Yazar Kadir Tanır vefat etti!

Roman ve öyküleri ile tanıdığımız, sol kültürel hegemonya bahanesi ile belki de tanımadığımız Kadir Tanır 14 Aralık günü Maraş'ta vefat etti.

Yazar Kadir Tanır vefat etti!

İnsan olmanın, dost kalmanın, kardeş kalabilmenin yüklediği sorumluluklar vardır, dostlarımızın, kardeşlerimizin acılarını ve mutluluklarını paylaşmak gibi…

Acılar paylaştıkça azalır, mutluluklar ise paylaştıkça çoğalır.

Bir dostun acılarını paylaşmak, başsağlığı dileğinde bulunmak üzere gittiğimiz taziye evinde tanış(tırıl)mıştık Kadir Tanır ile yıllar önce, baba yurdu Kahramanmaraş’a döndüğüm 1996’da…

Şimdi ise yüreğimiz büyük bir dostu Kadir Tanır’ı kaybetmenin hüznü ile dolu….

Bu yürek yangınını söndürmek mümkün mü?

İlk tanıştığımızda Kadir Tanır ismi hiç de yabancı gelmemişti bana. Dergi koleksiyonlarım içerisinde özel bir yeri olan Mavera’ların ilk sayılarından itibaren okumuştum hikayelerini. Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt’la aynı dergide hikayeleri yayınlanan Kadir Tanır’ın Akabe Yayınlarının ilk kitap yayınları arasında yer alan bir de hikaye kitabı vardı “Alagün” diye…

Sonra aradan yıllar geçmiş ve Kadir Tanır ismine yayın dünyasının içerisinde olmama rağmen hiçbir yerde rastlamamıştım. Oysa Mavera uzun yıllar yayınını sürdürdüğü gibi orada yazan diğer isimler de birçok dergi ve gazetede yazı hayatını devam ettirmişti.

Bu nedenle olsa gerek Kadir Tanır ismi belleğimde hep bir müstear isim gibi algılanmıştı doğrusu o güne dek.

Taziye evinde tanış(tırıl)dığım Kadir Tanır, benim hikayelerini okuduğum Kadir Tanır olabilir miydi? Yoksa sadece bir isim benzerliği mi idi? Sormak en doğalı idi ve öyle de yaptım. Evet… O Kadir Tanır bu Kadir Tanır idi…

Karşılıklı  ziyaretleşmeler ile gördüm ki küskünlerimizden biri idi Kadir Tanır. Mimardı. Köy Hizmetleri Kahramanmaraş İl Müdürlüğünden yeni emekli olmuştu.

Üstelik bir zamanlar benim şu an dahi çalışmakta olduğum kurumda, belediyede de çalışmıştı.

Mütevazi bir büroda inşaat işleri ile uğraşıyordu ve onun hikaye yazdığını,  üstelik yayınlanmış bir kitabı olduğunu yıllardır aynı  odada çalıştığı iş arkadaşları dahi bilmiyordu. Aslına bakılırsa belki kendisi dahi unutmuştu.

Küsmüştü  çünkü… Kime, kimlere?…

Küsmek....

Kabuğuna çekilmek...

Bir yazar için ölümden de ağır bir kaderdir herhalde kalemi kırmak...

Ölümden beter bu kaderi yaşayanlardan biri olmuştu Kadir Tanır yıllar yılı...

Ülkenin sayılı hikayecileri arasında ismi sayılırken küsmüş, kabuğuna çekilmiş, aynı odada birlikte çalıştığı iş arkadaşlarından dahi kendini gizlemeyi başarmış... Hem de yıllarca...

Bu kent ne de çok küskün yetiştirmişti böyle…

Yüreği kocaman küskünler…

Cahit Zarifoğlu 1960’da “Inkılab”ı birlikte çıkarttıkları “Yoksul Mustafa”nın küsüp baba mesleği olan terziliğe dönüşünü “düşünen beynin bu ülkedeki kaderi” cümleleriyle dile getirmişti. Kadir Tanır da ilk kitabı “Alagün” ile ülkenin sayılı hikayecileri arasına girmişken küsüp çalıştığı resmi kurumda plan projeler çizerken “Yoksul Mustafa” ile aynı kaderi paylaşmış olsa gerek.

