Yusuf Kaplan çok konuşuyor ama

Yusuf Kaplan durmamacağına çalışıyor... Sabahlara kadar. Onu beğenmeyenler de var... Olacak elbet!

Yusuf Kaplan çok konuşuyor ama

Medeniyet, insan ve kolaycılığa dair

Sert sözlere gelemeyen bir ümmet miyiz?

Genel geçer kelimelerle dokunuyoruz hayata.

Düşünme gerektirmeyen sözcüklerle tanımlıyoruz hayatı.

Sözcüklerin en vasat olanlarıyla anlamlandırmaya azmetmiş halde yürüyoruz insanlar arasında.

Yusuf KaplanYeni kelimelerle kadim bir dünyanın kapılarını aralayan insanlar bizleri tedirgin ediyor. Hele ki sözcükleri mitralyöz gibi tarıyorsa zihnimizi; o sözcükleri susturuyor, o insana karşı sansür uyguluyoruz. Hatta, o devrimci sözcükleri söyleyen şahısları kategorize ederek belli bir alana sıkıştırıp kurtulmaya çalışıyoruz.“Mevlana’nın pergel metaforunda imajinatif bir şekilde ifade ettiği gibi bir ayağı ile sağlam ve muhkem bir şekilde buraya, İslam’a basan diğer ayağı ile de hakim kültür başta olmak üzere tüm kültürlere, dünyalara ve ufuklara açılabilecek bir öncü kuşağın hazırlanması kaçınılmazdır.” diye ünleyen sesi düşünmeden, ezberlerimizle , “doğu ve batı sentezi mi yap diyorsun abi?!” diye  vasat altına çekmeye çalışıyoruz…

Zihnimizin bize oynadığı hain oyunların kurbanlarından biri de Yusuf Kaplan’ı sinema alanına hapsedip vicdanımızı rahatlatmaktır, diyebilirim. Oysa, Yusuf Kaplan sinema alanına hapsedilerek kurtulacağımız sade bir yorumcu değildir. Bilgi felsefesi alanına şöyle bir göz atarsak; bilgi çağında en çok bilgiyi katleden, posasını çıkarıp özünü görünce bilgiden umudunu üzen pragmatist insanlara benziyoruz, diyerek kesip atsam evladır.

Yusuf Kaplan, bilgi üzerine –fenemonoloji, diyelaktik, anlambilim, ontoloji gibi kavramlarla derde dert katmayayım- düşünen, araştıran, tartışan, şunun şurasında bir elin parmağını geçmeyen çok az aydından biridir. Bu durumda ben de bir çeşit kategorizasyon yapmış oluyorum. Ancak, Yusuf Kaplan’ı daha dar bir alana hapsetmektense daha münbit ve kadim bir alanda tavsif etmenin daha hayırlı olacağını düşünüyorum.

Yusuf Kaplan, yitik hikmet peşinde koşarken kelimelerini birbirine ulaya ulaya, sesli düşünmeyi deli bir derviş gibi hayatına raptetmiş kaygılı bir ağabeyimizdir.

Yusuf KaplanYitiğini aramayan bir ümmet

Müslüman’ın yitiği olan hikmet,  malumatfuruşluğun ve bilgi kirlenmesinin had safhaya erdiği bir vakitte belki de en çok ihtiyacımız olandır. Günübirlik dertlerin ömrümüzü  esaretine aldığı bir zamandayız.  Aklı kahreden zamanlarda bir dervişin dili bizi ancak teselli eder; hale yola sokmaz…  bir hatibin coşkulu söylevi Nietzche’nin kandıran umuduna gark eder; umudun devrimci yoluna duhul ettirmez… bir hayat koçunun reçeteleri uyutur, asla uyandırmaz! Ancak, Yusuf Kaplan tıynetinde bir düşünür, bilginin hikmetine gönül vermiş “beyni kanayan soylu düşünce insanı” gafletimizden bizi sallayıp, “ne yapıyordun?” der Kantvari bir üslüpla. Tabi, felsefenin insanı ürküten yanlarından biri de “kelimelerin kanlı canlı dünyasına” girmememizdir. Belki de bu sebepten Yusuf Kaplan’ın düşünce denizinden devşirdiklerini izlerken gözümüzde büyüyor hikmetin dünyası. Korkutuyor kelimeler. Uzaklaşıyor, uzun cümlelerin bizi boğmasından korkuyor ve insan zihnine ziyan olan basit, yalın, düşünme egzersizi dahi gerektirmeyen hazır kalıp cümlelere sığınıyoruz.

Yusuf Kaplan, ayetlerin düşünülmeden idrak edilemeyeceği bir dünyadan konuşuyor. “Hikmet müslümanın yitiğidir,” dediği zaman, her birimiz ayrı ayrı başımızı sallıyoruz. Ama, bir adım ileri gidip, hikmetten sualler eylediğinde yürüdüğü yola adım atmaktan kaçınıyor, ‘abimizdir, takımımızın teorisyenlerindendir’ deyip, kestirip atıyoruz!

