allah’ım, bugün bir mücahit doyurdum!

1983 genel seçimlerine girmek için Türkiye genelinde üçte iki teşkilatlanmamız lazımdı. Ben Zara’daki teşkilatı kurmuştum. Osman Seçilmiş Bey o zaman Sivas il başkanımızdı. Zara’dayken ben onu aradım; “Zara tamam” dedim. O da bana; “Koyulhisar’a görevlendirdiğimiz arkadaşımız hastaneye yatırıldı, orada teşkilat kurulamadı. Suşehri’nde de bir gelişme yok, o arkadaştan da haber alamıyoruz. Zara’dan hemen Koyulhisar’a git, oradan da Suşehri’ne git, teşkilat kuruluş belgelerini al ve getir.”

Osman Bey emir verince hemen bunun için acele etmem lazımdı. O yıllarda her zaman vesayit bulmak da kolay değildi. Tam da Cuma salası okunuyordu. Abduılmuttalib Efendim; “Kardaş dur, namazı kılak, karnımızı doyurak, ondan sonra gidersin” dedi. Bir taraftan da kara kara düşünüyorum, “otobüs veya minibüs bulabilecek miyim, işlemleri yetiştirebilecek miyim” diye…

Neyse, Cumaya gittik, namazı kıldık. Caminin imamı Mehmet Hoca da gitti. Ben Abdulmuttalib Efendimin sol tarafına oturdum. Efendim bir nafile namaz daha kılıyordu. Ama o kadar yavaş ve tadil-i erkâna uygun kılıyordu ki ben gecikeceğim için korkuyordum. Efendim, sağına selam verince; “Ben gidiyorum Efendim” dedim. Sol eli ile sağ elimin bileğinden tuttu, sağ eli ile tesbihini çekti, duasını etti, bana baktı; “Kalk gidelim” dedi. Evine gittik.

Kızılırmak tarafında 450 metrekarelik bir bahçesi vardı. Çok büyük bir sini oraya kurulmuş, üzeri yemeklerle doluydu. Benim gözümde ise yemek filan yoktu, sadece “geç kalıyorum” diye düşünüyordum. Ama Efendime de itiraz edemiyordum. Neyse karşılıklı yedik ve doyduk. “Elhamdülillah” dedim, yüzüme baktı, güldü ve yanıma geldi. Bir çocuğa yemek yedirir gibi yediğimin en az iki katını daha bana yedirdi. Karnımın yan taraflarının bile şiştiğini hissetmeye başladım ve boş bulunarak; “daha yemiyorum” diye bağırarak sanki isyan ettim. Güldü, kolumdan tuttu, beraber örtmeyi geçtik, ön bahçede elini öptüm, elimi bırakmadı, dua etti. Duası şöyleydi: “Ya Rabbi, şahit ol, Senin yolunda ve Senin davanın hakim olması için çalışan bir mücahidin karnını doyurdum. Bizi de bu sevaptan alıkoyma.”

Şu Bayram var ya, görevi bitene kadar karnını doyurmaz, ona git yemek hazırla

Bu duayı yaptıktan sonra ağladı ve “Haydi şimdi git, Rabbim işini kolay kılsın” dedi. İnanın sanki bir rüzgâr gibi yola kadar koştum. Yolda bir tuz kamyonunun beklediğini gördüm. Kamyonun şoförü Tatlıcak köyünden Karga soy isimli bir adamdı. Bindiğim kamyon hem Suşehri’ne hem de Koyulhisar’a tuz yıktı. O ilçelerdeki teşkilat işlerini hallettim, belgeleri aldım ve o kamyonla tekrar Zara’ya geri döndüm. Saat gecenin on buçuğu olmuştu. Zara’da Efendimin dükkânına gittim. Orada Tekke köylü Nurettin Abi pilavı yapmış beni bekliyormuş. Efendim ona demiş ki: “Şu Bayram var ya, görevi bitene kadar karnını doyurmaz, ona git yemek hazırla.” İşte benim Efendim böyle bir zattı.

