Yazılarına ara verdi!

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu yeni romanı için Yeni Şafak'taki yazılarına ara verdi..

Yazılarına ara verdi!

Medya Senfoni, Fatma Karabıyık BarbarosoğluFatma Karabıyık Barbarosoğlu, okurlarında çok izler bırakmış bir öykü ve roman yazarı. Gün Akşamsızdır isimli öykü kitabıyla TYB’den yılın öykücüsü ödülünü aldı. “Hiç Bir Yer” isimli romanı okunulası… Son romanı Medya Senfoni ile medya dünyasında dönen dolapları, özellikle de kadın köşe yazarları ile ilgili kirli çarkları deşifre etti. Düşünen ve yeni fikirler üreten bir hanım olan Fatma Karabıyık B., Sosyoloji doktorasına sahip… Yeni Şafak'ta köşe yazarı aynı zamanda… Kendine ait hareketli ama bir o kadar da ayakları yere basan bir gündemi olan değerli yazarımız bir aylık bir ara verdi yazılarına.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nu hiç okumamışlar için onu biraz anlatmak isterim.

İmaj ve Takva, Fatma Karabıyık BarbarosoğluSon kitabı Cumhuriyetin Dindar Kadınları. İmaj ve Takva” kitabıyla, “Şov ve Mahrem” adlı eseri, yalnızca kadınların veya kadıncıların değil erkeklerin de okuması gereken önemli yapıtlar. Bilgi verdikten sonra bakış açısı oluşumuna da katkı sağlayan kitaplar bunlar…

Denemelerden müteşekkil kitaplar da yazıyor Barbarosoğlu. “Okuyucu Velinimetimizdir” ile “Sözün ve Sükûtun Renkleri” isimli eserleri bu kategoriden… Mümin hanımların sesi olan ama feminizme kaymadan munis bir üslupla bunu yapabilen bereketli bir yazar.

Ayrıca yine eserlerinden biri olan “Fatma Aliye: Uzak Ülke” romanı, müslümanca düşünceye sahip kadınları anlatan; Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye’yi tanıtan önemli bir biyografik roman… Çok akıcı bir kitap… Fatma Aliye’nin yazdığı kitabı bir müstear isimle, hatta erkek ismiyle bastırmak zorunda kaldığından bahsediyor örneğin. Bir kadın, yazdığı kitabı kendi ismiyle basamıyor. Tuhaf. “Ne günler yaşanmış bu uzak ülkede” dedirtiyor “Fatma Aliye…” Bir romandan öte tarihe tanıklık eden bir kitap… Bilgiyle harmanlanmış düşünceler, satır aralarında beliriyor. Bir televizyon programında Fatma Aliye romanına beklediği düzeyde ilginin gelmediğinden yakınmıştı Barbarosoğlu. İleriki zamanlarda romanın doldurduğu boşluk daha net olarak görülecektir kanaatimce.

Sükûnetin anlamı üzerine…

Barbarosoğlu’nun “Sözün ve Sükûtun Renkleri” adlı denemelerden oluşan kitabı da okumakla büyük tatlar alacağınız bir eseri. Yer yer kalbe dokunan pasajların olduğu, kimi yerlerde orijinal aforizmaların da bulunduğu zevkle okuyacağınız bir kitap bu.

Fatma Karabıyık BarbarosoğluKitabın başlarında Osman Yüksel Serdengeçti ve Üstad Necip Fazıl’la ilgili bir anektdotu aktarıyor yazar. Malatya mahkemeleri sırasında Necip Fazıl kelimelerin gücüne kendi gücünü katıp haykırdıkça haykırır. Kendine has keskin ve tuttuğunu koparan üslubuyla seslenir mahkemeye. Aynı davadan sanık olan Osman Yüksel ise sustukça susar. Necip Fazıl, Serdengeçti’nin ne yaptığını soranlara: “Sessizliğini banta aldırıyor” diye cevap verir. 

Sözcüklerin kifayetsizliği; özellikle de sevgiye dair olanlarının…

Harflerin kimi zaman işe yaramadığını vurguluyor yazar. Ad’ın taşıyıcısının harfler olmadığını belirtiyor. Harflerin gücünün ancak kâğıt üzerindeki bir soluk kadar olabileceğine ve tıpkı nefes alıp-vermenin bir gün tükenecek olması gibi, belli bir zaman sonra yazıların da solacağına dikkat çekiyor. Bu noktada meramını anlatmak için Alman şair-düşünür Geothe’ye başvuruyor. Genç Werther’in acılarından bir diyalog alıntılayarak, söylemini zenginleştiriyor. Werther, sevgilisi Şarlot’u ne yazarsa yazsın anlatamamaktan müştekidir. ‘Bu cansız harfler kabil midir ki, onun sözlerindeki canlılığı verebilsin?’ demektedir. Tam bu noktada edebiyatımızda ve kültürümüzde, kelimelerin bir şeyi anlatmak noktasında; özellikle de sevgiyi iletmek için pek bir işlevinin olmadığına dair çok sahici sözler bulunduğunu hatırlamak mümkün…

Kelimeler ve harflerden sonra, konuşma eyleminin kendisine de felsefi bir zeminde karşı çıkıyor Barbarosoğlu. Konuşmanın yabancılığımızı gidermek uğruna katlandığımız bir meşakkatten başka da bir şey olmadığını söylüyor. Gönül gönülü bildi mi, sözcüklerin cimri lütfuna muhtaç olunmayacaktır artık, buna inanmaktadır yazar… En kolay susulan yerin ise, sevgilinin yanı olduğunu belirtiyor. Sevgilinin, yani dostun… Ve yine yazarın sözleriyle: “Hürriyet sükûtta gizlidir, sükût yalnızlıkta…”

Konular arasında seksek oynayan bir kitap!