Tâ  ki bir taziye evinde adı açığa çıkıncaya dek...

Sanat takdir edilmediği yerden gider. Sanatçı da gitmese bile küser, kabuğuna çekilir. Toplum için üretebileceği eserler kendisi ile birlikte yok olur gider. Atalar boşa dememiş “marifet iltifata tabiidir” diye.. İltifat sanatkarın ekmeğidir, aşıdır. Toplum önderi olmaya, yönetici olmaya soyunanlar gönüllerinden sevgiyi, dillerinden iltifatı düşürmemelidir.

O mütevazi mimarlık bürosunda Kadir Tanır’la konuşmalarımız sanattan ve edebiyattandı hep. Mimarlık bürosunun havası değişmiş, yeni bir heyecan, yeni bir kıvılcım parlayıvermişti.

Bu sohbetler kısa sürede güzel sonuçlar verdi. Bir gurup arkadaşla birlikte Kahramanmaraş’ın kültür hayatına kazandırdığımız ve bir gazete ve derginin yanı sıra kitap yayıncılığı da yaptığımız Ukde Yayınları Kadir Tanır’ı harekete geçirdi. Tanır, ikinci hikaye kitabı “Güz Yağmurları”nı Ukde Yayınlarının 17. kitabı olarak neşretti.  Üstelik yeniden yazmaya, yarım kalan romanını tamamlamaya da karar vermişti.

Hikayelerinde bu ülke insanının trajik boyuttaki yalnızlığını dile getiren Kadir Tanır on yıl aradan sonra kalemi yeniden eline almış, yeni hikayelerin yanısıra “Kurtuluş” ve “Alkış” dergileri için denemeler de yazmaya başlamıştı. “Yedi İklim” ve “Kaşgar” da yayınlanan hikayeler yazarın üçüncü hikaye kitabı olarak “Savaş İmparatorluğu” adıyla 2004’de İz Yayıncılık tarafından kitaplaştırılır.

Yedi İklim’de bir dönem hemen her sayıda bir hikaye ile yer alan Kadir Tanır’ın dördüncü hikaye kitabı “Küskün” de yine Ukde Yayınları arasında “anı/öykü” altbaşlığı ile 2008’de neşredildi.

Sanat hayatının 40. yılında, ilk romanı yayınlanır. Adı

Şeytan Sarmalı”. Yıl 2006.

Eser Timaş Yayınlarından çıkmıştır. İkinci romanı “Sonsuz Uzun Ölüm” Karakutu Yayınları arasında 2008’de neşredilir. Roman birilerinin dikkatini çekmiş olmalı ki Türkiye Yazarlar Birliği’nce yazarına 2008 yılı en iyi romancısı ödülünü aldırır. Ödül dediysek gösterişli bir plaket o kadar… Ne var ki okurdan yine ses seda yok. Yazarın yayınlanan üçüncü romanı ise farklı bir arayışın sonucudur. “Suikast Selamlığı” adını taşıyan bu eser ise 2009’da İver Yayınları arasında neşredilir.

1953’de Maraş’ta doğup 13-14 yaşlarında geçirdiği menenjit hastalığı  sonucu kaybettiği işitme yeteneğinin yerine bahşedilen duyarlılıkla daha o yıllarda roman yazmaya başlar Kadir Tanır. Yıl 1967’dir. Okul gazetesi “Bilezik”te yayınlanan ilk hikayenin üzerinden tam kırk dört koca yıl geçmiş.

İşitme yeteneğini kaybedince lise birinci sınıfı tekrar etmek durumunda kalır. O yıldan itibaren dünya ile iletişimini artık dudak okuyarak, yetmediği durumlarda yazışarak yapacaktır. 1987 yılında ameliyatla sınırlı da olsa duyma yetisini kazanacaktır.