Erbakan Hoca’dan ayrılmayın diye vasiyet etti

Abdulmuttalib Gökçe Efendimin bütün ihvanına vasiyeti şu olmuştu: “Kardaşlar, Muhterem Erbakan Hocayı bir parti başkanı olarak görmeyin. Onun peşinden gidin, adil düzenden ayrılmayın. Zara’da bile Abdulmuttalibler çoktur amma dünyada Erbakan bir tanedir… Aman ha ondan ayrılmayın…”

 

Aydın Başar aktardı

Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2012, 12:53
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
muzaffer tekin
muzaffer tekin - 7 yıl Önce

aleyhir rahmeti vel gufran...

S.M.
S.M. - 7 yıl Önce

Anlattı, görmeden saydık, sevdik, önemli meselelerde kendileriyle yaptılan istişarelerden sonra vuku bulan hikmetlere şahit olduk..Allah bizleri dostlarından uzağa düşürmesin..

ömer taygon
ömer taygon - 7 yıl Önce

KAPIN EŞİĞİNDE YÜZBİN KERE,YÜZ YAŞ GEÇİRSEM, SENİ SEVEN AŞIKLARINA,ABI HAYAT SUYU İÇİRSEM; MEFTUNDUR SANA,HAVZI KEVSERİN GÜLİ GÜLZARI, İSMİ GÜZEL,KİBAR GÜZEL,CAN GÜZEL,RANA GÜZEL

Sinan MARASALI
Sinan MARASALI - 7 yıl Önce

üzerinden ne '' insanlar '' geçti...

ETHEM SÖZEN
ETHEM SÖZEN - 6 yıl Önce

BU MÜCRİME DE ONU TANIMAK NASİP OLDU.O BENİM ŞEYHİM VE TERBİYECİMDİR. ONU TANIDIKTAN SONRA HAYATIM 180 DERECE DEĞİŞTİ. BU TABİİ ALLAHIN BU MÜCRİME OLAN LUTFUNDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.YÜCE RABBİME HAMDOLSUN.ONUN HİMMET VE DUASI İLE BENDE ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ. ALLAH ŞEFAATİNE NAİL ETSİN.NE DİYEYİM...

erhan erdogan
erhan erdogan - 6 yıl Önce

Canim efendim insallah Allahu Teala sizingibileri basimizdan eksik etmez ve insllah sizi hakkiyla anlayanlardan oluruz.

Muhammed TÖRNÜK
Muhammed TÖRNÜK - 6 yıl Önce

yazıda bahsi geçen Salih Efendi (Salih TÖRNÜK) Kadiri şeyhi değildir, Nakşıbendi Tarikatı mürşitlerindendir. Vefatından önce Türkiyedeki önemli zatlar arasında Bafralı Hacı Hasan Baba, Antepli Salman Baba, Erzurumlu Efe Hazretlerini işaret etmiş, müritleri (Halifesi Osman Efendi, oğlu Abdulmuttalip Efendi, Hamza Ekici vs) Hacı Hasan Baba etrafında toplanmışlardır.Garip Hafızı H.Hasan Baba Törnüklü İbrahi Efendi gibi kerameti açık zat olarak bildirmiştir.

abdulmuttalip gökçe
abdulmuttalip gökçe - 6 yıl Önce

Beyazid-i Bistami Hazretleri nin sözünde şeyhi mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır buyurmuştur..marifetullah yani marifet ehline görede YUNUS EMRE HZ lerinin bir sözü bu konuda hiç ders almamışlar için değil ders alıpta nefis hastalıgına uyanlar için söylemiştir , ölen hayvan imiş aşıklar ölmez sözü yani allah dostunun ölmediğini allahın bir ilminden diğe r ilmine geçtiğini söylemiştir öldü biz boşa kaldık derse bir müridan şeyhinin bir sınavından geçmiş demektir.kazananlardan eylesin Rabbim


banner8

banner20