Yusuf Çağlar göç edince yetim kaldı sahaflar

Sahaflarla ilgili alışkanlık haline getirdiği bir diğer şey de “vefat yazıları”ydı. Hayatını kaybeden her sahafın ardından bir yazı kaleme alır, yâd-ı cemil olarak paylaşırdı. Bir keresinde: “Araya bir şey girmeden ölen her sahafın ardından Yasin okumaya çalışıyorum.” demişti. Kalender Yıldız yazdı.

Yusuf Çağlar göç edince yetim kaldı sahaflar

Yusuf Çağlar adı ilk kez, fakültede öğrenci iken bir gazetenin kültür sanat sayfasında karşıma çıktı. Daha sonra “Arkadaşım” dergisinin yayın editörü, ardından “Zaman Kitap”ın yayın yönetmeni olarak kültür-sanat neferliğine devam etti.

Yıllar sonra (13-14) yayın sektöründe işe başladığım da kendisiyle şahsen tanışma imkânı buldum. Başlarda iş ilişkisi olan tanışıklığımız yerini önce arkadaşlığa sonra dostluğa bıraktı. Durmadan bahsettiği sahaf, yazma eser, “efemera” taşradan gelen bana, yabancı bir dünyaydı. Sık sık: “Yayıncısınız sahaflarla tanışmanız gerek, böyle olmaz.” diyordu. İş yoğunluğundan dolayı benim gibi diğer editörler de bu konuda çok istekli değildi. Ancak bir süre sonra Yusuf Bey’in ısrarlı çabası sonuç verdi ve bir cumartesi günü “işi asıp” kendimi birkaç editörle Kadıköy’de, “sahaf kahvaltısı”nda buldum.

2016’da ikimiz de işsiz kalınca kendimi, o sahaf senin bu sahaf benim, Yusuf Bey’le “selüloz peşinde” koşarken buluverdim. Çok rahat söyleyebilirim ki İstanbul’da tanımadığı, dükkanına hiç değilse bir kez girmediği sahaf yoktu. Gün içinde uğradığımız her sahaftan bir şey almaya özen gösterirdi. Aradığı bir şey varsa, gelirse ayırmalarını rica ederdi. Bazen farklı şeyler alırdı. “İlgi alanın değil neden aldın?” dediğimde, “adam tencere kaynatıyor” derdi. Bana bir prensip olarak telkin ettiği şey şuydu: “Bir şey alacağın zaman pazarlık yapma, al veya alma.” Değişik bir alışveriş tarzı vardı, bazen takas yapar, bazen para hiç konuşulmaz ürün alınır daha sonra ödeme yapılırdı… Siyasal Bilgileri bitirmiş, gönlünü “selüloz”a kaptırmıştı. “Nerdesin, ne yapıyorsun” diye aradığımda sıklıkla kullandığı cümle: “Selüloz peşindeyim.” olurdu.

Yusuf Çağlar deyince bütün sahaf dostları hemen alameti farikası olan deri kılıflı “fujifilm”ini hatırlayacaktır. Gazetecilikten kalma bir alışkanlık olsa gerek, bütün gün gezdirdiği makineyle bazen bir kare çekmez bazen de her uğrakta birkaç kare pozu günün hatırası olarak “manuel” makineyle kaydederdi. “Artık makine mi kaldı, telefonla çek” dediğim de “Bunun yerini tutmaz” derdi. Sahaflarla olan fotoğrafları bir değil, birkaç albüm olur desem mübalağa olmaz. Haftada bir gün Beyoğlu sahaflarını, bir gün de Kadıköy sahaflarını ziyaret etmek mutadı idi.

Sahaflarla ilgili alışkanlık haline getirdiği bir diğer şey de “vefat yazıları”ydı.  Hayatını kaybeden her sahafın ardından bir yazı kaleme alır, yâd-ı cemil olarak paylaşırdı.  Bir keresinde: “Araya bir şey girmeden ölen her sahafın ardından Yasin okumaya çalışıyorum.” demişti.

Şimdi yazık ki yazma ve Yasin sırası bize düştü…

Türkçeye bir kelime hediye etti: “Belgezar”

Birçok yazar ve şairin hayalidir diline bir kelime hediye etmek, Yusuf bunu başardı sanırım.

“Belgezar, kıymetli evrak sepeti ifadesiyle anlamını bulan, iki kelimeden (belge/zar) müteşekkil bir “icat” 11 Şubat 2008'den 10 Kasım 2008'e kadar yaklaşık kırk hafta içinde yayımlanan ve sahaflar aleminden haberler veren yazılar için kullanılmış bir üst başlık.