Geçirdiği hastalık sonucu kaybettiği işitme yeteneği ona başta yazmak olmak üzere bir çok yeni dünyalar kazandırırken okuma azmini kıramaz. Başlangıçta geçirdiği uyumsuzluk sorununu kısa sürede çözer ve tüm olumsuzluklara rağmen okulun derece alan öğrencileri arasında yer alır.

Resimde, müzikte, edebiyatta, matematikte ve sporun her dalında başarılı bir öğrencidir. Mehmet Tanır’ın ifadesi ile; “çok yönlü bir kişiliktir.”

1970-1971 eğitim öğretim döneminde Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünü derece ile, ilk on içerisinde yer alarak kazanır. 1976 da ise buradan üçüncülükle mezun olur.

Onüç yaşında “Toprak Ete Doymazdı” diye başladığı ve dosyalarda kalan romanını üniversite öğrencilik yıllarında  defalarca yeniden yazar.

1976’da Erdem Bayazıt’la tanışması ve Erdem Bayazıt’ın ısrarla hikaye yazmaya yönlendirmesi onu ülkenin sayılı hikayecileri arasına taşıyacaktır.

Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt gibi isimler tarafından yayınlanmakta olan edebiyat dergisi Mavera’da  ilk hikayesi yayınlanır.

Onüç yaşından bu yana roman yazan Kadir Tanır hikayelerini de tıpkı roman yazar gibi uzun uzadıya yazmaktadır.

İş hayatına 1976’da Kahramanmaraş Belediyesinde Mimar olarak başlayan Kadir Tanır, İmar Müdürlüğü ve Park ve Bahçeler Müdürlüğü gibi idari görevlerde dört yıl çalıştıktan sonra kendi isteği ile belediyeden ayrılarak Köy Hizmetleri İl Müdürlüğüne geçiş yapar.

Cahit Zarifoğlu’na göre Kadir Tanır’ın bu yeni görevi bulunmaz bir nimettir.

Hastalıkların Kadir Tanır’ın hayatında derin bir izi vardır. “Ben senin derdinle hoşem, el çek dermanından tabip” der gibi hastalıkların aklına ayıklık, hayatına çeki düzen, ilişkilerine ölçü getirdiğini söylemektedir.  13 yaşında menenjit hastalığı ile başlayan hastane hayatı, guatr ameliyatı, mide ülseri, bronşit, kulak ameliyatı ve bir dizi ameliyatın ardından gelen ilik nakli ameliyatından sonra 14 Aralık 2011’de Ankara’da noktayı koyar.

O şimdi sonsuzluk aleminde.

Cenazesi memleketi Kahramanmaraş’a getirilerek 16 Aralık Cuma günü Ulu Camiden dostlarının omzunda yükselerek Şeyhadil Mezarlığına kaldırılır...

Diller lâl şimdi…

Ruhu şâd olsun…


Serdar Yakar dualarla haber verdi

Güncelleme Tarihi: 19 Aralık 2011, 14:09
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet BAŞ
Mehmet BAŞ - 8 yıl Önce

allah rahmet eylesin. mekanı cennet olsun.

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 8 yıl Önce

Kadir Tanır beğenerek okuduğum yazarlar arasındaydı. Ne var ki, o da, merhum M.Akif Ersoy'un mısraına konu olmuş gibiydi: "Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir" söylemi onun yaşantısına da cuk oturuyor kanımca. Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun. Okuma vebali de okurların üzerine...

cetincanli
cetincanli - 8 yıl Önce

Biz ona aitiz ve tekrar ona döneceğiz.Serdar Yakar beye şairler ve yazarlar şehri Kahramanmaraş'ın bir değerini bu kadar güzel özetleyerek anlattığı için teşekkürler.Rabbim kalemine güç versin.

banner19

banner13