Yaşıyla değil duruşuyla ağabeydi Mehmet Akif İnan

M. Akif İnan, Türk düşünce/sanat/edebiyat ve hatta inanç tarihinde etkileri hissedilen ve muhtemeldir ki daha uzunca bir süre hissedilecek olan bir kuşağın önemli bir ismi. Ahmet Serin yazdı.

Yaşıyla değil duruşuyla ağabeydi Mehmet Akif İnan

Ana gayesi Osmanlı'yı tarih sahnesinden silmek olan 1. Dünya Savaşının galip devletleri, savaşın sonunda karmakarışık bir coğrafya ve yönünü yitirmiş bir Türkiye bıraktılar geride. Geride kalan coğrafya öyle karışıktır ki, geride kalan devletlerin olan biteni anlaması, kim olduklarının farkına varmaları uzun süre mümkün olmaz. Taşlar yerine oturmaz o zamandan bugüne.

Bu çalkantı hâlâ sürüyor; hâlâ birçok ülke kimlik krizi yaşıyor. Bu kriz, ülkenin öz evlatlarını kendi ülkelerine yabancılaştıran bir kriz. Bu krizi yaşamayan ülke olmadı Osmanlı bakiyesi devletlerde. Ama en büyük yabancılaşmayı Türkiye yaşadı kuşkusuz. Bu yabancılaşma, bir yönüyle hâlâ sürüyor.

Aradan geçen yüz yıllık zaman diliminde olan bitene kafa yoran, bu gidişatın farkında olanlar da yok değildi. Onlar, ellerinden geldiğince seslerini duyurmaya çalıştılar ama onları işitmesi gerekenler, muhtemeldir ki elde kalan son vatan da gitmesin diye, uygun zaman geldiğinde desteklerini vermek üzere bilinçli bir sessizlikle karşıladılar onları.

Bu gidişata yüksek sesle karşı çıkanlar arasında en önemli isimlerden biri de Necip Fazıl Kısakürek’ti kuşkusuz. Necip Fazıl, uzun süre tek başına kaldırdığı yerlilik bayrağını devredecek birçok isim bıraktı geride.

Güzel adamlardan biri

O isimlerin kimler olduğu, kendini bu dünyaya ait hissedenlerin malumu olduğu için burada fazlaca isim zikretmeye gerek yok ama bunlardan birisi, bu yazının konusu olduğu için onu anmamız gerekiyor: M. Akif İnan.

M. Akif İnan, Türk düşünce/sanat/edebiyat ve hatta inanç tarihinde etkileri hissedilen ve muhtemeldir ki daha uzunca bir süre hissedilecek olan bir kuşağın önemli bir ismi. Sadece bizim camianın değil, Türkiye’de hemen herkesin bir şekilde adını işittiği “yedi güzel adam”dan biri o.

M. Akif İnan, Urfalı olmasına rağmen Maraşlı bilinir. Bunun nedeni, okul hayatının Maraş’ta sürmesi olsa gerek. Maraş, onun hayatının dönüm noktalarından biridir. Gerçi M. Akif İnan daha Urfa’dayken belli bir politik bilince sahiptir ama içinde yer aldığı ekiple tanışması Maraş’ta olmuştur. Lisede okurken Urfa’dan Maraş’a sürülmesi, onun sanat ve edebiyat anlayışının gelişmesi ve siyasi çizgisinin netleşmesi açısından belirleyici olmuştur.

Tanıklıklardan biliyoruz ki M. Akif İnan, daha küçük yaşlardan itibaren belli bir istikamet izlemiş, ölümüne kadar da o istikametten şaşmamıştır. Bu anlamda onun hayatında sürprizlere yer yoktur. O, muhafazakâr doğmuş ve muhafazakâr biri olarak da son nefesini vermiştir.

Bir hazine buldum ki herkes bilsin

M. Akif İnan için belki de kendi iç dünyasında dönüşümlerden söz etmek mümkün. Bu dönüşümleri sağlayan da tasavvuftur.

Necip Fazıl’ın, şeyhi Abdulhakim Arvasi ile olan ilişkisi herkesçe bilinir. Necip Fazıl’da olduğu gibi, Yedi Güzel Adam’da da tasavvufla yakın temas vardır. Bu temasın en somut izlerini Rasim Özdenören’in “Denize Açılan Kapı” kitabında, Akif İnan’ın şiirlerinde görüyoruz.

Merhum M. Akif İnan da, arkadaşları arasında tasavvufla bağı en derin olan kişidir. Ehl-i tarik olduğu için ordudan resen emekli edilen kardeşi Mustafa İnan aracılığıyla tanıdığı Şeyh Molla Ali Arınci, tanışmalarından sonraki zamanlarda M. Akif İnan’ın yol göstericisi olacaktır.