Onun çeviriler yaptığı yazarlara baktığımızda “sorunlu” adamları sevdiğini görürüz. Hem seçtiği metinler hem de bu metinlere kanını doğrayan adamlar dişlidir. Zira, dişe dokunur olanların hayatı daha anlamlı kıldığını göstermektedir.  Göstergebilim’in insanı “yöneten” dünyasında Focault,  Baudrillard, , Eco gibi isimler Batı'nın kaygılı isimleridir. Üretmeden duramayan, başka düşünürlerden aparmalarla ayakta durmaktansa özgün olanı bulmak namına didinen isimlerdir. Bu yüzden Yusuf Kaplan da ilgilendiği düşünürlere benzer; özgündür. Düzgün olmayan bir zamanda özgün çıkışlar yapanlar denli de yalnızdır. Dost ya da düşmanları vardır. Dostları bir nevi, mahallenin en güzel top oynayan ağabeylerinden görüp hayranlık duyarlar ama yanına yaklaşıp teknik öğrenmek yerine frikiklerine hasta olurlar! Düşmanları ise onun iman dünyasından gelen ve aklı ayaklar altına almayan yanına hasetle bakarlar. Zira, akla iman eden ya da pragmatizme bel bağlayanlar,  imanlı bir adamın velinimetleri üzerinden fikir yürütmesine tahammül edememektedirler.

Yusuf KaplanAlimler peygamberlerin varisleridirler

Yusuf Kaplan, anlattıkları, dilimize kazandırdıkları, düşündükleri, kaygı duyduklarıyla kaya kadar, bir deniz kadar, bozkırda yemiş veren bir erik ağacı  kadar yalnızdır. İbn-i Arabiden ya da Focault’tan bahsederken; dünya hayatına göstergelerin diliyle dokunurken; alelade bir davranışımızdan yola çıkıp unuttuğumuz kadim bilgilere doğru yol alırken yapayalnızdır. Zira, onun sözcük hazinesi ile dünyaya, hayata bakma cüretinde bulunacak çok az adem vardır. Kendisini bile isteye “haymatlosluğa” hapsetmiş bir aydın değildir o! Alemin haymatlos olmaya and içtiği bir zamanda “insana en çok yakışan eylem” olan düşünmeyi her dem “idrak” üzerinden, imanî bir duruşla yapmaktadır.Bu yüzden acı çeken bir dili vardır! Acı çeken dil sancılıdır. Ve bu sancı ise hikmetin yeniden yeniden doğabileceğinin işaretidir.

Öyle ya, inandığımız kitap “hiç  akletmezler mi?!” diye ne çok ünlüyor bize!

Yusuf Kaplan, zorlu metinlerin, kolaycı  olmayan zihinlerin, ölümcül değerdeki hikmetin arkadaşı-yoldaşı. Bu sebepten olsa gerek, onu bir alana hapsetmek akıl karı değil! Gelenek, medeniyetin yeniden inşaası, nesneleşmek, mukallitlik, medyanın oyuncağı olmak gibi kavramlar üzerine çok “şey” bildiğimizi zannediyoruz. Oysa, bildiklerimiz sadece malumat!

“Büyük rüyalar, büyük fikir oluş ve varoluş çilelerinden sonra anlam kazanabilir ve hayata geçirilebilir. Ancak çile üzerine bina edilmeyen rüyalar aşk derecesinde benimsenemez, büyük doğumlara ve dönüşümlere asla zemin hazırlayamazlar.” Bu söz, ömrünü malumatlara veren ya da ömrünü günübirlik kaygılarla heba edenler için bir ipucu olsa gerek; hikmet namına.

Evet, Yusuf Kaplan, çok konuşuyor! Amiyane tabirle boş konuşmuyor; dert söyletir, derler ya. Bu dert, eninde sonunda hesaplaşmamız gereken bir derttir.

Yusuf Kaplan, Yusuf Yalnızlığında... tıklayınız 

 

Zeki Bulduk, düşüne-taşına yazmaya çalıştı.

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2009, 08:06
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali naci erden
ali naci erden - 9 yıl Önce

bilgi felsefesinde bir üstad... sinema yazılarının da devamını bekliyoruz yusuf kaplan hocamızın. selamlar ve muhabbetler.

Mansur Yılmaz
Mansur Yılmaz - 9 yıl Önce

"Güzellik görecelidir, ölçüye gelmez" laf-ı güzafları "avamın" ayetlerindendir. Havas, güzelliğin sınırlarını çizebilendir. Nereye gittiğini bilenlerin olduğu bir dünyada yol üstündeki semenderler, üzerlerinden geçen ayaklara laf atarak hayat bulmaya devam ediyorlar. Ne "güzel" işte! Hayata çarpamayan, dokunamayanlar kafalarını pc ekranına çarpıp varoluyorlar ancak:))

muzafer
muzafer - 9 yıl Önce

bu tartıştıklatınız yorunmladıklarınız bahsi geçen saidin eseri değildir
yukarıda adı geçen kitaptan alıntıdır bahailerin inanışlarını ve yaşam şekilerini anlatır yazarı muhammed bad iranlı bahai türkiyede de nur risaleleri diye yutturulmakta ve yazarıda said denilmektedir

banner19