Belgezar'ın görünmez kahramanları arasında İstanbul'un iki yakasını kuşatan sahaflar var. Onlarla ilgili pek çok hikâye okuyacak ve yaptıkları işin hafıza kahramanlığından başka bir şey olmadığını göreceksiniz.

Ben şahit olduklarımı yazdım. Hikâye ettiğim, bazen soyutladığım şeyler de oldu. Bu ve benzeri kusurlar göz ardı edilirse, elinizde tuttuğunuz kitap, İstanbul sahaflarını anlatmak çabasıyla kendini okura sunuyor. Onun dışında bir iddiası yok. Sahaflarla yapılan zaman yolculuğu içinde ele geçen belgelerse yakın tarihe ayna tutacak güzellikte…”

Kendisinin bu şekilde anlattığı “belgezarcılık” ilerleyen zamanlarda, yakın tarih, eğitim tarihi, özellikle de edebiyatçılar ve kültür hayatımıza yönelerek devam etti.

Bu bağlamda bahsetmeden geçemeyeceğim bir anı; yayınevi olarak Akif hakkında gençlere ulaşacak bir şey yapalım dedik. Dergi ebadında, kısaca hayatının anlatıldığı şiirlerinden örneklerin olduğu bir fasikül hazırladık. Konu Akif olunca Türkiye’de herkes Yusuf Bey’in kapısını çalardı biz de öyle yaptık. İşin güzelliği şu ki, o günlerde bir sahaftan Akif’e ait vesikalık, harika bir fotoğraf bulmuş. Bu gün herkesin kullandığı o fotoğrafın orijinali Yusuf Bey’in arişvindedir ve ilk kez kullanmak bize kısmet oldu. Orijinali kendisinde var mıydı bilmiyorum ancak, bana da bir tıpkı basımını hediye ettiği Akif kartvizitlerinden biri de yine Yusuf Çağlar sayesinde kültür hayatımıza girmiştir.

İstiklal Marşı’nın Osmanlıca notaları, Osmanlıca İstiklal Marşları… İstiklal Marşı ve Akif etrafında süregelen, süregiden tartışmalar her zaman ilk sıradaki gündemlerindedi.   Mahyalar, Arkadaşım Oyuncak, Şatranc-ı Urefa, Kartpostallarla Çanakkale Zaferi, Fotoğraflarla Beyoğlu Sahaf Festivali… Kültür hayatımıza kazandırdığı eserlerden bazıları… 

Çocuk yayıncılığı

Yusuf Çağlar’ı tanıyan herkes onun nasıl bir “Küçük Prens” fanı olduğunu bilir. İlk baskısından son baskılara kadar… En saygın yayınevlerinden 3. sınıf yayıncılara kadar kim “Küçük Prens” yayınladıysa sorup soruşturur, yeni baskıyı görmeden gözüne uyku girmezdi.  Koleksiyonculuğun şanındandır zamanla ilgi duyduğunuz eserin tüm “varyant”larını edinmeye başlarsınız.

Yusuf Bey’in sahaflar kadar değer verdiği, önemli bulduğu bir diğer konu da çocuk edebiyatı idi. Bu alanda verdiği eserler kadar, destek olduğu, cesaretlendirdiği, imkân sunduğu yazar ve hevesliler için de kendisine çok şey borçluyuz. “Kırk Güzel Şey”, “İyi Geceler Gökyüzü” ve kedi severler için orijinal çizimleriyle farklı bir kitap “Arkadaşımın Bir Kedisi Vardı” Çağlar’ın çocuklar için kaleme aldığı eserler.

“Daha dün gibi her şey yakın / Her şey uzak”

Ellinci yaş gününde dostlarını ve sevenlerini şöyle selamlamıştı: “1969-2019… 50 yıl olmuş “yaşamak” kelimesine aşina olalı… Yarım asır olmuş bu dünyanın bitmek bilmez telaşlarına kapılalı. Daha dün gibi her şey yakın / Her şey uzak…
Doğumun, kelimelerin, aşkın, çocukluğun, gençliğin yollarından küçük adımlarla yürünmüş. Gecelerin ve gündüzlerin sesine sesler eklenmiş. Dostlarımızın, aşina eserlerin, hayallerin ve sayısız projenin peşinde tükenip gitmiş seneler. Geride kalan üç beş kitap, hatıralar, çocuklar, yaşadıklarımız… Önümüzde hiç bitmeyen sonsuz bir âti. Dünde kalan kederleri yarının sevinçlerine çeviren dostlara selam olsun.”

Güle güle dostum, Küçük Çamlıca’da bir bahar olarak hatırlamak seni…

Kalender Yıldız

Yayın Tarihi: 27 Aralık 2020 Pazar 19:30 Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2020, 19:20
banner25
YORUM EKLE

banner26