M. Akif İnan, şeyhinin o kadar etkisi altındadır ve ona o kadar hayranlık duymaktadır ki, durmadan onu anlatmaktadır tanıdığı herkese. Hatta M. Akif İnan’ın şeyhini bu kadar uzun ve ısrarla anlatması yadırganıp kendisine bunun sebebi sorulduğunda, o, “Ben insanın hem dünyasını hem de ahiretini mamur edecek bir hazine buldum. Onu sevdiklerime haber veriyorum.” der ve yine büyük bir muhabbetle onu anlatmaya devam eder.

M. Akif İnan’ı tanıyıp anlamak için onun tasavvufla ve özellikle de şeyhi Molla Ali Arınci ile olan ilişkisi çok iyi bilinmelidir. Bu ilişki ve şeyhinin rehberliği sayesindedir ki M. Akif İnan, sendikacılığa adım atmış, en olumsuz şartlarda ve uzaktan yakından birçok saldırıya rağmen, sanki bugünleri görürmüş gibi, yılmadan çalışmıştır. Bu çalışmanın, bu vizyonun önemini fark etmek için, M. Akif İnan’ın sendikacılığa adım attığı yıllarda İslamcı camianın sendikacılığa hangi gözle baktığı iyi bilinmelidir.

Yaşıyla değil, duruşuyla ağabey

Hani bazı insanlar vardır ki, onları gördüğünüz zaman onlara bir şeyler yakıştırırsınız ya, Akif İnan da işte böyle kendisine bir şeyler yakıştırılan biridir. Onun çevresinde bulunup da onun bu halinin etkisinde kalmayan pek az kişi vardır. Yanında bulunan herkes ona karşı ister istemez bir hürmet beslerdi. Bu hürmetin dışavurumu da “Ağabey” sözcüğüyle tecelli ederdi. Akif İnan, yaştan bağımsız bir şekilde “Ağabey” idi. Bu nedenledir ki onun yanında bulunup da yaşça ondan büyük olduğu halde ona “Ağabey” diye hitap eden birçok insan bilinir. Ne ona ağabey diye hitap eden yaşça ondan büyük olanlar ne de yaşça ondan büyük olduğu halde ona ‘ağabey’ diye hitap edenleri görenler bu durumu yadırgardı. Bu, olması gereken bir şeyin tecellisi olarak değerlendirilirdi herkesçe.

Edebiyatta da muhafazakâr

Akif İnan, Urfa gibi geleneklerin hâlâ diri olduğu, sıra gecelerinde hâlâ Fuzuli’nin, Baki’nin, Nabi’nin gazellerinin okunduğu Urfa kültürüyle büyümüş ve bu kültürü ömrünce yaşamış bir edebiyatçıdır. O, şair ve denemeci kimliği ile bilinir herkesçe ama o Mavera dergisinde o güne değin yapılmamış bir şeyi yapmış bir edebiyatçıdır aynı zamanda. Mavera’nın eski sayılarını karıştıranlar ya da o dönemi yaşamış olanlar, derginin sayfalarında M. Akif İnan imzalı Divan edebiyatı metin tahlillerini görüp hatırlayacaklardır.

M. Akif İnan, kültür-sanat dünyasında solun tartışmasız egemenliğinin olduğu, Divan edebiyatıyla ilgilenenlerin alabildiğine küçümsendiği bir dönemde Mavera sayfalarında Divan şiiri tahlilleri yayımlamıştır. Bu çabanın, unutturulması için her koldan üzerine saldırılan bir mevziyi koruma çabası olduğu dikkate alınmalıdır. O günlerde Mavera sayfalarında verilen bu savaşın, bir mevziyi kurtarma savaşı olduğu bilinmeli günümüz kuşaklarınca ve elbette bu savaşın önemi takdir edilmeli.

Kudüs şairi

M. Akif İnan ve arkadaşlarının yaşadığı dönem, Türkiye’deki İslamcı hareketin bazen yok sayıldığı bazen de ağır saldırılara maruz kaldığı bir dönemdir. Ama onlar hem bu saldırılara göğüs gererler ve hem de yavaş yavaş mayalanan bir gençliğe ufuk kazandırmak için bir ayaklarını dünyanın her tarafına değdirirler. Nerede bir Müslüman varsa, onların kalp damarlarından biri de oraya bağlanır. O yüzden Yedi Güzel Adam’ın metinlerinde kah Afganistan görünür kah Açe. Yürekleri en çok sızlatan da Kudüs’tür. Bu sızı M. Akif İnan’ın dizelerinde “Mescid-i Aksa” şiiri olarak hayat bulur ve geride kalanlara bir ideal sunar.

Bizlere de bu idealı anlayıp üzerimize düşeni yapmak düşer velhasılı kelam. Mekanı cennet olsun.

 

Ahmet Serin, rahmet dileyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2016, 14:06
YORUM EKLE

banner19