Yazarların neden yazdıkları meselesi ele alınarak devam ediyor eser. Dar Kapı adlı mükemmel romanın yazarı Andre Gide’nin, “Tekrar beni okusunlar” diye yazdığını aktarıyor örneğin. Gide, bir kere okunacağından emindir zaten ve yazdıklarını tekrar tekrar okunabilsin amacıyla kaleme almaktadır.

Fatma K. Barbarosoğlu’nun “yazar kadın olabilir ama ‘kadın yazar’ olamaz” şeklindeki düşüncesine değinmek gerekiyor. Kitaplarından; Batı’yı, feminizmi, sosyal yapıları derinlemesine incelemiş olduğunu hiç zorlanmadan anlayabildiğimiz, entelektüel bir insan olan Barbarosoğlu'ndan çok kazanımlar edineceğimizi tekrar vurgulamak istiyorum bu vesileyle…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘kendine rastlamak’ kavramına dair mükemmel değerlendirmesini de buluyoruz “Sözün ve Sükûtun Renkleri”nde. Meğersem “rastlamak”  kelimesini Tanpınar özellikle seçmiş. “Buldum” dememesinin bir esbab-ı mucizesi varmış. Çünkü arayanlar bulabilir sadece. Rastlamakta ise, seçilmiş kul olmanın güveni vardır belki de… Bir taraftan üç yaşında kendine rastlayanlar olduğu gibi, diğer taraftan yaşadığı sürece kendine hiç rastlamamış insanlardan söz etmekte Tanpınar… Ve sorar: “Kendine rastlamadan ölenler, kimin hayatını yaşadılar? Ve kendileri olarak ölmedilerse, kim olarak öldüler?”

Adeta bir fihrist gibi “Sözün ve Sükûtun Renkleri.” Bir kokteyl gibi kitap… Çok sayıda farklı konu var muhtevasında, birçok kitabı karıştırarak edinebileceğimiz bilgiler bir arada sunuluyor bize. Ya da bir süzgeç bu eser… Bazı kitapların posalarını atıyor, özünü veriyor.

Sosyal yapıyı  ihmal edemeyiz!

Kitaplarında akademik verilere de zaman zaman yer veren yazar, hemen hemen her yapıtında toplumsal işleyişe değinmeden geçmiyor. Alanıyla da alâkalı olabilir belki. Sonuçta bu çok güzel ve önemli bir şey… Neden mi? Çünkü Müslümanlar olarak, sosyal hayattan tecrit etme politikası acımasız bir şekilde üzerimizde denendi. Bunun ezikliğini ve şokunu yeni yeni atlatıyoruz. Bu ‘atlatma’ sürecine katkı sağlayan bu gibi eserlerin sahiplerini, yani İslâm’ın toplumsal yapısına eğilen yazarları takdir etmek gerekiyor. Çünkü özetle; dini sadece evimizde yaşamak gibi bir kısıtlılıktan azat olmamız için, savaş meydanında yer alıyorlar. Yani fikir dünyasına katılarak, bu uğurda çabalıyorlar.

Bu bağlamda kapitalizme ilgili küçük ama çok etkili bir noktaya değiniyor bu kitabında da... “Size özel”  ifadesinin küçük cüssesinde, kapitalizmin bütün çarklarını  çevirme kabiliyetinin mündemiç bulunduğunu ifade ediyor. Firmaların, bu ufacık cümle sayesinde her gün yüzlerce “bize özel”  malı pazarladığına dikkat çekiyor. Kapitalist işleyişi bünyemizin kaldırmaması gerektiğinin önemine işaret ediyor.

Barbarosoğlu’nu birkaç yıl önce TV’de katıldığı bir programda başörtüsüyle ilgili mücadelesinden tanıdım. Kamerayı devamlı olarak örtüsüne zoom’layan yönetmene karşı kendini ifade edişi, konuşma hakkını dağıtırken en son sözü kendisine layık gören moderatöre haddini bildirişi “mütedeyyinler, hele başörtülüler iki lafı bir araya getiremez” algısını darma duman ediyordu. Kitapları sabun köpüğü hüviyetinde değil, yıllar sonra da ele alınıp ilgiyle okunulabilecek eserler… Demedi demeyin.

 

 

Abdullah Yalnız “sözü altın olanın sükûtu intihardır” adlı vecizeyi de hatırlatarak yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Ekim 2010, 08:43
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
seher artel
seher artel - 10 yıl Önce

teşekkürler sayın editörler. çok güzel haberler giriyosunuz birkaç gündür.

ebuzer
ebuzer - 10 yıl Önce

Abdullah kardeşime teşekkür ederim. Ben yazarı yenişafaktan takip edenlerdenim.Bu kadar okunmasını yüreğinde taşıdığı O derin ahlaki kaygıya bağlıyorum sdece daha uzağa atmak için okunu gerdirmeye gitmiştir

anzilha
anzilha - 10 yıl Önce

Fatma Hanım'ın tüm kitaplarını ve köşesindeki yazılarını beğenerek takip edenlerdenim, onun yazılarında insana dair, insani şeyler var, asil bir duruş, ciddiyet var .Okurlarına çok şey kazandırdığına inanıyorum ve keşke onu, formatını kendisinin hazırladığı bir televizyon programında görebilsek

fkgk
fkgk - 10 yıl Önce

bir aylık süre bana bir yıl gibi geldi gün aşırı onun yazılarını okumaya öyle alışmışımki,yeni şafağı tıklayıpta onun yazılarını okuyamamak çok dokundu.nihayet bugün yazısını görünce çok sevindim.birde yazmayı bırakmaktan filan bahsediyor ödüm koptu,sakın ha fatma ablamız, sensiz biz naparız,seni çok seviyoruz.

banner19

banner26